# Sözüm Sanadır - Erdal Atabek Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Sözüm Sanadır kimin eseri? Sözüm Sanadır kitabının yazarı kimdir? Sözüm Sanadır konusu ve anafikri nedir? Sözüm Sanadır kitabı ne anlatıyor? Sözüm Sanadır kitabının yazarı Erdal Atabek kimdir? İşte Sözüm Sanadır kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/sozum-sanadir-erdal-atabek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-22T08:00:11+03:00
- Güncelleme: 2022-02-22T08:00:11+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/22/erdal-atabek-kimdir-erdal-atabek-kitaplari-ve-sozleri-158730.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Erdal Atabek 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789755101217 
 Sayfa Sayısı: 264 

Sözüm Sanadır Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Gün gelir, her şey değişir. Gün gelir, hapisteki insan çıkar, dışardaki hayata karışır. Gün gelir, kürsüde oturup kararlar veren yargıç emekli olur, avukatlığa başlar. Gün gelir, güvenlik komutanı emekli olur. Gün gelir, gardiyan işinden ayrılır, başka işe girer. Hapisane zor geçittir. Kimse hapisaneye girdiği gibi çıkmaz. Ya büyür ya küçülür. Büyüse de insandır, küçülse de insandır. İnsan. Bu dünyanın insanıdır. Bu ülkenin insanıdır. Gün gelir, suç sayılan erdem, erdem sayılan suç olur. Gün gelir, içerdeki dışarda, dışardaki içerde olur. Gün gelir, seni bulur Sen ki insansın. Sözüm sanadır. -Erdal Atabek- (Arka Kapak)

Sözüm Sanadır Alıntıları - Sözleri
Ülkem başka bir dünyada mı yaşıyor?
Yüreğimin burkulması bundan mı bilmiyorum.
Şiir hayatın kendisi değil miydi?
Söylenenler bu kadar. Ama, söylenmeyenler? Sözlerle açıklanamayan duygular?
Hapishanedeki her değişiklik daha da kötüyü getirir.
Her hayvan ne olduğunun izini bırakır; yalnızca insan, yarattıklarının izini bırakır.
Söylenenler bu kadar. Ama, söylenmeyenler? Sözlerle açıklanmayan duygular?
Sahi, "insan kendine nasıl davranıyor" kuzum?
İnsan çevresine nasıl davranıyor konusundan çok önemli ve öncelikli.
Burada, hapishanede fark ettiğim bir gerçek var. Emekli maaşları hapishanede yaşamaya göre ayarlanmış.
Burası Türkiye. Olanı görmezden geleceksin. Olmayanı var sayacaksın.
Hapishaneleri gören çocuklar daha çabuk büyür, ben bilirim.
Gözlerden yaş gelmeden bedenin sarılması acı bir şey.
Hapishane her şeyin her gün değiştiği bir yerdir. En büyük özelliği, hiç bir şeyin güvenilmez oluşu.
Zorbalığı içine sindirdiğin zaman, sen de zorbanın suç ortağısın.
Bir kitabı yakarken görmek, bir insanı yanarken görmektir.
Subay: 《Sevgi beni zayıflatıyor.》
Kontes:《Sevgi seni insan yapıyor.》

Sözüm Sanadır İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kitabın Yazarı Erdal Atabek Kimdir?
Dr. Erdal Atabek (d. 1930, Adapazarı), Türk tıp doktoru ve yazar.rnrnErdal Atabek, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Psikosomatik Hastalıklar ve İç hastalıkları uzmanı olarak görev yaptı. 1965te yazarlığa başladı. Aynı yıl Türk Tabipleri Birliği (TTB) başkanı seçildi. 1966da köşe yazıları Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başladı. Halen yazarlık, seminer, konferans ve araştırmalarını sürdürmektedir.

