# Sahnede Ölüm - Pascal Mercier Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Sahnede Ölüm kimin eseri? Sahnede Ölüm kitabının yazarı kimdir? Sahnede Ölüm konusu ve anafikri nedir? Sahnede Ölüm kitabı ne anlatıyor? Sahnede Ölüm PDF indirme linki var mı?  Sahnede Ölüm kitabının yazarı Pascal Mercier kimdir? İşte Sahnede Ölüm kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/sahnede-olum-pascal-mercier-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-19T08:00:06+03:00
- Güncelleme: 2022-04-19T08:00:06+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/19/pascal-mercier-kimdir-pascal-mercier-kitaplari-ve-sozleri-203220.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Pascal Mercier 
 Çevirmen: İlknur Özdemir 
 Orijinal Adı: Der Klavierstimmer 
 Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınevi 
 İSBN: 9786054764617 
 Sayfa Sayısı: 472 
--reklam--
Sahnede Ölüm Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Altı yıl önce o gün, yatağın kenarındaki varlığını hissedince nasıl uyandığımı asla unutamam. Beni uyandıran, yatağın kenarına oturman değildi. Yakınlığındı, bakışındı ve o çok hafif, belli belirsiz sabun ve parfüm kokusuydu. Kısacık bir an yanıma gelmek istediğini sandım ve kollarımı sana doğru uzatmaya hazırlandım. Ama sonra şafak vaktinin solgun ışığında üzerinde yol kıyafeti olduğunu gördüm... Ellerin kucağında dimdik oturuyordun. Bu duruşunda insanı korkutan bir kesinlik vardı, bakışlarındaki kararlılık hiçbir itiraza yer bırakmıyordu. "Adieu" demekle yetindin. Yumruk yemiş gibi kendimi tekrar yastığa bıraktım. Gözyaşlarımı gördüğünde kararlılığın bir an sarsılmış gibi geldi bana, iradene yeniden kavuşmak için gözlerini kapadın. Gözlerini açmadan ansızın üzerime eğildin, alnımdan öptün."

Lizbon'a Gece Treni'nin yazarından insan ilişkilerinin bilinmezliğine dair derinlikli, çok katmanlı bir roman. Tanınmış bir piyano akortçusunun ikiz çocukları olan Patrice ile Patricia'yı, taşıyamayacakları kadar ağır bir sır birbirine bağlamaktadır. Birbirleriyle görüşmedikleri altı yıldan sonra ailede yaşanan korkunç bir olay onları zorunlu olarak yeniden bir araya getirir. Bu olayla birlikte kendileriyle ilgili başka sırlar da peş peşe açığa çıkacak, yolları altı yıl önce ayrılan iki kardeş anneleriyle babalarını ne kadar az tanıdıklarını anlayacaklardır. 
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Sahnede Ölüm Alıntıları - Sözleri
Biri, duygularını ifade etmesi gerektiğinde, sürekli büyük laflar ederdi, hemen hemen hep aryalar söylerdi; öteki hiç konuşmadan başını kaldırıp bakardı.
Bana değen bakışlarında yorgun bir cesaret okunuyordu, bir de tevekkülün karanlık parıltısı, çünkü her zaman olduğu gibi, veda etmek zorunda kalanın acımasız rolü sana düşmüştü.
İnsan bir başkasının içinde kaybolamaz. Böyle bir şeyden korkabilir ama.
Babam sadece o seferki hayal kırıklığıyla baş etmeye çalışmıyordu. Bizim artık gizleyemediğimiz inançsızlığımızla da giderek artan bir ölçüde mücadele etmek durumundaydı. Biz ondan vazgeçmiştik, o da bunu biliyordu.
Hep bir yere ait olmayan ama ait olmayı arzulayan biri izlenimi bırakırdı.
O gün gara gittim ve senin gülüşünü yeniden bulmaya çalıştım. Çünkü ben senin gülüşünü Santiago garında yitirmiştim.
