# Sanat ve Devrim - John Berger Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Sanat ve Devrim kimin eseri? Sanat ve Devrim kitabının yazarı kimdir? Sanat ve Devrim konusu ve anafikri nedir? Sanat ve Devrim kitabı ne anlatıyor? Sanat ve Devrim kitabının yazarı John Berger kimdir? İşte Sanat ve Devrim kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/sanat-ve-devrim-john-berger-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-18T08:00:14+03:00
- Güncelleme: 2022-02-18T08:00:14+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/18/john-berger-kimdir-john-berger-kitaplari-ve-sozleri-155625.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: John Berger 
 Çevirmen: Bige Berker 
 Orijinal Adı: Art and Revolutio 
 Yayın Evi: Agora Kitaplığı 
 İSBN: 9789944916738 
 Sayfa Sayısı: 194 

Sanat ve Devrim Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
John Berger'in Rus heykeltıraş Ernst Neizvestny hakkında kaleme aldığı bu kitap, Berger'in sözleriyle, ''Rus sanatının yapısına, SSCB'de plastik sanatlarla uğraşan sanatçının içinde buluduğu duruma, siyasal açıdan devrimci sanatın anlamına ve devrimci bilincin ileride doğurabileceği bazı sonuçlara ışık tutmaktadır''.

Sanat ve Devrim Alıntıları - Sözleri
Şimdilerde küreselleştirme dediğimiz ekonomik düzenin fanatikliğinin bir kısmı bağnazlıktan kaynaklanıyor. Ve bağnazlık her zaman olduğu gibi bu düzenden başka seçenek olmadığı numarasına yatıyor. Tabii bu düpedüz yalan, kesinlikle doğru değil; ancak tüm insanlık tarihinin karşısında söyleniyor bu yalan.
Fabrikada çalışmak için
karart yüzünü isle
sonra vakit bulduğun zaman
başka insanların lükslerine
ne işe yarar bu?
Silip at eskiyi yüreklerden!
Yetsin bu ucuz doğrular!
Sokaklar fırçalarımız
alanlar paletlerimizdir bizim.
Zamanın bir sayfalık kitabı
bir şey yazmıyor devrim günleriyle ilgili.
Fütüristler, düşçüler, ozanlar,
çıkın, sokaklara gelin.
Sanatta fazla özgürlük, her zaman sanatın anlamsızlaşmasına yol açabilir. Fakat şu da var ki, bir devrin en derin umut ve bekleyişlerini dile getirip olduğu gibi koruma fırsatını sanata ve yalnız sanata bahşeden de ancak bu özgürlüktür.
Propaganda türüne haklı olarak girebilecek nitelikteki kısa süreli eserler, ivedi fakat geçici görevlerini, gerek kuruluş gerekse biçimlerinde açıkça yansıtmak zorundadırlar. Bu tür eserler 'o günün emirleri' gibi olmalıdır. Aksi durumda, ivedi niteliklerini yitirirler. Amaçları, kısa sürede gerçekleştirilmesi gereken görevlere çağrıda bulunmak ya da beklenen özverilere esin kaynağı olmaktır; bu esinlenmenin gerçekleşmesiyse o günün kendine özgü kritik durumuna bağlıdır.
Duygu ve hayat sonsuzdur. Yaşamakta olan, her zaman yaşamış ve yaşayacak olandır. Hayatla ölüm arasında benim görebildiğim ayrım şudur ki, şu sırada genel kütle olarak yaşamaktayız. Bu kütle eriyip moleküllerine ayrışacağı bugünden yirmi yıl sonrasında da ayrıntıda yaşıyor olacağız.
"Heykel temelinde kalabalıkların sanatıdır." Ama çevremiz öylesine inanç uyandırmayan anıtlarla -çoğunlukla içtenlikten yoksun savaş anıtlarıyla- doludur, kültürümüzün genel eğilimi bölük pörçük olana ve özele öylesine yönelmiş durumdadır ki, bugün heykelin özünde var olan kamusal ve toplumsal niteliğini küçümser hale geldik.
