# Şikago Mezbahaları - Upton Sinclair Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Şikago Mezbahaları kimin eseri? Şikago Mezbahaları kitabının yazarı kimdir? Şikago Mezbahaları konusu ve anafikri nedir? Şikago Mezbahaları kitabı ne anlatıyor? Şikago Mezbahaları PDF indirme linki var mı?  Şikago Mezbahaları kitabının yazarı Upton Sinclair kimdir? İşte Şikago Mezbahaları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/sikago-mezbahalari-upton-sinclair-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-08-20T20:00:04+03:00
- Güncelleme: 2022-08-20T20:00:04+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/08/20/upton-sinclair-kimdir-upton-sinclair-kitaplari-ve-sozleri-294469.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Upton Sinclair 
 Çevirmen: Kıvanç Güney 
 Editör: Barış Cezar 
 Orijinal Adı: The Jungle 
 Yayın Evi: Sel Yayıncılık 
 İSBN: 9789755708614 
 Sayfa Sayısı: 400 
--reklam--
Şikago Mezbahaları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Şikago Mezbahaları, yazıldığı dönemden bugüne ABD’deki emekçi sınıfların durumunu gözler önüne seren çarpıcı eserlerden biridir.

Şikago’daki devasa et endüstrisi kısa sürede kullanıp bir kenara attığı ve sefalete mahkûm ettiği emekçilerin yerine sürekli yenilerini aramakta, dünyanın dört bir yanından Amerikan rüyasına kanarak gelenler bu acımasız çarkın dişlileri arasında öğütülmektedir. Zenginlik ve özgürlük hayaliyle bu fabrikaların çevresinde toplananların karşısına ise, iş ve can güvenliğinin bulunmadığı, bir ucundan kesimlik hayvanların, diğer ucundansa kurban edilmeye hazır örgütsüz işçilerin girdiği bir cehennem çıkacaktır.

Upton Sinclair’in, romanını yazmak üzere kimliğini gizleyerek içine sızıp çalıştığı mezbaha bölgesindeki tanıklıkları, o gün olduğu gibi bugün de ne tüketicinin sağlığını ne çalışanların refahını önemseyen kapitalist üretim ve tüketim anlayışına ışık tutuyor. Gücünü gerçeğin acımasızlığından alan sarsıcı bir roman.
--reklam--
Şikago Mezbahaları Alıntıları - Sözleri
Duygularınız körelmiş, ruhunuz uyuşmuş durumda; ama hayatınızda bir kez olsun yaşadığınız bu dünyayı fark edin…
Emeğiyle bu ülkeyi var eden ama ülke yönetiminde söz sahibi olmayanlar!
Hayat bir varoluş savaşıydı ve güçlüler güçsüzleri yener, sonunda herkes en güçlü olana yenilirdi.
Şu anda insanların çoğunluğu henüz insan bile değil, başkalarının servetine servet katmak için kullanılan birer makine.
Adalet diye,hak diye bir şey yoktu; yalnızca güç, zorbalık, kayıtsızlık ve kontrolsüz bir keyfilik ve güç vardı!
Yaratılışı böyleydi; dünyanın adaletini, yıkımın ve ölümün dal budak saldığı bir hayatın yaşamaya değer olup olmadığı sorgulamıyordu.
Ruhu öldürenlerin karşısında bedeni öldürerek cinayet işlemek nedir ki?
Öğrenilecek çok şey, keşfedilecek birçok güzellik vardı!
Hayat seni çok zorlamış belli oluyor.
Acı ve sefalet içinde yaşayan, çocuklarını besleyecek parayı kazanmak için didinen binlerce anne var!
“Ekonomiyi” sahipler yönettiği sürece halkın gitgide daha çok çalışacağını, köleleşeceğini, kazancının sürekli azalacağını göremiyorlardı!
…insanın kendi başının çaresine bakması gerektiğini, sırtınız yere gelirse çığlıklarınızı kimsenin duymayacağını bilecek kadar da görmüş geçirmiş biriydi.
Bu dünya kadınlarla çocuklara göre değildi.
Domuzların çığlıkları dışında her şeylerini kullanırlar.
Ruhu öldürenlerin karşısında bedeni öldürerek cinayet işlemek nedir ki?
--reklam--
Şikago Mezbahaları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
BU NASIL BİR DÜZEN Kİ AÇIN SIRTINDA TOK VAR: İşçilerin umuda yolculuk yapıp hüsrana uğramasıyla kitap/gazap-uzumleri--575'ni, o işçilerle işverenler arasında greve gitme, grev kırıcılığı yapma gibi daha politik mücadelelerinden ötürü kitap/bitmeyen-kavga--572'yı, sistemi ve kurumlarını doğrudan hedef alması noktasında kitap/demir-okce--1722'yi, ne kadar çabalarsa çabalasın duvara toslayan ve sistemin çok çalışanı değil kendinden taviz vereni ödüllendirdiğini gösteren bir baş karakteri olmasıyla kitap/martin-eden--1614'i anımsatan bir kitaptı. Hani tereddüt eden varsa ve bu kitapları beğendiyse okumasını tavsiye ederim. Ancak bu kitabı saydığım kitaplardan ayıran önemli nokta salt sistem eleştirisinden ibaret olmaması. Daha sonrası için de yol haritası çiziyor. Son 40 sayfayı okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır.

