# Son Adım - Ayhan Geçgin Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Son Adım kimin eseri? Son Adım kitabının yazarı kimdir? Son Adım konusu ve anafikri nedir? Son Adım kitabı ne anlatıyor? Son Adım PDF indirme linki var mı?  Son Adım kitabının yazarı Ayhan Geçgin kimdir? İşte Son Adım kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/son-adim-ayhan-gecgin-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-12-01T08:00:09+03:00
- Güncelleme: 2022-12-01T08:00:09+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/12/01/ayhan-gecgin-kimdir-ayhan-gecgin-kitaplari-ve-sozleri-349725.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Ayhan Geçgin 
 Yayın Evi: Metis Yayıncılık 
 İSBN: 9789753427890 
 Sayfa Sayısı: 264 
--reklam--
Son Adım Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Astsubay kimliğini elinde sallayarak "İstanbul'da mezar mı kalmadı?" diye soruyor.

"Doğrusu kalmadı," diye yanıtlıyorsun. Dalga geçip geçmediğini anlamak ister gibi sana bakıyor.

"Anamı mezar bulamadığımızdan," diye devam ediyorsun, "babamın mezarına gömmüştük. Mezarlar bile artık iki katlı, belki üç katlıları bile vardır."

Ne ayaksın der gibi baştan aşağı seni süzüyor. "İyi yere getirmişsin o zaman," diyor sonra hafifçe sırıtarak, "burada her yer mezarlık sayılır."

Kimliğini geri veriyor.

Sonunda Düzova!ya varmış oluyorsun.

Önce Kenarda'yı yayımlamıştık Ayhan Geçgin'den. Ardından Gençlik Düşü geldi. Kendine özgü dili ve dünyası ile dikkat çeken yazar, Son Adım ile bir kez daha okur karşısında.

Ülkenin batısından doğusuna gidildikçe, görmek duymak istemediklerimizle mesafe azaldıkça, olağan, sıradan yaşantıların birdenbire nasıl kesintiye uğrayacağı, hiçe sayılacağı, mahvolacağı hakkında sarsıcı bir tokat Son Adım. Türkiye toplumuna edebiyat içinden bir müdahale - dolaysız, sert ve tok sesli.
Son Adım Alıntıları - Sözleri
Zihnin berraklaştıkça korku da içinden çekip gidiyor. Yalnızca burada olmanın, olabileceklerin korkusu değil, o aslında hep sende var olmuş olan, o soyut, ele avuca gelmez korku da. Korku yok olu­yor, şimdi cesur olmaya bile gereksinimin yok artık..
..
Yoksul sayılmazsın, başkalarına göre durumun iyi bile sayılır, ama çok farklı yoksulluklar olabilece­ğini biliyorsun artık. Bazen parasızlık falan değil diye düşünüyor­sun, asıl yoksulluk bu - ruhsal yoksulluk, zihinsel yoksulluk..
..
Dünyam küçüldü diyorsun kendi kendine, dünyam o kadar küçüldü ki belki ben bile onun dışında kaldım..
Hiç yaşamamış olduğu şeyle­ri insan nasıl unutulmuş, sadece unutulmuş değil yok olup gitmiş, en ufak izi bile kalmamış anılar gibi duyar?..
Her şeyi küçümsüyordun. Bütün yaşam biçimlerine -ki sence bunların hepsi aynıydı, birbirine benzerdi- tepeden bakıyordun. Görünüşte gerçekten değer verdiğin ya da ciddiye aldığın bir şey yok gibiydi. Giderek içine kapandın, çok az konuşan biri oldun.
Ama neyin nerede bitip nerede başladığını bilemiyorsak, hiçbir
şey bilmiyor sayılırız. Bir şeyler öğreniyorsak eğer, neyi bilip neyi
bilmediğimizi bildiğimiz bir an olmalı.
Genç bir çöp toplayıcısı yanından geçiyor. Yarı yarıya dolu çöp arabasının önünde, uzun demir tutacaklarına kollarını geçirmiş, yokuş aşağı hızla, zaman zaman arkasındaki arabasının hızını azaltmak için sıçrayıp ayaklarıyla fren yaparak, ıslık çala çala dünyanın en mutlu insanı gibi bir sıçrayıp bir konarak geçiyor. Kaygısızlığına şaşırıp kalıyorsun. Kendi kaygılar içindeki varlığını düşünüyorsun, soruyorsun kimdir gerçekten yoksul olan?
"Bir şey hissetmenin, bir yakınlık, sevgi benzeri bir şey hissetmenin daha kolay olacağını düşünürüz, değil mi? Çünkü insanız, bizim için bu doğal bir şey."
 "Evet, öyle."
 "Bana artık tersi doğruymuş gibi geliyor: Hiçbir şey hissetmemek, bir şey hissetmekten çok daha doğal artık."
Yoksa ölüm sonsuz uyku değil de, bir daha hiç uyuyamamak olmasın.
Bütün sınavlardan çaktım, gerçek bu, yaşamayı beceremedim. İşte şimdi buradayım, daha doğrusu şimdi ile buranın birbirini dışladığı bu sapakta: ya sonlanmayan, asla bitmeyen bir şimdi içinde ama burası yok - ya da burası var, bir bataklık gibi yayılmış, çivilenmiş bir burada var, ama şimdi yok, çoktan geçip gitmiş.
Son Adım İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sağlam psikoloji ile okunması gereken karanlık bir kitaptı. Tekniği hoşuma gitti. Yazar, eylemlerini anlatırken ''yapıyorum'' gibi birinci tekil şahıs değil ''yapıyorsun'' gibi ikinci tekil şahıs kullanıyor. Öyle bir yabancılık ki kendisi dahi kendisini içselleştirememiş.