Akademizm, sanatın toplumsal ve sanatsal nedenlerden ötürü, doğal olarak bir merkezden uzaklaşma ve çeşitlenme eğilimini sergilediği bir zamanda, sanatı konformist ve bir örnek yapmak isteyen bir çabadır. Akademizm, bazı durumlarda ilerici görünebilir, ama sanat adına her zaman öldürücüdür.
"Savaşım," diyor, "çok küçükken başladı ve bitmedi. Hep en ön safta olduğum duygusunu taşımışımdır içimde. Şimdi öyle bir noktaya varmış bulunuyorum ki, ancak gerilim altında kendimi gerçekten iyi hissedebiliyorum. Ama elbette bugün bu, işimin gerilimi olabilir... "
1918 Ekim'inde Kışlık Saray önünde Devrim'in yeniden canlandırılması gibi- ülkesinin temel hayat sorunlarıyla karşı karşıya kalmış olduğunu görünce sanatı bırakıp, plastik sanatlar konusundaki deneyini var gücüyle, en az yakıtla en çok ısı verecek soba modelleri hazırlamaya adayan Tatlin gibi aşırı coşkunluktaki sanatçıların var oluşu, Mayakovski'nin şiirlerini bağlayıp çözen o güç: Kırpmak için kızarmış gözkapaklarını
Yıkacağız çılgınca eski dünyayı
yeni bir efsane sunacağız dünyaya
gökgürültüsüyle.
Çiğneyip aşacağız zamanın parmaklığını alıp ayaklarımızın altına.
Bir müzik gamı yaratacağız
Gökkuşağından.
Sanatın sınırlılıklarının sanatın özüyle olan ilişkisi, hayatın ölümle ilişkisine benzer. Ölümün mutlak bilincini içimizde taşıyarak var gücümüzle kendimizi yaşamaya verebilirsek, yaşantımız bir sanat eseri niteliğini kazanır.
Çağdaş propaganda için mümkün araçlar daha çok film, ideogram türünden (naturalist olmayan) afiş, broşür, bazı tiyatro ve ezgi türleri ile nutuk gibi okunabilen şiirdir.
Ölümün hayat için gerekli bir çelişki olduğunu söylemek beylik bir laftır, ama doğrudur da. Fakat ne tarzda bir çelişkidir bu? Hayata hiç benzemeyen bir tarzda ölümün hiçbir çelişkiyi içermediği midir yoksa? Ölüm tekildir. Hiçbir ölüm bir başka ölümü içermez. Kendisi dışında hiçbir şeyi kapsamaz, kendisi de bir hiçtir. Tekil olduğu için de kısmidir; düşünebileceğimiz hiçbir bütün de tekil olamaz.
Soyut sanata gelinceye kadar insan bedeni her anıtsal heykele konu olmuştur. Dolayısıyla, sembolizmle yüklenmiş ve idealize etmenin birçok değişik biçimine girmiştir. Oysa bugün, insan bedeni tek ve kaçınılmaz konu değildir. Bugün bir sanatçı, bedene özgü nitelikler ilgisini çektiğinden ötürü insan bedenini seçebilir.
'Solcu'ların bazı teorileri kolaylıkla aşırı basit olarak eleştirilebilir. Mühendis-sanatçı, sanatçı türlerinden yalnızca biridir, filozof-sanatçılar da vardır. Sanat eseriyle makine ürünü de kesin olarak aynı şeyler değildir. Gene de, makineyi gözlerinde bu denli büyütmüş olmaları, bağlantıları içinde görülürse kolayca anlaşılabilir; sanayileşme fikri lirik bir güç kazanmıştı, çünkü, sanki bu fikir sayesinde tarihin bütün bir evresi, acılarıyla, sıkıntılarıyla yaşanacak yerde atılabilecekti. Aynı liriklik Lenin'in ünlü, 'komünizm demek, elektrik enerjisi artı Sovyetler demektir' sloganında da alttan alta saklıdır.