Bir haftadır yazıyorum. Babamın müziği ve benim notlarım eriyip tuhaf, akışkan bir şimdiki zamana dönüşüyorlar. Kendimi geçmişe kaydırarak babamla müziğini paylaşıyorum, kendimi senin bunları okuyacağın geleceğe kaydırarak seninle düşüncelerimi paylaşıyorum. Yani, şimdinin dışında her yerde olan bir şimdiki zaman.
Birden Pierre ile karşılaşmamın belki de büyük bir talihsizlik olduğu geldi aklıma. Asla benim olamayacak bir hayata girmek için baştan çıkarılmıştım.
Bir başkasının dildeki üstünlüğüne karşı koyarak kendi dilini nasıl bulur insan?
Yerine getirilemeyecek hiçbir arzumuzun olmamasının beni üzdüğünü ben de çok sonra anladım… Frederic’le tanıştıktan sonra, uzun zamandır arzuladığı bir şey gerçekleşince ne kadar sevindiğini görüp bazen ona gizliden gizliye gıpta ederdim.
Şili’deki çalışma hayatımı senin için sürdürdüm, baba. Çünkü o hayat başarılı kişilere karşı bir haçlı seferiydi. Ta ki mesleğimi uygulamam neredeyse yasaklanana kadar. Başarıya indirdiğim her darbe, senin başarısızlığındaki adaletsizliği hafifletecekti.
Nesneler, ancak sen onları gördükten sonra benim için yabancılıklarını yitiriyorlardı. Bu odaları sen olmadan da benimsediğime inanmış olsam bile, o anda işin aslını anladım. Sadece alışkanlıktı benimkisi. Ancak onları seninle paylaşırsam benim bir parçam olabileceklerdi. İçimden, buna eminim, bir gün o odalara girmeni ve böylece belli bir ölçüde onları benim yapmanı bekledim.
Suskunluk, gelişen bir şeydir. Susanlar, o suskunluk içinde inanılmaz büyük adımlar atabilirler. İnsanlar o arada birbirine o kadar yaklaşabilir ki, sonunda düşünceler ve duygular birbirine değebilir. Arada hiçbir boşluk kalmaz.
Şimdi bu adam burada sahneye çıkacak, hiçbir şey olmamış gibi alkışlanacaktı. O adamın herhangi bir yerde sahneye çıkmasını aklım almıyordu. Hala da almıyor. Onun yaptığı dolandırıcılığı umursamayan insanların olmasını; onun sesinin yaptığı işten üstün olmasını aklım almıyor.
Hatırlıyor musun, ne kadar nefret ederdik bu büyük başarı lafından? Çünkü bu büyük başarı, asla yazamayacağı için babamın kendini hayatı boyunca kandırdığı çalışmaydı.
--reklam--
Sahnede Ölüm İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sahnede Ölüm Pascal Mercier’nin ilk kitabı- ya da Türkçe’ye çevrilen, en eski kitabı. Yazar büyük çıkışını Lizbon’a Gece Treni ile yapmış. Ama kronolojik sırayla okuma saplantılı ben, baştan başladım yine. Öncesinde asıl adı Peter Bieri ile yazdığı bir roman var fakat Türkçe’ye çevrilmemiş.