Kitap aslında 3 kısımdan oluşuyor. Baş karakter Alisan'ın (Ali İhsan) umursamazca geçirdiği günler, işten kovulsa bile bunu önemsememesi, tükenmişlik içinde geçen günleri ilk bölümü oluşturuyor. Babaannesinin hastalığı, hayatına yeni bir kadın girmesi, artık istese de bazı sorumlulukların omuzuna binmesi ikinci kısmı oluşturuyor. Son kısım ise babaannesinin ölümü, köye dönüşü ve siyasi olayların içinde kalması ile alakalı.

Şimdi ilk iki bölümde daha iç sorgulamaların olduğunu, Alisan'ın bir türlü kendisini buraya ait hissetmediğini, herkese soğuk ve mesafeli olduğunu, hayattan erken emekli olmuş tavırlarda gezdiğini görüyoruz. Evinde otururken bile eve ait değil, daha acısı elinden bunu değiştirebilecek güç bile gelmiyor. Görüştüğü kadının, oğlu ve hasta babasıyla yaşadığı zorluklar aslında kendisine de yol göstermeli ama o bunu dahi görmüyor. Belki de babaannesi İstanbul'da kendisinden çok daha yalnızdı. Onu dahi anlayamıyor.

Alisan, son bölümde memleketine dönüyor. İnsanlar köylerinden edilmiş, geçmişe özlem var. Herkesin içinde bir duygu var ama kimse dışarı vuramıyor. Bir halk ki baskı altında kaldıkça tıpkı insan gibi içine kapanır, yöre halkı da adeta duyguları yaşamaktan korkuyor. Bu yazarın diline de sirayet ediyor. Konuşulan dil zikredilmiyor, kitap boyunca Kürtçe denmiyor.

Sonrasında üniformalıların işkenceleri ve infazları başlıyor. ''Ya bunlar hayal ürünü'' diyen olabilir, ''bunlar geride kaldı'' diyen olabilir. 80'lerde de bu işler geride kaldı deniyordu. Fakat bunları diyenlerin dedeleri 90'lı yıllarda 80'leri; babaları da 2000'li yıllarda 90'lı yılları referans göstererek artık bu olaylar olmuyor dedi. Sonra 2010 Referandumu ve Çözüm Süreci döneminde ''bu işler 90'larda ve 2000'li yılların başında kaldı dendi. Kimse kendi çağında sorumluluk almadı, herkes sorunu ya yok saydı ya da önceki döneme suç attı. Kitapta Renault denen aracın Beyaz Toros olduğunu, sarkık bıyıklı sorgu memurunun kimler olduğunu biz anladık. Belki de insan acıları varken bu kavramların şu ya da bu olması önemsizdir. Yazar belki de bu yüzden zikretmemiştir.

