# Rüya Yorumları 2 - Sigmund Freud Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Rüya Yorumları 2 kimin eseri? Rüya Yorumları 2 kitabının yazarı kimdir? Rüya Yorumları 2 konusu ve anafikri nedir? Rüya Yorumları 2 kitabı ne anlatıyor? Rüya Yorumları 2 PDF indirme linki var mı?  Rüya Yorumları 2 kitabının yazarı Sigmund Freud kimdir? İşte Rüya Yorumları 2 kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ruya-yorumlari-2-sigmund-freud-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-02T04:00:27+03:00
- Güncelleme: 2022-04-02T04:00:27+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/02/sigmund-freud-kimdir-sigmund-freud-kitaplari-ve-sozleri-191254.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Sigmund Freud 
 Yayın Evi: İlya Yayınları 
 İSBN: 9789756070567 
 Sayfa Sayısı: 432 
--reklam--
Rüya Yorumları 2 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kitabın ilk bölümünde rüyaların oluşumunu, nedenlerini ve işlevlerini sorgulayan yazar tarih boyunca bu konuda yapılmış çalışmalardan alıntılar yapmaktadır. Tartışmalar uyku durumu ve uyanıklık durumu arasındaki ilişkiyi inceler. Kimine göre uyku durumu uyanıklı durumunun doğrudan devamı, kimine göre ise bu iki durum birbirinden tamamen bağımsızdır. Bölümün sonlarına doğru bu tartışmaları kendi psikanaliz yaklaşımı doğrultusunda özetler. Freud'a göre rüyalar insanın uyanık hayatında arka plana itilmiş, sosyal ve etik değerlerle kontrol altında tutulmuş veya bastırılmış düşünce ve duygularının uykuda bilincin rahatlamasıyla görsel açıdan ön plana çıkmasıdır...
--reklam--
Rüya Yorumları 2 Alıntıları - Sözleri
Deli bir karayelden başka bir şey değilim ama gözlerim bir şahininki kadar keskindir!!
Bir rüyanın yorumu her zaman tek oturumda halledilemez. Bazen bir çağrışımlar zincirini izlerken tüketiriz..
Eğer bu kitabı anlamıyorsan, kafasız olan kişi yazar değil, sensindir.
Artık işler yolunda, zor günler geçmişte kaldı; yine de güzeldi, hala gençtim..
Hiç kimse yeri doldurulmaz değildir! Geri dönen hayaletlerden başka bir şey yok; kaybettiklerimizin hepsi geri dönüyor..
En çılgınca olan rüyalar genellikle en derin olanlarıdır..
Rüyalar, nedensel ilişkileri sembolize etmek için özünde bir olan iki işlemden yararlanır..
Hughlings Jackson'ın da dediği gibi:" Rüyalar konusundaki her şeyi öğrendiğiniz zaman, delilik hakkındaki her şeyi öğrenmiş olacaksınız."
Cinsel olguları ve arzuları sembolize etme yeteneğinden yoksun hiçbir düşünce yoktur ..
Tek başına rüya yorumu, rüyada sembolize edilen şeyin gerçek olaylara ilişkin anılar değil, fantaziler olduğunu göstermez; ve analiz bize sadece bir düşüncenin içeriğini verir ve gerçekliğini belirlemeyi bize biralar. Rüyalarda gerçek ve hayali olaylar ilk bakışta eşit geçerliliğe sahipmiş gibi gözükür; sadece rüyalarda değil, daha önemli ruhsal yapılarda da bu böyledir.
... en çılgınca gözüken rüyalar genellikle en derin olanlardır. Tarihin her çağında söyleyecek bir şeyi olan ama bunu söyleyemeyenler, deli külahı giymeye gönüllü olmuştur.
İnsan uzaklaşmak ister, ama yerinden kımıldayamaz. Bir şey yapmak ister ve sürekli bir şekilde engellerle karşılaşır.
Rüyalar, arzularımızı gerçekleşmiş olarak göstermek suretiyle, bizi geleceğe yöneltir. Ama rüya sahibinin şimdiki zaman olarak görüntülendiği bu gelecek, yok edilemez arzu tarafından, geçmişin kusursuz benzeri kalıbına dökülmüştür.
Kendi rüyalarını yorumlayıp anlatmanın büyük bir özdisiplin gerektirdiği inkar edilemez..