İkiz kardeşler Patrice ve Patricia… Anne babalarının duygusal yüklerinden kaynaklanan ilgisizlikleri sebebiyle, birbirini büyütmüş, birbirinin her şeyi olmuş, telepati derecesinde birbirine bağlı iki kardeş. Patrice’in dili ve düşünceleri ile düşünen Patricia; Patricia’nın gözünden dünyayı gören Patrice. Ve bu iki ayrılmaz insan liseyi bitirdiklerinde aşmamaları gereken bir çizgiyi aşarlar ve sonra da hem birbirlerinden hem de mevcut hayatlarından kaçarlar. Patricia, Paris’e; Patrice de Şili’ye gider. Ve altı yıl sonra bir gün Patrice ilk defa sesini duyar Patricia’nın. Ailede korkunç bir trajedi yaşanmıştır ve her ikisi de evlerine, Berlin’e dönerler. Patricia’nın önerisiyle yüzyüze konuşmak yerine, yazmaya başlarlar yaşadıklarını. Onlar yazarak birbirine anlattıkça biz de Delacroix ailesinin geçmişine ve kardeşlerin birbirinden ayrı geçirdikleri altı yıla gidiyoruz. Sırlar bir bir ortaya çıkıp puzzle tamamlanmaya başladıkça aslında siyah ve beyazın olmadığı grilerle dolu karakterlerden oluşan, müthiş bir hikaye çıkıyor ortaya.

Çok çok beğendim hatta bayıldım romana. Sadece konusu değil, ki konusu da oldukça başarılı. Sık rastlanabilecek bir aile trajedisini farklı bir tarzda hikayeleştirmiş yazar. Beni çarpan da bu tarz oldu. Çok katmanlı, hikaye içinde hikaye olan, bilinç akışının olduğu bir roman. Romanın başından son sayfasına kadar yeni yeni şeyler ortaya çıkıyor ve şaşırtıyor okuru. Farklı duygular içinde gidip geldim roman boyunca. Bir kere daha farkına vardım ki dümdüz ilerleyen klasik romanlar benim tarzım değil. Farklı şekillerde kurgulanan, ezber bozan modern romanları daha çok seviyorum. Beynimi sürekli meşgul etmeli okurken. Bu bakımdan Sahnede Ölüm beklentimi karşıladı. En çok alıntı yaptığım kitaplardan biri oldu; bir o kadar da paylaşmadığım alıntı var. Öyle cümleler var ki herkes okusun istedim. Maalesef 1k kullanıcıları uzun cümleleri okumuyor :(

En büyük övgü de sevgili İlknur Özdemir’e. Eğer başka bir çevirmen olsaydı bu kadar zevk alabilir miydim bilmiyorum. Seçme şansım varsa İlknur Özdemir çevirilerini tercih ederim. Virginia Woolf’u da büyük oranda onun çevirilerinden okumuştum. Harika bir çeviri olmuş. (Diğdem Abşin) 
Tanınmış bir piyano akortçusunun ikiz çocukları olan Patrice ve Patricia'nin birbirleriyle görüşmedikleri altı yıldan sonra kendileriyle ve anne- babaları ile ilgili açığa çıkan sırları.
Çok da beğenmedim. (Hikmet Tunceli) 
Lizbon'a Gece Treni'nden hemen sonra okunmaması gereken kitap

Rastgele bir yeri açtım elime ilk aldığımda;
"Sevginin tahammül edebileceği sınırlama ne kadardır, ona hâlâ sevgi denilebilmesi için?" cümlesi gözüme çarptı. o ân o kadar uygundu ki, yanımdaki insana gösterdim ve sustuk sadece. 5 yıl olmuş, o aşk da eskimiş.

Ankara uçağında başladım okumaya göz ameliyatı olduğum için dönüşte hiçbir şey okuyamıyordum zaten. 10 gün sonra tekrar okuyabilecek duruma gelince devam etmeye çalıştım. olmadı. ikinci ameliyat geldi bir daha ara vermek zorunda kaldım. Sonra da uzun aralar yüzünden galiba sevemedim, bıraktım öylece. Saçma sapan bir zamanda yine elime geçti. kitabı alan kişi hayatımdan çoktan çıkmıştı. Baktım bir not bile yazmamış ilk sayfasına. hep kalacağına dair bir özgüven/güven belki de. hayat ne tuhaf?

Kitapları mevsimlere ayırırım/benzetirim bazen, insanları da. bu kitap kesinlikle yaz kitabı değil. sonbahar/hatta çoğu zaman kış.

