# Sevgilinin Geciken Ölümü - Murat Gülsoy Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Sevgilinin Geciken Ölümü kimin eseri? Sevgilinin Geciken Ölümü kitabının yazarı kimdir? Sevgilinin Geciken Ölümü konusu ve anafikri nedir? Sevgilinin Geciken Ölümü kitabı ne anlatıyor? Sevgilinin Geciken Ölümü PDF indirme linki var mı?  Sevgilinin Geciken Ölümü kitabının yazarı Murat Gülsoy kimdir? İşte Sevgilinin Geciken Ölümü kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/sevgilinin-geciken-olumu-murat-gulsoy-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-25T16:00:21+03:00
- Güncelleme: 2022-05-25T16:00:21+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/25/murat-gulsoy-kimdir-murat-gulsoy-kitaplari-ve-sozleri-230959.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Murat Gülsoy 
 Orijinal Adı: Sevgilinin Geciken Ölümü 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750706028 
 Sayfa Sayısı: 208 
--reklam--
Sevgilinin Geciken Ölümü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hazır yanıtların değil soruların yazarı olmayı seçen Murat Gülsoy, Sevgilinin Geciken Ölümü’nde aşkın büyübozumuna kalkışıyor. Bu Kitabı Çalın’dan tanıdığımız Gazeteci Cem, bitkisel hayata girmiş olan biricik aşkı Serap’a bakmak üzere kendini dünyadan soyutlayarak eve kapanmıştır. Birbirinin aynı olan günlerin bir özeti olabilecek bir anın içinde sıkışmış olan Cem’in üzerindeki psikolojik gerilim zihinsel durumunu değiştirmekte, ölümle yaşam arasında asılı kalmış olan “sevgili”nin bedenini, zihinsel bir savaş alanına dönüştürmektedir. Sıra dışı olayların gazetecisi Cem’in bu sefer çözmek zorunda olduğu; ölüm ile yaşam, Doğu ile Batı ve bilim ile mistik inançlar arasında asılı kalmış modern insanın temel meseleleridir.
--reklam--
Sevgilinin Geciken Ölümü Alıntıları - Sözleri
"Ne zaman seni düşünsem gözümün önüne o durgun ama kırılgan oturuşun geliyor. Bulunduğun yerde iz bırakmamak için sanki."
Onun sesini zihninde canlandırmak için çabalıyordu. O yüzden onun cümleleriyle düşünüyordu.
"Hayal kurmak gençken somut bir iş yapmak kadar ciddidir."
"Cem kendini kurtarmak için yapabileceği tek şeyi yapmıştı. Duyarlılık kanallarını kapatmıştı. Onları düşünecek ve onlara üzülecek enerjisi yoktu. Eğer tersini yapmış olsaydı Serapla hayat kuramazdı. Kendi ayakları üzerinde duramazdı."
İki kez olan doğal değildir. Zaman, Tanrı'nın her şeyin bir kez olmasına izin vermesi için vardır.
ölüm bir süreçtir, bizi tanıyan son kişi öldüğünde tamamlanan bir süreç
Şimdi: pazarlığın sonunda alınıp kilometrelerce öteden getirilip duvara asılmış olan ağaç oymasına bakarken o anı yeniden yaşayan Cem haklı çıktığını, bir biçimde geleceği öngörmüş olduğunu hayretle farkediyor. Belki de bu nesne o anı da kendine iliştirmiş yanında getirmeyi başarmıştı.
"Seni ben nasıl sevdim biliyor musun? Anlatılmaz ki böyle şeyler... Hissedilir. Her gün eve dönmemin, yaşamanın, soluk alıp vermemin, neşemin, mutluluğumun nedeniydin sen. Varlık nedenim. Sen olduğunu bilmek, o düşünceli halinle benim için endişelendiğini görmek... Senden bir çocuk istiyordum ama işte bu talihsiz kaza buna imkan vermedi. Aslında iyi ki de olmamış... Hem ona hem bana nasıl bakardın Cem?"
"Balkonda sigara içen biriyim. Artık uzun cümleler bile kuramayan biri."
"Kadınlar insanın önce ellerine mi bakarlar?"
“Her şey-ne kadar önemli olursa olsun- unutulup gidiyordu.”
hayat anlattıkça yaşanan ve anlam kazanan bir hikayeydi.
"Dört bir yanı acıyla çevrili bir varlık ne yapabilir öylece durmaktan başka?"
"Serap, onun Serap'ı, bir başkası için, kendisinin tanımadığı, varlığını bile hissetmediği biri için... ağlıyordu."
"Elma ağacının altında başka biriyle oturma Cem."
--reklam--
Sevgilinin Geciken Ölümü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sevgilinin Geciken Ölümü
MURAT GÜLSOY

Aralık okumalarımdan biri olan “Sevgilinin Geciken Ölümü” benim ilk Murat Gülsoy kitabım. Yazara olan övgüler ve kitabın kapağındaki “Ophelia” ile beni hemencecik etkisi altına alan bir kitap oldu.

