# Şoför Mustafa - Suat Derviş Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Şoför Mustafa kimin eseri? Şoför Mustafa kitabının yazarı kimdir? Şoför Mustafa konusu ve anafikri nedir? Şoför Mustafa kitabı ne anlatıyor? Şoför Mustafa PDF indirme linki var mı?  Şoför Mustafa kitabının yazarı Suat Derviş kimdir? İşte Şoför Mustafa kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/sofor-mustafa-suat-dervis-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-07T00:00:16+03:00
- Güncelleme: 2022-05-07T00:00:16+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/07/suat-dervis-kimdir-suat-dervis-kitaplari-ve-sozleri-216243.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Suat Derviş 
 Yayın Evi: İthaki Yayınları 
 İSBN: 9786257442558 
 Sayfa Sayısı: 176 
--reklam--
Şoför Mustafa Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Bir makine adam gibi... Sabah kalkıyor, garaja… Garajdan otomobili alıyordum ve artık büyük bir çarkın bir dişi gibi oluyordum. Şehrin içinde gürültü, kalabalık, kavga ve dert içinde... Müşteriyle atışarak, trafik memurlarıyla çatışarak, yayalarla, başka şoförlerle kavga ederek... Günde en aşağı dört beş kere ölüm tehlikesi atlatarak bir tek gaye için yaşıyordum. Bu gayem benimkilerin rızkını temindi. Onu düşünüyordum.”

Mustafa evli, iki çocuk babası bir şoför. Ancak karısı ve çocuklarıyla pek de mutlu olduğu söylenemez. Tatminsiz bir hayatı var. Üstelik ekmek teknesi, arabası dökülüyor.

Mustafa’nın hayatındaki yegâne heyecan Kemeraltılı Zerrin. Zerrin bir seks işçisi ve ne hikmetse her seferinde kancayı şoförlere takıyor. Hatta yakın geçmişte iki şoför onun için birbirine girmiş, biri mezarı, diğeri kodesi boylamış.

Mustafa, Zerrin’in kendisine olan ilgisinin farkında. Ama onun varlığından derin bir ıstırap da duyuyor. Çünkü Mustafa’nın kız kardeşi Melek de Zerrin gibi bir seks işçisi. Onun en büyük öfkesi, nefreti ve en derin utancı, vicdan azabı bu.

Şoför Mustafa, Suat Derviş’in bir zanaatkâr gibi yıllar içinde ustalaştığını kanıtlayan, daha önce farklı romanlarında ele aldığı, aklını ve ruhunu kurcalayan meselelerin, çatışmaların âdeta billurlaştığı bir roman.

Serdar Soydan’ın, Suat Derviş’in kariyeri boyunca tekrar tekrar ele aldığı konuları, benzer karakterleri irdelediği “Birbirinden Doğan Kadınlar ve Romanlar” başlıklı yazısıyla.

(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Şoför Mustafa Alıntıları - Sözleri
O halde sen söyle; neden seni arıyorum?
" Gönüllerin yazı da olur, kışı da, " demişler.
Sahiden bir daha gelmeyecek mi ?
Bu dünyada varsa para, yoksa para...
Ne güzeldi şu İstanbul... İnsanın vakti olup da bir doya doya seyredebilseydi bu güzel şehri...
Para alan orospu da keyfi için para verip zevk satın alan orospu değil mi?
İnsanları anlamak gerek. Anlayıp affetmek gerek...
Hayatı bir otomobilin içinde geçen bir adamın yayalar arasında garip bir yabancılığı vardı.
“Biz dağ başlarında mıydık ? Yalnız mıydık bu şehirde ? Şu izbelerde, şu köstebek deliklerinde olan bitenlerden kimsenin haberi yok mu ? Hep biliyorsunuz ama… “
Ama her göğüs kafesinin içinde bir yürek vardır. Yalnız her yüreğin dili ayrıdır.
Ben işe gidinceye kadar trende, otobüste, bütün vasıtalarda hatta atölyede iş arasında bile hep okurum.
O halde sen söyle; neden seni arıyorum?
İnsanları anlamak gerek. Anlayıp affetmek gerek...
“Ama her insanın göğüs kafesinin içinde bir yürek vardır. Yalnız her yüreğin dili ayrıdır.”