Şimdi bazı aklı evveller okuyup "Hep kötü koşullardan bahsetmiş", "teknik güzel ama bu insanlık dışı koşullardan bu kadar bahsedilmesinden gına geldi, hem böyle koşullar mı kaldı, bunalarak, oflayarak okudum" gibi saçma sapan yorumlar yapabilirler. Çünkü bu sitede kitabın yazıldığı dönemi, bölgeyi, o insanların dünyasını bilmeden kitabı kendi dünyalarından bakarak ve bugünkü koşullarda eleştirenler var. Üstelik bu suya sabuna dokunmayan incelemeleriyle övgü bile alıyorlar :) Şimdi gelelim gerçeklere.

Kitap adından da anlaşılacağı üzere bir mezbahada başlıyor. Büyük bir fabrikada devasa üretim var. İlkel bir Fordizm modeli gibi düşünebiliriz. Şimdi iyi kötü siyaset veya iktisat dersleri alanların bileceği gibi klasik liberal abimiz Adam Smith, uzmanlaşmadan bahseder. Bir iş, iş bölümlerine ayrılır, her işçiye bir iş düşer, çok fazla mal kısa sürede yapılır. İşte bu fabrika da hayvanın çığlıkları dışında her zerresinden kar yapılan, her biriminde bir dramın yaşandığı bir fabrikadır. Peki bu fabrika sahibi her şeyden kar yaparken işçinin payına düşen nedir? İşte pek çok liberal bunları göz ardı ederek büyümeden bahseder. Acılar ise romanlarla veya filmlerle aktarılır.

Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filmini izleyenlerin hatırlayacağı harika bir sahne var: https://www.youtube.com/watch?v=DfGs2Y5WJ14 İnsanın makinelerin kölesi olduğu, ne ürettiğini bile kavrayamadan üretime yabancılaştığı, rutine bağladığı için kendini geliştiremediği ve klasik liberallerin teorilerinin çöktüğü o muazzam sahne. Bu kitapta hepsini görmek mümkün. Tonlarca et üreten ama geceyi aç geçiren insanlarla dolu bir dünya makul olabilir mi?

Sorun sadece açlık değil. Kitabın baş karakteri Jurgis'in babası iş güvenliği olmadığı için ölüyor, Jurgis de aynı sebepten defalarca yaralanıyor. Yıllar içinde birileri mücadele etti ve iş güvenliği ile alakalı yasalar çıktı.

Jurgis'in okul çağındaki akrabaları dahi çalışıyor. Daha 10 yaşındaki çocuklar günde 12-18 saat çalışıyordu. Birileri mücadele etti ve çocukları koruyan yasalar çıktı.

Jurgis ve akrabaları çok çalışsalar da en ufak bir hastalıkta işten çıkarılıyor. İş Güvencesi ile alakalı kazanımlar birileri mücadele edince oldu.

''Ona'' adlı karakter evlendi ve ertesi gün işe gitti. Evlilik izni, doğum izni falan yoktu. Bugün var. Birileri mücadele etti, kazandı.