Yeniden başladım ve bu defa sevdim. son sayfalara gelince dura dura okudum bitmesin diye. yaz kitabı değil demiştim. ama kışın ortasında sevemediğim bu kitabı yaz başında sevdim. kapağı kapattığımda ise kucağımda bir sürü soru işaretiyle kaldım. (Tuğba) 
--reklam--
Sahnede Ölüm PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Pascal Mercier - Sahnede Ölüm kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sahnede Ölüm PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Pascal Mercier Kimdir?
Pascal Mercier 1944 yılında Bern'de doğdu. Berlin'de yaşamaktadır. Lizbon'a Gece Treni yazarın üçüncü romanıdır. Asıl adını yazarlıkta kullanmayan ve felsefe eğitimi görmüş olan Mercier'nin son romanı Lea 2007'de yayımlanmıştır.
--reklam--
Pascal Mercier Kitapları - Eserleri
Lizbon'a Gece Treni
Sahnede Ölüm
Lea
Sözlerin Ağırlığı
--reklam--
Pascal Mercier Alıntıları - Sözleri
Bir başkasının dildeki üstünlüğüne karşı koyarak kendi dilini nasıl bulur insan? (Sahnede Ölüm)
“Oysa kendi ruhlarındaki hareketleri dikkatle izlemeyenler mutlaka mutsuz olurlar.” (Lizbon'a Gece Treni)
“Yaptığımız her şeyin yalnızlık korkusundan yapıldığı doğru mu?
Hayatımızın sonunda pişmanlık duyacağımız her şeyden vazgeçmemiz bu yüzden mi?
Düşündüklerimizi bu kadar nadiren söylememizin nedeni bu mu?
Yoksa niye bütün o şiddetli geçimsizlik çekilen evliliklere, yalancı arkadaşlıklara, can sıkıcı doğum günü yemeklerine tutunup kalıyoruz ki?
Bütün bunlardan vazgeçseydik, sinsice gelişen şantaja bir son verseydik ve kendimize tutunsaydık, ne olurdu?
Bastırılmış arzularımızın ve onların tutsaklaştırılmasına duyduğumuz öfkenin bir fıskiye gibi fışkırmasına izin verseydik?
Çünkü korkulan yalnızlığın temelinde ne vardır aslında?
Söylenmeyen sitemlerin sessizliği mi?
Evlilik yalanlarının ve dostane yarı gerçeklerin mayın tarlasından soluğunu tutarak görünmeden geçmek için duyulan zorunluluğun olmaması mı?
Yemek yerken karşımızda kimsenin oturmama özgürlüğü mü?
Yaylım ateşi gibi süren buluşmalar kesildiğinde önümüzde açılan zamanın bolluğu mu?
Bunlar harika şeyler değil mi?
Cennetsi bir durum?
Öyleyse neden korkuyoruz bunlardan?
Nesnesini düşünmediğimiz için var olan bir korku mu duyuyoruz sonunda?
Düşüncesiz ana-babalar ve öğretmenler tarafından kafamıza sokulmuş bir korku?
