# Ruhun Labirentleri - Kemal Sayar Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Ruhun Labirentleri kimin eseri? Ruhun Labirentleri kitabının yazarı kimdir? Ruhun Labirentleri konusu ve anafikri nedir? Ruhun Labirentleri kitabı ne anlatıyor? Ruhun Labirentleri kitabının yazarı Kemal Sayar kimdir? İşte Ruhun Labirentleri kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ruhun-labirentleri-kemal-sayar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-20T00:00:11+03:00
- Güncelleme: 2022-02-20T00:00:11+03:00
- Yazar: NASRETTİN GÜNEŞ
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/20/kemal-sayar-kimdir-kemal-sayar-kitaplari-ve-sozleri-157070.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Kemal Sayar 
 Yayın Evi: Timaş Yayınları 
 İSBN: 9786050812800 
 Sayfa Sayısı: 192 

Ruhun Labirentleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Bir medeniyetin mirasçılarıyız ve elbette hem Doğu'ya hem de Batı'ya söyleyecek sözümüz var. Ama bu sözü hınç ile söylemekten imtina ederiz. Kültürlerin birbiri içine aktığı bir çağda, 'biz,' esmerliğimizden utanmadan, fakirliğin sırtımıza bindirdiği yükten yüksünmeden dünyaya 'iyi şeyler' söyleyebiliriz, söylemeliyiz. Pergelin bir ayağını yaşadığımız medeniyetin kalbinde tutarak diğer ayağıyla dünyayı dolaşabiliriz. Değil mi ki kalbimiz vardır, insanlığa söyleyecek bir son sözümüz de vardır."

Kemal Sayar, psikiyatri-merkezli okumalar eşliğinde, 'ruhun labirentleri'nde 'bilgi'den 'hikmet'e uzanan bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. İnsan sayfalar arasında ilerledikçe görüyor ki Ruhun Labirentleri'nde yorulmaya değiyor...
(Tanıtım Bülteninden)