Yine liberallere göre piyasada görünmez el var ve emek talebi ile arzı mutlaka dengeye gelir. Elbette milyonlarca işçiye karşılık bir avuç patron arasında nasıl bir denge olacak bahsetmezler. Çünkü Yedek İşsizler Ordusu kavramından bihaberler. İşte bu göz ardı edilen kavram işsizliği doğurur. Nitekim kitaptaki tüm işçiler işsizlikten mustarip. Aç kalan kadınların fuhuş batağına sürüklenmesi, insanların dilenmekten başka çare bulamaması, hırsızlık yapması çarpıcı işlenmiş. Suçu cezalandırmak kolay. Önüne geçmek için insani koşullar yaratılıyor mu? Yoksa suç bu düzenin körüklediği bir olgu, hapishaneler ise korku yayarak ve baskı altına alarak düzene hizmet eden bir mekanizma mı?

Siyaseti parası olanın dizayn etmesi, halk sağlığının bile rüşvet konusu olması, işçinin kendini geliştirecek vakit bulamaması neticesinde kaderine razı hayat sürmesi, ABD'deki Cumhuriyetçlerle Demokratlar arasında fark olmaması, basının taraflı olması, din adamlarının sistemdeki rolü vs. pek çok konudan uzun uzun bahsedilebilir. Kitap oldukça iyi eleştirmiş. Ben ise sadece son dönemde moda olan ''bireycilik yaa'', ''Zayıf olan ezilir, doğanın kanunu ya'' diyerek ortalıkta gezinenlere iki çift laf etmek istiyorum: Yukarıda saydığım tüm kazanımları yok sayarak bunları demek kolay. Ama tamamen mülksüz olarak ve sıcak bir evde doğmadan, çok çalışmanıza rağmen üç kuruş para kazanarak, işverenlerin kucağına düşüp asgari ücret diye bir kazanımın olmadığı, yapayalnız kaldığınız dünyada aynı sloganları atacak mısınız merak ediyorum.

Son olarak, Jurgis ve ailesinin hikayesi onlarca yıl çalışıp bir evlerinin dahi olmamasını da anlatıyor. Günümüzde ev almak için çabalayıp ev sahipleri ve emlakçılar arasında oyuncak olmuş, kiradan kurtulamayan, kiradan kurtulsa da bankalara 10 yıl kredi borcu ödeyip ancak kutu kadar evlerde oturanlar kitapta kendilerini görebilirler. Özel mülkiyete değer veren bu harika sistemde mülk sahibi olmanız için önünüze çıkan engeller çok ironik değil mi? İyi okumalar. (Yorgun demokrat) 
Şikago Bizim Olacak!: Şikago Mezbahaları...
Beni Germinal kadar hatta daha fazla etkileyen kitap olarak hafızama kazındı. Asla aklından çıkmayacak, muhteşem bir okuma oldu benim için.

Okudukları gazeteler ve siyaset ele geçirilmiş, toplum bir robot gibi çalıştırılmış ve işleri bitince çöp gibi sokaklara atılmış bir yer Şikago Mezbahaları. Örgütsüz işçilerin, özgürlük ve zenginlik hayalleri ile kandırıldığı ama aslında cehennemin ta kendisi, Amerikan rüyasının sadece trendeyken sürdüğü, ayağını yere basar basmaz yaşanılan bir hayal kırıklığı burası!

Jurgis ve Ona'nın evlilik kutlamasını okumakla başlıyoruz kitaba. Her biri büyük umutlarla geliyor Şikago'ya. Hayalleri var, para kazanacaklar, ev alacaklar, aile kuracaklar ve çocukları olacak onların. Ancak sistemle henüz tanışmamış hiçbiri. Eşini çalıştırmak istemeyen adamlar, ailenin reisi benim naraları atan insanlar onlar. Çaresizlik nedir bilmeyen, güçlü kuvvetli vücutlarına ve dinçlikleri ile gençliklerine güvenen yüzlercesinden bazıları var karşımızda.

Mezbaha ve ölüm yataklarında işe başlamaları ile değişiyor hepsinin hayatları. İnsanların yaşadıkları yetmiyor gibi bir de hayvanların çektiği eziyetleri gösteriyor bize yazar. Fabrikalar insanlara gezdirilirken, dışardan bakanlar için her şeyin nasıl güllük gülistanlık olduğu ama aslında bu fabrikalarda dönen şeylerin perdeler arkasında gizlendiğini okuyoruz.

Dünyanın her yerinde bu kapitalist düzenin ve acımasızlığın yaşandığını unutturmuyor Sinclair bizlere. Ailelerin çaresizliği, çocuklarını okuturken bundan vazgeçmek zorunda kaldıkları, umutların facialara dönüştüğü bir gerçek var önümüzde. Aç kalmamak, işini kaybetmemek hatta ölmemek için bedenlerini satmak zorunda kalan kadınlara ışık tutuyor Şikago Mezbahaları!