Neticede Alisan'ın, aslında o küçümsediği hayatların hepsinde bir saygı duyulası mücadele olduğunu anlaması uzun sürüyor. İnsanlar bu coğrafyada, bu şartlarda belki Alisan'ın anlam yüklemek istediği kadar düşünebilecek vakit bulamadı, belki hayatta kalma çabasından öteye gitmek bir lükstü. Alisan'ın ''anlaşılmaz dil'' dediği ve geçiştirdiği şey insanların sırtına bir cop inmesine neden olacak kadar önemliydi. Alisan'ın insanların diyalog kurmasına, sürekli iç içe olmasına şaşırdığı şey belki insanların toplu halde olunca daha güvende hissetmesi için bir limandı. İstanbul'da apartmanda yalnız kalmak kolay ama ülkenin her yerinde bu bireysellik mümkün mü? Neticede yaşamaktan çok keyif almayan Alisan yaşamdan koparılıyor. Belki de yaşamı hakikaten sorgulayabileceği, bir şeylerin ayırdına varabileceği anda oluyor bu.

İnternettin, son model arabaların, cep telefonunun bahsi geçiyor romanda ve bu detaylar hoşuma gitti. Yani uzaktan duyduğumuz o acılar geçmişte kalmadı. Yazarı tanımamı sağlayan ve kitabı okumamda emeği geçen sayın seda_bera'ya teşekkür ediyorum. (Yorgun demokrat) 
2019 yılında Orhan Kemal roman ödülü alan 'Bir Dava' romanının yazarı Ayhan Geçgin'in Son Adım kitabı muazzam.Şimdi okuma sıramda Bir Dava var. Sevgili arkadaşım Seda sayesinde yolumun kesiştiği yazarın ilmek ilmek işlenen satırlarına hayran oldum. Okuma listelerinize girmesi gerektiğini düşünüyorum.
Kendisini dışarıdan seyreden biri gibi 'sen' diliyle yazılmış bir eser. Bir insanın kendine nasıl yabancılaştığını vermek istercesine yapmış bunu yazar. Kendinizden sıyrılıp içini görmek misali. İlk defa okudum bu tarz bir eser ama çok beğendim.
Kahramanımız Ali İhsan kitaptaki deyimiyle " Alisan" kitap boyunca kendini sorgulayan, bulunduğu durumdan bazen çıkış yolu arayan bazen de çıkışı olmayacağını düşünüp kendini hapseden bir umutsuz aslında.