Sanat ve Devrim İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sanat ve Devrim, tarz olarak tamamen farklı bir kitap oldu benim için, bu yüzden ne yazacağımdan emin olamayarak bu incelemeyi biraz beklettim. Düşünün ki bir inceleme okuyorsunuz, bu inceleme tamamen sanatla alakalı ve sizin sanatla, sanatı sevmekten başka ilginiz yok; kısaca, bir miktar komik ama bir o kadar da güzel bir okuma oldu benim için.

John Berger ile de ilk kez böylece karşılaştım; açıkçası kendisi, beni kitabı kadar etkiledi. Yaşamını bir köyde, köylülere yardım ederek kazandıklarıyla devam ettirebildiğine dair bir şeyler okudum ve kendisi de zaten bir ressam -ve ayrıca roman yazarı- olan yazarın, sanata ve sanatçıya dair yazdıklarını okumaktan çok memnun kaldım.

Her zaman, sanatın bambaşka bir diyar olduğu kanısına kapılmışımdır. John Berger, bunu hem doğruladı hem de yalanladı; Neizvestny üzerinden Rus sanatını, tarihini, gelişimini anlatırken (Bu esnada genelgeçer bilgiler de veriyordu, yalnızca Rus sanatıyla kalmıyordu.) "hisler", "yaşanmışlık" bazlı ilerleyişi bu doğrulamayı sağlarken, belki de hiçbirimizin daha önce düşünmediklerini açıklarken de yalanlamalarla baş başa bırakıyordu.

Farklı bir tat ve daha geniş düşüncelere açılmak için okunabilir; yazarın dili nedeniyle, okurken zaten ziyadesiyle eğlenmiş, yazarla sohbet etmiş gibi hissediyorsunuz.
Keyifli ve dikkatli okumalar. (Gamze Züleyha Üredi) 

Kitabın Yazarı John Berger Kimdir?
1926'da Londra'da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı ve belgesel yazarı olarak da tanınıyor.

İlk romanı 1958'de yayımlanan "Zamanımızın Bir Ressamı"dır. Romanı "G." İle 1972 yılında Booker ödülünü almıştır.

Metis Yayınları yazarın klasikleşmiş yapıtı Görme Biçimleri'nin (1986) yanı sıra, Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisini yayımlamıştır. Berger'ın son romanı Kral ise 2001 yılında Müge Gürsoy Sökmen çevirisiyle yayımlandı.

John Berger Kitapları - Eserleri
Görme Biçimleri
Hoşbeş
Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
A'dan X'e
Uçuşan Etekler
Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar

Bir Fotoğrafı Anlamak
Sanatla Direniş
Düğüne
Portreler
G.
Yedinci Adam
Duman

Buluştuğumuz Yer Burası
Bento'nun Eskiz Defteri
Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı
Kıymetini Bil Herşeyin
Hayvanlara Niçin Bakarız?
Kral
O Ana Adanmış

Manzaralar
Fotokopiler
Domuz Toprak
Gökyüzü Mavi Siyah - Bütün Şiirleri
Sanat ve Devrim
İstanbul’dan Gelen Telefon
Bir Zamanlar Europa'da

Leylak ve Bayrak
Görme Duyusu
Şiirin Saati
Zamanımızın Bir Ressamı
Clive’ın Koğuşu
Bologna'nın Kırmızı Tenteleri
2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus

John Berger Alıntıları - Sözleri
Delilik, benliğe kapatılmış devrimci özgürlüktür. (Görme Duyusu)
Bir yalan hakikat sayılırsa, gerçek hakikat sahte olanı doğrudan teatral bir ha kikate çevirir. (Görme Duyusu)
Sevilen insan sokaktan geçerken ya da yüzünü yıkarken görülen insanla aynı değildir. (O Ana Adanmış)
Ölülere yakılan ağıtlar ölmekle kaybettikleri umutlaradır aslında. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
Geleceği görmek için geriye gidiyorum. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
Fotoğraflar belirli bir durumda hayata geçirilen insansal bir seçimin tanığıdır. (Bir Fotoğrafı Anlamak)

