# Sosyoloji - Nurettin Topçu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Sosyoloji kimin eseri? Sosyoloji kitabının yazarı kimdir? Sosyoloji konusu ve anafikri nedir? Sosyoloji kitabı ne anlatıyor? Sosyoloji kitabının yazarı Nurettin Topçu kimdir? İşte Sosyoloji kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/sosyoloji-nurettin-topcu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-18T02:40:33+03:00
- Güncelleme: 2022-02-18T02:40:33+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/18/nurettin-topcu-kimdir-nurettin-topcu-kitaplari-ve-sozleri-155450.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Nurettin Topçu 
 Yayın Evi: Dergah Yayınları 
 İSBN: 9789759955502 
 Sayfa Sayısı: 214 

Sosyoloji Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Demokrasi idareleri, henüz yerleştikleri memleketlerinde tutunabilmek ve gelecekte feyizli eser verebilmek için, idare ettikleri halka, kendilerine hâkim olan zihniyeti kuvvetle ve emniyetle aşılayıcı bir siyasî terbiye vermeli ve bu zihniyetle idareye gözcü yeter bir nesil yetiştirmelidir.

Sosyoloji Alıntıları - Sözleri
Komunizm, insanlar arasında eşitlik kurmak bahanesiyle ferdin hürriyetini elinden alıyor.
Ahlâkın prensipleri ferdî vicdanlardan doğuyor; hukukun kaideleri ise sosyal zaruretlerin eseridir. Ahlâk, gaye olarak ideali araştırır; hukukun gayesi ise sosyal realiteyi düzenlemekten ibarettir.
Dini inançların zayıflaması da intiharın artmasına sebep olmuştur.
Herkes bir medenî yaşayışa sahip olduğu halde, herkes kültürlü değildir.
18.asırda modern memleketlerde bir gazete satıcısı,Afrikalı bir hükümdardan daha mükemmel şekilde yeme,giyinme ve barınma imkanlarına sahipti.
İnsan cemiyetlerini zekâ, hayvan cemiyetlerini içgüdüler idare eder.
"Eğer din vehim ve hata mahsulü olsaydı bütün insanlığın ona bağlanmaması lazım gelirdi. Dinin muhakkak bir hakikatı olmalıdır"
İnsanlar tabiatta sürekli bir mucize ve harika buldular. "Bu, hayret ve korku hissine açılan engin bir alemdi. Bu harika, bu mucize dini tefekküre ve dini lisana ilk hareket noktası oldu.”
Kısas fikri,irademizin en samimi hareketi karşısında inkarı kabil olmayan bir hak teşkil ediyor. Bu düşünüş,insanın en basit adalet hissine uygundur.
Rouessau’ya göre, cemiyet hayatında bedbaht olan insan için yalnız bir kurtuluş yolu vardır,o da tabiata dönmektir.
Bugünkü aile, biyolojik ve ekonomik olmaktan ziyade ahlâkî temellere dayanmaktadır.
Proudhon’a göre mal sahibi olmak hırsızlıktır.
Çevresini iyi tanımayan insanın adımları daima sürçmeye mahkumdur.
İnsanlar arasında yüksek kültürlü olanlarla aşağı kültür seviyesinde bulunanlar vardır. Bir seçim yapılır veya bir karar verilirken bilenlerle bilmeyenler aynı derecede hakla birer oy kullanacaklar;bilmeyenlerin oyu çoğunluk teşkil ederse,onların fikri kabul edilecek;bilenlerin fikri reddedilecektir. Buradaki haksızlık meydandadır.
Şekil ve kıyafet benzeyişleri,lüks hayat ve ısmarlama teknik,bir milleti medeniyete bağlamaya kafi gelmiyor. Medeniyet taklit edilmeyen,satın alınmayan,belki ancak kültürün tayin ettiği istikamette ilerleyerek enerji ile meydana getirilen eserdir.

Sosyoloji İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ülkede bana göre Sosyolojinin Ziya Gökalpten sonraki en büyük değeri..Toplumun donerini ufak ufak incelemiş. İlgisi ve merakı olan için harika bir başucu kitabı. (...gece...) 
SOSYOLOJİ
- Kitap Tanıtımı -

İsmet ÇİFTÇİ

 KÜNYE BİLGİSİ: Topçu: N. (2019). Sosyoloji. (9. Baskı). İstanbul Dergah Yayınları.

