# Rüyalar Sarayı - İsmail Kadare Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Rüyalar Sarayı kimin eseri? Rüyalar Sarayı kitabının yazarı kimdir? Rüyalar Sarayı konusu ve anafikri nedir? Rüyalar Sarayı kitabı ne anlatıyor? Rüyalar Sarayı PDF indirme linki var mı?  Rüyalar Sarayı kitabının yazarı İsmail Kadare kimdir? İşte Rüyalar Sarayı kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ruyalar-sarayi-ismail-kadare-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-09-08T06:00:04+03:00
- Güncelleme: 2022-09-08T06:00:04+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/09/08/ismail-kadare-kimdir-ismail-kadare-kitaplari-ve-sozleri-307266.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: İsmail Kadare 
 Çevirmen: Alev Abacı 
 Yayın Evi: Kyrhos Yayınları 
 İSBN: 9786054232864 
 Sayfa Sayısı: 176 
--reklam--
Rüyalar Sarayı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İsmail Kadere, rüyaların ve gecelerin sırrını ele alan kitabında, bilinmezliklerle dolu bürokrasinin gizli dünyasını yansıtırken birçok eleştirinin hedefi hâline geldi ve “Rüyalar Sarayı” adlı romanı rejim düşmanı ilan edildi.

Devlete büyük hizmetlerde bulunan şanlı bir ailenin torunu olan Mark-Alem, hayal edebileceğinden daha gizemli, daha güçlü ve daha korkutucu bir kurumda işe başlar ve üst düzey gücün iç içe geçmiş yakarışları içinde yavaş yavaş, hâkimi oluncaya kadar yükselir. İmparatorluğun ve zorba hükümdarın kaderinin çözümlenebileceği tek yer burasıdır. 

Bir yığın dehşet verici sır içinde, gülen gözlerin arkasından kuşkunun yaydığı ışıkla günleri paylaşan iş arkadaşları, öğle molalarında bile konuşmaya çekinen memurları ve karanlık koridorlara açılan dehlizleriyle, tüyler ürpertici “Rüyalar Sarayı”nın kapıları açılıyor…

Anlatıp durdukları bu yer, büyüleyici ismine rağmen, aslında kör, ölümcül, zalim bir mekanizma mıydı? Mark-Alem eline geçen ilk rüyanın gizemini çözmeye çalışırken sonuçlarını ne zaman görebilecek?
--reklam--
Rüyalar Sarayı Alıntıları - Sözleri
"Hiçbir şey göründüğü kadar basit değildir."
...işler çok karışık ve göründüğünden çok farklı.
Adeta dipsiz kuyu.
Ve sana 1gün söylediğim gibi,
biz 1kaç rüya ve bulanık uyku sisi dışında başka 1şey bilmiyoruz...
...Tüm dünya uzun süren 1hastalık atlatmış gibi soluk ve renksizdi.
...
Hayata, insanlara, her şeye ne olmuştu???
..."Ve bu kadar zaman geçmesine rağmen aydınlığa kavuşan 1şey olmadı, hatta iyice arapsaçına döndü."...
...Yanlış yorumlanan 1rüya her şeyi altüst edebilir, anladın mı???
..."Mantıklı 1dünyada saçma olurdu," dedi Kurt. "Bizim dünyamız içinse gayet olağan."...
...Her şey anlaşılmaz derecede bulanıktı...
...'Ah, hayat 1rüyadır,'...
...İçinde özellikle mukadderat, dalgınlık ve yorgunluk barındırıyordu...
...Dünya o kadar gri ve sıkıcıydı ki onu kaybetme düşüncesiyle kendine eziyet etmeye değmezdi...
--reklam--
Rüyalar Sarayı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
DİPÇE :
Her türlü despotluk  ve totaliterliğe karşı bireyin güç karşısında direnç göstermesini hedefleyen ve bunu alegorik bir biçimde dile getiren Arnavut yazar,  belirttiğim amaçtan dolayı Enver Hoca'nın Hocaizm anlayışına takılır, eseri yasaklanır, kendisi ise Fransa'ya sığınmacı olarak yerleşir.