Özgürlüğümüzün ne kadar büyüdüğünü görselerdi başkalarının bize imrenmeyeceklerinden nasıl bu kadar emin olabiliyoruz?” (Lizbon'a Gece Treni)
Yolculuk edemeyen insanlara neden acırız? Dıştan genişleyemeyecekleri için içlerinde de yayılıp genişleyemezler de ondan; kendilerini çoğaltamazlar, böylece kendi içlerinde kapsamlı gezilere çıkamazlar, başka kim ve ne olabileceklerini keşfetme fırsatından da yoksun kalırlar. (Lizbon'a Gece Treni)
Ama yaşamak istemediğim bir başka dünya daha var ; Bedenin ve bağımsız düşüncenin kötülendiği, başımıza gelebilecek en iyi şeylerin günah diye damgalandığı bir dünya. Diktatörleri, gaddarları ve katilleri sevmemizin istendiği bir dünya. (Lizbon'a Gece Treni)
Senin dilinde konuşabilmeleri için hep başkalarına yardım ettin. Onlara kendi dilinin sesini ödünç verdin ve onların senin dilinde özel seslerini bulmalarına yardım ettin. Senin kendi sesin bu dilde kulağa nasıl geliyor? Senin sesin nasıl?…. Başından geçenleri anlatırken, düşüncelerini, anımsamalarını ve yaşadıklarını anlatırken senin sesin nasıl çıkar? (Sözlerin Ağırlığı)
Oysa artık her şey ne kadar değişmişti ve bu değişim ne denli korkunçtu. (Lea)
Yazdığı sözcüklere okuduğu sözcüklerden daha çok güvenirdi. Yazarken kendine, kendini yalnızca dinlerken olduğundan daha yakındı. (Sözlerin Ağırlığı)
Hayat , yaşadığımız şey değidir; yaşadığımızı hayal ettiğimiz şeydir. (Lizbon'a Gece Treni)
O gün çalarken, notalarla inşa ettiği hayali tapınak, ileride artık yaşama dayanamadığı zaman içinde gizlenebileceği yerdi. (Lea)
Nerede hata yapmıştı? Kendini neyle suçlayacaktı? Yanlış yapmakla mı? Yanlış algılamakla mı? Aslında böyle bir şey olabilir miydi: yanlış veya doğru algılamak? Algılar- zaten nasılsa, öyle değil miydiler, nokta? (Lea)
Gregorius keşke uçakta değil de otobüste olsaydım dedi, o zaman son durakta yerinden kalkmadan okumaya devam edebilir ve otobüsle geri dönebilirdi. (Lizbon'a Gece Treni)
Şimdiki Zaman kipi, her zaman sözcüğüyle birleşince açık, sınırsız bir gelecek çağrıştırıyordu, bu açıdan da bir tür yalan barındırıyordu içinde. (Sözlerin Ağırlığı)
Hayal gücü, özgürlüğün asıl yuvası. (Sözlerin Ağırlığı)
"Şiir zamanı yavaşlatır,onu yukarıya kaldırır ve bizi ondan kurtarır." (Sözlerin Ağırlığı)
Özgüven: Neden böyle ne yapacağı bilinmiyordu? Niçin gerçeklere gözünü kapatıyordu? En değerli hazinemiz ve mutluluğumuzun vazgeçilmez bir parçası olduğunu düşünerek yaşamımız boyunca geliştirmeye, sağlamlaştırmaya ve yitirmemeye çalışırız onu. Sonra birdenbire aldatıcı bir sessizlikte önümüzde açılan bir kapıdan dipsizliğe düşeriz ve tüm gerçekler görsel yanılsamaya dönüşür. (Lea)
İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşabiliyorsak gerisine ne oluyor? (Lizbon'a Gece Treni)
Bir haftadır yazıyorum. Babamın müziği ve benim notlarım eriyip tuhaf, akışkan bir şimdiki zamana dönüşüyorlar. Kendimi geçmişe kaydırarak babamla müziğini paylaşıyorum, kendimi senin bunları okuyacağın geleceğe kaydırarak seninle düşüncelerimi paylaşıyorum. Yani, şimdinin dışında her yerde olan bir şimdiki zaman. (Sahnede Ölüm)
Mahkumların zamanı… bambaşka bir zaman, dışarıdaki zamanla hiçbir bağı yok, yavaş, yoğun bir zaman, o zamanda bir tek şey yapılabilir: Geçmesini beklemek ve sonra, çok sonra dışarıdaki zamana dönebilmen ve orada bir anda yönünü kaybetmemen için senden geriye bir şey bırakmasını umut etmek. (Sözlerin Ağırlığı)
“ Birinin, senin gibi, hakkımda çok şey bilmesinden nefret ediyorum, “ (Lizbon'a Gece Treni)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/sahnede-olum-pascal-mercier-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)