 Nurettin Topçunun ‘Sosyoloji’ adlı eserinin ilk baskısı 1952 yılında basılmıştır. Son baskısı 1984 yılında yapılan 15. baskıdır. İncelediğimiz bu eser 1971 tarihli basılan eseri temel alarak hazırlanmıştır.
 Yazarımız sosyoloji ders kitabı niteliği taşıyan bu eserinde sosyolojiyi ilgilendiren birçok kavramı, toplumsal değerleri, sosyolojik açıdan açıklamış ve örnekler vererek anlaşılır hale getirmiştir. Yine bu kavramlar hakkında bazı sosyologların düşüncelerine yer vererek okuyucuya sunmuştur. Bunun yanında liberalizm, sosyalizm, komünizm, laiklik, demokrasi gibi kavramları açıklamakla birlikte bu düşüncelere yapılan eleştirilere de yer vererek okurun düşünmesini sağlamıştır. Yazar geçmişten günümüze değin oluşan topluluk kavramını en ince ayrıntısına kadar işleyerek, içinde bulunduğumuz toplumun oluşumunun nasıl gerçekleştiğini görmemizi sağlamıştır.
 Kitabın girişinde Nurettin Topçu’nun kısa bir şekilde hayatı ve Dergâh Yayınları adına sunuş yer almaktadır. Kitap belirli başlıklar altında 12 ana bölümden oluşmaktadır. Her bölüm içerisinde ana başlığı detaylandırmaktadır. Uzun yıllar İmam Hatip Okullarında ders kitabı olarak okutulan bu eser Milli Eğitim Bakanlığı’nca ders muhtevasının değiştirilmesine paralel olarak yenilenmiş, bazı kısımlar eklenmiş bazı kısımlarda çıkarılarak yeni basıma uygun hale getirilmiştir. Ders kitabı hüviyetini koruması için ünite sonlarında bazı sorulara yer verilmiştir. Aynı zamanda konu sonunda özet bilgide verilmektedir.
Birinci Bölüm (Sosyal Gerçeklik)
 Yazar bu bölüme toplum ve cemiyetin, fertlerin bütününden ibaret olmadığını, toplum ve cemiyetin ferdî yaşayışın üstünde ayrı bir realite teşkil ettiğini belirtir. Sosyal realitenin, ruhî bir yaşayış, bir takım tasavvurların, duyguların, şuur halinin bütünü olduğunu ifade eder. Sosyal olayların ferdin düşüncesinin dışında meydana geldiğini, ferdin eseri olmadığını, bizzat fertten önce var olduğunu, zorlayıcı, cezalandırıcı olarak ferdin ruhunda var olan düşünce ve hükümler olduğundan bahseder.
 Yazarımız cemiyeti aralarında kurumlar halinde organlaşmış bağıntılarla karşılıklı yardımlaşma münasebetleri bulunan fertlerin bütünü olarak tarif etmektedir. İnsan cemiyetinin süreklilik arz ettiğinden, toplumsal tasavvurlarının olduğundan, insandaki zekâ sayesinde sürekli evrim geçirdiğinden zekâ ve düşünceye istikamet veren bir takım kurumlar tarafından dıştan idare edildiğinden bahseder. İnsanın yaratılışında cemiyet halinde yaşama içgüdüsünün bulunduğunu dolayısıyla hiçbir zaman yalnız yaşamadığını belirtir. Cemiyetin, insanı ferdî olarak maddi bakımdan, ruhi bakımdan (zihnini, duygularını, iradesini) etkilediğinden söz etmektedir. Gaye ve fonksiyonları sınırlanmış cemiyetleri ‘’dar çevreli cemiyet’’, gaye ve fonksiyonları sınırlandırılmamış, gayesi sonsuz cemiyetlere ise ‘’geniş çevreli cemiyet’’ demektedir. Kan birliğine ve müşterek duygu ve yaşayışa dayanan topluluğa komünite, kendiliğinden meydana gelmeyen aklı ve hukukî münasebetin eseri olarak meydana gelen topluluğu ise sosyete olarak tanımlamaktadır.
 Sosyolojiyi cemiyet ilmi olarak tarif eder. Sosyoloji’nin kişinin çevresini daha iyi tanıyarak daha başarılı yaşamasını sağlayacağını, insanın geçirdiği evrim hakkında fikirler vererek kişiyi geniş görüşlü yapacağını, sosyal kurumların evrimleşmesinin şartlarını araştırmak suretiyle tarihe yardımcı olduğunu, dolayısıyla bizlerin vatandaşlık kültürünü artırdığını ifade etmektedir. Sosyolojinin metot olarak olayların tanınmasında, gözlem ve açıklama yolunu kullandığını beyan etmektedir.

İkinci Bölüm (Sosyolojinin Bölümleri)
 Yazarımız sosyoloji araştırmaları morfoloji (cemiyet şekillerini inceleme) ve sosyal ilimler olmak üzere iki bölüme ayırmaktadır. Cemiyetleri başlıca; tabiat, geçinme şekilleri, bünyelerinin evrimlenmesi olarak sınıflandırmıştır. İlkel cemiyetlerde, cemiyet hayatının bütün fonksiyonlarının dinin emir ve yasaklarına göre idare edildiğini ifade etmiştir. İlkel cemiyetin teşkilatsız ve kalıtımsız olduğunu ortaya koymuştur. Bu cemiyetlerde düşünüşün akıl ve fert tasavvurlarının günümüz toplumuna benzemediğini ortaya koymuştur.
 Geçen asırda Kuzey Amerika ile Avustralya’nın ortasında henüz klân (boy) halinde yaşayan cemiyetlerden bahsetmektedir. Bu cemiyetlerin dini hayatının totemciliğe dayandığını ifade etmektedir. İktisadi hayatta ise üretim olmadığını bu cemiyetin parazit halinde yeryüzünde buldukları yemişleri topladıkları ve avcılık yaptıkları, dolayısıyla tabiattan beslendiklerini belirtmektedir. Yazarımız ilkel bir cemiyet olarak gördüğü klân’ın bütünüyle bir totem ailesi olduğunu dile getirmektedir. Yine .Schmidt’e göre klân’ın ilkel bir cemiyet olmadığını belirtmektedir.