Bir ailenin yaşadıklarının aslında tüm toplumdaki işçi sınıfının her bireyinin yaşadığı sorun olduğunu ve bunun ilk de son da olmayacağını kabulleniyoruz. Sistemi bir çark, insanları da dişli olan bu bozuk düzende yaşamak ne kadar zor olursa olsun hayatta kalmak için her yolu deneyen insanlarla tanışıyoruz. Gücü kuvveti yerindeyken iş sahibi olan insanların, çalışma koşullarının sertliği nedeniyle gördüğü ruhsal ve fiziksel zarar sonrası tabiri caizse ikinci ele çıkması ve kullanılıp atılma hissi hiç geçmiyor onlardan.

Din, siyaset, sendika üçgeni ve zengin fakir arasındaki uçurumdan da bahsetmek gerekiyor. Emek veren işçiler iken, emeği sömüren zenginlere sıra geliyor Şikago Mezbahaları'nda. Her toplumda olduğu gibi burada da bir ironi çıkıyor karşımıza:
Sıcacık evlerinde yaşayıp karınları tok olan din adamlarının, günah ve açlık hakkında hiçbir şey bilmeden aç insanlara vaaz vermesini okuyoruz. Yoksulların ruhlarını kurtarmak karnı tok olanlara mı kaldı sorusunu soruyoruz kendimize!

Jurgis de bu düzende kırılıp dökülüyor, yollara düşüyor, dileniyor, isyan ediyor, kazalar geçiriyor, zorluklarla karşılaşıyor. Ancak bir gün devran tersine dönsün diye bozuk düzene ayak uydurmaya karar veriyor. Siyaseti kullanmakla akıllılık ediyor Jurgis. Daha da ileri gidiyor ve bir çevresi oluyor. Geçmişte yalvararak işe girdiği yerlerde bu kez siyaset vasıtasıyla iş buluyor. Arkası oluyor yani Jurgis'in! Siyaset bu devirde olduğu gibi geçmişte de insanlara kolay para kazandırıyor! Ancak bir şeyi hesaba katmıyor Jurgis, fakir ve işçi toplumundan gelmiş birinin kolay para kazanmak için son şansı olan siyaset de elinden gidiyor! Çünkü alışamadığı bu çevre onu sırtından vuruyor, bunu göremiyor Jurgis!

Derken devrim çanları çalıyor Jurgis'in kulağına! Sosyalizm ve devrim ile tanışıyor kahramanımız. Ama nasıl bir tanışma! Devlet, eşitlik, evlilik, siyaset ve Şeytan'ın ölümsüz silahı din hiç olmadığı kadar çarpıyor gözüne Jurgis'in! Ülkeyi emeği ile döndüren, var eden işçilerin hiçbir zaman yönetimde söz sahibi olamayacağı gerçeği ile yüzleşiyor. Sadece ertesi günü çıkaracak kadar yemek yiyen, soğuktan titreyerek uyumaya çalışan insanlardan biri olduğunu acımasız bir ders ile kavrıyor O.

Peki ne yapmalı Jurgis? Özgür olmak için gözündeki perde nasıl kalkmalı? Ellerindeki görünmez zincirler nasıl kırılmalı? Bilimi, kitapları, gazeteleri kısacası insanların iyiliğine olan icatları insan aleyhine kullananlarla nasıl savaşmalı? Tüm işçileri örgütlemeli ama bunu nasıl yapar ki alelade bir insan?

Örgütlenin haykırışları kulağımda çınlıyor! Dizginlenmeyecek bir sel gibi akıyor işçilerin devrimi gözlerimin önünde adeta! Keşke gerçek olsa diyorum, örgütlense emekçiler ve kırılsa bu zincirler! Bir gün belki kırılır ve belki bu kapitalist düzen son bulur diye umutlanıyorum! (fazi) 
Amerika'da ekonomik bunalımın ardından bazı sektörler sayesinde gerçekleşen 'hayali özgürlüğe' ulaşabilmek çoğu göçmenin hayalidir ve gariptir ki bu Amerika'da yazılan en iyi sistem eleştirisi kitapların konusunu oluşturur. Okuduklarımdan daha fazlası olduğuna eminim. (Gazap üzümleri- Şikago mezbahaları- Fareler ve insanlar)