Olaylar, kurmaca bir imparatorlukta; yönetimin sıkı denetimi altında kurulan  Tabirler Sarayı adlı kurum üzerinden işlenir.
Bu kurumda ülkenin her yerinden  ve her kesiminden gelen rüyaların tasnif edilip yorumlanması esasına dayalı bir sistem vardır.

Kahramanımız Mark Alem ise Köprülü ailesinden biri olarak bu kuruma yerleştirilir ve üst kademelere kadar ilerler. Mark Alem rüya seçmeleri ve  analizleri içinde gerçek yaşamdan koparken saraydaki hayat ile dışarıdaki hayat arasında sıkışır.
Nihayet elemeler sonucu "Ana Rüya' olarak kabul edilen bir rüya nedeniyle hem Köprülü ailesinin  hem İmparatorluğun sırlarla dolu  kaderine yön verir.

Romanda Osmanlığı İmparatorluğunu,  sarih biçimde belirten bir mekan ve zamandan söz edilmese de kurgusal Tabir Sarayı, gotik bir betimlemeyle verilir. Bu durum eserin distopik yönünü pekiştirir . Buna rağmen gerek Köprülülerin varlığı gerek satır aralarında  hissettirilen yönetim biçimi ve karakter isimlerinden  kurmaca devletin Osmanlı olduğu aşikardır. Burada yönetimin rüya yorumlarına dek muhtaç gösterilmesi zamanın,  duraklama yahut gerileme dönemi olduğuna işaret eder.

Metaforlara gelince de, Tabir Sarayı, güç içinde gücü yani devlet içinde devleti simgelerken rüya  imgesi anahtar anlamında kullanılır. Eserde sık sık " Rüyalar  mı Sarayı yönetiyor, Saray mı rüyalara yön veriyor?" sorusuyla karşılaşırız. Bu belirsizlik bulanık bir tarihi geçmişe dikkat çekmekle beraber, yöneten ve yönetilenin  şartlar karşısında kozlarını nasıl  biçimlendirdiğine de bir vurgudur.

Bir diğer imge,  Mark Alem isminin doğu ve batı  sentezi bir isim olması üzerinden yapılır.Karakterin bu sentezi,  Arnavut halkının dini ve milli bölünmüşlüğüne ithaftır.
Ayrıca öne çıkarılan rapsodistler de kültürel varlığa duyulan özlemi, ihtiyacı ve bu anlamdaki asimilasyonu ifade eder. Mark Alem'in dayısı Kurt ise bu özleme hizmet eden bir karakterdir. Yazar, kimliğini Mark Alem ve Kurt arasında bölüştürür. Kurt karakterinin başına gelenler ise yazarın sistem karşısında duyduğu kaygıyı ve gerçeklik algısını gösterir.

Ayrıca romanın bir yerinde kahramanın,  Alem isminden duyduğu rahatsızlık dile getirilir. Bu rahatsızlık İsmail Kadare'nin,  ülkesinin Osmanlıya ilhakı ile ilgili düşüncelerini görmemiz açısından mühimdir.

Kadare'ye göre Arnavutluk beyaz bir ırktır ve Avrupai bir gene sahiptir. Osmanlının fethi ile hem Avrupalı  olma şansını kaybetmiştir hem de asıl dinleri olan Hıristiyanlıktan uzaklaşmıştır. 
Bunun yanı sıra aynı diktatörlük anlayışına Enver Hoca zamanında maruz kalan Arnavutluk, Rusya'ya yönünü çevirdiği için Avrupa'ya dahil olma şansını bir kez daha yitirir. Kadare, bu eserde bir kurgu etrafında Osmanlının yarattığı deformasyon ile Enver Hoca'nın deformasyonunu ve  tekmerkezciliğini aynı potada işler.
Osmanlının gücünü yitirmesi gibi komünizm de ülkesinde çöküşe geçmiştir.
Yazarın Türkler ve Osmanlı İmparatorluğu için beslediği duygular rahatsızlık yaratabilir ama madalyonun öte yüzünü görebilmek açısından önemli bir bakış açısı sunmaktadır.

Kadare'nin kalemine gelince, metaforları kullanmasına rağmen sade bir estetiği yakalaması yönüyle etkileyici bir anlatıma sahip.