Ruhun Labirentleri Alıntıları - Sözleri
İnsan ölümle yüzleşecek kadar şanslıysa, hayatı bir imkan, ölümü de "imkanın artık mümkün olmaması" olarak değerlendirebilir ve hayatını son anına dek değiştirebileceğini farkeder.
Kelimeler ve yüz, zihni ifade ettiği kadar, saklayabilir de. Ama bu ifade veya gizleme her zaman örtüşmeyebilir. Kelimelerin bir şeyleri gizlemesi her zaman iradi bir durum değildir. Bir şeyi söze dökerken seçmediğimiz kelimeler vardır ve onlar ister istemez bir şeyi gizlerler. Bazı durumları söze dökmenin zorluğunu yaşadığımız anlar vardır...
Bilinç insanın derinliklerinden yardıma çağırdığı bir içgörü, farkındalık ve etik duyarlılığı birleştirmeli, geleneği bugünle buluşturarak yepyeni bir ruhla "asrin idraki"ne konuşmalıdır. İnsanlığın trajedisi, onu güçlü kıldığını sandığı vasıtaların (bilim, teknoloji vb.) aynı zamanda onun kuyusunu kazması, onun güçsüzlüğünün sebebi de olmasıdır. İradenin krizi insanın ancak kendi kendisi olması ile olgunlaşma ve olma cesaretini göstermesiyle aşılabilecektir.
Bilginin içinde gizlenen hikmeti açığa çıkarmaya dönük bir uğraşı, insanın yabancılaşmasını azaltıp onu özgürleştirecek bir nüveyi de içinde barındıracaktır.
İnsan seçim yapan bir varlıktır. Hazreti Âdem de bir seçim yapmıştı. Seçmek hür iradenin imtihanıdır. Kişi karar vermek suretiyle imkânların sınırlılığıyla yüz yüze gelir ve dünyadaki varlığının biricik olduğu efsanesi sarsılır. Seçim yapma ya da karar verme, kişisel sorumluluğu ve varoluşsal yalnızlığı kabullenmeyi gerektirir. Karar yalnız başına yapılan bir edimdir, o bizim kendi edimimizdir, kimse bizim için karar veremez. Karar vermek kişinin bir ve biricik hayatını bir muhasebeden geçirmesini gerekli kılar. Bu yönüyle sorumluluk iki kenarı keskin bir kılıç gibidir: Kişi hayat durumunun sorumluluğunu kabul eder ve değişmeye karar verirse, geçmiş hayatındaki enkazın da sorumluluğunu tek başına üstlenmek ve hayatını çok önce de değiştirebileceği gerçeğini kendi kendisine itiraf etmek zorunda kalır.
Rollo May kendi kendisine, "Yirminci yüzyıl insanının temel sorunu nedir?" diye sorar ve cevap verir: "Boşluk." insanlar neyi istediklerini ve neyi hissettiklerini bilmemektedirler. Arzu ve isteklerini bir kesinlik içinde yaşamadıkları için, kararsızlıktan ve özerklik yoksunluğundan yakınmaktadırlar. Aile ve aşk ilişkileri bozulmuştur, ama en başta, ilişki içinde oldukları kişiyi de içlerindeki boşluğu gidermeye matuf olarak benimsedikleri için, kişi o boşluğu doldurmadığında endişe ve öfkeye kapılırlar.
Reklamlar tüketiciye bir ürünle hayatlarına değişeceğini vadederler. Tüketici reklam edilen ürüne sahip olarak ya da onu tüketerek büyüsel bir dokunuşla dertlerinden sıyrılacak ve reklamdaki modelin yerini alacaktır. Reklamlar hayatlarından memnun olmayan insanlara hayat tarzı satmakta, bir ürünle birlikte ani ve yanılsamalı bir dönüşüm vaadinde bulunmaktadırlar. İnsanları bu yanılsamaya yönelten 'boş benlik'tir. Benlik ancak bir ürün bir ideoloji bir şöhret ya da maddeyi içine alarak onunla bütünleşerek açlığını gidermekte ve boşluğunu doldurmaktadır. Yoksa darmadağın olacak ve değersizlik duygusunun uçurumundan yuvarlanacaktır. Gerçek hayatlarından hoşnut olmayan kişiler için tüketmek yeni bir kimlik, yeni bir hayat edinmektir.
Kişi ancak ötekine emniyet etmekle yalnızlığa tahammül edebilir.
Çatışma şurada: İnsan özfarkındalık, özgürlük, olgunluk ve sorumluluk yönünde çabalama ihtiyacına mı karşılık verecek, yoksa çocuk kalarak ebeveynlerinin yahut ebeveynlerinin yerini tutacak başka otorite figürlerinin himayesine mi sığınacak?
Gerçek hayatlarından hoşnut olmayan kişiler için tüketmek yeni bir kimlik, yeni bir hayat edinmektir. Doğru diş macununu kullanmak ya da güçlü bir siyasi liderle özdeşleşerek, tüketici kişi benliğini büyüsel bir biçimde dönüştürür, farklılaştırır.
Sanat mı hayatı taklit eder, yoksa hayat mı sanatı? Sanatsal yaratı bilinçli bir şifa girişimi midir, kişinin kendi yaralarını bir metin üzerinde teşrih masasına yatırdığı ve kendisini iyileştirmeye soyunduğu bilinçli bir girişim midir, yoksa yazar bilinçaltının nereye isterse oraya sürdüğü bir zavallı binek midir?
İnsanları bir araya toplayıp benzerlikler esasında tasnif etmeye yeltenen bir bilim anlayışına karşı, insanın biricikliğine vurgu yapan ve farklılıkları gözeten bir alternatif anlayış geliştirilemez mi?