--reklam--
Rüya Yorumları 2 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Payel'in iki cilt halinde okuyucuna sunduğu "Düşlerin Yorumu"nun ikinci ve son cildi olan bu eserin sonlarına doğru ruhçözümlemesinin bilimsel pencerede büyük adımlar attığını iddia eden Freud, bu iddiasını haklı çıkaracak düzeyde başarılı bir sistem modeli (Ψ-sistemi) ortaya koymuş ve bu sistemin temel hatlarını insan sinir sistemi üzerine kurmuştur. Hatta, kendisinin dahi açıklayamadığı bazı durumlar ("sistemdeki ajanların değişmez oluşuna karşılık sistemin sürekli değişim halinde olması" durumu) bugünün hücre kimyası bilgileriyle (sinaptik iletimin nasıl gerçekleştiğiyle ilişik) açıklanır hale getirilmiştir. Bu da Freud'un ortaya koyduğu "ruhsal mekan" olan Ψ-sisteminin bilimsel temellerde güvenilir olduğunu ortaya koymaktadır.
İncelemeye ruhçözümlemesinin ve tabii ki psikanalizmin bilimselliğine ilişkin bir açıklamayla giriş yaptım çünkü bu eserin son kısmı düşlerin ruhçözümsel izahına dairdi ve Freud'un kendisi de, kendi kuramını (belirli kesim tarafından) çürütülebilece(-ğine inanılan) fikirleri okuyucusuna sunarak bu baskıdan ruhçözümlemesinin nasıl kurtulabileceğini ifade eder. Daha önceki yorumlarımda belirttiğim üzere, bir kere daha belirtmek istiyorum ki, "bilimsel olan"ın temelleri incelendiğinde karşılaşacağımız postulatların kökünde mistik ve kurgusal düşünceler yatmak durumundadır. Zira, bilim evreni hiçbir zaman tam anlayamayacaktır ve bilim anlama yolunda çok az yol bile ilerlese, daha önceki bildiklerimizde (ve belki de ciddi şekilde inandıklarımızda) büyük hataların olduğunu ve sebeple değiştirilmesi gerektiğini görüyoruz. Mikro düzeylere inildiğinde maddenin klasik değil, kuantumsal davranış sergilediği; sayıların reel olmadığı zaman nasıl sınıflandırılacağı, bunun da ötesinde sanal alemdeki sayıların da reele doğru genişleyebilmesi ve böylece kuaternionların tanımlanması; ve daha fazlası. Bilim her daim yenilenme durumunda ve hiçbir buluş gelecekteki buluşun önünü kapayamayacak ve belki de o buluşa teslim olacaktır. Ben bilimsel felsefeyi belirli kalıpla düşünen fikrin, hem bu düşüncesini hem de psikanalizm ile ilgili düşüncelerini tekrardan revize etmesi gerektiğini düşünüyorum. Freud'un kuramında elbette üzerinde ciddi tartışılması gereken yerler var fakat bu tartışmalar Freud'u bilim insanı olduğu gerçeği değiştirmez. Bunu reddediyorsanız, genetik biliminin attığı her adımda yoğun tartışmaların olduğunu ve günümüzde genetik ile mnemik sistem arasındaki ilişkilerin irdelenmesiyle alakalı yürütülen çalışmaların da esasında bir kurgu olduğunu ve bu kurgudan yola çıkarak denemelerin yapıldığını, olumlu sonuçların büyük bir ilerleme olduğunu da tamamen reddetmeniz gerekecektir. Spesifik olarak genetik alanından bir örnek verdim, bu örnekler çokça arttırılabilir. En basit örneği de, laboratuvarı olan psikoloji bilimini adeta bilim-dışı bir eylem olarak görmek demektir, ruhçözümlemesini bilimin tamamen dıştaladığı bir alan olduğunu kabul etmek. Uzun lafın kısası; ruhçözümlemesi, bilim olma yolunda büyük adımlar atmıştır. Kuramı büyük noktalara taşıyan Sigmund Freud ise büyük bir bilim insanıdır.
kitap/duslerin-yorumu-1--91376 eserinin içeriğiyle ilişkili yaptığım incelemede, sözünü ettiğim noktalar bu eser için de aynı diyebilirim. Tekrara düşmemek adına, burada yinelemeyeceğim.
