# Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan - Cengiz Dağcı Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan kimin eseri? Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan kitabının yazarı kimdir? Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan konusu ve anafikri nedir? Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan kitabı ne anlatıyor? Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan PDF indirme linki var mı?  Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan kitabının yazarı Cengiz Dağcı kimdir? İşte Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ruyalarda-ana-ve-kucuk-alimcan-cengiz-dagci-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-23T00:00:16+03:00
- Güncelleme: 2022-04-23T00:00:16+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/23/cengiz-dagci-kimdir-cengiz-dagci-kitaplari-ve-sozleri-206043.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Cengiz Dağcı 
 Çizer: Zafer Yılmaz 
 Yayın Evi: Ötüken Neşriyat 
 İSBN: 9789754373592 
 Sayfa Sayısı: 128 
--reklam--
Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Biri anne diğeri çocuk hakkında iki güzel hikâye. Birisi daha çok dokunaklı, diğeri daha çok neşeli. İlki "Ana mı? Yoktu ana. Yok, vardı ana. Bir vardı, bir yoktu; türkülerimizde kaldı ana ile bitiyor, diğeri rüyalara karışan bir gerçekle: "Bekir'in Alimcan'a getirdiği haber bu kez gerçekti. Çok geçmeden Kırım'a dağıldı ve Kırım'da iki Alim'in varlığını bilmeyen kimse kalmadı; biri Alim Aydamak, diğeri Alim Kulaksız.
--reklam--
Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan Alıntıları - Sözleri
Bahçeye karanlık gelip çökmeden önce geleceğim sana, ve ikimiz içimizde yanan aşk ateşiyle orda kol kola durup beyaz güllere bakacağız
... eskide özlemiş olduğu dünya iyiden iyiye kaybolup gidiyordu gözlerinden ve gönlünden.
Unutmadın değil mi?
N'olursun seslen, unutmadım de bana.
Değirmenimiz vardı orda su başında.
Çardaklı evimiz vardı.
Ahırımız, ahırımızda atımız, sığırımız, koyunumuz, keçimiz, tavuklarımız vardı.
Tarlamız vardı, bahçemiz vardı, Bostanımız vardı.
Güzün toprağı sürerdik.
Baharda toprağa patlıcan, biber, kavun fidelerini dikerdik.
Yazın meyve devşirirdik bahçelerimizde, üzüm devşirirdik bağlarımızda.
Faytonla giderdik şehre.
Sünnet merasimlerinde çocuklarımıza oyuncak, evlilik çağında kızlarımıza dantelli entari alırdık; ipek şal ve ipek yağlık alırdık.
Düğünlerde oynardık, gülerdik, türküler söylerdik ve camilerimizde namazlar kılar, dualar okurduk.
Sonra...
Sonra günün birinde nasıl oldu, niçin oldu bilmiyor kimse; Tanrı değil; buhran gibi, kasırga ve tayfun gibi, deprem ve şiddetli rüzgâr gibi doğal hayatta üstün bir güç de değil ama elleri silahlı ve silahlarıyla doğal hayatı dizlerine getiren birileri geldi, 'Bunlar bize gerek,' dediler ve atımızı aldılar, koyunlarımızı aldılar elimizden, sonra bağımızı aldılar, tarlamızı, bahçemizi aldılar, sonra evlerimizi aldılar, daha sonra da bu topraklar üstünde yaşamaya hak sahibi değilsiniz dediler ve ihtiyar ve genç demeden, kadın ve kız demeden, çoluk çocuk demeden hepimizi silah altında topladı ve aşsız susuz trenlerin kilitli vagonlarına doluşturup yurdun binlerce mil uzağına ve bilinmezliğe götürüp bıraktılar bizi.