Eser, Cem’in biricik eşi Serap’ın kaza geçirip, bitkisel hayata geçmesiyle başlıyor. Cem uyanma ihtimalini göz önünde bulundurarak, onunla birlikte eve kapanıp, umutla bekliyor. Ölüm ile yaşam arasında, Berzah’ta asılı kalan Serap’la birlikte yaşadıkça Cem’in yalnız kalmasına, tüm hayatını, ilişkilerini sorgulamasına, psikolojik değişimine eşlik ediyorsunuz. “Aşk, sevgi, ölüm, sadakat, gerçek nedir?”, “Doğru davranış nedir?” sorularına cevap arıyorsunuz. Yazarın akıcı diliyle kitabın sonuna doğru sürükleniyor, merakla bir sonraki belirsizliği çözmeye çalışıyorsunuz. Karakter, ilişkisini, doğruyu sevgilisinin yarı ölü bedeninde ararken, arada bir geriye çekilip çektiği vicdan azabını, yaşadığı kötü olayda “bitki sevgilisi”nden teselli almaya çalışmasını gördükçe yazarın edebi dehasına ve kurgu gücüne hayran olmamak elde değil.
Bilim ve mistik inançlarla harmalanmış, bu edebi eseri 2021’de en beğendiğim kitaplara ekliyor ve size de öneriyorum. Aklınızda daha net bir izlenim bırakması amacıyla birkaç alıntı bırakıyorum.

Sevgiyle kalın,
Günce
"Seni ben nasıl sevdim biliyor musun? Anlatılmaz ki böyle şeyler... Hissedilir. Her gün eve dönmemin, yaşamanın, soluk alıp vermemin, neşemin, mutluluğumun nedeniydin sen. Varlık nedenim. Sen olduğunu bilmek, o düşünceli halinle benim için endişelendiğini görmek... Senden bir çocuk istiyordum ama işte bu talihsiz kaza buna imkan vermedi. Aslında iyi ki de olmamış... Hem ona hem bana nasıl bakardın Cem?”

"O yaşatmaya çalıştığın Serap değil artık, bir zamanlar Serap'a evsahipliği yapmış boş bir kabuk şimdi."
"İyi ya, ben de o kabuğu kendime yeni bir ev olarak seçtim. Serap'a yerleştim.”