Erdal Atabek Kitapları - Eserleri
Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık
Kuşatılmış Gençlik
Kırmızı Işıkta Yürümek
Gençlik Duvarları Yıkıyor
Kendi Yurdunda Sürgünsün
Sözüm Sanadır

Cinsellikten İkmale Kalmak
İnsan Sıcağı
Belki de Sensin
Müzik Seni Çağırıyor
Çocuklar Büyükler Ve Tavşanlar
Beyaz Balinayı Sevmek
Bizim Duygusal Zekamız

Dürüstlük, Sevgili Çocuğum
Tüketilen Değerler ve Gençlik
Çocuklarımızı Büyütürken Nerede Yanlış Yapıyoruz?
Yoldan Çıkarılmış Başarı
Tehlikeli Cehalet
Erken Büyüyen Çocuklar
Sıpa Koleje Gidiyor

Modern Dünyada Değişen Değerler ve Gençlik

Erdal Atabek Alıntıları - Sözleri
Her hayvan ne olduğunun izini bırakır; yalnızca insan, yarattıklarının izini bırakır. (Sözüm Sanadır)
Okullarımız çağdaş görünümlü "ortaçağ kurumları" oluyor.
Felsefe dersleri kaldınlıyor. Felsefe, insanlığın düşünce mirasıdır. Artık bu miras reddediliyor. Düşünmek gereksiz. Düşünmek zararlı. Düşünmek gizli bir suç. Düşünmek yanlış.
Felsefe yerine bilgisayar.
Bilgisayar, programlanmış düşünce. İnsan başlarını arkadan kaset sokulan bir araca çevirmek. Kaseti koymak. Paket düşünceleri uygulatmak. (Kendi Yurdunda Sürgünsün)
(...)Toplum yönetiminin temel ilkeleri din kurallarına göre belirlenirse o toplum laik bir toplum olmaktan çıkar, teokratik -dinin egemenliği altında- bir toplum olur.

( ‘Laiklik Ne midir’ Çocuğum?.. ) (Dürüstlük, Sevgili Çocuğum)
çünkü onların bir kısmı (iyi niyetli olanları) da bu ilkelerin ve devrimlerin üzerine tek bir tuğla koyamadılar.
onuncu yıl marşını söylediler (daha sonraki 75 yıl başka bir marş bile geliştiremediler), atatürkçüyüz,atatürkçü kalacağız; atam izindeyiz! sloganlarıyla yetindiler.
atatürk' ün kafasında neler yattığını gelecek nesillere öğretmediler, öğretemediler, çünlü onlar da bu düşünceleri anlayacak yetnekte ve kapasitede olamadılar. kendini değiştiremeyen ve geliştiremeyen canlılar gibi tarih sayfasında silinmeye başladılar. doğanın tek tahammül edemediği şey durağanlıktır.
diğer bir kısmı hem siyaset sahnesinde hem de devlet idare siteminde atatürkçü ve kemalist görünüp, özünde hiçbir özelliği olmayan, çıkarcı ve yeteneksizlerdir; atatürk' ün mirasını yiyen kısımdır.