"Cumartesi, bir tatil gününde yapacak ne var? Hiçbir şey. Yapacak hiçbir şey bulamıyorsun. İnsanlar ne yapıyor, nasıl vakit geçiriyor? Ne yapıyorlarsa, bunları nasıl yaptıklarını anlamıyorsun. Dünyam küçüldü diyorsun kendi kendine, dünyam o kadar küçüldü ki belki ben bile onun dışında kaldım. " s. 36
Yalnızlık, içinde yaşanılan topluma yabancılaşma, tıpkı arafta kalmak misali yaşadığı dünyada savrulan Alisan, yitik, kaybolmuş bir karakterdir.
" Kendine acıyorsun. Durumum ortada diyorsun, berbat rezilce bir durum bu. Yaşlı bir kadınla yaşıyorum, geçinmek ya da para denen şey için boktan bir işte çalışıyorum. Para hırsın yok belki ama başka hırsın, isteğin, arzun da yok... " s. 37
Küçükçekmece'de üvey babaannesi Süslü ile yaşayan Alisan'ın yaşadıkları, hissettikleri 2 bölümde anlatılıyor. Her iki bölüm birbirinden çok farklı. İlk bölümde Alisan'ın içinde bulunduğu ruh haline tanıklık ediyorsunuz. İçe kapanık, konuşmayı sevmeyen kahramanımızın sen diliyle yapılan iç konuşmaları oldukça detaylı verilmiş.
" Bir kadınla olmayı beceremedim,bir erkek olmayı beceremedim, bir yaşam kurmayı beceremedim. Bütün sınavlardan çaktım, gerçek bu, yaşamayı beceremedim." S. 38
 Bingöl'den göç edip İstanbul'a gelen ailenin iki çocuğundan biri Alisan, anne babası öldükten sonra babaannesi ile yaşar. Abisi ise Rusya'dadır. Eskişehir'de kazandığı üniversiteyi yarım bırakıp gelen Alisan'ın yaşamdan bir beklentisi de yoktur. Biyolojik olarak yaşar aslında. Yaşamak sadece bir görevdir ona göre.
Kader'le yolu kesişen Alisan'ın çıkış noktası yakaladığı düşünülse de beyhude...
Kitabın ikinci bölümü ise ilk bölümün devamı gibi başlayıp trajik biçimde toplumsal bir gerçeği göz önüne serip okuyucuyu son 30 - 40 sayfada sersemletip bitiriyor. Memleketi Bingöl'ün Düzova köyüne birkaç günlüğüne gitmek zorunda kalan Alisan'ın gözünden köyü, köylüyü tanıyoruz. 2.bölümün kurgusu da işte tam bu noktada başlıyor. Eser bambaşka bir boyuta geçiyor. Neler söylemek, neler anlatmak istiyorum sizlere... Lakin okumanız ve benimle birlikte tanık olmanızı daha çok istiyorum. Bazı alıntılarla tanıtımımı bitireyim...
"Milleti görmek? Buraya gelirken tüm insanlarla ne yapacağını, nasıl konuşacağını hiç düşünmemiştin. Kafanda kurduğun biçimiyle buraya kadar geliyor, babaanneyi gömüyor, sonra geri dönüyordun. Geri kalan her şey belirsizdi, gölgelerden oluşuyordu. Ama bunlar gölge değil, gerçek insanlar..." S. 183
Tasvirler muazzam. Özellikle 2.bölümde:Ağustos böceklerinin sesi kesiliyor. Bir süre serin bir rüzgarın titreştiği sessizlik egemen oluyor. Birkaç iri kuş yukarıda, boş, açık mavi gökte dolanıyor. Kulağının yakınlarından birkaç sinek vızıldıyor. Bir kuş kesik kesik ötüyor. Otların içinden beyaz bir gövdenin kıvrılarak geçtiğini görüyorsun :bir yılan. S. 191

"Ne gençler öldü," diyor yaşlı kadın, kalın baş sarmasının çerçevelediği yüzü küçücük, kırış kırış, "Ne gençler gitti, bizim bu kadar yaşamamız günah." s. 193

"Niye burada böyle oyalanıp duruyorsun? Niyesi belli değil, ama burada, bu sınırlılıkta, yalıtılmışlıkta, bu çoraklıkta kendine uyan bir şeyler buluyorsun. Bu kuruluk senin dünyanın kuruluğuyla çakışıyor, ona bir neden verir gibi oluyor." s. 206
"Sizin, diyorsun, bilmediğiniz bir gerçek var. Sözcükler ağzından zayıf, kuru, sayıklar gibi, fısıltıyla dökülüyor yine de fısıltı odayı dolduruyor:" İnsan bir hiç değildir.”...
 İNSAN BİR HİÇ DEĞİLDİR..... seda_bera (Arzu Polatkan) 
Son Adım: Ayhan Geçgin, 1970 İstanbul doğumlu, ODTÜ Felsefe bölümü mezunu, günümüzün nadide yazarlarından biri. Son Adım ise, yazarın 2011 yılında yayımlanan üçüncü kitabı. Hatrı sayılır edebiyat eleştirmenlerinin desteğiyle, birtakım medya kuruluşları tarafından yapılan çalışmalarda 2011 yılının en iyi kitapları arasında, ilk sıralarda yer bulmuş kendine Son Adım. (Sabitfikir, Hürriyet, Milliyet, Ntv vb.)
Ödüllerin ve bu gibi sıralamaların benim için hükümsüz olduğunu belirtmek isterim lakin liste takipçisi okurların bir nebze de olsa ilgisini çekebilir düşüncesiyle yine de bu bilgiyi iliştirmek istedim.