"Ne zaman seni düşünsem gözümün önüne o durgun ama kırılgan oturuşun geliyor. Bulunduğun yerde iz bırakmamak için sanki." (guncecigim) 
Bu ay okuduğum kitaplarda şöyle bir değişiklik yaptım: kütüphanede gezdim ve rastgele beni çeken kitabı alıp okudum. Normalde bir kitabı okumak için o kadar araştırma yapan ben için heyecan verici bir deneyim oldu Bir labirente girmiştim, eseri okudukça çıkışa yaklaşıyordum sanki. Okudukça yazarı ve karakterleri tanımak yeni bir hazine bulmuş hissi oluşturuyordu. Yazarın başarılı biyografisi özellikle çekmişti beni kendine. Normalde romantizme uzak olan ben, bu isimli kitabı tereddütle aldım ama zekâ bezeli bir aşk çıktı karşıma, iyi ki de okudum
.
Gazetecilik yapan Cem kaza geçirip bitkisel hayata giren eşi Serap'a bakmak için onunla eve kapanır. "Kendi içinde kalabalık yaşayanlar bazen başkalarına ihtiyaç duymazlar" diye bir söz vardır. Kitabımız aslında bu sözden ibaret dersek doğrudur:) Cem bedenen yalnızken, zihnen, iç konuşmalarla dolu bir hikâyededir. Hem de ne iç konuşmalar :)
.
Varlık-yokluk-ölüm ilk konusudur bu konuşmaların. Kendinden küçük olsa da, evli olsa da hoşlandığı stajyeri ile olan duygusal yakınlığı, bunun getirdiği suçluluk-kıskançlık-aşk nedir, soruları ise sonraki konusu. Zihninde hasta eşi Serap ile konuşurken kendini aklamaya uğraşır Cem. Ama bir düşünün hangimiz zihnimizdeki hayaletler topluluğuna karşı kendimizi aklayabiliriz? O kalabalıkta, o yoğunlukta hangimiz sorunsuzca yürüyebiliriz? İşte bu yoğunluk boğar Cem'i...
.
Bazen bazılarının yokluğu var olduğunda hissettiğimiz huzurdan daha fazla huzur verir bize. Yokluğu varlık sevinci verir. Cem ise kimin yok olmasını istediğini bilememektedir. Kendinin varlığından dahi emin değilken kararsızlık girdabında tükenir. Yaşayan bir ölüye döner. Artık gerçek ölü kim farkında olamaz. Zihnindeki sorular onu, bu girdaba gittikçe çeker, bir kısır döngü bırakır geriye. Kitap bu sorularla, düşüncelerle akar gider ve zorlar sizi. Metafizik, madde ayrımında savrulur akarsınız.
.
 Yazarla yapılan söyleşilerde de Oğuz Atay'dan etkilendiğini belirtir. Bilinçakışı tekniğinin verdiği yoğunluk; soruların getirdiği, okudukça okuma hissi kitabı nefessiz okutuyordu. Bolca düşünmek için okuyun derim (Merve) 
Soluk soluğa okudum; nefesim kesildi, bu nasıl müthiş bir anlatımdır böyle. Eserlerini yazdığı sırayla okuduğum değerli yazarımız Murat Gülsoy her ay okuduğum bir yeni kitabıyla çıtayı biraz daha yukarıya çekmiş oluyor; kendisinin edebî dehasına hayran olmamak mümkün değil.

2005 yılında yayımlanan Temmuz seçimim Sevgilinin Geciken Ölümü, ruhumun derinlerinde bir yerlere yer yer hoyratça, yer yer nazikçe dokundu ve beni gerçekten çok etkiledi. Açık ara bu yıl okuduğum bütün kitaplar içinde en çok etkilendiğim ve sarsıldığım eser oldu. Modern dünyanın temel varoluş sorununun üzerine inşa edilmiş bu romanda, ölüm ile yaşam arasındaki ince bağlantı noktasında kalmış olan bitkisel hayattaki eşinin bakımını kendi başına üstlenen gazeteci Cem’e kulak veriyoruz. Cem, yazarın Bu Kitabı Çalın adlı öykü kitabından tanıdık bir karakter. Tıpkı hayatının aşkı eşi Serap gibi. Sıra dışı haberler peşinde koşan bir gazeteci olarak tanıdığımız Cem, roman boyunca sürdürdüğü iç monologların zaman zaman kafasının içinde Serap’la yaptığı “iç diyaloglara” dönüşmesiyle sıra dışı bir hayatın içine düşüyor.

Romandaki detaylar öyle çarpıcı bir şekilde sunulmuş ve anlatım o kadar yoğun ki roman zamanının sadece bir gün olduğunu anladığım noktada çok şaşırdım. İkilemler üzerine kurulu kurgu, ölüm-yaşam, ruh-beden, aşk-nefret, evlilik-aldatma, hayal-gerçek, netlik-belirsizlik, Doğu-Batı, inanç-hurafe, suçluluk-masumiyet, mistik-bilimsel eksenlerinde muazzam sorularla karşı karşıya bırakıyor okuru. Hazır cevaplarla hiçbir zaman işi olmayan yazarımızın ortaya koyduğu bu kurgu karşısında tutulup kalıyorsunuz resmen.