Merak edenlere tavsiye ederim. (Gncokuyor) 
İSMAİL KADARE, 1936'da, o zamanlar 1krallik olan Arnavutluk'un (ayni zamanda komunist lider Enver Hoca'nin da doğum yeri olan) Gjirokastër şehrinde doğdu. Babası Halit Kadare postane memuru, annesi Hatice Dobi tarafındaki büyük büyükbabası Hoca Dobi ise Bektaşi ozanıydı. Kadare'nin doğumundan üç yıl sonra faşist lider Mussolini Arnavutluk'u işgal etti ve kral Ahmet Zogu'yu sürgüne gönderdi. Mihver Devletleri, II. Dünya Savaşı'nda bozguna uğradıktan sonra Arnavutluk komünist rejimle yönetilmeye başladı. 12 yaşında yazmaya başladığı kısa Öyküleri Pioneri isimli komünist gençlik gazetesinde yayımlandı. Ölü Ordu'nun Generali, 1963'te, 26 yaşındayken yayımlandı. Bu roman 1970'te Fransızcada yayımlanınca Kadare dünya çapında üne kavuştu. 1981'de alegorik ve yergici romanı Rüyalar Sarayı, yayımlandıktan sonra rejimle başı iyice derde girmeye başladı, bu yüzden 1990'da Fransa'ya siyasi sığınmacı olarak yerleşti. Hâlen Fransa'da yaşayan Kadare roman, senaryo, deneme, şiir ve öykü kitaplarından oluşan 80'den fazla eser kaleme almış ve 40'tan fazla dile çevrilmiştir...

Rüyalar Sarayı'nda, dağılma aşamasındaki Osmanlı imparatorluğu nun gerileme dönemindeki kötü gidişatı durdurmak için devletin geleceğini tahmin etmek ve olası saldırı ve komploları engellemek için "Tabir Sarayı adı altında 1Rüya Bakanlığı kurulur ki konu itibariyle aslında Osmanlı'da da rüya olayı önemli diye biliyorum ki zamanında rüyalara ve ay durumlarına göre hareket etme olduğundan kitabın konusu bana çok orjinal 1fikir geldi ki o dönem içinde yaşananlarla son çare rüyalara kaldı işimiz der gibi arkasındaki güçlerle arada kalıp sıkışmışlığını ifade eder...

Ülkenin her yerinde insanların Tabir Sarayı nda rüyaları toplarken Gedikli Qyprilli (Köprülü) aile üyesi Mark-Alem burda anlamadığı 1şekilde işe başlar ve hızla yükselir hatta kariyerinde sıçramalar yaparak, devletin sırlarla dolu bilinmezliklerine adım atar. Okuyormuş gibi yaptığı rüyalarla der ki bu iş okuyor olmaktan daha zor olduğunu da ifade eder, ya da 1iş yapılıyor ama neden yapıldığını bilmeden yürütülen işlerle yada çarpıtılmış gerçekler, ya da sonundaki tutuklanmalar ve tüm gezegenin uykusuna vurgusuyla etkileyiciydi ki ben bu konular üzerine olan kitapları çok severim.