Çok sevdiğim yazarlardan biri olan Hüseyin Kıran sayesinde tanıştım ben Geçgin ile. (Okumayanlar Kıran'ın Resul adlı eserini de markaja alsınlar lütfen)Ayhan Geçgin'in ise ilk olarak, Balyoz davasını konu alan son kitabı "Bir Dava" sını edinip, okudum. Akabinde bahsi geçen kitap bu sene 49.Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kucakladı.

Son Adım' a gelecek olursak; 2020 yılının sonlarına yaklaştığımız şu günlerde, bu yılımın zirvesine yerleştirecek bir eseri okumuş olmanın gururunu taşıdığımı belirtmeliyim. Bunca yıl neden göremedim, bu kitabı bana beden tavsiye etmedi kimse diyerek bayağı hayıflandım doğrusu. Geçgin, aldığı felsefe eğitiminin de katkısıyla inanılmaz bir iş çıkarmış ortaya. Niteliksiz edebiyatın tabiri caizse arşa vardığı günümüzde, kurmaca ile felsefeyi birleştirerek, edebi detaylardan taviz vermeden tertemiz, pırıl pırıl bir ürün meydana getirmiş.

Eserin tümüne ikinci tekil anlatım hakim. Şöyle ki, ana karakter gerek kendini gerek olayları aktarırken hep "sen'' dili ile hareket ediyor. İlk başta bu duruma biraz yabancılık çekilse de, en fazla üç sayfa sonunda alışıyor, kendinizi karakterin yerine koyarak, akışa bırakıyorsunuz.

" "Belki yarım bir şey yoktur, diye düşünüyorsun, belki yarım hiçbir şey yoktur, her an aynı zamanda tam, bütün, eksizdir. Belki her yaşam, bir aylıkken ölen bebekten doksan yaşında ölen ihtiyara kadar tamdır, eksiksizdir."

Ana karakterimize gelecek olursak, adıyla Ali İhsan, namıyla Alisan... Camus'nün Meursault'u kadar yabancı, Yusuf Atılgan'ın Bay C'si kadar aylak ve Oğuz Atay'ın Selim Işık'ı kadar tutunamayan bir karakter. Yaşamak için gerekli her aktiviteyi zorunlu bir görev kabul eden ve bu amaçla yapan, yaşamış olmak için yaşayan, kendisini hem ailesinden hem toplumdan soyutlayan bir ayrıkotu pozisyonunda Alisan. Zamanla çevresindeki insanlara evrilme halini alıyor bu pozisyonu, lakin işe yarıyor mu bilinmez!

"Cumartesi, bir tatil gününde yapacak ne var? Hiçbir şey. Yapacak hiçbir şey bulamıyorsun. İnsanlar ne yapıyor. nasıl vakit geçiriyor? Ne yapıyorlarsa. bunları nasıl yaptıklarını anlayamıyorsun. 'Dünyam küçüldü' diyorsun kendi kendine. Dünyam o kadar küçüldü ki belki ben bile onun dışında kaldım."

Alisan aslen Bingöl'lü. Malum zamanların malum şartlarından dolayı İstanbul'a göç etmiş bir ailenin küçük oğlu. Eskişehir'deki üniversite tahsilini yarım bırakan, babası ve annesini kaybeden, abisini de Rusya'ya kaptıran Alisan'ın elinde sadece seksenli yaşlardaki babaannesi kalır. Babaannesi Süslü ile tekdüze bir yaşam süren Alisan, çok uzun vadeli olamayan farklı birçok işte çalışır. Kadınları sever ama genelde soyut bir biçimdedir bu sevgisi,düşlerinde sever, okşar onları. Ta ki dul komşuları Kader'i tanıyana dek!