Hayatı ve hayatın işaretlerini sorgulayan biriyseniz, bu romanı mutlaka okuyun ve sizi sarsmasına hazır olun diyorum. (Nur) 
--reklam--
Sevgilinin Geciken Ölümü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Murat Gülsoy - Sevgilinin Geciken Ölümü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sevgilinin Geciken Ölümü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Murat Gülsoy Kimdir?
1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde Elektrik-Elektronik Mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans çalışmasını aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde tamamladı. İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri üzerine yaptığı deneysel tez çalışmasından sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği Programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde temel bilimsel çalışmalar yaptı. 2000 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta Biyofotonik konusunda dersler vermekte, araştırmalar yapmaktadır. Lazer-doku etkileşimi, lazerle doku kaynağı, cerrahi lazer sistemi tasarımı konularında çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Arkadaşlarıyla birlikte 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisi ile edebiyat alanında adını duyurmaya başladı. Bu dergide öykü ve deneme türünde yazılarını yayımlayan Gülsoy ilk kitabını 1999 yılında Can Yayınları'ndan çıkardı. 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı, "Bu Kitabı Çalın" adlı kitabına, 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü, "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" adlı romanına, 2013 yılı Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü "Baba, Oğul ve Kutsal Roman" adlı romanına verildi. Kitapları çeşitli dillere (İngilizce, Almanca, Çince, Makedonca, Rumence, Bulgarca, Arapça, Arnavutça) çevrilmektedir. Yapıtlarında akıcı bir üslup kullanan yazarın gerçekliğin ve zihinsel deneyimlerin aldatıcılığı, rüyalar, ölüm ve aklın sınırları gibi konuları ele aldığı söylenebilir. Öykü ve romanlarında türler arasında gidip gelmekten çekinmeyen Gülsoy edebiyat üzerine de inceleme ve denemeler yazmaktadır. Borges, Kafka, Orwell, John Fowles, Coetzee, Tanpınar, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk sıklıkla andığı yazarlar arasında sayılabilir. Boğaziçi Üniversitesi'nde vermekte olduğu yaratıcı yazarlık derslerini Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabında, Modernizm/Postmodernizm üzerine görüşlerini 602.Gece adlı inceleme kitabında yayımlamıştır.