Benim için 1az durağan 1okuma olsa da inceleme yaparken çizdiğim yerlere bakınca kitabı daha çok sevdim siyasi göndermelerle ve bence hayat hikayesine bakınca babasının postane memuru olması nedeniyle ya da ailesinin durumundan belki de yaşanan saçmalıklar yazmasına neden olmuş gibi sanki genel itibariyle kurumsal iş hayatımıza da paralel durumlarla çok gerçekçi eleştirel güzel 1kitaptı ilginç kurgusuyla, kesinlikle yazarı okumaya devam edeceğim zira kitapları otobiyografik öğeler bulunduruyor gibi ben otobiyografik kitapları çok severim, herkese sağlıklı mutlu huzurlu keyifli okumalar... (Ayşe...) 
Osman Gazi rüya görür:  Şeyh Edebali'nin koynundan bir ay doğar ve ardından kendi koynuna girer bu ay. Göbeğinden ise bir ağaç çıkar, bu ağaç büyür, büyür ve dünyayı kaplar. Osmanlı'nın habercisi misalidir rüya.
Rivayet odur ki..
.
Yıllar sonra rüyaların renklerine dalınır. Çökmekte, çürümekte olan şeyleri görmemek için uykuya sığınılmış, derman için uykudan medet umulur hale gelinmiş gibidir. Tabir Sarayı kurulur, görülen rüyalar seçilir, açıklığa kavuşturulur. Köprülü ailesinden Mark-Alem, kendini bu bakanlıkta bulur. Gerçek hayattan rüyalara geçer. Oradan çıkmak ister ama gittikçe daha da kaybolur bu bakanlığın koridorlarında. Rüya içinde rüya.
.
Arnavut yazar İsmail Kadare, Osmanlı'nın gerileme dönemini, Köprülü (Qyprilli) ailesinin çevresinde, simgesel bir sarayla anlatıyor. Bunu yaparken; çanların sesi de yavaştan duyulmaya başlanıyor. Mark-Alem karakteri doğunun ve batının ortasında kalıyor. 
.
Oldukça akıcı bir eser Rüyalar Sarayı. Okuru kendine çekmeyi, anlattıklarını düşündürmeyi ve meraklandırmayı başarıyor. Çok severek okuduğumu söylemeliyim.
.
Finesa Xhibo çevirisi, David Drummond kapak tasarımıyla~ (Hülya Açılan) 
--reklam--
Rüyalar Sarayı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
İsmail Kadare - Rüyalar Sarayı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Rüyalar Sarayı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı İsmail Kadare Kimdir?
İsmail Kadare (d. 28 Ocak 1936, Ergiri), 1992'de Uluslararası Cino del Duca Ödülü'nü ve 2005'te Man Booker Uluslararası Ödülü'nü kazanan Arnavut yazardır.

İsmail Kadare Arnavutluk'un güneyindeki Ergiri kentinde dünyaya geldi. Babası bir mahkeme mübaşiriydi, annesinin babası varlıklı ve eğitimli bir aileden geliyordu. Kadare çocukluğunu ve doğduğu, büyüdüğü Gjirokastër (Türkçesi: Ergiri) kentini, Taş Kentin Günlüğü isimli romanında anlatır.

Arnavutluk'ta 2. Dünya Savaşı sonrası komünist rejim kurulduğunda Kadare 8 yaşındaydı ve bu rejimin içinde yetişti. Romanlarında komünist toplum konuları sık sık geçer. Öğrencilik yıllarındaki yazı denemelerinden sonra, Tiran'da edebiyat fakültesinde ve kısa bir süre için Moskova'da Maxim-Gorki Edebiyat Enstitüsünde okudu.

1960'lı yıllarda Kadare şiir alanında ün kazandı. Esas ününü ise 1964 yılına yayınlanan ve başrolünü (Marcello Mastroianni)'nin oynadığı bir filme de uyarlanan Ölü Ordunun Generali isimli romanıyla kazandı. Bunu yurtdışında da büyük ilgi gören pek çok diğer romanı izledi.

Arnavutluk'taki komünist yönetim romanlarına sansür uyguladıysa da, ünü dolayısıyla belirli ölçüde bir dokunulmazlığa sahipti. 1990 yılında Ramiz Alia yönetimine karşı protesto olarak daha önceleri de pek çok kez gittiği Fransa'ya iltica etti. 1999'da Arnavutluk'a geri döndü ama Paris'te de bir dairesi bulunmaktadır.

1992'de Cino Del Duca ödülünü kazanan Kadare'ye, 1996'da Fransa'daki "Academy of Moral and Political Sciences"a ömür boyu üyelik hakkı verildi. 2005'te Man Booker Uluslararası Ödülü'nü, 2009'da Asturias Prensliği Ödülü'nü, 2015'te Kudüs Ödülü'nü kazandı. Adı birkaç kez Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında geçen Kadare'nin kitapları 45'tan fazla dile çevrildi.[

Türkçe yayımlanmış eserleri
Ölü Ordunun Generali (1963)
Taş Kentin Günlüğü
Düğün (1968)
Şenlik Kurulu
Canavar
Piramit (1992)
Kosova'ya Üç Ağıt (1998)
Kaza (2010)
Rüyalar Sarayı (1981)
Kuşatma (1970)
İbret Taşı (1978)
Taş Kentin Düşüşü