Ruhun Labirentleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Beğenmedim: Hayatımda ilk defa Kemal Sayar okudum. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümünü okuduğum için sürekli karşıma çıkıyordu. En sonunda aldım ve herkesin söylediği gibi mi cidden dedim ama benim için öyle olmadı. Biraz hayal kırıklığı gibiydi. İlk basımı 2017 yılında olmasına rağmen çok fazla eski kelimelerden vardı. Bir paragrafı anlamak için tek tek kelimelere bakmaya çalışmıştım. Basımı eski olsa anlardım bu durumu ama güncel bir basımda halkın anlayacağı bir dili kullanmak daha faydalı olur diye düşünüyorum. Son olarak da çok fazla yanlı bir tutum sergilemiş. Sürekli Batı'yı yerip Doğu' yu güzelleştirmiş. Elbette batının kötü özellikleri var (örn, sömürge) ve yine elbette doğunun güzel özellikleri var (aidiyet duygusu). Ama objektif bir şekilde yaklaşılmamış ve bir psikolojik kitaptan objektifliği beklerdim. Diğeri de Müslüman ve diğer dinler ayrmıydı. Bunu da çok fazla öne sürmüş. Psikolojiye merak saran yabancı uyruklu biri okusa belki nefret edebilir. Bu kadar kesin çizgilerle diğer dinleri karşılaştırıp yermek hoş değildi. Bir ara tekrar şans verip bir kitabını daha okuyabilirim. Ama şimdilik bu kadar (Sultan şen) 
Psikolojik terimlerin bolca kullanıldığı, okurken anlamak için pür dikkat edilmesi gereken bir eser. Akıcı hikaye tarzı eser sevenleri yoğun bilgi içeriğinden sıkabilir. Toplum, birey ve kültür üzerine birçok etkenin etkisini bilimsel delilleri ile sunan bir eser. (Bahadır) 
Olumsuz: Güzel beklentilerle ve yazar hakkında da daha önceden hiçbir bilgim olmadan başladım aslında kitaba. Fakat okudukça yazarı merak ettim. Çünkü aslında belli edilmemeye çalışılsa da taraflı bir yaklaşım vardı. Okurken hep batı karşıtlığı, doğunun kültürünün övgüsü, batı kültürünün hep çeşitli kötü sonuçları ama doğunun aslında bilinmeyen güzellikleri... Başlarda bu batı eleştirisi hoş idi fakat zamanla, bilimsellikten uzaklaşıp/ bilimsel çalışmalara da seçici atıflar yapılıp meselenin istenilen yöne çekilmeye çalışıldığı gerçeğini bir bilim insanı olarak net bir şekilde gördüm. Bunu bilimsel çalışmalar yapmayan ve/veya yazarın yaklaşımını bilmeyen insanların kolay anlayamayacağı kanaatindeyim.

Aslında olumsuz kitap incelemeleri yapmayı zul görürüm. Bu incelemeyi de eserin intihar ile ilgili bölümü olmasa yapmayacaktım. Eserin genelinde kadının, hep vurgu yapılan doğu toplumları ve kültüründeki olumsuz yerine asla değinilmemiştir. Bunu kasıtlı bir değinmeme olarak okumadım, intihar kısmına gelinceye değin...

Dünyada erkek intihar oranları daha yüksek imiş. Güneydoğu'da, Sivas'ta, Kırıkkale'de ve özellikle de Batman'da yaşanan kadın intihar oranındaki fazlalık ise aslında modernleşmenin kadınlar üzerindeki etkisinin göstergesi imiş!!!!!!!!! Bu bölgelerde ve hatta tüm ülkemizde yaşanan kadın intihar ve ölümlerini değerlendirirken ataerkil toplumsal yapıya değinmeyen ve hatta bununla da yetinmeyip faturayı modernleşmeye çıkaran kişinin bilim insanı vasfı taşıması ve hatta psikiyatrist olması çok çok üzücüdür. Aslında, kadının artan farkındalığı ve haksızlık algısının bunda rolü büyüktür. Eserde açıktan kötülenen modernleşme, hep kötüyse ve iyi bir tek şey yaptıysa bile bu kadın aydınlanmasıdır.

İntihardan önceki bölümde, Cezayir'de kolonyalizmden muzdarip Müslüman halkın psikolojik ve örgütsel direnişinde önemli rol alan Frantz Fanon'dan söz ederken sempatimizi kazanan yazar, son bölümde tarafgirliğini iyice açık etmiştir kanımca. Cezayirli Müslüman halkın ve kültürünün onca ezilmişliği ile aslında güce karşı azınlığın yanında olduğu zannına kapıldığım ve ilerici gördüğüm yazar, son bölümde kadın üzerindeki erkek zulmüne kat'a değinmeyerek tek derdinin 'kadim doğu kültürünün' yüceltilmesi olduğunu açık etmiştir.