.
Fakat hiç düşünmez ki, her çocuğun hatta her büyüğün muhtaç olduğu en mühim şeyi, şefkati ona vermemişti.
--reklam--
Şoför Mustafa İncelemesi - Şahsi Yorumlar
#seldaileoku
#okudumbitti #kitapyorumu
‍️ Herkese merhaba, bugün sizi şoför Mustafa ile tanıştıracağım.Haydi yoruma bekliyorum.
.
 İstanbul sokaklarında ekmek parası için direksiyon sallayan Mustafa,eşi, çocukları ve kardeşi ile birlikte yaşamaktadır.Eşi Munise ile severek evlenen Mustafa, başlarına gelen talihsiz olay yüzünden eşine karşı fazlasıyla öfkelidir.Bu öfke karısında da vardır.Öyle ki öfkesini görümcesi Melek'ten çıkarır.Yaşça büyük biri ile bir anlaşma karşılığı Melek'i evlendirir.6 yıl boyunca bu evliliği mahkum olan kız,kapı komşusu kızın aklına uyar ve bilmediği bir dünyaya girer.Çıktığı bu yol artık Melek için içinden çıkılmaz bir dünya olacaktır.Mustafa kardeşini hayatından silmiştir ta ki Zerrin onun aklını başına getirene kadar.
.
 Başlarına gelen talihsiz olay ne?
Mustafa neden eşini suçluyor?
 Munise öfkesi neden Melek'ten çıkardı?
 Melek bu evlilikte neler gördü?
 Komşu kızı Melek'e ne teklif etti?
 Başına nasıl bir olay geldi?
 Zerrin kim ve Mustafa ile nasıl bir bağlantısı var?
 Mustafa'yı bekleyen son ne?
.
Türk filmi tadında bir kitap okudum.Aslında hayatımızdan bir kitap.Ah Mustafa ah...O cadı karının dediğine inandın, kardeşine sormadın bile.Asıl kızı sen itti o yola.Sevgisiz büyüyen Mustafa,sevgi gösteremedi. Munise, yemin ediyorum seni yolasım geldi. Biçare yetim kız mı sana fazlalık geldi? Ya sen Mustafa,neden kardeşinin peşini bıraktın?Aç mı,açık mı, acaba ne durumda diye merakta mı etmedin? Velhasıl kelam ders niteliğinde bir kitaptı. Aklın başına geldi ama iş işten geçtikten sonra...Zerrin'e dua et sen. Devamı kitapta.Herkese keyifli okumalar diliyorum. (Selda Balaban Baykan) 
Kitap, adından da anlaşıldığı gibi şoför Mustafa'nın etrafında şekilleniyor. Mustafa'nın duygularını, kinini, öfkesini, vicdanını, pişmanlığınıı okuyoruz. Ara ara sinirlenip yapmış olduğu davranışlarına öfke duyuyoruz. Özellikle kız kardeşi Melek'e ve karısına söylediği sözler kızdırıyor bizi. Karısının kilolu, tembel ve bakımsız olmasından şikayet ediyor fakat bunun nedenini sorgulamıyor hiç...
Mustafa her konuda çok yanlış adımlar atmış. Kötü konuşup zehrini akıtarak sebep olduğu yükü hep başkalarına atmış. Hiç dönüp kendine bakmamış. Kendini yargılamamış. Herkes kötü, o iyi. Kızıyorum böyle insanlara. Başkasını suçlayıp acizliğini, güçsüzlüğünú örtmek isteyen o kadar insan var ki aramızda.

İnsanları dinlemek, anlamak gerek. Onları affetmek gerek ve en önemlisi sevgi göstermek gerek. Sevgi...
Bu 5 harftan oluşan kelimenin hayatımızdaki rolü o kadar büyük ki. Bir çocuğun başını okşamak çok mu zor? Veya gülümsemek, hal hatır sormak, onları dinlemek, anlamak.