prof. dr. ali demirsoy - öğretim üyesi (Tehlikeli Cehalet)
Seks sömürüsünün durdurulmasının yolu yasaklar değildir. Sömürülen şeyin ne olduğunun açıkça anlatılması, konuşulması, tartışılması gerekir.
...ancak ondan sonradır ki, cinsellik olayının hiçbir zaman para karşılığında yaşanamayacağını anlatabiliriz. Para karşılığında yaşananın cinsellik olmadığını anlatabiliriz. "Bir anlık cinsel boşalma"nın cinsellik olmadığını anlatabiliriz. (Cinsellikten İkmale Kalmak)
‘Bilinçli baba olmak’, geleneksel ‘güçlü ve otoriter baba' rolünden çıkarak ‘paylaşımcı ve arkadaş baba’ olmak demektir.
Burada önemli olan gerek anneyle gerekse çocuklarla iletişimin ‘sevgi ve saygı temelinde paylaşımcı ve arkadaşça’ olabilmesi­dir. ‘Baba’, çocukların sahibi olmaktan vazgeçerek onların 'haya­tı paylaştığı insanlar' olduğunu kabul edecektir. Bu da onlara ‘eşitlik temelinde bir bakış açısı'yla bakabilmeyi gerektirir. Gerek aile içi sorunlarda, gerekse hayatın her konusunda ‘onların görüşlerinin, düşüncelerinin, duygularının önemi vardır’ Aile ken­di içinde ‘iletişimi sürdürür’ ‘Baba’, aile içinde herkesin ‘kişiliği­ ne değer verir’ Kendi dışında yaşayanların ‘ortak hayatı payla­ şan bireyler' olduğu bilinciyle hareket eder. Bu da onlara değer vermek, onların yaşadıklarını paylaşmak, sevinçlerine ortak olmak, üzüntülerini paylaşmak demektir. Onlara saygı duymak, onların hayatına değer vermekten geçer. Burada önemli olan ‘ba­ba’nın geleneksel otorite olmaktan vazgeçebilmesidir. Onun ‘her dediği’ değil, ‘doğru bulunan istekleri’ yapılacaktır. Bu da aile içinde düşünce özgürlüğünü, konuşma özgürlüğünü, düşündü­ğünü açıklayabilme özgürlüğünü gerektirir. Aile içinde bunu yapamayan toplumların genel hayat içinde de yapamayacakları bilinmelidir. Onun için de bizim demokrasimiz köksüz, temelsiz ve dayanaksızdır. Çünkü, demokrasinin dayanması gereken ‘bi­rey temeli’, aile içinde kurulamamıştır. (Çocuklar Büyükler Ve Tavşanlar)

Bütün ahlak öğretileri, bütün dinler, "yalan"ı yeriyor, onun "kötülüklerin anası" olduğunu söylüyor ama insanı yalana zorlayan nedenlerin kötülüğünü anlatmıyor. (Kırmızı Işıkta Yürümek)
Bugün giderek büyüyen kentlerde doğan, buralarda büyü­yen milyonlarca çocuk doğayı bilmiyor, doğayı tanımıyor, doğa­nın binlerce bitkisini, yüzlerce hayvanını ‘doğal koşulları' içinde görmüyor. Bitkileri ya evdeki saksıların içinde ya ‘botanik bahçeleri’nde görüyor, hayvanları da ya evcil hayvanlar olarak ya da ‘hayvanat bahçeleri’nde tanıyor. Kendimizi de, çocuklarımızı da yeryüzü cenneti olan ‘doğa’dan biz kendimiz sürdük. Köylerden gelip kurduğumuz kentlerde ‘kendimizin de doğanın bir parçası olduğumuzu’ hiç düşünmeden doğayı kestik, yıktık, tahrip ettik.