Şikago Mezbahaları, Litvanyadan Şikago'ya gelen Jurgis ve ailesinin hazin öyküsünü anlatır. Karakterler genelde Amerika’ya gerek refah düzeyini gerek iş fırsatlarını düşleyerek gelirler. Yolsuzluğun, israfın, rekabetin sadece kendi ülkelerine özgü kavramlar olmadığını düşünmeden bir Amerikan rüyası seline kapılırlar. Daha kaliteli hayat standartları altında yaşamak isterler. İşbirliğine dayanan bir toplumda yaşamanın hayalini kurarken; her yerde gelir eşitsizliğiyle, iş güçlerine değmeyen ücretlerle, kanlarının son damlasına kadar kullanılıp ıskartaya çıkarılan binlerce işçiyle karşılaşırlar.

Amerika ve birçok ülke piyasayı kontrol eden kapitalist sistemin babaları tröstlerle ve hayalleri bir evden ibaret olan olan işçilerin sömürüsüyle vardır. Emlakçısı çalar; patron kara listeye alır; siyasi güç, cehalet ve zulmü yaymak için kullanılır. Gittikçe acımasızlaşan ölüm kalım savaşı bu açgözlülükte yutulmayı bekleyen bizlere paravanın arka yüzünü gösterir.

5-10 kişilik açılan bir kadroya binlerce işsiz insanın başvurması sefalettir. Adaletin sermayeden yana olduğu bir sistem kabul edilemez. Bedeni acımasızca çalıştırarak ölüme mahkum eden, insanları düşünmekten alıkoyan insanların işçilere vaaz vermeye hakları yoktur. Demokrasi olmasına rağmen iş sektörlerinde, ülke yönetiminde ve daha bir çok yerde söz hakkı bulunmayan halk örgütlenmelidir.
Uzun bir süredir reklam ve pazarlamayla evrensel olarak satılan özgürlük bir sınıfa hizmet ettiği sürece özgürlük değildir. Kısa metrajlı, sadece para dökenin ulaşabildiği bir filmdir.

Bir kitabın her sloganı bir darbe indirebilir mi? İndiriyor. -10 derecede kafamı suya sokup çıkarmak, sosyalistlerin örgütlenmek için attığı nidalar kadar etkilemezdi. Ah! O son sayfalardaki nefes kesen sosyalizm propagandası... Sinclair yazmamış, haykırmış. Et tröstünün gerçek yüzüyle başlayan sosyalizm fikirleriyle son bulan sarsırıcı bir toplumsal gerçekçi roman. Tavsiye edilir. (Ayşe Sönmez) 
--reklam--
Şikago Mezbahaları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Upton Sinclair - Şikago Mezbahaları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şikago Mezbahaları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Upton Sinclair Kimdir?
Upton Sinclair (20 Eylül 1878 – 25 Kasım 1968) Pulitzer Ödüllü ABD'li yazar. 20. yüzyılın başlarında yazdığı eserlerle şöhrete kavuşmuş ve çok sayıda kitap yazmıştır. Özellikle 1906 yılında yazdığı ve dilimize Chicago Mezbahaları adıyla çevrilen The Jungle adlı eseri büyük yankı yapmış ve kamouyunun dikkatinin mezbahalardaki sağlıksız çalışma koşullarına çekmiştir. Eserin yayınlanmasından hemen sonra ABD’deki et sektöründe iyileştirme çalışmaları başlamış ve konuyla ilgili yasal düzenleme yapılmıştır.

Hayatı

Gençliği

Baltimore, Maryland’de dünyaya geldi. Babası Upton Beall Sinclair, annesi Priscilla Harden’dir. Babası bir içki satıcısıydı. Sinclair’in büyükbabası oldukça varlıklıydı, Sinclair çoğu zaman onlarda vakit geçirirdi. Sürekli olarak zenginlerin ve fakirlerin bulundukları ortamlarda olması onu etkileyecek ve ileride eserlerinin ilham kaynağı olacaktır. 1888 yılında ailesi New York şehrindeki Bronx bölgesine taşınınca, buradaki koleje gitmeye başlar. Okul masraflarını karşılamak için öykü ve makaleler yazmaya başlar.