Üçüncü Bölüm (Toprağa Yerleşme Olayı: Boy ve Boy Birlikleri)
 Boyların zamanla totemcilik bağlarından koparak toprağa yerleşip bir şefin etrafında toplanmasıyla klandan tamamen ayrı yapıya sahip boyların ( tribu ) meydana geldiğinden bahsetmektedir. Böylece meydana çıkan boy şeflerinin zamanla güçlerini artırarak etrafındaki boyları da idare altına alarak boy birliklerini (peuplade) oluşturduklarını ifade etmektedir. Bu durumun dinin ve ailenin yapısında değişime sebep olduğunu, totem dini yerine ruhçuluk ve tabiatçılığın yerini aldığını, ailenin değişimiyle ise mülkiyete bağlanan ana ailesi ile baba ailesinin ortaya çıktığını belirtmektedir. Yine ilk olan aile mülkiyetinin boylarda meydana çıktığını belirtmektedir.

Dördüncü Bölüm (Toprağa Yerleşmiş Cemiyetlerin Evrimi Sitelerin Kuruluşu)
 Boy ve boy birlikleri gibi toprağa yerleşmiş cemiyetlerin evrimleşmesiyle, sitelerin ortaya çıktığını böylece bir medeniyet merkezi şehir olduğu ortaya koymaktadır. Bu sitelerin oluşmasında birlikte pazar yeri kurma, birlikte tapınma, birlikte savunma gayesinin etkili olduğunu düşünmektedir. Bu birleşmiş boyların mabutlarının birleştirilmesinden çok tanrıcılığın meydana geldiğini ifade etmektedir. Aile yapısı bakımından iş bölümünün yapılmasıyla babaya olan bağlılığın arttığını, dolayısıyla babaerkil bir yapının oluştuğunu ifade etmektedir. Boylarda toprağa yerleşmenin görülmesiyle tarımın doğduğunu, böylelikle geçimin tarıma dayandığını belirtmektedir. İş bölümün ortaya çıkmasıyla sosyal sınıfların doğduğunu ifade etmektedir. Sitelerin yayılmasıyla imparatorlukların meydana çıktığını, imparatorlukların parçalanmasıyla derebeylik rejiminin doğduğunu ortaya koymaktadır.

Beşinci Bölüm (İlerlemiş Cemiyetler)
 Yazar bu bölümde milleti, maddi (soy, toprak, emek) ve ruhî (dil, din, dilek) vb. birçok unsurların birliğine dayandırmaktadır. Milliyeti ise bir milletten olma, bir millet topluluğuna bağlanma iradesi olarak görmektedir. Milliyetçiliği ise bir millete bağlanma iradesinin yaşatılması olarak telakki etmektedir. Batıda milliyetçiliğin Hıristiyan ruhçuluğuna ve sömürgecilik temellerine dayanan büyük sanayinin temsil ettiğini ifade etmiştir. Türkiye’de ise milliyetçiliğin Malazgirt Zaferiyle başladığı belirtir. Türkiye’de milliyetçiliğin Osmanlıcılık, İslamcılık, Turancılık gibi evrim geçirdiğini belirtmiştir.

Altıncı Bölüm (Devlet)
 Bu bölüme devletin tarifiyle başlamaktadır. Devleti muayyen topraklar üzerinde hâkimiyetle yaşayan insanların meydana getirdiği manevi birlik olarak görür. Devleti, cemiyetin idarî alanda teşkilatlanmış şeklinden ibaret manevi bir kuvvet olarak görmektedir. Eski devletin otoriter bir kuvvet, istediğini yapabilen güç olduğunu; yeni devletin ise zorlayıcı bir kuvvet değil bilakis hizmetkâr olduğunu ifade etmiştir. Liberalizmi fertçi ve hürriyetçi ekonomi sistemi olarak açıklamakta, liberalizmde sosyal düzenin temelini ferdî mülkün oluşturduğunu belirtmiştir. Sosyalizmin fertçi ve hürriyetçi sisteme karşı doğduğunu, sermaye sahipleri ile işçiler arasındaki eşitsizliği servet ve refah farkını ortadan kaldırmayı amaç edindiğinden bahseder. Sosyalizmin üretim vasıtalarını cemiyete mal ettiğini dile getirir. Faşizmde devletin aşırı otoriter olduğunu ferdi ve cemiyeti kendi gayesine göre yoğurduğunu ifade etmektedir. Bugünkü komünizmin ise siyasi ekonomik esaslarının Karl Marx’ın esaslarına dayandığını belirtir. Komünizminde tüketimin bütün fertler arasında eşit yapılması ve üretimin bu esasa göre düzenlenmesi ilkesi olduğunu, ferdi mülkiyetin eşitsizliğe sebep olduğu üzerinde durmaktadır. Yine bu bölümde laikliğinin din işlerinin devletin vazifeleri arasından çıkarılması, onunla ilgisiz hale getirilmesi esasına dayandığını ortaya koymaktadır. Demokrasinin ise halkın kendisini idare etmesi olduğunu, hürriyet ve eşitlik prensibine dayandığını ifade etmiştir.