“Zorunluluk hem tragedya hem de komedya üretir. Öptüğünüz ya da kafanızı çarptığınız şeydir.” (Sanatla Direniş)
Soyut sanata gelinceye kadar insan bedeni her anıtsal heykele konu olmuştur. Dolayısıyla, sembolizmle yüklenmiş ve idealize etmenin birçok değişik biçimine girmiştir. Oysa bugün, insan bedeni tek ve kaçınılmaz konu değildir. Bugün bir sanatçı, bedene özgü nitelikler ilgisini çektiğinden ötürü insan bedenini seçebilir. (Sanat ve Devrim)
Vedalaşmayla buluşma ne kadar da yakındır birbirine! (O Ana Adanmış)
Kapitalist üretim tarzı kadar sürekli ve kapsayıcı bir biçimde geleneği parçalayan, geçmişi gereksiz kılan ve yadsıyan başka hiçbir şey yoktur. Brecht’in dediği gibi “Radikal olan, komünizm değil kapitalizmdir.” (O Ana Adanmış)
Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir. (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
NASIL OLUYOR DA hâlâ yaşıyorum? (Kıymetini Bil Herşeyin)
Hikayelerimizin bizi ele geçirme tehlikesi olduğunu bilsek, başka türlü yazar mıydık acaba? Sanmıyorum. (Hoşbeş)

'Solcu'ların bazı teorileri kolaylıkla aşırı basit olarak eleştirilebilir. Mühendis-sanatçı, sanatçı türlerinden yalnızca biridir, filozof-sanatçılar da vardır. Sanat eseriyle makine ürünü de kesin olarak aynı şeyler değildir. Gene de, makineyi gözlerinde bu denli büyütmüş olmaları, bağlantıları içinde görülürse kolayca anlaşılabilir; sanayileşme fikri lirik bir güç kazanmıştı, çünkü, sanki bu fikir sayesinde tarihin bütün bir evresi, acılarıyla, sıkıntılarıyla yaşanacak yerde atılabilecekti. Aynı liriklik Lenin'in ünlü, 'komünizm demek, elektrik enerjisi artı Sovyetler demektir' sloganında da alttan alta saklıdır. (Sanat ve Devrim)
Kalbin gecikmelere tahammülü yoktur, inancını yitirmişçesine perişan olur. (Kıymetini Bil Herşeyin)
Yorulunca sessizliği ararız, ama sessizlikten de korkarız, boş tiyatrolardan korkan oyuncular gibi. (Düğüne)
"Bir resim cansızsa, bunun nedeni ressamın mo­deline bir işbirliğinin başlaması için yeteri kadar yaklaşmaya cesaret edememesidir." (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
Kelimeler konuşan kişiyi ayakta tutarlar, 
düşüşler ancak konuşmaların yokluğunda ortaya çıkar. (Şiirin Saati)
Roland Barthes fotoğrafla ölüm arasındaki gizli anlaşmayı keskin bir dille ifade etti; her ikisi de zamanı durdurur, her ikisi de öldürücü bir darbe indirir. Senin sorun başka türlü. Geçmiş ve gelecek donar da, şimdiki zaman sonsuza dek sürerse ne olur? Saatsiz bir mutfağın sessizliğinde neler yaşanır? (Bir Fotoğrafı Anlamak)
Çıplak doğan kalbimin
ilk kundağı ninnilerdi.
Ardından kendi kendine

şiir giydi giysi diye.

Bir gömlek gibi
taşıdım sırtımda
okuduğum şiirleri.
Yarım yüzyıl yaşadım böyle
Sandalye sırtındaki gömleğimden
karşılaşana dek o sözsüzlükte.
Öğrendim ki bu gece yıllar boyu
kalbimin ezberlediği
bekleyişimmiş seni. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/sanat-ve-devrim-john-berger-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)