Çağrışım zincirleri üzerinden yer-değiştirme, iki ögeden birinin öbürünün yerine geçmesini ifade ediyor olup düşlerin belki de en önemli unsurlarından biridir. Düşlerimiz belirli ruhsal eylemler olmanın yanı sıra "itici güçleri" ile meydana gelirler ve bu güçler, doyum arayan isteklerimizdir. İsteklerimizin kökenine inen Freud, bir sınıflandırma yaparak her bir sınıfın örnek düşlerini gerek kendisinden gerekse danışanlarından verme cesareti göstermiştir. Düş düşüncelerimizdeki bastırılmış isteklerin düş ögesi haline dönüştürülme prosesinde "ruhsal sansür"ün meydana geldiği anlatılır. Freud, kendisini "her düş istek doyurma değildir!" diyen kitleye verdiği birkaç yanıttan bir tanesi de bu konuyla ilgili olmuştur. Yani Freud, düşümüzdeki "ruhsal sansürün", rüyalarımızın saçma ve anlamsız (görüngüsü) olmasına sebep olduğunu vurgular. Bunun yanında birtakım ruhsal malzemelere olan yoğunlaşma ve düşlerin duyusal imgeler biçimdeki temsiliyeti gibi durumlar, düşün anlamlı ve tabii ki de mantıklı olma yolunda katkı sağlayan unsurlardır. Söylediğimiz bu unsurlar düş ruhçözümlemesinin postulatları olarak ifade edilebilir.
Düşlerin asıl kışkırtıcısı, Freud tarafından sınıflandırılmıştır ve bu sınıflamaya göre bilincinizdeki (B) bir şey sizi düşe kışkırtabilir. Ancak bu kışkırtma, bir yardımcı-işlevi görür. Yani, esas anlamıyla ana merkezde bulunması gereken bilinçdışı (Bd.) istektir. Bu Bd isteğine ek olarak B katkıda bulunur ve karışık bir düş ile karşı karşıya kalırız. Peki ya biz her düşü yorumlayabilir miyiz? Freud'un bu soruya verdiği yanıt, ne yazık ki yorumlayamayacağımız yönünde. Bu duruma karşı da birtakım kişiler, yine bilimsel felsefeye dayanak göstererek Freud'u eleştirmeye çalışmış ancak unutulmamalı ki, Freud'un baştan beri üzerinde durduğu ruhsal mekanın zaten belirli kısmı hiçbir şekilde algıya gidememektedir. Bırakın algıya gitmeyi, mnemikten bilinçdışına dahi geçemeyecek düzeyde düşüncelerin olduğu söylenir. Bu sebeple her düşün yorumlanamayacağı ifadesi de haklı bir sebeple dile getirilmiş oluyor. Buna istinaden, her düşün tamamen ve katıksız doğru yorumlanması da bir noktada düşük ihtimaldir. Zira, size aktarılan (ya da sizin gördüğünüz) düşün belirli bir parçasını çözümlemeye gayret gösterdiniz. Akabinde, aynı düşten ikinci bir parçayı daha çözümlediniz. Bu iki parça arasındaki çözümlemeleri, özgürce (baskı altında olmadan) bağlantı haline getirmeye çalışacaksınız ve belki de bu "bağlantı" çabaları sizi bir sansür işleviyle asıl düş düşüncesine ulaşma yolunda zedeleyecektir. Bunun haricinde, düşlerin kendi ihtiva ettiği düşüncenin kendisi bir sansür işlevi görüyor da olabilir. Böyle bir durumda, düşü yorumlamak çetin hal alacaktır.
Çocukluk çağında görülen düşlerde, gündüz uyanıklık halinde bastırılmış isteklerin kışkırtıcı olduğu (Bd-Bö), yetişkinlikte ise sadece Bd'nın kışkırtıcı olduğu söylenir. Çocukluklara yönelik bu söylemin sebebi, tabiri caizse yaşam tecrübesinin kısıtlı oluşu ve Bd ile Bö arasında bir direnç enerjisinin doğmamış olmasıdır. Bu direnç enerjisi yükseldikçe (yetişkinliğe doğru) kışkırtıcı ana merkezin sadece Bd'ye kaydığı, uyanıklık durumlarındaki itici istek güçlerinin bu duruma katkıda bulunduğu söylenir. Freud, bu noktada ortaya koyduğu ruhsal mekanda (Ψ-sistemi) rahatlıkla anlaşılabilir şematize çizimler yapmıştır.