Ağlar ana.
Ağlar baba.
"-Ben rüyalarımda yaşıyorum hâlâ."
-"Rüya dediğin rüyadan başka bir şey değildir. Gerçeğe dönmez rüyalar. Bütün ömrünü rüyalarla yaşayamaz insan. Rüyaların gerçeğe dönüşmesi için değişmen gerek."
-"Ne yapayım, gerçeklerin uzağında geçti ömrüm. Çaresizim, değişemem."
-"Ben de gerçeklerin uzağında yaşadım. Rüyaların gerçeğe dönüşmeyeceğinin farkına vardığım zaman değişmem gerekti."
Sonra...
Sonra günün birinde nasıl oldu, niçin oldu bilmiyor kimse; Tanrı değil; buhran gibi, kasırga ve tayfun gibi, deprem ve şiddetli rüzgâr gibi doğal hayatta üstün bir güç de değil ama elleri silahlı ve silahlarıyla doğal hayatı dizlerine getiren birileri geldi. "Bunlar bize gerek", dediler ve atımızı aldılar, koyunlarımızı aldılar elimizden, sonra bağımızı aldılar, tarlamızı, bahçemizi aldılar, sonra evlerimizi aldılar, daha sonra da bu topraklar üstünde yaşamaya hak sahibi değilsiniz dediler ve ihtiyar ve genç demeden, kadın ve kız demeden, çoluk çocuk demeden hepimizi silah altında topladı ve aşsız susuz trenlerin kilitli vagonlarına doluşturup yurdun binlerce mil uzağına ve bilinmezliğe götürüp bıraktılar bizi.
Dönmedim, dönemedim sana.
Ama geçmiş olduğum hayat yolunun sonuna kadar seni gönlümde taşıdım, ve (ruhen de olsa) bütün bu uzun yıllar sen benimle ve benim yanımda yürüdün.
Seni gönlümde taşıdım diyorum...
Rüyalar unutuluyor zamanla.
Ama sen...Sen unutulmaz bir rüya oldun......
Bizim gerçeklerimiz rüya gibi, rüyalarımız gerçek gibi bugünlerde...
Bekir'in karşısına geçip:"Bilmemiz gerek; öğrenip bilmemiz gerek...." desindi bir; Bekir'in kendisine vereceği cevabı şimdiden duyuyordu Alimcan:
"-Unutma, her bilginin arkasından günah gelir," diyecekti Bekir. Bekir'in bu sözlerine ne diyebilirdi Alimcan?
"Günahlardan korka korka halk bu hale geldi." diyemezdi. Desin de görsündü gününü!
Seni görmeyle dünyada görmediğim bir şey kalmayacak; sen de bana bakarken sensiz geçen yılların bana neler getirdiğini göreceksin yüzümde.
... ve kimbilir, her şey Tanrı'dan, Tanrı'nın lütfuyla sabah saatlerinde yola da beraber çıkarız belki - yarım yüzyıl dertle yaşayan gönlü Tanrı'dan başka hiç kimse bilemez.
"Ben tutayım senin elini."
"Yokluk tutulmaz, yalnız var olan tutulur."
"Sen varsın ... Gönlümden hiç eksilmedin. Bu akşam da. Bu akşam da..."
"...gönlünde."
"Gönlümde gördüğüm gibi görmek istiyorum seni bu akşam."
"Gör... Gönlünde görmek istediğin gibi gör beni. Ama incitme beni."
ALLAH var; her şeyi gören ve halleden bir tek ALLAH var. Er geç bulanık sular arınır ve hakikat yüze çıkar.
Sen türkülerimizde yaşayan, yaşadıkça güzelleşen ana.
Akıllar donmuş, şeytan girmişti sanki yüreklere.
--reklam--
Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan İncelemesi - Şahsi Yorumlar
iki güzel hikaye: Ben Cengiz Dağcı'yı her şekilde beğenerek okuyorum zaten.. Bu kitapta da beğenerek okuduğum iki uzun hikayeyi okuyucuya öneriyorum..
Cengiz Dağcı'nın duygu ve hayal dünyasıyla tanıştırmak istiyorum, yazarımızı..