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/İsmail_Kadare
--reklam--
İsmail Kadare Kitapları - Eserleri
Ölü Ordunun Generali
Taş Kentin Düşüşü
İbret Taşı
Rüyalar Sarayı
Kuşatma
Kaza
Kosova'ya Üç Ağıt
Canavar
Piramit
Broken April
--reklam--
İsmail Kadare Alıntıları - Sözleri
Bir yerleri kazıp onların topraklarına rahatlıkla girebiliyorsun ama yüreklerine asla giremiyorsun. (Ölü Ordunun Generali)
Korkuyla yalan, çıkar ortağıdır. (Taş Kentin Düşüşü)
Gölge, efendisini ilk terk eden şeydi, ad ise en son; ad, insanın sahip olduğu şeylerin belki de en sadık olanıydı. (Piramit)
...'Ah, hayat 1rüyadır,'... (Rüyalar Sarayı)
...İçinde özellikle mukadderat, dalgınlık ve yorgunluk barındırıyordu... (Rüyalar Sarayı)
"Her düşüncemiz birer tahta ile kaplanmış!" diye düşündü General. "Üstelik üzerindeki yazıların zar zor okunduğu bir tahta! Rüzgar estiğinde tahta gıcırdıyor ve tuhaftır ki rüzgar hep esiyor." (Ölü Ordunun Generali)
..degismekle kalmadik muhtemelen asla eskisi gibi olmayacagiz..olum cogumuzu acimasizlastirdi ve merhamet ile bagislama duygularimizi bizden aldi.. (Kuşatma)
“Şehirler kuşatılır, suları kesilir, yiyecekleri kısıtlanır, top ateşine tutulur, kapıları parçalanır, duvarları yıkılır, yanıp kül olur; hatta sonradan üstünde sabanlar gezmesin, ot bitmesin diye toprağına tuz ekilir.
Şehirler böyle yok olur, umutsuza ama mertçe.” (Taş Kentin Düşüşü)
De Profundis
=Derinliklerden dışarı (Ölü Ordunun Generali)
...Yanlış yorumlanan 1rüya her şeyi altüst edebilir, anladın mı??? (Rüyalar Sarayı)
Oscar Wilde: “Alt sınıf insanların suç işlemeye ihtiyacı vardır çünkü bize sanatın verdiği güçlü duyguları onlara suç işleme duygusu verir." der. (Ölü Ordunun Generali)
"İnsanlar kötücül ve iflah olmazdır" (İbret Taşı)
...Dünya o kadar gri ve sıkıcıydı ki onu kaybetme düşüncesiyle kendine eziyet etmeye değmezdi... (Rüyalar Sarayı)
“İnsanın en büyük düşmanının kendisi olduğunu nasıl öğrenmedin?” (Taş Kentin Düşüşü)
“Şehirler kuşatılır, suları kesilir, yiyecekleri kısıtlanır, top ateşine tutulur, kapıları parçalanır, duvarları yıkılır, yanıp kül olur; hatta sonradan üstünde sabanlar gezmesin, ot bitmesin diye toprağına tuz ekilir.
Şehirler böyle yok olur, umutsuz ama mertçe.” (Taş Kentin Düşüşü)
Halklar, hayal kurup kapılarının eşiğinde durarak bekleyenler gibi hiçbir zaman boşuna beklemezler. Bir halk bir şey bekliyorsa, bu onun beklediğini içinde yoğurmakta olduğu anlamına gelir. (İbret Taşı)
"Hiçbir şey göründüğü kadar basit değildir." (Rüyalar Sarayı)
..."Ve bu kadar zaman geçmesine rağmen aydınlığa kavuşan 1şey olmadı, hatta iyice arapsaçına döndü."... (Rüyalar Sarayı)
Korkuyla yalan, çıkar ortağıdır... (Taş Kentin Düşüşü)
“Körlük ölüme daha yakın gibi görünüyor.” (Taş Kentin Düşüşü)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ruyalar-sarayi-ismail-kadare-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)