Yedinci Bölüm ( Din Hayatı )
 Dinin ilk sosyal kurum olduğunu, tarihte tüm insanların hayatına düzen veren bir gerçek olduğunu dile getirmiştir. Dinin bazı tariflerine değinmiştir. Bu tariflerin tabiatüstü ve esrarlı kuvvetlerle, Allah fikriyle, kutsallık tasavvuru ile meydana getirildiğini belirtmiştir. İlkel cemiyetlerde din, ilimlerin doğduğu kaynak konumunda olduğundan, millet hayatında ise evrimlenen dinlerin, monoteist bir özellikte olduğunu ifade etmiştir.

Sekizinci Bölüm (Ailenin Yapısı)
 Evvelden ailenin meydana gelişinde biyolojik ve ekonomik sebep varken, günümüzde ailenin kuruluşunda bu iki sebebin yanında birçok sebeple birlikte ahlaki temelinde olduğunu ifade etmiştir. Millet hayatının evrimi içerisinde ailenin, hısımlığın hem anne hem baba tarafından geldiği ve babaların mutlak otoritesinin ortadan kalktığı babalık ocak devrini geçirdiğini belirtmiştir. Bugün ise ailenin bütün fertlere hak, hürriyet bağışlayan ferdi mülkiyet ve mesuliyet veren modern şeklini aldığını ortaya koymuştur. Bu durumun ailede değer hükümlerinin değişmesiyle birlikte büyük sanayi devriminin gerçekleşmesiyle ekonomik olarak fertlerin omuzlarına kuvvetli yükün binmesinden kaynaklandığını düşünmektedir.
 İlkel cemiyetlerde kadına aşağı insan gözüyle bakıldığından, iradesinin ve beden gücünün erkeklere nispetle daha zayıf olmasından dolayı cemiyet içerisinde hakir görülmesinin veya haklarının kısıtlanmasının doğru olmadığını belirtmiştir. Kadının kendine mahsus meziyetlerinin tanınması gerektiğini ifade etmiştir. Günümüzde kadınlara kanunlarla birçok hakların verildiğini ortaya koymuştur. Yine bu bölümde evlenmenin, ailenin kuruluşunu tespit ve ilân eden içtimaî mukavele olduğundan, başlangıçta dini ve içtimaî iken zamanla evrimlenerek hukuki ve ferdî karakter kazandığını açıklamıştır. Boşanma durumunda toplumun temelleri sarsılacağından boşanmaya karar verme hakkının devlete ait olduğunu ifade etmiştir.

Dokuzuncu Bölüm (Sosyoloji Bakımından Ahlak)
 Yazar, sosyolojinin ahlak tarifini şu şekilde yapmaktadır:’’Muayyen bir devirde muayyen bir insan topluluğu tarafından benimsenmiş olan hareket kaidelerinin bütününe ahlak denir.’’Her toplumun kendine özgü bir ahlak anlayışı olduğunu belirtmiştir. Ahlak olaylarını başka olaylardan ayıran karakterleri Durkheim’in mecburîlik ve arzu edilir oluş ilkesiyle ayırdığını ifade etmiştir.
 Yazar hukukun tarifini ‘’cemiyeti düzenleyen ve cemiyet, müeyyidesi ile kuvvetlendirilmiş bulunan kaideler’’ olarak tarif etmiştir. Adaletin hukuk sayesinde temin edildiğini, adaletin eşitlik olmadığını, adaletin herkese layık olduğunu vermek olduğunu ortaya koymuştur. İlkel cemiyetlerde hukukun dinden ayrılmadığını zamanla hukukun dinden ayrılarak içtimai müessese haline geldiğini belirtmiştir. Daha sonra yazar ahlak ile hukuk arasındaki farkları ortaya koymuştur. Kanunlara karşı gelmenin suç olduğunu, suç işlemenin de cezayı gerektirdiğini ifade etmiştir. Cezanın mahiyeti ve karakterlerini açıklamıştır.

İnsanın, kendi hareketlerinin hesabını vermeye borçlu oluşunu mesuliyet olarak telakki etmiştir. Cemiyetin evrimi esnasında, mesuliyet ve caza fikrinin evrimleştiğini belirtmiştir. İnsanlığın tarihi içinde harplerin doğuşuna dinin, siyasetin, ekonominin ve ideolojinin sebep olduğunu dile getirmiştir. Son olarak bu bölümde toplumlar arasında yapılan harplerin bazı faydalarından ve zararlarından bahsetmiştir.