Bomboş toprakların üstüne evler yaptık, çarşılar, oteller, restorantlar yaptık. Buralarda oturuyor, yemek yiyor, alışveriş yapıyo­ruz. Denizde balıkları görmek yerine cam kavanozlara koyduğu­muz balıklara bakıyoruz. Gökyüzünde uçan kuşlara bakacak zaman bulamıyor, kafes içindeki kuşları besleyerek oyalanıyoruz.
Yediğimiz meyveleri ağacının dalında görmeden, pişirdiğimiz sebzeleri bir kerecik olsun tarlasında görmeden büyüyen binler­ce çocuğumuz var. Onlar artık 'kendilerinin de doğanın bir parça­sı olduğunu’ bilme şansına sahip olamayacaklardır. Böyle bir şeyi okul kitaplarında okuuukları zaman da ‘bunun ne demek olduğunu’ anlayamayacaklardır. Onlara -elbette kendimize de- bu kötülüğü biz, kendimiz yapıyoruz. Buna da 'uygarlık’ diyoruz, ‘uygarlaşma’ diyoruz ve elbette yanılıyoruz. Uygarlık da, uygar­laşma da bu değildir, bu olmamalıdır.
Çocukların ‘duyusal gelişimi’nden söz ediyoruz. Ama çocuk­larımız, toprağa basmıyor, çıplak ayaklarıyla kumların üstünde, taşların üstünde, otların üstünde yürümeyi, koşmayı öğrenmiyor.
Elleriyle otları yakalamak, taşları tutmak, ağaç kabuklarının pütür­lü sertliğini kavramak, onların renklerini, biçimlerini görmek, bir ağaç gövdesine sarmaşıkların nasıl dolandığını anlamak, çocuk­larımıza çok, ama çok uzak. (Çocuklar Büyükler Ve Tavşanlar)
'Bu saçmalıkları neden kabul edecekmişim?', 'neden bu kurallara uymak zorundaymışım?', 'ben böyle düşünmediğim halde neden böyle yapmak zorunda bırakılıyorum?' (Gençlik Duvarları Yıkıyor)
"Babam ve Ustam" diye bir film görmüştüm. Önemli bir film. Orijinal adı, sanırım "Ma Padro Padrone" ydi. Bu filmi görmenizi isterim. Bir yerlerde bulun ve görün. (Kendi Yurdunda Sürgünsün)
İnsan insanı kaybediyor. Ve bulamıyor.
Aynı kentte olsa da.
Aynı semtte olsa da.
Aynı evde olsa da. (Kırmızı Işıkta Yürümek)
Huzurun bedeli özgürlükler olmuştur. (Kuşatılmış Gençlik)
Sonradan ülkemde dayak yiyen kadınların "kocam değil mi? Sever de döver de" dediğini duyacaktım, artık şaşırmayacaktım. Kocalar karılarını dövecekti, analar babalar çocuklarını dövecekti. Polisler vatandaşı karakolda dövecekti. Subaylar askerde erleri dövecekti. Gücü yeten gücü yetmeyeni dövecekti. İşin tuhafı da bunu duyanların tepkisiydi. Duyanlar dayak atanın değil de dayak yiyenin suçunu araştıracaktı. "O da kimbilir ne yapmıştır?" (Kuşatılmış Gençlik)

Ülkem başka bir dünyada mı yaşıyor?
Yüreğimin burkulması bundan mı bilmiyorum. (Sözüm Sanadır)
Bizim zamanımızda oğlanlar asi olurdu da kızlar yumuşak başlıydı. Şimdi kızlar kafalarını dikiyor. Hadi oğlan olsa neyse, 'eh erkektir, bu çağı böyle yaşar' diyeceksin, yok kardeşim. Kız daha dik. (Gençlik Duvarları Yıkıyor)
Beethoven "çok sesli müzik, felsefenin tınısıdır" demiştir. (Müzik Seni Çağırıyor)
(...)Eğer bir yerde soru sorulanmıyorsa orada dogmalar ve tabular var demektir ki bu da özgür düşüncenin yaşamasına uygun bir ortam olamaz.

( ‘Laiklik Ne midir’ Çocuğum?.. ) (Dürüstlük, Sevgili Çocuğum)
"Toplumsal öğreti, sadece iki durumda kadının aşağılanmadan kurtulabileceğini gösterir. Bir erkeğin eşi olmak ve anne olmak." (Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık)
Burada, hapishanede fark ettiğim bir gerçek var. Emekli maaşları hapishanede yaşamaya göre ayarlanmış. (Sözüm Sanadır)
Bir insana bir kez bakardınız, sonra o insanın hep öyle olduğunu düşünürdünüz. Oysa yanlıştı bu, o insan aynı insan değildi, olamazdı. Bunu düşünmezdiniz. Sonra da şaşırırdınız. Çok şaşırırdınız.
"O böyle yapmadı."
"Ben onu iyi tanırım, o böyle değildir."
"Hayret bu yanını hiç bilmiyordum." (Kırmızı Işıkta Yürümek)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/sozum-sanadir-erdal-atabek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)