Freud'un düş yorumlamada bahsettiği simgelerin kökeninde, başta Wilhelm Stekel olmak üzere Otto Rank gibi isimlerin de olduğunu bu eserde öğrendim. Stekel, birçok rüya simgesinin evrensel olarak anlamı olabileceğini savunan ve bu bağlamda birtakım anlamları açıklayan biridir ve Freud birçok yerde kendisinden istifade eder. Ben bunlara genel olarak şöyle bir yorum getirmek istiyorum: Her düş simgesinin evrensel olduğu konusuna pek ılımlı bakamıyorum. Esasında bu ılımlı bakamama durumum, zamanla başka bir fikre dönüştü. Günümüzde de genetik alanının olası verdiği üzere, kalıtsal anlamda bellek aktarımının söz konusu olabileceği gibi, düş simgelerinin de bu aktarımın bir üyesi olduğu söylenirse, düş simgelerinin evrensel mana taşıdığı fikri ileri sürülebilir. Ancak bu fikri şuan net olarak ifade edemeyeceğimiz için "ılımlı yaklaşamıyorum" şeklinde bir yorum yaptım. Şayet az evvel değişen fikrim, genetik alanının yaptığı çalışmalar doğrultusunda doğrulanırsa Freud'un bu kuramının neredeyse kaç yıl öncesinden doğru temellendirmeler içerdiği ortaya koyulacaktır. Adeta, sinaptik iletim ile ilgili az evvel verdiğim bilgide olduğu gibi. Bunun ötesinde, bize garip gelecek bazı nesnelerin cinsel mana taşıması ile ilgili şunu belirtmek istiyorum ki, bu kişinin erken çocukluğuyla ilişkili bir konudur. Evrensellik konusuna katılamama sebebim buydu. Kişinin cinsel anlamda ilk öğrenimleri (gayri ihtiyari bir şekilde) o kişinin düşlerinde temel bir beslenme kaynağı oluşturmaktadır. Erken yaşta hoplayıp koşarsınız, merdiven kenarlarından kayarsınız, yaşıtlarınızla fark etmeden yakın temasta bulunursunuz,... bunlar bir araya geldiğinde ilk öğrenimler elde edilmiş olur ve erişkinlikte göreceğiniz birtakım düşler belki de bu döneme indirgenebilir. Ben bu yorumu, biraz da zorlayarak yapıyorum. Bu konuda Freud'u çok açık ve net bulamadım, hatta birtakım yerleri daha öncede bu konuyla ilgili yaptığım yorumlamalarda söylediğim gibi, tuhaflıkla karşıladım. Ancak Freud'u ne kadar çok okursanız ve ne kadar çok diline hakim olursanız, size saçma gelen fikirlerinin zamanla mantıklı gelmeye başladığını görürsünüz. Bu zor bir evre çünkü Freud'un bazı düşüncelerini tam istediği gibi aktarabildiğini düşünmüyorum. Bazı yerlerde de, açıklaması gerektiği halde açıklamadan üzerinden geçtiğini düşünüyorum ve bu anlamda okuyucusunu da kızdırıyor.