Onuncu Bölüm (Teknik ve İktisadî Faaliyetlerin Kazandığı Önem)
 Millette teknik ve ekonomik evrimin, diğer sosyal kurumların yanında yüksek bir değer kazandığını belirtmiştir. Yazar, üretimi tabiat varlıklarının, insanların ihtiyaçlarını gidermeye elverişli hale konulması olarak tarif etmektedir. Üretimin, tabiat, sermaye, emek veya iş, olarak üç unsurunun olduğunu dile getirmiştir. Modern ekonomide, üretimi artırmak için rasyonalizasyon, standardizasyon, koordinasyon metotlarının kullanıldığını ifade etmiştir.
 Parazit ekonomi devrinde insanlar hazır tabiata yapıştıklarından çalışmanın önem kazanmadığını, sitelerde ise küçük sanayi ile birlikte zihnî çalışmanın, incelmiş zekâ işinin, kaba beden çalışmasının yerine geçtiğini ifade etmiştir. Büyük sanayi devriyle birlikte insanın makinenin emrine tâbi olduğunu, kendi başına bir işe yaramaz hale geldiğini ancak makinenin işini tamamlayıcı bir parça halini aldığına değinmiştir. Devletlerin zamanla kapitalizm ve sosyalizm rejimleri arasında ikisinin de aşırılıklarından koruyucu olarak daha mutedil olan güdümlü ekonomi (planlı ekonomi, planlı kapitalizm) sistemi kabul ettiklerini belirtmiştir. Yazarımız daha sonra kapitalizm ve sosyalizmin özelliklerini aktarmıştır.
 Yazar iktisadî planı ‘’memleketin iktisadi imkânlarının belli bir süre içinde istenen amaca ulaşabilmesi için en yararlı şekilde kullanılmalarını sağlamak maksadıyla alınan tedbirlerin bütünü’’olarak tanımlamıştır. İktisadi planda amacın, süre tespiti ve tedbirin olması gerektiğini belirtmiştir. Yazar iş bölümünü ‘’üretim gayesinin gerçekleştirilmesinde işin, bütün halinde veya icap ettirdiği fonksiyonlara göre, fertler arasında paylaşılma olarak tanımlamaktadır. İş bölümünün üretimi artırdığını ve organik dayanışmayı sağladığını ifade etmiştir. Bunun yanında bazı zararlarından da söz etmiştir. Cemiyetlerde iş bölümünün cinsiyete göre, sosyal sınıflara göre, mesleklere göre, tekniğe göre yapıldığı ifade belirtmiştir.
 İktisadî iştirak kurumları olarak korporasyonlardan, sendikalardan, kooperatiflerden bahsetmiştir. Korporasyonları küçük sanayi devrine ait mesleki teşekkül, sendikaları büyük sanayinin ortaya koyduğu teşekkül olarak tanımlamış, kooperatiflerin ise işleri kolaylaştırdığından, ucuz mal teminini sağladığından bahsetmiştir. Değişimi (mübadele) bir malın üreticinin elinden tüketicinin eline geçmesi olarak tanımlamış, üretimin ilerleyişinin değişimin artmasına bağlı olduğunu, değişimin vasıtalarını yollar, nakil vasıtaları ve kımıldatıcı kuvvetler olarak açıklamıştır.
 Eşyanın muayyen bir devirde ve muayyen bir cemiyet içinde ölçüt olarak kullanılan muayyen eşya ile değişim kabiliyetine değer denildiğinden bahsediyor. Değeri fayda, azlık, sonuncu fayda, emek, ve sosyal tasavvurlarla açıklamaktadır. Bir malın bir pazarda para cinsinden kazandığı değere malın fiyatı denildiğini, bir malın fiyatını arz ve talebin belirlediğini ifade etmiştir. Zamanımızda serbest yarışmanın kendiliğinden doğan bir takım tekel tarzlarından meydana çıktığını belirtmiştir. Yine paranın değer ölçütü ve değişim vasıtası olduğunu ifade etmiştir. Piyasada dolaşan para miktarının fazla artması yüzünden eşya fiyatlarının aşırı yükselmesine enflasyon, bir milletin parasının yabancı paraya nazaran değerinin düşmesinin devalüasyon denildiğini belirtmektedir. Kredinin ise hazır servetin gelecek bir servetle değişimi demek olduğunu, ilk cemiyetlerde kredi olmadığını modern ekonomide işlerin büyük sermaye ile görülmesi zorunluluğundan doğduğunu ifade etmiştir.
 Hukuk tarafından şahıslara tanınmış olan mala bağlı haklara mülkiyet denildiğini belirtmiştir. Öteden beri taşınabilen, taşınamayan her şeyin insanın malı olduğunu belirtmiştir. İlkel zamanlarda sadece cemiyet mülk sahibi olabilirken günümüzde gerçek şahısların ve itibari şahıslarında mülk sahibi olabildiğine değinmiştir.