Üzgünüm, yalnızca benzer 'doğulu' hassasiyetleriniz ve modernleşme ile dertleriniz varsa sevebileceğiniz bir eser. (Fulya) 

Kitabın Yazarı Kemal Sayar Kimdir?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Kemal Sayar, uzmanlığını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ana bilim dalında tamamlamıştır. Daha sonra sıra ile Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde ve Çorlu Asker Hastanesi'nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışmıştır. 28 Kasım 2000'de psikiyatri doçenti unvanı almıştır. 2000-2004 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri AD Öğretim Üyesi olmuştur. 2002 yılında McGill Üniversitesi'nde Tübitak araştırmacısı olarak ziyaretçi profesör unvanıyla bulunmuş ve transkültürel psikiyatri ve psikosomatik tıp alanında araştırmalar yapmıştır. Daha sonra Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde dört yıla yakın bir süre başhekim yardımcısı ve 13. Psikiyatri Kliniği Şefi , dört aylık bir süre de (vekil) başhekim olarak çalışmıştır. 2008 yılında profesör olarak Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine başlamış ve üç yıl sonra Marmara Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri anabilim dalına geçmiştir. Halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı başkanıdır. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmış, Açık Radyo'da ve daha sonra Star televizyonunda "Ruhun Labirentleri" isimli bir programı hazırlamış ve sunmuştur.TRT'de İnsanlık Hali adlı programı bir yıl yapmıştır. Yirminin üzerinde kitabı olan Sayar, edebiyatla da yakından ilgilenmektedir.

 

 

Kemal Sayar Kitapları - Eserleri
Sufi Psikolojisi
Ruh Hali
Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez
Hayat Teselli Bulmaktır
Her Şeyin Bir Anlamı Var
Özgürlüğün Baş Dönmesi

Yavaşla
Ruhun Labirentleri
Hüzün Hastalığı
Kalbin Direnişi
Terapi
Olmak Cesareti
Otoyol Uykusu

Merhamet
Kendine İyi Bak
Kültür ve Ruh Sağlığı
Bütün Şiirleri: Ricat - İki Güneş Arasında - Hızır ve Roza
Koruyucu Psikoloji
Şimdi Şehir İçin Kalp Zamanı
Beni Sessiz de Sevebilir misin?

Merhamet Devrimi
Kayıp Arkadaş
Psikolojiye Giriş
Sanal Aşk
Bütün Şiirleri
Ölümden Önce Bir Hayat Vardır
Ruh Hastalığını Anlamak

Ricat
Psikiyatri ve Kültür
İki Güneş Arasında
Hızır ve Roza
Bir Bilim Olarak Psikiyatri
Antipsikiyatri
Karanlıkta Görmek

İnsan Halleri
Başı Sınuklar İçin Kılavuz
Dünyaya Geldim Gitmeye
Ağ
Aile Olmak
Aşk ile Anı Seyretmek
Ruhun Derin Yaraları

Dijital Çocuk
Bir Kalbi Kırılmaktan Koruyabilsem
Aleme Bir Yar İçin Âh Etmeye Geldik
Hatıraların Evi– Günümüzde Aile
Melekleri Ürkütmek