İncelememi şu şekilde bitirmek istiyorum ki; Charcot gibi bir hocadan eğitim almış, tıp fakültesi mezunu olan Freud, kuramındaki fikirlerin neredeyse önemli hatlarını bilimsel temellere oturtmaya gayret göstermiştir ve bu anlamda geniş bir literatür taraması yapmıştır. Bilhassa, Freud'un kaynaklarının zenginliğini, mitoloji, felsefe (bu eserinde bilhassa Nietzsche), tarih, edebiyat gibi alanlardan yaptığı benzetmeler ve alıntılarla fark ediyorsunuz. Kendisi durmadan araştırma durumundadır ve ilgilendiği konuyla ilişkili kimin ne söylediğini, her halükarda oturup irdeleyen biridir. Düşlerin yorumlanması, bu iki ciltlik eser içerisinde anlatılmış ve ben gayet başarılı olduğunu düşünüyorum. Düşteki simgeler konusunda biraz olumsuz ve genelde olumlu konuşsam da, kafamda bazı örneklerdeki anlam verememe durumlarım söz konusu. Bence bu anlam verememe durumunu ortadan kaldıracak tek şey, kişinin kendi bu konu üzerinde kafa yormasıdır. Umarım bu yorgunluk, Freud'u anlamak adına değer. Çünkü, bu anlamda kendisine hak vermeseniz bile, Freud'un adeta "ruhçözümlemesi devrimi" gerçekleştirdiği söylenebilir. Bu devrim ile de bilimsel felsefenin temellerine yönelik kırıcı bir ışık tutarak temellerin genişletilmesine dair büyük bir talepte açıkça bulunmuştur. Bize düşen, bu görkemli talebin perde arkasında yatan çalışmaları hayranlıkla seyretmek ve yeri geldiğinde kendimizce geliştirmektir. (Yusuf Bozdağ) 
Her rüya gördükten sonra aklıma gelen en faydalı Freud eseri .... Gece gördüğüm rüyadan sonra sabah altını çizdiğim kısımları tekrar okuduğum muhteşem kitap. Freud ‘a göre rüyada uyanık belleğimizin ulaşamadığı ve onları hatırlamadığı bilgilere ulaşırmışız çünkü; düşler hiperamneziktir. Basitleştirirsek rüyada sevdiğin bir ortamda yanında birini gördüğünde bilinçaltımız bize o gördüğümüz kişiye güvendiğimiz mesajını verir. Herkese 1000 puan verip genelde 0 ‘a düşüşlerini gözlemleyen benim için birine güvenmek çok kıymetlidir. (EDA POLAT) 
Merhaba. Uzun bir süredir okuduğum ve anlamaya çalıştığım kitabı bugün bitirdim. Bu kitap için inceleme yazma gibi bir iddiam olmadığı için daha çok Freud okuma sürecime az da olsa değineceğim. Belki okumak isteyenlere de bir fikir olur.
Öncesinde birçok kitabını okudum ama kronolojik okumuyordum. Bu yüzden bağlantılar kopuktu bende. Sonra en baştan okumaya karar verdim. Her ne kadar Histeri Üzerine İncelemeler'i ilk kitabı olsa da Rüyaların Yorumu 1'den başladım. İlk kitabını okuyup uzun süre erteleme gafletine düştüm ikinci kitabı için. Neyse ki bugün itibariyle bitirdim diyebiliyorum fakat bunu demek de iddialı olur. Bir word dosyası açıp ilk kitaptan itibaren makale makale ayırmayı düşünüyorum. Çok kısa notlar alıp devam edeceğim.

Ufacık bahsetmek gerekirse Rüyaların Yorumu kitapları, Freud'un, rüyaların günlük yaşamdan, fiziksel durumdan ve bilinçdışına bastırılan yaşantılardan kaynaklandığını birçok kanıtla ve düşünürlerin referanslarıyla anlattıklarını kapsıyor. Bu kitapları okumak size kendi rüya sürecinizi keşfetmek konusunda bir içgörü kazandıracaktır. Bu içgörünün üzerine koymak, tekrar tekrar okumak size kalmış, çünkü bir kere okuyup rafa konacak bir kitap değil. Ben de bu sürece atılan herkes gibi elimden geleni yapacağım anlamak noktasında. Freud okumadan Freud'dan bahsedenlerden olmamak dileğiyle! Kitaplarla kalın. :) (nida) 
--reklam--
Rüya Yorumları 2 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Sigmund Freud - Rüya Yorumları 2 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Rüya Yorumları 2 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Sigmund Freud Kimdir?
Sigmund Freud ( nüfus kaydında Sigismund Scholomo Freud) (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugün Çek Cumhuriyeti) - ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz öğretisini geliştirmiş olan Yahudi kökenli Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikoanalitik Kuram'ın kurucusudur...
Orta seviye bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldıklarında, Freud henüz 4 yaşındaydı. 1938 yılına kadar burada yaşadı.
Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi. Başarılı bir öğrenciydi. Başlangıçta istemediği halde Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek tıp okumaya karar verdi.
Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı, okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girdi, burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 1881'de tıp öğrenimini bitirdi. 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1884'de kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirildi. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşfetti, anestezik niteliklerini ise sezinledi. (Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı bunların başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer.)
Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gitti, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanında staja başladı. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemledi. Charcot'dan çok etkilendi. (Yaşamım ve Psikanaliz 'de Charcot'ya ne kadar düşkün olduğu görülür) Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirdi ve 1886'da yayımladı.
1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gitti. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilendi. Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başladı. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlendi. Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uyguladı. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirdi.
Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçti. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'nun Salı Günü Dersleri adlı kitabının çevirisini, savunma psikonevrozları üzerine bir makaleyi ve saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi Breuer ile ortaklaşa hazırladı. Ancak tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler hoş karşılanmadı. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.
1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girdi ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başladı. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırdı. Histerinin cinsel etiyolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açtı. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, hayatı üzerinde önemli etkiler yarattı. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karıştırmak istemediğinden, kişisel kayıtlar bırakmamış, birçok yazışma ve mektubunu ölümünden önce yakmıştır.) Hayatının 10 yıl süren bu döneminde, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kaldı. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırdı. Bu sürecin sonucu olarak 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düşlerin Yorumu (iki cilt) adlı eserler ortaya çıktı.
1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıydı, Yaşamım ve Psikanaliz kitabında buna büyük yer verdi. Ancak bu tarihten önce bile Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", adı altında başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya toplandılar. 1904'de E. Bleuer'le yazışmaya başladı. 1907'de Bleuer'in asistanı Carl Gustav Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürih'te Freud Derneği'ni kurdu. Bu Freud için büyük bir başarıydı, zira psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı. Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katıldı ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk etti. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya Vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımladı.
1923'de kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı kondu. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat oldu. Sürekli protez takması gerektiğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çekti. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşti. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam etti.
Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamış, hepsini yakmıştır. Bu nedenle, Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarıldı.
Eserleri [değiştir]

Zur Psychopat­hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa­mın Psikopatolojisi)
Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)
Über Psychoanaly­se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)
Totem und Tabu (Totem ve Tabu)
Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)
Unbehagen in der Kultur (Uygarlı­ğın Huzursuzluğu)
Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)
Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)
Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, 1905
Der Witz und seine Beziehung zum Unbewussten, Nükte ve Bilinçdışı'yla İlişkisi, 1905
Psikanalizin Tarihçesi, 1914
Psikanalize Giriş Dersleri, 1917
Yaşamım ve Psikanaliz, 1925
Tutukluk, Semtom ve Korku, 1926
Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927
Kültür İçindeki Huzursuzluk, 1930
Psikanaliz ve Uygulama,
Psikanaliz Üzerine,
Olgu öyküleri
Histeri ile Mücadele
--reklam--
Sigmund Freud Kitapları - Eserleri
Kitle Psikolojisi
Psikanaliz Üzerine Beş Konferans ve Psikanalize Toplu Bakış
Uygarlık Toplum ve Din
Amatör Psikanalizi
Sevgi ve Cinsellik Üzerine
Olgu Öyküleri 1
Olgu Öyküleri 2
Totem ve Tabu
Psikanaliz Üzerine
Nevrozlar - Psikanalize Giriş 2
Cinsellik Üzerine
Rüyaların Yorumu
Kokain
Bir Yanılsamanın Geleceği, Neden Savaş
Grup Psikolojisi ve Ego Analizi
Haz İlkesinin Ötesinde
Psikoloji Kanalize Ederek Psikanaliz Kuramı
Arzu Dürtü ve Çatışmaları Açığa Çıkarma
Bilinçaltı
Ruh Çözümlemesine Giriş Konferansları
Günlük Yaşamın Psikopatolojisi
Uygarlığın Huzursuzluğu
Cinsiyet ve Psikanaliz
Kültürdeki Huzursuzluk
Niçin Savaş?