"Aslında adın Ali İhsan, ama çocukluğundan beri Alisan diyorlar, sen de adını söylerken öyle diyorsun. Burada, Küçükçekmece'de, sıvaları dökülmek üzere olan beş katlı apartmanın dördüncü katında
üç oda, bir salonluk evde babaannenle birlikte yaşıyorsun. Bir zamanlar ev kalabalıktı, dede vardı. Anne baba vardı, ağabey vardı. Misafirler, köyden gelenler, akrabalar, yatıya kalanlarla hiç boş olmazdı ev. Şimdi düşününce evin böyle boşalmış oluşuna şaşırıyorsun."

Ve gün olur, en son çocukken gördüğü, Tunceli-Bingöl sınırındaki köyüne, Düzova'ya bir haftalığına gitmek zorunda kalır Alisan. Köy aslında artık köylükten çıkmıştır, tüm akrabaları ilçelere, şehirlere göç etmiştir ama Alisan mecburdur gitmeye. 80'li, 90'lı yılların ölüm makinaları kabul edilen beyaz Toroslarla tanışıklığı, bu yolculuğun bir hatırası olarak kalacak Alisan'da. Bu, köye gidişin başladığı kısım ise gerçekten roman içinde roman cinsinden. Yazar, her ne kadar numaralandırıp belirtmese de, kitap İstanbul ve Düzova olarak iki farklı bölümden oluşuyor. Köyde yaşananlar ise örgümüzün dönüm noktası.

"İnsanı içler acısı bir şeye, bir paçavraya, acı çeken, acıdan başka bir şey bilmeyen bir şeye, küçültülmüş bir şeye, bir zavallıya, bir hiçe çevirmek istiyorsunuz. Ama ne yaparsanız yapın insanı bir hiçe indirgeyemezsiniz. Gerçeği mi istiyorsunuz, işte gerçek; insanın içinde ölümsüz bir şey vardır. İnsanın içinde yok edilemez bir şey vardır."