Aile sevgidir. Özlem ve umuttur. Siğınağımızdır ve avunduğumuz yerdir. Kapıdan girerken gülümseyin, nasıl geçti gününüz diye sorun. Görün! Kör olmayın. Kör olursanız Mustafa gibi biri olmanız kaçınılmaz. Bence bu kitabı herkes ama herkes okumalı. Okumalı ki dönüp kendine bakmalı. Bu kitap sayesinde belki kalplere inen perde kalkar, gerçekler tokat gibi yüzünüze çarpar, kendinizi tanıma imkanı bulursunuz. (Nuray Takaz Durmuş) 
Herkese merhaba ‍️ Bugün size kalemi ile ilk kez tanıştığım bir yazar ile geldim. Yazarın bu kitabı ilk kez Gece Postası’nda 16 Ekim 1963 - 19 Şubat 1964 tarihleri arasında 125 tefrika olarak yayımlanmış. Konusuna gelecek olursak Şoför Mustafa küçük yaşta babasız kalmış baba sevgisi nedir bilmeden büyümüş, yıllar sonra babası dönse de bir müddet kalmış ve geride Mustafa ile beraber bu sefer de kardeşi Melek’i bırakmış. Annesinin ani ölümünden sonra da bir yuva kurmaya karar veren Mustafa, mahallesinde olan Munise’ye aşık olur ve evlenirler. Kardeşi Melek’i de yanlarına alırlar, çocukları ile bir onu da kendi çocuğu gibi büyütür. Bu sırada ilk evladını eşinin ihmalkarlığından kaybeden Mustafa ve Munise bu olayı bir türlü atlatamazlar. Yıllar geçer ama karışı Munise günden güne kötüye gitmeye devam eder. Bu sırada Melek ise evlenme çağına gelmiştir. Munise kendince bir yol bulur ve kızı istemediği yaşlı bir adam ile evlendirir. Yeni bir araba alması içinde yaşlı damada başvurmaları gerektiğini söyler. Melek ise bu yaşlı adama satıldığını düşünür, baba şefkati beklediği abisinden yıllarca bu ilgiyi ve sevgiyi görememiş üstüne de sevmediği birine köle olarak verilmiştir. Bakalım Melek hayatını nasıl değiştirecek? Abisi Mustafa neler yapacak? Genel anlamda çok akıcı ve etkileyici bir üslup ile yazılmıştı. Eski Türk filmleri tadında bir kitap olmuş. Baba sevgisi görmeden büyümenin nasıl bir etki bıraktığını çok güzel anlatmış. Kesinlikle tavsiyemdir. (Gülsüm Baysal) 
--reklam--
Şoför Mustafa PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Suat Derviş - Şoför Mustafa kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şoför Mustafa PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Suat Derviş Kimdir?
Suat Derviş (d. 1903, İstanbul - ö. 23 Temmuz 1972, İstanbul), Türk gazeteci, yazar.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır..

Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş’in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye’dir. Eseleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır.

Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrası alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir.

Hayatı

Gençliği

1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünûn’un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa’nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid’in mabeyncilerinden Kamil Bey’in kızı Hesna Hanım’dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım’ın kardeşidir.

Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi.Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi’ne, ardından Bilgi Yurdu’na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918’de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından “hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı.

Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir.Şair Nazım Hikmet, 1920’de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş’e ithafen yazmıştır.

İlk eserleri

Suat Derviş’in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923’de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul’un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925’te ilk hikayeleri Almanca’ya çevrildi.

İlk gazetecilik deneyimleri

Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey’le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı.

Bir süre sonra Alemdar’dan ayrılıp İkdam’a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu.

Berlin yılları

1927’da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin’de Sternisches Konservatuvarı’nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya’da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932’de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü.

Yurda dönüş ve 1930’lu yıllar

Yurda döndükten sonra Babıali’nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi.

Resimli Ay’da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi.

1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi.Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu.

Gezinin yapıldığı 1937’de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938’de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939’da "Hiç romanı yayımlandı.

Politik yaşamı ve mahkumiyeti

Suat Derviş’in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş’i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu.

1944’te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi” romanları gazetelerde tefrika edildi.

"Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944’te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan “Hatice Saadet Baraner” yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı.

Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947’de "Büyük Ateş ", 1950’de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi.

Paris yılları

1951’de tekrar tutuklanan eşinin 1953’de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa’da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı.

Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957’de Le Prisonnier d’Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç’in Drina Köprüsü’nden bile daha iyi bulundu.Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca’ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958’de yayımlandı.

Yurda dönüşü

Reşat Fuat Baraner’in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye’ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray’dan Bir Perihan adlı romanı 1963’te Gece Postası’nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı.

Son yılları ve ölümü

1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti.Moskova’da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişi’deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971’de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı.

Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.
--reklam--
Suat Derviş Kitapları - Eserleri
Fosforlu Cevriye
Ankara Mahpusu
Çılgın Gibi
Bir Haremağasının Hatıraları
Kara Kitap
İki Kadın İki Aşk
Aksaray'dan Bir Perihan
Hiç
Gönül Gibi
Şoför Mustafa
İstanbul'un Bir Gecesi
Kendine Tapan Kadın
Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır
Hiçbiri
Behire'nin Talipleri
Dirilen Mumya
Beni mi?
Sınır
Ahmet Ferdi Bir Kış Gecesi
Anılar Paramparça
Alev Dudaklı Kadın
Emine
Onu Bekliyorum
Yeniden Yaşayabilseydik
Hepimiz Birbirimizin Örneğiyiz
Fukara Ölüsü
Fosforlu Cevriye
Niçin Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?
--reklam--
Suat Derviş Alıntıları - Sözleri
"Sen hiç tek başına, kimsenin bulunmadığı ve hiç bir aksiseda (yankı) vermeyen bir boşlukla konuştun mu?" (Kendine Tapan Kadın)
“Alnının teri, yorgunluğun, canın pahasına kazanıp bıraktığın şeyler kime kalacak biliyor musun, tanımadığın birsürü insana.” (Beni mi?)
Siyah istanbulin ve kırmızı fes giyen haremağaları canlı mahluklardan ziyade birer heyulayı hatırlatıyorlardı. (Bir Haremağasının Hatıraları)
ben kimseyi

sevmedim. (Kara Kitap)
Hayat öyle güzel bir şey ki yarabbi! (Yeniden Yaşayabilseydik)
Hiç kimse kendinden başkasını, hakiki muhabbet diye anladığımız duygularla sevemez! Sade ben değil, herkes... herkes öyle. Tahlil etmeyen, menfaatsiz, fedakâr sevgiler, şimdi bize sizin zamanınızın hikâyeleri kadar hayali geliyor. Başka asırların zevkini okşayacak tarzda yapılmış, şiirler, besteler gibi, ruhumuzda ufacık bir tesir bırakmadan, kaybolup gidiyor. (Hiçbiri)
Yaşamak için sana ihtiyacım var. (Yeniden Yaşayabilseydik)
“Bu gece niçin bu kadar mahzunsunuz?”
“Sana bu kadar yakın ve senden bu kadar uzak olduğum için.” (Çılgın Gibi)
Güzel serin bir menbaadan tatlı bir su içip hararetini teskin ettikten sonra bir bardak kuyu suyu içen adam, ne hissederse ben de bugün tanıdığım erkekler karşısında aynı hisle mütehassisim, insan beğenmediğini sevebilir mi? (Gönül Gibi)
Sahiden bir daha gelmeyecek mi ? (Şoför Mustafa)
Bizi çirkinleştiren veya utandıran şeyleri düşünmemek en hayırlısı değil miydi? (Aksaray'dan Bir Perihan)
-Niye güldün?
-Ağlamamak için! (Hiç)
Bazen müellif ne kadar az eserine benziyor. (Anılar Paramparça)
O, kendisini herkesten kıskanıyordu. Kendisini kimseye layık görmüyordu.
Kendisine aşkla arzuyla yaklaşan insanlardan nefret ediyordu.
Kendilerini onun aşkına layık gören bu küstahlari tokatlamak istiyordu. (Kendine Tapan Kadın)
Saadeti dünyanın her kıtasında, her eğlencesinde, her hissesinde aradım. Ve nihayet onu evimde buldum. (Beni mi?)
Kalbimde bir cehennem yanarken, dünyada kopan kıyametin nazarımda ehemmiyeti yoktur. (Gönül Gibi)
Ben aşk olmasa yaşanabileceğini dahi kabul etmiyorum. (Sınır)
Gideceği yolu düşündükçe çarmıhını sırtında taşıyan bir İsa gibi bütün vücudu dehşetle titriyor ve dizleri hemen orada bükülüp kıvrılacak gibi adeta kesiliyor. (Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır)
Sen de bana onlar gibi kötü olma. Sen beni anla. (Yeniden Yaşayabilseydik)
Hiçbir saadet pürüzsüz olamaz. (Bir Haremağasının Hatıraları)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/sofor-mustafa-suat-dervis-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)