Yaşamım ve Psikanaliz
Seçme Yazılar
Terapi
Endişe
Rüya Yorumları 1
Rüya Yorumları 2
Psikanaliz ve Uygulama
Psikanalize Giriş Dersleri
Ket Vurma
Musa ve Tektanrıcılık
Psikopatoloji Üzerine
Kendi Kendine Psikanaliz
Narsizm Üzerine ve Schreber Vakası
Mutluluk Dediğimiz Şey
Davranış Bozuklukları ve Tedavisi
Çocukta Fobinin Analizi
Yanılgılar ve Düşler Üzerine
Bir Çocukluk Nevrozu Hikayesi
Bir Genç Kızın Günlüğü
Freud - Jung Mektuplaşmaları
Psikanalize Giriş
Espriler ve Bilinçdışı ile İlişkileri
Dinin Kökenleri
İsteri Üzerine Araştırmalar
Psikanalitik Hastalık Öğretisi Hakkında Yazılar
Metapsikoloji 1
Metapsikoloji 2
Metapsikoloji 3
Metapsikoloji 4
Psikanalize Giriş
Psikanalize Giriş
Cinsel Yasaklar Ve Normaldışı Davranışlar
Sanat ve Sanatçılar Üzerine Notlar
Bir Histeri Vakası Analizi
Psikanalize Yeni Giriş Dersleri
Psikanaliz Açısından Edebiyat
Kültürel Cinsel Ahlak ve Modern Sinirlilik
Sanat ve Edebiyat
Aşkın Psikolojisi
Histeri Üzerine Çalışmalar
Metapsikoloji Haz İlkesinin Ötesinde Ego ve İd ve Diğer Çalışmaları
Ruh Çözümlemesine Yeni Giriş Konferansları
Ruh Çözümlemesinin Tarihi
Freud'un Mektupları
Psikanaliz Üzerine
Bakirelik Tabusu
Otobiyografi
Psikanaliz Üzerine Vakalar
Bilinçsizlik ve Psikanaliz
Siz Deli Misiniz?
Einstein’a Mektup
Psikanaliz
Eşeysellik Kuramı Üzerine Üç Deneme
Savaş ve Ölüm Üzerine
Bir Yanılsamanın Geleceği
Yas ve Melankoli
Rüya Psikolojisi
Leonardo da Vinci
Bastırma ve Bastırılanın Geri Dönüşü
İçgüdüler ve Baskılama
Espri Sanatı
Din
Takıntı Üzerine
Bilinçsiz-Olan
Anksiyete Üzerine
Psikanalizin Ana Hatlari
Totem ve Tabu - 2.Cilt
Kadın Cinselliği Üzerine
Ego ve Id
Bilinç Dışı
Bilinçaltını Keşfetmek
Sevgi Məktubları
Her İnsan Gördüğü Rüyanın Tabiridir
Aforizmalar
Sanrı ve Düş
Tutukluk Semptom ve Kaygı
Ruhsal Kimlik
Doğuştan Gelen Sapkın Eğilimler
Dora
Kendini Koruma İçgüdüsü
Psikanalitik İlerlemenin Önündeki Engeller
Psikanaliz ve Telepati
Cinsel İstismar - Psikoloji Serisi
Ensest
Yasaklar ve Normal Dışı İstekler
Gizemli
Düşüncelerin Sınırsız Gücü
Kadın Eşcinselliği
Totem ve Tabu Barbarlar ile Nevrotik Kişiliklerin Zihinsel Yaşantılarındaki Benzerlikler (Cep Boy)
Arzular ve Çatışmalar
Sexualleben
Введение в психоанализ
Sanat ve Psikanaliz
Erkeklerin Cinsel İçgüdüsü
Ketlenmeler, Belirtiler ve Anksiyete
Ego ve Kimlik
Libido ve Narsisizm
Cinsiyetler Ayrımı
Mədəniyyətin sancıları
Totem ve Tabu
Aşkın Psikolojisi
--reklam--
Sigmund Freud Alıntıları - Sözleri
Devletlerin, bireyleri kötülükten alıkoymasının, kötülük yapmayı ortadan kaldırmak amacından değil, onu tıpkı tuz ve tütün gibi tekeline almak amacından doğduğu düşüncesine kesin bir biçimde inanılabilir. (Cinsiyet ve Psikanaliz)
Kadınlar, özellikle de güzelseler, nesne seçimlerinde kendilerine dayatılan toplumsal kısıtlamaların bedeli olan belli bir kendiyle yetinme geliştirirler. Kesin konuşmak gerekirse bu türden kadınların erkeklerin kendilerine yönelik sevgileriyle kıyaslanabilecek yoğunlukta sevdikleri tek şey yalnızca kendileridir. Gereksinimleri de sevme değil ama sevilme doğrultusundadır ve bu koşulu yerine getiren erkek onların onayını kazanan kişi olur. (Metapsikoloji Haz İlkesinin Ötesinde Ego ve İd ve Diğer Çalışmaları)