Açık Radyo'da 1995-2002 yılları arasında Hayalet Gemi, Simgeler Sözlüğü, Ubor Metenga gibi programlarda yer almış olan Gülsoy 2010 yılından bu yana TRTTURK kanalında Açık Şehir programında Sinemada Edebiyat Uyarlamaları hakkında yorumlar yapıyor. Murat Gülsoy aynı zamanda 2004 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor.
--reklam--
Murat Gülsoy Kitapları - Eserleri
Bu Kitabı Çalın
Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık
Ve Ateş Bizi Tüketiyor
Öyle Güzel Bir Yer ki
Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet
Gölgeler ve Hayaller Şehrinde
Baba Oğul ve Kutsal Roman
Nisyan
Bu Filmin Kötü Adamı Benim
Belirsiz Bir Ânın Kıyısında
İstanbul'da Bir Merhamet Haftası
Tanrı Beni Görüyor mu?
Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul
Sevgilinin Geciken Ölümü
Binbir Gece Mektupları
Karanlığın Aynasında
602. Gece
Türkiye Hikayelerini Anlatıyor
Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler
Bu An'ı Daha Önce Yaşamıştım
Sindirella’nın Bilmecesi
Belki de Gerçekten İstiyorsun
Şiir Dünyadan İbaret
--reklam--
Murat Gülsoy Alıntıları - Sözleri
Sıradan insanlar ancak hedeflerden söz edildiğinde rahatlarlar. Oysa çoğu zaman, gerçekte hedefin ne olduğunu asla bilmeden doğup ölürler. (Tanrı Beni Görüyor mu?)
Öyle... Zihin dağılmaya başladı mı toparlaması çok zordur." (Ve Ateş Bizi Tüketiyor)
sanki aklının içindeki bir düş dünyasında yaşıyordu (Tanrı Beni Görüyor mu?)
Okunan kitapların sayısı değil onların okunma yoğunlukları önemlidir. (Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık)
Onun sesini zihninde canlandırmak için çabalıyordu. O yüzden onun cümleleriyle düşünüyordu. (Sevgilinin Geciken Ölümü)
Madem kendisi bir yazar olarak ciddiye alınmıyor, o da gizlice yetiştireceği yazarlarla var olacaktı. Adı kimse tarafından bilinmese de olurdu. Tek istediği geleceğe bir yolla katılmaktı. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
“İnsanlar... Asla yapmam dedikleri ne varsa, inan bana, şartlar müsait olduğunda herkesten önce yapıyorlar. Üstelik bunun en doğru hareket şekli olduğunda ısrar edip seni aptal yerine koyuyorlar. O yüzden en iyisi, kimseden bir şey beklememek. Böylece sukutuhayale de uğramazsın.” (Gölgeler ve Hayaller Şehrinde)
Kalp bir para gibi renklerini kaybediyor, gerçekler aleminden palavralar alemine doğru hızla yuvarlanıyor. (Bu Kitabı Çalın)
Koşuyordum; düşüncelerin, düşlerin, şakaların, oyunların, madrabazlıkların içinden geçiyor, sonra başladığım yere geliyordum nefes nefese. (İstanbul'da Bir Merhamet Haftası)
Modernizm ilerlemeyle barbarlıktan kurtulunacağını vaat ediyordu. Oysa tam tersi olmuştu, barbarlık steril ve organize bir hal almıştı. İşte modernliğin ürünleri olan Nazizm ve dünya savaşları ortadaydı. Insanlar şu sorunun yanıtını bulamıyorlardı: Böylesine gelişkin bir uygarlık, böylesine incelmiş bir kültür nasıl olur da böylesine büyük bir barbarlık üretebilmişti? Üstelik bilimcilerin bu süreçteki rolü hiç de azımsanmayacak kadar önemliydi. Bir çoğu gönüllü olarak bu süreçte rol almış, savaş endüstrisinin kilit noktalarında görev yapmış, insanlar üzerinde yapılan korkunç deneyleri tasarlayıp gerçekleştirmişti. (602. Gece)
"... Ve sonuçta yeni sanat sinemadan yararlanma deneylerini oyuncu ve tiyatro yönetmeni Nikolai Vladimroviç Ekk ile birlikte kurduğu tiyatro Metla'da dener. (Ekk 1931-41 yılları arasında Hayat Yolu, Grunya Kornakova, Bülbül. Sorochinsk Fuarı, Mayıs Gecesi adlı filmler çekecektir.)" (Şiir Dünyadan İbaret)
İki insanın aşkı gibi değildi bizim yakınlaşmamız, acı çeken bir insanın aynada kendini öpmesi gibi yalnızlık doluydu. (Karanlığın Aynasında)
İlahî adaletin tecelli ederek kendisini cezalandırdığını düşünerek kendine dur demişti. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
Orta sınıfın sınırsız sorumsuz mutluluğuna küfretti Önder. Mutluydular. Ahmakçasına. Kendilerinden memnundular. Kafalarında kendilerine ve geleceklerini ilişkin net planlar vardı. Kendilerine, bahçe içindeki evlerine, birbirlerine güveniyorlardı. Yastıklı plastik sandalyelerini yaslanarak başkalarını çekiştiriyorlardı. Her evde bu küçük mahkemelerden binlercesi kuruluyordu akşamları. (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
Biliyor musun, annem gibi konuşuyorsun. O da böyledir. Ne zaman ona göre yanlış bir şey yapsam bu benim düşüncem olamaz. İlle de aklıma biri girmiştir. (Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet)
İnsan her zaman aldatır, her zaman kötüdür. (Öyle Güzel Bir Yer ki)
Toplanmak için dağılmak gerekir. (Türkiye Hikayelerini Anlatıyor)
İnsanlara bakmıştım. Milyonlarca Hayat vardı dışarıda. Uzaktan birbirlerine benziyorlardı ama yeterince dikkat edince her birinin diğerinden farklı olduğu anlaşılıyordu. Her biri ayrı renkte bir kapıydı. Açması zordu belki ama hepsi de açılmayı bekliyorlardı. Benim gibi... (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
Nazım’ı önce tiyatroya, sonra da sinema dünyasına çekecek daveti Muhsin Ertuğrul yapar. Nazım 1924 yılındaki ilk dönüşünde, Süreya Paşa sinemasının müdürlüğünü yapan babası Hikmet Bey’in Osmanlıca-Fransızca Sinema Postası (Le Courrier du Cinéma) dergisine yardım eder. Ancak edebiyat eylemcisi Nazım, Şeyh Said isyanını öne sürerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Yasasını ’nın verdiği baskılar sonucu, sadece yedi ay kalabildiği ülkesinden Sovyetler Birliği’ne kaçmak zorunda kalır. Ankara’da İstiklal Mahkemesi’nde açılan davada gıyaben on beş yıl hapse mahkûm olmuştur. (Şiir Dünyadan İbaret)
Gerginliği oluşturan nedenlerin başında da sosyal başarısızlık ve dışlanma korkusu gelir. (Bu Kitabı Çalın)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/sevgilinin-geciken-olumu-murat-gulsoy-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)