Yazarlığa adım atışı

Sinclair 1900 yılında ilk eşi olan Meta Fuller ile evlenir. 1904 yılında yazmak için üzerinde çalıştığı kitabı için asıl kimliğini saklayarakChicago’daki mezbaha ve et üretim kombina tesislerinde çalışır. The Jungle adlı eser 1906 yılında basılınca çok başarılı olur ve büyük bir ilgi görür. Bu eserden kazandığı parayla hayalindeki ütopyayı kurmak için New Jersey Englewood’a gider ve Helicon Hall adında bir sosyalist koloni kurmaya girişir. Sonrasında Kongre seçimlerinde milletvekili adayı olsa da seçilemez. Koloni bir yıl sonra yanacaktır, yangında Lester Briggs adlı marangoz hayatını kaybedecektir.

Sonraki hayatı

1911 yılında Meta, eşini terk eder. Sinclair, önce Mary Craig Kimbrough ile daha sonra da Mary Elizabeth Willis ile evlenir. Sırasıyla Kaliforniya,Arizona ve New Jersey’e gider. 1968 yılında Washington’da ölür.

Siyasi hayatı

Sinclair 1920 yılında Temsilciler Meclisi ve 192 yılında Senato için sosyalist listeden aday olsa da seçilemez. Siyasete bir süre ara verir. 1934 yılında Kaliforniya valiliği için seçime katılır.Seçimlerde Sinclair, Kaliforniya’da Yoksulluğa Son (İngilizce: End Poverty in California) adı verilen kampanyayla büyük destek kazanır. Ancak bu dönemde gerçekleşen büyük toz fırtınaları hasadı kötü etkileyecek ve kitlesel göçe yol açacaktır. Eyaletteki muhafazakarlar da Sinclair’i azılı bir komünist olarak gösterecek ve karşı propaganda yapacaklardır. Sinclair seçimleri kaybedince yazarlığa geri döner. Bu döneme dair yaptığı değerlendirmede ilginç görüşler ileri sürmüştür:

“ Amerika halkı sosyalizmi seçecektir ama bu isimle değil. Bunu yoksulluğa son kampanyasında kanıtladım. Sosyalist listeden aday olduğumda 60 bin oy alırken, Kaliforniya’da Yoksulluğa Son! diyerek 879 bin oy aldım. Sanırım düşmanlarımızın hakkımızda öne sürdükleri büyük yalanlar başarılı oldu. Bu yalana cepheden saldırmaktansa etrafından dolaşmak tercih edilmelidir. „

— Upton Sinclair (1951)

Sosyal duyarlılık

Sinclair eserlerinde döneminin sosyal ve ekonomik özellikleri önemli bir yere oturur. Eserlerinde kapitalizmin adaletsizlikleri olarak gördüğü olayların esas olarak Büyük Bunalımyıllarındaki yıkıcı etkisini işler.

The Jungle adlı eserinde Sinclair, denetimsiz kapitalizm yüzünden işçilerin karşı karşıya kaldığı insanlık dışı koşulları işler. Ancak eserde vurgulanan işçilerin karşılaştıkları zorluklar, uzun iş saatleri, göçmen işçilerin maruz kaldıkları baskı, iş garantisinin olmaması ve düşük maaşlar yerine eserde arka planda yeralan et sektörünün içinde bulunduğu sağlıksız durum daha çok dikkat çekecek ve ABD hükümeti tarafından yasal düzenlemeler yapılacaktır. Sinclair bununla ilgili ilginç bir benzetme yapar:

“ Ben toplumun kafasına hedef aldım, attığım yumruk midesine geldi! „

— Upton Sinclair

Lanny Budd dizisi

1940 – 1953 yılları arasında Lanny Budd adıyla bilinen ve 11 dizi macera kitabından oluşan seriyi yazar. Kahramanı ünlü bir ABD’li silah üreticisinin oğlu olan dizide I. Dünya Savaşından başlayarak döneme ait çelişkileri ve sol bakış açısını aktarır. Bu dizi basıldığı sırada çok popüler olacak ve 21 ülkede baskısı yapılacaktır. 1943 yılında basılan seridekiDragon’s Teeth adlı eserle Pulitzer Ödülü’nü alır.

Geleneği

Sinclair'in mezartaşı ve üzerindeThe Jungle

Sinclair’in Monrovia, Kaliforniya’daki evi müze olarak korunmaktadır. Ayrıca kendisine ait çok sayıda el yazması, fotoğraf ve ilk baskı kitaplarİndiana eyaletindeki İndiana Üniversitesi Lilly Kütüphanesinde sergilenmektedir.