. On birinci Bölüm (Medeniyet ve Kültür)
 İnsanlığın muayyen tarihî devirlerinde bir zümre cemiyetin benimsediği vasıtalarla çalışarak ortaya koyduğu ve yaşattığı teknik eserlerine ve yaşayış şekillerinin bütününe medeniyet denildiğini belirtmiştir. Bir cemiyetin kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümlerinin bütününe ise kültür denildiğini ifade etmiştir. Yine bu bölümde medeniyet ile kültür arasındaki farkları ortaya koymuştur. İlmin doğuşu hakkında biri sosyolojik diğeri biyolojik olmak üzere iki sebebin olduğunu ifade etmiştir. Yine ilkel cemiyetlerde güzel sanatların dinden ayrılmadığını zamanımızda ise dinden ayrılarak başlı başına bir ilim haline geldiğini ortaya koymuştur.

On ikinci Bölüm ( Gerçek Hakikat ve Değer )
 İnsanın bütün hareketlerinin bir gerçeği tanıma, bir hakikati araştırma, bir değeri ortaya koyma amacı olduğunu ifade etmiştir. Gerçeği onu düşünen insanlardan tamamen bağımsız olarak ele alınan eşyadan ibaret, hakikati düşüncemizin konusuna uygunluk, değeri ise sosyal tasavvurların bir takım eşyaya bağlanması olarak tanımlamıştır. Değerin hukuki değer, ekonomik değer, estetik değer, ahlaki değer olarak dörde ayrıldığını belirtmiştir.

Değerlendirme
 Toplum bilimi olarak anlaşılan ve toplum olaylarını ve toplumsal kurumları kendisine konu edinen sosyoloji, yazara göre hayat hakkındaki bilgimizi tamamlayarak daha başarılı bir şekilde yaşamamızı sağlayıcıdır. Ayrıca sosyoloji, insanlığın geçirdiği evrim hakkında fikir verir ve böylelikle insanı, ufku geniş bir varlık haline getirir. Topçu, sosyologun olayı bir eşya gibi görmesi, peşin hükümlerden ve inançlardan sıyrılması ve bu suretle olayları tam ve tarafsız olarak tarif etmesi gerektiğini düşünür. Topçu bu eserde toplum şekillerinin yapısını, bir toplum şeklinin evrim geçirmesiyle yeni bir toplumun ortaya çıkışı ve evrimin genel kanunlarını incelemiştir. Sosyolojiyi ilgilendiren birçok kavramın bu kitapta açıklanmasıyla okuyucuda sosyoloji kavramları hakkında temel bilgilerin oluşmasına vesile olacaktır. Sosyolojiye ilgisi olan her bireyin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyürum. (İsmet Çiftçi) 
Yazarın kitabı bir ders kitabı olarak hazırlamış aslında. Bu bilgiyi önsözden öğrenmek kitap hakkında beni daha fazla heyecanlandırdı. Nasıl olacağını merak ettim. Merak ettiğim kadar varmış. İlginç bir tecrübe oldu benim için. Tatlı bir "sosyoloji" seyri yaptım. Her bölüm sonundaki özetler ve sorular; özellikle kitabın sonundaki okuma listesi... Yazarın liselilere dönük bir ders kitabını bu şekilde ele alması yazara olan saygımı arttırdı. Günümüz hakkında ise derin bir ah çektirdi. Sanırım bu şekilde yazdığı diğer kitaplarını da okuyacağım. (Büşra Özdemir) 

Kitabın Yazarı Nurettin Topçu Kimdir?
Nurettin Topçu, 1909 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Osman Nuri Topçu’dur. Nurettin Topçu’nun babası Topçuzâde Ahmet Efendi Erzurumlu, annesi Fatma hanım ise Eğinlilidir. (Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin eski adı) Topçu ailesi Topçuzâdeler diye tanınmaktadır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk yapmıştır, bu lâkap da oradan gelmektedir.

Eğitimi

Nurettin Topçu, öğrenim hayatına altı yaşında Bezmiâlem Velide Sultan Mektebi’nin ana kısmında başladı. İlkokulu Büyük Reşid Paşa Numûne Mektebi’nde okudu.İlkokuldan sonra Vefa İdadisi’nde öğrenimini sürdüren Nurettin Topçu, birinci sınıfta iken babasını kaybetmiştir. Lise tahsilini İstanbul Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nde pekiyi derece ile tamamlamıştır. (1927-28) Mehmet Akif’in medeniyet telakkisini kavramış ve ilmini almak için Akif’in oğlu Asım’ı niçin Batı’ya göndermiş olduğunu idrak etmiş olan Nurettin Topçu, daha iyi bir eğitim alabilmek için Avrupa’da tahsil görmek gerektiğinin farkında olarak liseyi bitirdikten sonra kendi imkanlarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa imtihanlarına girmiş ve kazanmıştır. Fransa’nın Türkiye’deki liselerin denkliğini kabul etmemesinden dolayı Topçu buradaki eğitimine Paris’teki Bordeaux Lisesi’nde başlamıştır. İki sene sonra Strazbourg’a giden (1930) Topçu, burada üniversite tahsiline başlamış; psikoloji ve güzel sanatlar, genel felsefe ve mantık, çağdaş sanat tarihi, sosyoloji ve ahlak, ilk zaman sanat ve arkeolojisi dersleri almıştır. Strazbourg’da tamamladığı doktorasını 1934 yılında Sorbonne Ünivesitesi’nde vermiştir. Sorbonne Üniversitesi’nde okuyan ilk Türk öğrenci olmuştur. Çalışması Sorbone Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçilir. Üniversitenin geleneklerine göre birinci olan öğrenciler mutlaka ödüllendirilir. Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlatır ve ödül olarak neyi istediğini sorar:

- Efendim, bir altın saat mi? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu?

Hangisini tercih edecekseniz onu alacaksınız veya o ülkeye ziyarete gideceksiniz!

Nurettin Topçu, kararlı ve gayet kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verir:

- Hiçbiri değil!

- O zaman ne istiyorsunuz?

- Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay-yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum!

- Derhal bu isteğiniz yerine getirilecektir!

Nurettin Topçu kendine yapılan teklife verdiği cevabı duyan herkes hayret ve hayranlık içinde kalmıştır. Vatan ve bayrak sevgisinin gurbet illerde okuyan bir öğrencinin yüreğinde böylesine yüceldiği az görülmüştür. Ayrıca bu olay, onun düşünce yapısını, vatan ve millet sevgisi ile hayat felsefesini yansıtan önemli bir ayrıntıdır.

Öğretmenliği

Avrupa’dan döndükten sonra 1935 yılında Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmenliğine başladı. Topçu İzmir’de öğretmenliğinin henüz daha dördüncü yılında, Türk düşünce tarihinde önemli bir yeri olan “Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi”ni yayınlamaya başlar. (1939)

Denizli’den sonra İstanbul’a tayin edilen Topçu, Haydarpaşa Lisesi, Vefa Lisesi, Robert Koleji, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Lisesi’nde öğretmen iken yaş haddinden emekli olmuştur. Nurettin Topçu, Bergson’dan hareketle hazırlamış olduğu Sezgiciliğin Değeri isimli çalışmasıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doçent ünvanı almıştır.

Milletimizin son dönemde yetiştirmiş olduğu önemli fikir ve aksiyon adamlarından biri olan Nurettin Topçu’nun hayatını, sık sık idealize ettiği mesuliyet duygusunun yoğun baskısı altında Anadolu’da Türk Milletinin yeniden dirilişinin ilham kaynaklarını arayacak, münevver bir zümre meydana getirmeye çalışmıştır. Bu münevver kadroyla aklın saltanatını yönetimde, eğitimde, sanatta ve bilimde hâkim kılacak bir “Türk Rönesansı”nı gerçekleştirme çabası içerisinde olmuştur. Hayatı, bunun mücadelesi ile geçmiştir. Ahlâk alanında doktora yapmış olan Topçu, imanlı, ahlâklı debdebeden ve gösterişten uzak hayatı, doğru bildiğini söylemekten ve yaşamaktan çekinmeyen tavizsiz karakteri ile örnek bir şahsiyettir. Ömrünü her an büyük mahkemenin huzurundaymış gibi hesap vermeye hazır, hiçbir otoritenin etkisinde kalmaksızın milletinin meseleleriyle ve ahlâk dersi vermekle geçmiştir. Sınıfta, öğretmenler odasında, sokakta, camide, evde, konferans salonunda, kısacası hayatın her alanında ve her aşamasında… Kendisine maddenin ve servetin fethini değil, ruhların fethini gaye ettiği gibi, insanlara da onu hedef olarak göstermiştir. Felsefeden sanata, dinden ekonomiye ve eğitime kadar pek çok sahada kendine has tahlilleri, bakış açıları ve önerileri olan Topçu, hem Batı’yı çok iyi tahlil eden, gözlemleyen ve Batı düşüncesini bilen hem de ailesi ve muhiti dolayısıyla geleneksel yapı ve değerleri tanıyan, bilen ender düşünürlerden biridir. Birçok kaynaktan etkilenmiş olan Topçu’nun eserlerinde bu etkilerin izlerini görmek mümkündür.