İlk hikaye, rüyasında gördüğü anasına seslenişini işliyor.. Dokunaklı bir işleyiş..

İkinci hikaye, Alim adlı bir gencin, Kırım'ın milli kahramanı Alim Aydamak'ı arayışı anlatılıyor..

Öneriyorum.. (Hayri Varol) 
Ana
Cengiz Dağcı'nın bu kitabındaki ilk uzun hikâye. Kitabın ilk 38 sayfalık kısmı 'Ana'. Sürgünle vatanından ayrı kalmış ömrünün son demlerindeki bir adamın rüyasında gördüğü annesine seslenişini anlatıyor bu kısım. Çok içten bir sesleniş... Sürgünden 20 yıl sonra anneciğini kaybettiğini öğreniyor. Rüyalarında yaşatıyor onu. En güzel sözcüklerle anlatıyor annesini, ona olan sevgisini... Ayrıca kitabın bu bölümünde Kırım türkülerinin sözlerine bol bol yer verilmiş. Ben de elimden geldiğince alıntıların altına ilgili türküleri ekledim.
gonderi/65473473 gonderi/65472049
gonderi/65476468

Küçük Alimcan
Bu kitaba başlamadan önce kitabın arka kapağındaki tanıtım bültenini okudum. Küçük Alimcan kısmında Alim Aydamak'tan da bahsedildiğini öğrenince Aydamak hakkında ufak bir araştırma yapmak istedim. İnternette bulduğum Uluslararası Cengiz Dağcı Sempozyumunda Alim Aydamak üzerine yazılan yazıları okudum. Kitap öncesi bilgilenme açısından faydalı olduğu düşüncesindeyim.

Halktan duyulanlara göre Alim Aydamak 19. yüzyılın ikinci yarımında yaşamış bir halk kahramanı. Yine halktan söylentilere göre çarlık dönemi organlarınca Sibirya'ya sürüldüğü, bunun dışında Türkiye'ye kaçtığı, hayatının son demlerini İstanbul'da geçirdiği de söylentiler arasında.

Kitaptaki önsöz kısmında Cengiz Dağcı ortaokulun son sınıfındayken Alim'in hikâyesini yazmayı düşündüğünü belirtiyor.

Yalnız kitabın bu kısmı Alim'in öyküsü değil, küçük Alimcan'ın rüyasıdır.

*** Bu kısım ipucu (spoiler, tatkaçıran, sürprizbozan) içermektedir. Kitabı okumamış olanlar bu kısmı atlayıp sonraki bölüme geçebilir.
--------------------------------------------------------
Alimcan adında önce babasını, kısa bir süre sonra da annesini kaybeden bir genci anlatıyor Küçük Alimcan öyküsü. Alimcan'ın boyu kısa olduğu için kendisine Küçük Alimcan diyorlar. Alimcan, Küçükyanköy'de oturuyor. Bahçesi, bostanı ve hayvanlarıyla ilgilenen bir genç. Bir de Alim Aydamak hayranı, onu görmek istiyor. Hakkında olumsuz bir şey duymaya dayanamıyor. Komşusu Bekir, bir gün ona Alim'in köylünün birinin yolunu kestiğini parasını aldığını söylüyor. Ancak Alimcan buna karşı çıkıyor. Alim'in başka bir yerde düğünde olduğunu, haytarma oynadığını aynı anda farklı iki yerde olamayacağını söylese de Bekir'e dinletemiyor. Gel zaman git zaman Alim hakkında bu haydutluk iddiaları artıyor. Köylünün malını gasp eden kişinin yüzü peçeli. Alimcan yüzü örtülü her kişinin Alim olamayacağını söylese de, komşusu Bekir sesinin Alim'in sesi olduğunu söylüyor ve onu azarlıyor. Çok üzülüyor ama kimseye anlatamıyor anlaşılamayacağı düşüncesiyle.

Bir gece rüya görüyor Alimcan. Rüyasında kendisi Alim olmuş. Dere tepe geziyor. Büyükyanköy yolunda gözü yaşlı bir ihtiyarla karşılaşıyor. Adam, Alim'in parasını ve atını alıp kaçtığını söylüyor. Ne tarafa gittiğini öğrenince atıyla dört nala o yöne gidip Alim kılığındaki kişiyi buluyor. Hırsızlık yapan kişinin eli kesilir diyerek elini kesmek istiyor, karşısındaki yalvarıyor. O da bunun ağır bir ceza olacağını belki ilerde akıllanabileceğini düşünerek bundan vazgeçiyor. Karşısındakini bir daha hırsızlık yapmaması konusunda uyarıyor. Uyarmasına uyarıyor ama her seferinde bu uyarıyı hatırlaması için 'Buralarda iki Alim fazla diyerek' kulağının birini kesip atıyor. Atı ve parayı alarak ihtiyarın yanına dönüyor. Atı ve parayı veriyor. Adam gözlerine inanamıyor.
Sonrasında rüyadan uyanıyor Alimcan. Çok etkileniyor. Komşusu Bekir'e anlatmayı düşünse de alay edeceğini düşünerek bu fikrinden vazgeçiyor. Nihayetinde rüyaydı diyerek unutuyor.