Sinemaya etkileri

1906 yılında basılan ‘’The Jungle’’ adlı eser 1914 yılında filme çekilse de bu film kaybolmuştur ve hiçbir kopyası bulunmamaktadır. Ayrıca Sinclair, çok sayıda filmin senaryo çalışmasında yer almıştır. Bunların en bilineni Sergey Ayzenştayn ile birlikte yapımında yer aldığı ¡Que viva México! filmidir. Bu dönemde Charlie Chaplin ile de ortak çalışmaları olmuştur. 1927 yılında yazdığı Oil! adlı eser ise 2007 yılında çekilenThere Will be Blood adlı Oscar ödüllü filme esin kaynağı olmuştur.
--reklam--
Upton Sinclair Kitapları - Eserleri
Şikago Mezbahaları
Petrol!
Kral Midas
Jimmie Higgins
Patron
Sanayi Kralı
Altın Zincir
--reklam--
Upton Sinclair Alıntıları - Sözleri
Bütün zamanlara mensup başarılı sanatçıların çoğu, zamanlarının zihniyetleriyle uyuşma halinde bulunmuşlar ve hakim kuvvetlerle kendilerini bir hissetmişlerdir. (Altın Zincir)
"Beni dinle ama dinlediğini anlamasınlar. Burada olduğumu bilmesinler." (Petrol!)
Bu dünyada huzur yoktu vesselam! (Patron)
Sınıflar birbirleriyle dövüşür, bazıları yenilip harikuladelikleri söner, sanatları mahvolur, bazıları ise yenip kendi çıkarlarına uygun ölçüler koyarlar. Ebedi olan faktörler yalnız insanlığın adalet, kardeşlik ve hikmete doğru yaptığı çabalardır. Sanatlar bu ülküye ne kadar hizmet ederlerse o kadar ölmezlik şansı kazanmış olurlar. (Altın Zincir)
Zengin olunacaksa; köle gibi çalışmanın ne âlemi vardı ki? (Petrol!)
Yeryüzünde zincirinden boşanmış kötüler de var, insan suratlı iblisler. (Patron)
Yaratılışı böyleydi; dünyanın adaletini, yıkımın ve ölümün dal budak saldığı bir hayatın yaşamaya değer olup olmadığı sorgulamıyordu. (Şikago Mezbahaları)
Bu insana dünyanın en dikkat çekici dili verilmişti. Hayatın her türlü fırsatından altın gibi, kor gibi parlak, muhteşem sözler döküyordu; yazdığı her şeyi şiirsel büyüsü ile nurlandırıyordu. Doğanın ona verdiği bu yetenek onun mutluluğuydu, fakat aynı zamanda bir tehlikeydi, çünkü onu düşünme zorunluluğundan alıkoyuyordu. Bu bizim için de tehlikedir, çünkü büyüler aldatır. Ama bir kez kendinizi zorlayarak düşünün ve sorun: Büyük ozanın ifade ettiklerinin gerçek değerleri nedir? O zaman anlayacaksınız ki fikirlerinin çoğu bayağı, bir çoğu zevksiz ve ucuz, bir çoğu da zamanının ve sınıfının yontulmamış aciz yargılarından ibarettir. (Altın Zincir)
İşi çabuklaştırmak için bundan daha basit bir yöntem bulunmuş değildi hiç o zamana kadar. Manivelanın kolu azıcık çevrildi mi, işçiler de hızlanırlardı. Görünmez bir vergiydi bu, tüketicinin farkına varmaksızın ödediği gümrük resmi gibi. İşçi ne kronometre tutabilir ne de bir saat içinde önüne gelen arabaları sayabilirdi. Zincirin hızını ayarlayan adam durumu bildirse bile, işçi yine bir şey yapamazdı buna karşı. Eğer bu hıza dayanma gücü yetmiyorsa, ondan daha güçlü bir düzine insan yerini kapmak için dışarda bekliyordu. Çenenizi kısın ve ne söyleniyorsa yapın. İşte o kadar! (Sanayi Kralı)
"Tek bildiğim, bu grev savaşını kay­betmelerine neden olmama asla izin vermeyecekleri. Yarın güneş doğacağına ne kadar eminsem, beni durdurmanın bir yolunu bula­caklarına da o kadar eminim!" (Petrol!)
Ben hayattaki en önemli şeyin altın ve zenginlik olduğunu sanırdım. Oysa yanılmışım... (Kral Midas)