Kemal Sayar Alıntıları - Sözleri
Belki de yeryüzünde hiçbir eş, sahip olduğu ilmi, Hz Peygamberin Hz Aişe ile paylaştığı kadar eşiyle paylaşmamıştır. Hiçbir eş de eşinden ilim almak için Hz Aişe kadar çaba göstetmemiştir. (Aile Olmak)
Hayatın trajedisi ölmek değil, yaşarken içimizde ölmesine izin verdiklerimizdir.
... ~... (Ölümden Önce Bir Hayat Vardır)
Eve geldiğinizde doğrudan odanıza gider, dertsizlik maskenizi takarsınız. (Koruyucu Psikoloji)
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl (Aşk ile Anı Seyretmek)
Müsaade ederseniz hayatımın bu bölümünde ağlayacağım. (Otoyol Uykusu)
Kendimizi özel hissettiğimizde, kendimize dair farkındalığımız azalıyor. Çok da uzağa gitmemize gerek yok. Yiyip içtiklerini sosyal medyada paylaşanlar, başka insanları kızdırabileceklerini çoğu zaman fark etmiyorlar bile. Sosyal paylaşım siteleri kıskançlık ve özenme için elverişli bir platform oluşturuyor. 2013’te Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre, kişinin son zamanlarda kıskançlık hissettiği durumların yüzde 20’sinin Facebook yüzünden olduğu ortaya çıkmış. Bu kıskançlıkların çoğu diğer kişinin görüntüsü, yaptığı tatiller ve sahip olduğu sosyal hayattan kaynaklanıyor… Nihayetinde kıskançlık. hayattan alınan keyif ve tatmin duygusunu azaltıyor (Ağ)

Kişiler ahlaki tutarlılığı önceleyen bireyler olmaktan çıkarak başkaları tarafından beğenilmeyi önceleyen bireylere dönüşür ahlaki olarak doğru olanı yapmak yerine başkalarını cezb ederek onların beğenisini kazanmak hayatın temel amacı olur (Kültür ve Ruh Sağlığı)
Senden geriye, senin güzelliğine, doğruluk ve iyiliğine tanıklık eden sözler kaldı. Zaten bir söz, iyiliğe tanıklık etmiyorsa neye yarar ki? Senden sonra üstümüze çok yağmurlar yağdı, olmadık zamanlarda bir üşüme tuttu bizi ve dedik ki “Biraz yağmur kimseyi incitmez”. (Bütün Şiirleri: Ricat - İki Güneş Arasında - Hızır ve Roza)
Senden sonra ruhum hep aksayarak yürüdü. Bu gurbetin bir gün biteceği hakikati içime ağır bir taş gibi çöreklenip kaldı. Hayatın daimi bir daüssıla, sevmenin özlemek olduğu bilinci ruhuma otağ kurdu. (İki Güneş Arasında)
Diğer insanlara yakın olmanın zarar görmek anlamına geldiği bir ortamda benmerkezci anlayış gittikçe yükselir. (Terapi)
Soru sormaktan kaçınmak verilebilecek cevapların en kötüsüdür (Bir Bilim Olarak Psikiyatri)
Saygının sadece kelimelerle değil, aynı zamanda vücut diliyle de ilgili olduğunu gösterin. (Koruyucu Psikoloji)
Gözlerimin önce ışığa alışması gerek. Riyakarlığa, tepemizde dolaşıp da yağmayan bulutlara. (Ricat)

Tek sırrı şu ki hayatın
İnsan Tanrı'yı özler (Ricat)
Öz anne babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir dünyada yaşıyoruz
NFK (Aile Olmak)
Bir yarayı, bir incinmeyi veya gönül kırıklığını
geride bırakmak ve hızla oradan uzaklaşmak isteriz. (Karanlıkta Görmek)
Günümüz insanı, internet öncesi zamanların ortalama insanının kuracağı ilişkilerin kat kat fazlasına sahip. Yine de bir türlü aradığını bulamıyor. İlişkiler hızlı başlayıp hızlı bitiyor. Sanal ilişkilerin çekiciliği belki en çok da buradan temelleniyor. Elde etme ve vazgeçme kolaylığından... İlişki kurmak ve bozmak artık çok kolay. (Sanal Aşk)
"Allah'ın halifesi olan insan, Allah'ın zât, sıfat ve fiillerinin en mükemmel şekliyle tecelli ettiği varlıktır. O, Allah ile âlem arasında, zâhir ile bâtın ara­sındadır (berzah). O bütün ilahi kemal manaları ken­disinde gerçekleştiren kişidir. Âlem bir ayna gibidir; insan-ı kâmil bu aynanın cilasıdır." (Sufi Psikolojisi)
Derin bir yasın tetiklediği öfkeden korkmak gerekir. (Merhamet)
“Ancak beni işitecek bir insanın varlığıyla sohbet mümkün olur.” (Hayat Teselli Bulmaktır)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ruhun-labirentleri-kemal-sayar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)