Bir zaman sonra komşusu Bekir, Alimcan'ın kapısına geliyor. Kahkahalarla Alimcan'ın haklı çıktığını, yol kesip para çalan kişinin Alim olmadığını, Alim kılığına girmiş sahte biri olduğunu, Alim'in bu kişiyi bulup ayırt edilmesi için kulağını kestiğini anlatıyor. Bunu duyan Alimcan çok şaşırıyor olduğu yerde kalakalıyor. Kendine geldiğinde Bekir'in gittiğini fark ediyor. Gerçeğin de rüya gibi olduğunu düşünerek evine giriyor Alimcan.

Bu haber bütün Kırım'a dağılıyor. Kırım'da bundan sonra iki Alim vardır; biri Alim Aydamak, diğeri kulaksız Alim. Kitap bu şekilde sona eriyor.
-------------------------------------------------------
Kitabın ikinci kısmı daha çok ilgimi çekti. Bahsettiğim Uluslararası Cengiz Dağcı Sempozyumu bildiri kitabını okumak isteyenler için bağlantıyı aşağıya kopyalıyorum. (Alim Aydamak ile ilgili sayfa diplerinde bulunan 128-130 , 185-189 ve 294-296 numaralı sayfalar)
https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://tde.ogu.edu.tr/Storage/TurkDiliveEdebiyatiBolumu/Uploads/DA%25C4%259ECI-kitap-isbnli-son.pdf&ved=2ahUKEwjp3vyu56joAhVdURUIHSuYBf8QFjAEegQIBxAB&usg=AOvVaw3nwLeIJqp8g6V6W5O3f_9C

Kastamonu mu, yoksa Ankara mü türküsü olduğu konusunda bir türlü mutabık olunamayan, oysa Cengiz Dağcı'nın bütün kitaplarındaki sözleri birebir uyan Alim Gitme Pazara türküsünün bağlantısını da kopyalayım tam olsun. Keyifle okumalar ve keyifle dinlemeler...
https://youtu.be/wWIxJ-7EWi0 (RT) 
Cengiz Dağcı'nın birkaç kitabını okumuş olanlar ve onu az çok tanıyanlar, Dağcı'nın 'Anne' kavramına önem verdiğini fark etmişlerdir. Genç yaşta annesinden ayrılmak zorunda kalan Dağcı, bazı romanlarında anne motifini sıkça kullanmış, Yansılar isimli deneme serisinde de çok kez anne özlemini dile getirmiştir.
İki tane hikayeden oluşan bu kitabın ilk hikayesi olan Ana'da, Cengiz Dağcı, şiirsel bir üslup kullanalarak ve kendi yaşam öyküsünden beslenerek öykünün baş karakterini yıllar önce ayrıldığı annesi ile, kahramanın hayal gücü vasıtasıyla buluşturur, anne kavramını kullanarak yıllar öncesinin Kırım'ına, daha önceki eserlerinde sıkça yaptığı gibi, hayâli bir yolculuğa çıkar, bir bakıma eskiye olan özlemini annesine duyduğu sevgiyle birleştirerek okura sunar.

Bu güzel ve lirik hikayeyi okurken kendinizi uzunca bir şiir okuyor gibi hissedeceksiniz.:))

İkinci hikayede ise kahramanımız Alimcan isminde bir genç. Köylüleri ona Küçük Alimcan diyor çünkü ufak tefek ve boyu kısa olan biri. Çocukluğundan beri hayran olduğu biri var: kendisiyle aynı adı taşıyan Alim Aydamak... Alim Aydamak, adeta bir halk kahramanı. Haksızlığa, adaletsizliğe karşı duran, adına türküler yakılan bir yiğit...
Küçük Alimcan onun gibi olmak istiyor, onun gibi boylu boslu, onun gibi güçlü kuvvetli biri olmak...

Bir gün bir dedikodu yayılıyor Alimcan'ın köyünde. Alim Aydamak'ın eşkıya gibi yol kesip gelen geçenden haraç aldığı söyleniyor.
İnanmıyor buna Alimcan. Alim Aydamak değildir o, başkasıdır diyor. Tahammül edemiyor hayranlık duyduğu birinin böyle birine dönüşmesine.