Başlıca Eserleri

Yarınki Türkiye, İslam ve İnsan, Ahlak Nizamı, İradenin Davası, Mehmet Akif, Felsefe, Büyük Fetih, Devlet ve Demokrasi, Sosyoloji

Nurettin Topçu Kitapları - Eserleri
Var Olmak
Ahlak Nizamı
İslam ve İnsan - Mevlana ve Tasavvuf
İsyan Ahlakı
Taşralı
Ahlak

Amerikan Mektupları / Düşünen Adam Aranızda
Bergson
Türkiye'nin Maarif Davası
Büyük Fetih
Mehmet Akif
Yarınki Türkiye
Kültür ve Medeniyet

Millet Mistikleri
Felsefe
Mantık
Psikoloji
Sosyoloji
Reha
İradenin Davası / Devlet ve Demokrasi

Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi
Milliyetçiliğimizin Esasları
Garbın İlim Zihniyeti ve Ahlak Görüşü
Mevlana Ve Tasavvuf
Devlet ve Demokrasi

Nurettin Topçu Alıntıları - Sözleri
"Kötülük bir bilgisizliktir, hiç kimse bilerek kötülük etmez." (İsyan Ahlakı)
Yorgundum; varlıktan sıyrılan bir sonsuzlukta sanki binlerce yıl dinlenmeye muhtacım. (Taşralı)
İnsanlık kadar eski olduğu halde, insanların pek azına nasip olan bu nesne aşktır... (Mehmet Akif)
Kendi tarihlerini tanımayan ve inkâr eden milletler için, yıkılıp yok olma tehlikesi vardır. (Ahlak)
Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum? (Mehmet Akif)
Herkes bir medenî yaşayışa sahip olduğu halde, herkes kültürlü değildir. (Sosyoloji)

kendimden başkasına bağlanmak istemiyorum (Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi)
Tarih kronolojiden ibaret değildir; olayları zaman sırasına koyarak nakletmekle yetinmez. Onları doğurmuş olan sebepleri araştırır; tenkit süzgecinden geçirilen olaylar arasında sebep-sonuç bağıntılarını meydana çıkarır. (Mantık)
Hamal eşyanızı eve getirdikten sonra çok yorulduğunu söyleyerek pazarlıktan fazlasını koparmak için kapınızda bağırıp çağırmaya koyulur. Ev sahibi hava parası dilenir, kiracı, kirayı ödememek için kırk dereden su getirir. Ve her yerde, her adım başında, meyhanede veya mabed kapısında o klâsik tavırlı, mel’un endamlı profesyonel dilenciler el açıp yalvarırlar: “Allah rizası için!” Allah'ın dilenciliği en çok levm ettiği bir dinin halkı ne kadar da dilencilere düşkün, bunlar ne kadar da hürmetsizce dileniyorlar! (Amerikan Mektupları / Düşünen Adam Aranızda)
Milliyet, en kısa ifadesiyle tarih ve toprak şuûrudur. (Mehmet Akif)
… Allah bir fikir değildir ki, ispat edilsin.” O kendisine bağlanılarak yaşanan bir varlıktır.” (Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi)
“İnsan için bütün bir ömür kendini aramaktan başka bir şey değilse, acaba sonunda aradığımızı buluyor muyuz? (Millet Mistikleri)
Anadolu'nun kapısını Malazgirt'te açarak bu ülkeyi altıyüz sene bahtiyar Islâm beldesi yapan kuvvet, Alparslan'ın ruhundaki merhametten taşan âlicenâplik hamlesi idi. Asıl fetih bu kalp ve ruh hamlesinindir. Kılıç onda, şâirin elindeki kalemin yaptığından fazlasını yapmış değildir. Haçlı seferlerinde Kudüs'ü elde eden barbar Ingiliz kralı Arslan Yürekli Rişar'ın bu şehirde yediden yetmişe kadar bütün müslümanları kılıçtan geçirmesine karşılık, büyük İslâm mücahidi Selahaddin-i Eyyübi'nin ertesi sene şehri tekrar aldıktan sonra bir tek hıristiyanın burnunu kanatmayışı, bu olayın insanlık âlemine örnek verdiği merhametten fışkırarak haçlılan bu topraklarda perişan eden kuvvet olmuştur. Onlar yine bu kuvvetlerle perişan edileceklerdir. Büyük fethi ebedi yapan kuvvet kılıçla tankın değil, atomdan daha kuvvetli olan ulu ecdadın ruhundaki adalet kuvveti idi. (İslam ve İnsan - Mevlana ve Tasavvuf)

Izdırap dostluğu ne teselli verici şeydir! (Reha)
Hocalık mesleği, şüphesiz ki kitap sayfalarındaki bilgileri gençlerin dimağına aktarmaktan ibaret değildir; hocanın şahsiyetinden körpe ruhlara aşı vermesini bilmektir. (Millet Mistikleri)
Ruh için en yüksek iyilik ve en büyük erdemlilik, Allah'ın bilinmesidir. (Ahlak)
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim... (Mehmet Akif)
“Ben bir insanım “ dediğim zaman bu ifadeye girmiş olan “ben…im” kelimesi varlığı ifade ettiği halde “insan” kelimesi öz ifade etmektedir. Yalnız Allah’ta varlıkla öz birleşmiş bulunur, birbirinden ayrılamaz. (Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi)
Bu insanlar arasında kalbim, sık bir ormanda dolaşan kelebek gibi, ne tarafa uçsa ağaçlara çarpıyor. (Var Olmak)
İnsanın affedilmez şaşkınlığı, düşmanı kendi dışında aramasıdır. (Var Olmak)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/sosyoloji-nurettin-topcu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)