Ne kentli ne köylü olmayı başarabilmiş olan Alisan'ın başından geçenler hiç kuşkusuz her okurunu bir derinliğe sürükleyecek cinsten.
 Anadolu bilhassa doğu insanının kimlik meselesini Alisan üzerinden masaya yatıran yazar, bu kimlik arayışı haricinde, göç olgusu ve köklerinden kopmanın sancılarını da evrensel bir dille kompoze ediyor. Bunları yaparken de emin olun ses tonunu hiç yükseltmiyor. İşte bu sebepten ötürü Son Adım için "sessiz bir çığlık" yakıştırmasını çok uygun buldum ben. Bu çığlığa lütfen kulak verin... (Seda Bera) 
Son Adım PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ayhan Geçgin - Son Adım kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Son Adım PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ayhan Geçgin Kimdir?
Ayhan Geçgin 1970 İstanbul doğumlu. ODTÜ Felsefe bölümünü bitirdi. İstanbul'da yaşıyor.
--reklam--
Ayhan Geçgin Kitapları - Eserleri
Son Adım
Uzun Yürüyüş
Bir Dava
Kenarda
Gençlik Düşü
--reklam--
Ayhan Geçgin Alıntıları - Sözleri
Bütün sınavlardan çaktım, gerçek bu, yaşamayı beceremedim. İşte şimdi buradayım, daha doğrusu şimdi ile buranın birbirini dışladığı bu sapakta: ya sonlanmayan, asla bitmeyen bir şimdi içinde ama burası yok - ya da burası var, bir bataklık gibi yayılmış, çivilenmiş bir burada var, ama şimdi yok, çoktan geçip gitmiş. (Son Adım)
Zaten pencereden bakıp da dalıp gitmeyen çocuk mu vardır? (Gençlik Düşü)
Dünyam küçüldü diyorsun kendi kendine, dünyam o kadar küçüldü ki belki ben bile onun dışında kaldım.. (Son Adım)
Yazdığım cümleler kuru, kitaplardaki harflerse ölü harflere dönüşmüştü. (Bir Dava)
Yaşamak için bir neden yokken yine de yaşıyorduk, dünya bir gübre teknesi gibi dönerken, çamurun, lağımın içinde utançla debelenirken yaşıyorduk, hem de bundan hoşnutmuşçasına, eşi benzeri olmayan bir tutkuyla. (Gençlik Düşü)
Eğer özgürlük diye bir arzumuz varsa, özgürlük istediğimiz doğruysa bu durumda mahkum olduğumuzu da kabul ediyoruz demektir. (Bir Dava)
Bir yaşam arzulamış, onu sezmiş, ama vara vara onun yokluğuna varmıştım. (Gençlik Düşü)
O ise yaşamıyordu. Onların bir yaşamı vardı. Onun­sa henüz bir yaşamı yoktu. Yaşamaya daha başlamamıştı bile. Ya­şamı ilerideydi, belirsiz bir uzaklığın öte tarafında yaratılmak için onu bekliyordu. (Kenarda)
Dünya sanki artık genişleyen, geniş göğün altında, insanın ayakları altında ufka doğru uzayıp giden düz bir yüzey değil de hemen yanıbaşında yükselen bir duvara dönüşmüş. Ya da artık küçük bir küre bu, yalnız o kişiyi saran, bir insan boyutunda, küçük, saydam bir dünya. (Uzun Yürüyüş)
İşin en tuhafı iktidar, en mağdur benim, diyor. Böyle bir iktidar tipini ilk kez görüyoruz. İktidarda ama gene de mağdur. Hoş bir konum. Ne yaparsa yapsın hiçbir sorumluluk hissetmiyor, almıyor. (Bir Dava)
Sonunda, diye düşündü, her şeyi unutmak, insan olduğumu bile unutmak istiyorum. Kendimi parça parça, ip ip geriye doğru sökeceğim. (Uzun Yürüyüş)
Bir gülü koklamak o kokuya teslim olmak değil midir? (Gençlik Düşü)
Yoksul sayılmazsın, başkalarına göre durumun iyi bile sayılır, ama çok farklı yoksulluklar olabilece­ğini biliyorsun artık. Bazen parasızlık falan değil diye düşünüyor­sun, asıl yoksulluk bu - ruhsal yoksulluk, zihinsel yoksulluk..
.. (Son Adım)
"Bir şey hissetmenin, bir yakınlık, sevgi benzeri bir şey hissetmenin daha kolay olacağını düşünürüz, değil mi? Çünkü insanız, bizim için bu doğal bir şey."
 "Evet, öyle."
 "Bana artık tersi doğruymuş gibi geliyor: Hiçbir şey hissetmemek, bir şey hissetmekten çok daha doğal artık." (Son Adım)
Zaman kendini oyup duru­yordu. Sonunda oyarak içini dışına çıkardı, kendini yiyip bitirdi. (Kenarda)
Dünya pencereden göründüğü kadardı… (Kenarda)
Belki, diye düşündü, bir kazazedeyim, batan bir gemiden kur­tulan son kişiyim. Ama bu dağlarda deniz yok. O zaman, dedi, bel­ki gemisi batmış Nuh 'um ben. Gemim selde dağlara çarpıp parça­landı, eşim, çocuklarım, kardeşlerim, hayvanlarım, hepsi öldü git­ti. Felaketten bir işaret kalsın diye geride bir tek ben kaldım. (Uzun Yürüyüş)
Hiç yaşamamış olduğu şeyle­ri insan nasıl unutulmuş, sadece unutulmuş değil yok olup gitmiş, en ufak izi bile kalmamış anılar gibi duyar?.. (Son Adım)
Zihnin berraklaştıkça korku da içinden çekip gidiyor. Yalnızca burada olmanın, olabileceklerin korkusu değil, o aslında hep sende var olmuş olan, o soyut, ele avuca gelmez korku da. Korku yok olu­yor, şimdi cesur olmaya bile gereksinimin yok artık..
.. (Son Adım)
“Belleğin asıl gücü unutmak olabilir.” (Bir Dava)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/son-adim-ayhan-gecgin-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)