Bastırma bireysel çalışır; bastırılmış olanın her bir türevi kendine özgü bir yazgıya sahip olabilir; biçim değişikliğinin fazlası yada azı başarının sonucunu tamamıyla değiştirebilir (Bastırma ve Bastırılanın Geri Dönüşü)
Biz ölümün yaşamın tek amacı olduğunu iddia etmiyoruz; ölüm kadar yaşamın da olduğu gerçeğini gözardı etmiyoruz. (Ruh Çözümlemesine Yeni Giriş Konferansları)
Bilinçaltında "hayır" sözcüğü olmadığını, zıtlıkların bir araya geldiğini biliyoruz. Reddetme ancak bastırma sürecinde ortaya çıkıyor. (Bir Çocukluk Nevrozu Hikayesi)
Psikanaliz bize baba kompleksi ile Tanrı inancı arasında yakın bir ilişkinin bulunduğunu ;bize kişisel bir Tanrı'nın psikolojik yönden yüceltilmiş bir babadan başka bir şey olmadığını göstermiştir ve her geçen gün genç bireylerin babalarının otoritelerinden kurtulduklarında dinsel inançlarını nasıl kaybettiklerine dair yeni kanıtlar sunmaktadır. (...) (Leonardo da Vinci)
Mutlu kişiler düş kurmaz, bunu ancak yeterince doyuma ulaşmamış kişiler yapar. Doyuma kavuşturulmamış, düşlemlemenin itici güçleridir ve her düş belli bir isteğe doyum sağlama çabası ve böyle bir doyumu ondan esirgeyen gerçek'i değiştirme girişimidir. (Sanat ve Sanatçılar Üzerine Notlar)
Olgunluk hazzı erteleyebilme kabiliyetidir. (Aforizmalar)
fakat bekâret bir tabunun, dinsel olarak tarif edilebilecek bir yasağın konusu haline gelmiştir. (Bakirelik Tabusu)
Temelde kırıcı olan bir düşünce belli bir yoğunluk seviyesine ulaşır ulaşmaz çekişme aktifleşir ve bu kesinlikle bastırmaya yol açar. (Bilinç Dışı)
Çocukluk çağında hiçbir gereksinimin bir babanın korumasına karşı duyulan gereksinimin kadar güçlü olabileceğini sanmıyorum (Kültürdeki Huzursuzluk)
Birbirleriyle uzlaşması zor çelişkilere düşüyorsunuz.. (Bir Yanılsamanın Geleceği, Neden Savaş)
"Efsaneye göre insan denilen varlık, kadın ve erkek olarak iki parçaya bölünmüştür; o zamandan beri aşk yoluyla birleşmeye çalışmaktadır" (Cinsellik Üzerine)
"Tam da hastalanacak zamanı bulmuştur büyük anne. Hastamız, sevdiğini, böylesine özlemişken..." (Psikanaliz ve Uygulama)
Ve her zaman öylesine güçsüz kalırdım ki, içimi yakıp kavuran tutkuları dışa vuramazdım. Dolayısıyla hep baskıladım kendimi, sanırım bu da halimden belli oluyor. (Yaşamım ve Psikanaliz)
İd'de içgüdüye düşen rolü ego da algı oynamaktadır. Ego tutkuları ihtiva eden id'in tersine, mantık ve sağduyu olarak adlandırılabilecek olan şeyi temsil etmektedir. (Ego ve Id)
herkes kendi hayatı üstünde hak sahibidir...' (Mutluluk Dediğimiz Şey)
Ama sorarım size, insanlar ellerine geçirdikleri bir şeyi ne zaman karmakarışık, ne zaman eciş bücüş bir duruma sokmamıştır? (Kendi Kendine Psikanaliz)
Sanki bilinçli olanın direnci, kökensel bastırılmış olandan uzaklaştırılmalarını sağlayan bir işlev görür. (Bastırma ve Bastırılanın Geri Dönüşü)
"Doğa, göründüğü kadarıyla bizi soğukkanlılıkla, zalimce, amansızca ve olasıdır ki tam da bizim doyum sağlamamıza yol açmış şeyler aracılığıyla yok eder." (Bir Yanılsamanın Geleceği)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ruya-yorumlari-2-sigmund-freud-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)