Ve bir gün kalkıyor Küçük Alimcan, bıçağını, kamçısını alıyor, tüfeğini sırtına takıyor ve atlıyor atına.
Rüyalarla gerçeklerin iç içe geçtiği bir seyahate çıkarak Alim Aydamak'ın peşine düşüyor...

Yine şiirsel bir üslupla yazılan bu hikaye, aynı zamanda yazarın inanç, eğitim gibi bazı sosyal konulara da değindiği güzel bir öykü.

Bu güzel öyküleri Cengiz Dağcı'nın üslubuna alışkın olan herkese tavsiye ederim:) (M İkbal) 
--reklam--
Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cengiz Dağcı - Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cengiz Dağcı Kimdir?
9 Mart 1919 tarihinde Kırım'ın Yalta şehrinin Gurzuf köyünde doğar. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçer. İlkokulu köyünde, ortaokulu Akmescit'te bitirir. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıkar. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düşer. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığınır. 1946'da Londra'ya yerleşir. İngiltere'deki hayatı da hiç kolay olmaz; bir taraftan yazarken en vasıfsız ve ağır işlerde çalışmak zorunda kalır.

"Türkçe bana anamın konuştuğu dil" diyerek yazı dili olarak Türkçeyi kabul eder. Türkiye Türkçesindeki ilk kitabı 1956 yılında Varlık Yayınları tarafından yayınlanan Korkunç Yıllar'dır. Yaşar Nabi ile mektuplaşarak tanışan Dağcı, eserlerini de posta yolu ile gönderir. Soğuk savaş şartlarının siyasi etkilerinin hissedilmesi, Sovyetler Birliği'nin sol entelijansiya ile kurduğu ilişkiler ve fikir hayatımızdaki çatlamalar yazarı yalnızlaştırmak üzereyken, Ötüken Yayınevi ile tanışır. Ötüken Yayınevi vasıtasıyla yirmiden fazla kitabı Türk okuyucusuyla buluşturur.

Dağcı Türk edebiyatının büyük yazarları arasındadır. Romanlarında Kırım Türklerinin yaşadığı acıları hüzünlü ama berrak bir üslupla aksettirir. Kitapları yıllarca elden ele dolaşır. Kırımla olan ilgisini hiçbir zaman koparmaz ve Kırım Türklerinin vatanlarına dönüşlerini anlatmayı ihmal etmez. Hatıralarında "Ben yalnızca Kırım'ın yazarı değilim ama Kırım'ın faciasını bütün gerçeği ve içtenliğiyle yalnız ben yazabilirdim" der. Hayatının son yıllarında içerisinde bulunduğu muhitteki karakterleri ele alan hikayeler de yazar.

En büyük destekçisi savaş sırasında Polonya'da tanıştığı ve 1998 yılında kaybettiği kıymetli eşi Regina Hanım olur. Aralarında Yazarlar Birliği'nin ve İlesam'ın yılın yazarı, Türk Ocakları'nın üstün hizmet ödülü de olmak üzere sayısız ödül alır. En son 21.03.2011 tarihinde Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü tarafından düzenlenen "Türk Dünyasında Zirve Şahsiyetler: Cengiz Dağcı" sempozyumuyla yazarlık macerası ele alındı.