Roma konusunda çok şey bilenler çoğunlukla kapitalist Amerika'yı iyi bilmezler. Oysa ki dünyada birbirine o kadar benzeyen iki uygarlık daha yoktur. Ben bütün bir kitap yazıp Amerikan ozanlarının, devlet adamlarının ve gazetecilerinin sözlerini Romalı eşlerininki ile karıştırabilirdim. Bu sözleri yakından tanımayanlar hangisinin kime ait olduğunu anlamazlardı. (Altın Zincir)
Yoksul çocukları, kaçırılmaktan yana tam bir güvenlik içinde oynayabilirlerdi sokakta. Hele o günlerde, eğer onlara yiyecek verileceğinden emin olsalar, birçok ana baba çocuklarının kaçırılmasına yok diyemezdi. (Patron)
Balzac tasvirlerinde "ikbalperestleri" yani; şeref, namus ve doğruluk pahasına servet yapan adamları tercih eder. Bu insanlara hayrandı çünkü kendisi de onlardandı. Artık olgun bir adam olarak, 'zengin' bir Polonyalı kadınla evlenmek isterken kız kardeşine yazdığı mektupta bu evlenmenin kendisi için ne demek olduğunu anlatır. Bu mektupta kullandığı dil ortağıyla müzakere eden bir pezevengin dilini hatırlatır. Eveline Hanska ile ilişkisi ona "büyük aleme giriş" ve "iktidara varış" sağlayacakmış! (Altın Zincir)
…insanın kendi başının çaresine bakması gerektiğini, sırtınız yere gelirse çığlıklarınızı kimsenin duymayacağını bilecek kadar da görmüş geçirmiş biriydi. (Şikago Mezbahaları)
Başları öne eğikti ama korkunç bir anlam vardı duruşlarında. (Jimmie Higgins)
İster yukarıdan bak ister aşağıdan, dünya güzel görünür! Polis çürümüştür, politika oyunu bir mezattan başka şey değil. Peşin para ile herhangi bir kimseyi, herhangi bir şeyi satın alabilirsin. (Sanayi Kralı)
Domuzların çığlıkları dışında her şeylerini kullanırlar. (Şikago Mezbahaları)
Herkes kendini şampiyon sanır, bisikletle kimse beni geçemez diye eser savururdu. Ve işte şimdi, motorlu arabalar da katılıyordu rekabete. Hem bunlar bisikletten daha çok daha hızlı, daha tehlikeli ve daha etkileyiciydi. Mekanik dalında çalışan genç işçiler kontağı, transmisyonu soğutma sistemini öğreniyorlar, hep bunlardan söz ediyorlardı.
Bu yeni sanayinin çok gelişeceği fikri üzerinde birleşiyorlardı. Ve şehre dönerken Abner’in kafasına bir soru takıldı: “Acaba Bay Ford beni yanına almaz mı?” (Sanayi Kralı)
Yeni modellerinin mükemmelliği ve satışların artacağından emin bulunması nedeniyle on-on iki bin yeni işçi alacağını ilân ettiriyor, gazetelere de yazdırıyordu. Dürüst iş miydi bu? Bunun üzerine, bedava ekmek kuyruğunda bekleşen, geceleri barınaklar sığınan bütün yersiz yurtsuz zavallılar, o kış kıyamette üstü açık marşandiz vagonlarında yolculuk eden bir sürü işsiz, yığınlar halinde Red River’e akın ettiler. Sonra, fabrikanın parmaklıkları önüne vardıklarında, karşılarında otomobil Kralının “Kiralık adamlarını” buldular. Bunların ellerinde cop, ceplerinde tabanca vardı; personele mensup oldukları hakkında bir belge gösteremeyen herkesi coplarla geriye püskürtüyorlar, içeri girmeye uğraşanlar fazla kalabalık olunca da üzerlerine buz gibi basınçlı su sıkıyorlardı hortumlarla. Bu da mı dürüst davranıştı? İnsanları kendisinden uzaklaştırmak için en berbat gangsterleri kullanmak da aşırı popülerliğin garip bir sonucu olsa gerekti! (Sanayi Kralı)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/sikago-mezbahalari-upton-sinclair-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)