Cengiz Dağcı, 22 Eylül 2011 Perşembe günü saat 12.30 sularında Sauthfields'teki evinde vefat etti. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun girişimleri ile Türkiye'den katılan kalabalık bir topluluk tarafından, 2 Ekim 2011 Pazar günü 69 yıldır görmediği Yalta'ya bağlı Kızıltaş köyünde toprağa verildi. Yazar böylece ebedi uykusunu doğduğu topraklarda uyumak imkânına kavuştu.
--reklam--
Cengiz Dağcı Kitapları - Eserleri
Onlar da İnsandı
Korkunç Yıllar
Yurdunu Kaybeden Adam
O Topraklar Bizimdi
Badem Dalına Asılı Bebekler
Dönüş
Ölüm ve Korku Günleri
Genç Temuçin
Regina
Üşüyen Sokak
İhtiyar Savaşçı
Yoldaşlar
Anneme Mektuplar
Benim Gibi Biri
Biz Beraber Geçtik Bu Yolu
Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan
Yansılar 2
Bay Markus Burtonun Köpeği
Yansılar 1
Ben ve İçimdeki Ben
Yansılar 3
Hatıralarda Cengiz Dağcı
Yansılar 4
Oy Markus Oy
Bay John Marple'in Son Yolculuğu
Haluk'un Defterinden ve Londra Mektupları
--reklam--
Cengiz Dağcı Alıntıları - Sözleri
Teyze, ben Ramila’yı tanımadan önce de; gördüğüm, düşündüğüm, yaşamış olduğum her şey Ramila’yla ilgiliydi sanırım. (Biz Beraber Geçtik Bu Yolu)
'Hoştu akşamlar; akşamlarda insanları kendine çeken, dertleri, yorgunlukları, kasvetleri unutturan bir kuvvet, tatlı bir boşluk vardı; akşamlar gecenin gözleri gibiydi; her yeri görüyor, her yere uzanıyor, her yere dalıyorlardı.' (Onlar da İnsandı)
Gidip ırmağın kıyısındaki taşa oturdum, cebimden üzerinde şiirlerim yazılı iki tabaka kağıdı çıkarıp iki kayık yaptım. (Anneme Mektuplar)
-Ama siz ağacı budamıyorsunuz, Selim! Topraktan çıkarıyorsunuz, kökünden kesiyorsunuz. Sen bunu görmüyor anlamıyor musun? Binlerce yıllardan beri bu Toprak da büyümüş, bu toprağa kök salmış ağacı topraktan çıkarıyor, kesiyor, paramparça ediyorsunuz! (O Topraklar Bizimdi)
Ramila… Biz beraber geçtik bu yolu. Yolun ucunda kurduğumuz sığınağımızın içerisinde biz beraber bekleyeceğiz sonu. (Biz Beraber Geçtik Bu Yolu)
Gözlerinden belliydi, büyük bir kalbi vardı onun. (O Topraklar Bizimdi)
Tanrım! Benim halkım nerelerde bırakmadı evlatlarını!
....
Yel eskende sallanır ağaç dalları
Bizim için haram oldu Kırım yolları (Hatıralarda Cengiz Dağcı)
Ben, benden başka bir ben daha taşıyorum kendi içimde. (Yansılar 2)
Yurt dediğin en derin aşklardan güçlü... (Regina)
Her kazancın bir zararı vardır. (Onlar da İnsandı)
Tanrı gelir insana yardıma daima. (Onlar da İnsandı)
Hayatta sığınacak tek yerim varsa o da "Hâtıralardır"
(VE) (Yurdunu Kaybeden Adam)
“Hayatta sığınacak tek yerim varsa o da hatıralardır.” (Yurdunu Kaybeden Adam)
Elli yıldır gönlümü sevindiren, yüreğimi acıtan; bazı gecelerde, elimde kalem, masamın başında otururken beni ağlatan Kırım. Bir yara oldu Kırım benim için. Durmadan kanayan bir yara oldu. (Hatıralarda Cengiz Dağcı)
Nereye gitse hayat ona sırtını çeviriyordu. Nereye gitse hayat onun için anlamsızlaşıyordu. (O Topraklar Bizimdi)
Ölüyü tentenin altına yatırmış, sırtına temiz giysiler giydirmiş; saçlarını da bir güzel taramışlar. Oysa kendileri canlıyken renksiz, pis, âdeta ölü bir hayat yaşadıklarından haberleri yok. (Üşüyen Sokak)
Tanrım! N'olursun, dünyaya çocuk vermek isteyen ana babayı sen kendi mihrabının önüne çağır; hayatın ne olduğunu onlara anlat. Herşeyden önce onlara hayatın ne olduğunu
duyur, Tanrım! (Ölüm ve Korku Günleri)
Ok yayda iken tehlikelidir, Kargun! Oksuz yayla nitersin? Hiç. (Genç Temuçin)
...
ölüyorduk en mutlu ölümlerle. (Anneme Mektuplar)
Bugünü nasılsa atlatırım. Ama yarın… (Üşüyen Sokak)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ruyalarda-ana-ve-kucuk-alimcan-cengiz-dagci-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)