# Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak - Cezmi Ersöz Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak kimin eseri? Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak kitabının yazarı kimdir? Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak konusu ve anafikri nedir? Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak kitabı ne anlatıyor? Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak kitabının yazarı Cezmi Ersöz kimdir? İşte Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/suctur-umutsuzluga-kapilmak-cezmi-ersoz-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-08T22:00:27+03:00
- Güncelleme: 2022-03-08T22:00:27+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/08/cezmi-ersoz-kimdir-cezmi-ersoz-kitaplari-ve-sozleri-171008.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Cezmi Ersöz 
 Yayın Evi: Tekin Yayınevi 
 İSBN: 9754782415 
 Sayfa Sayısı: 135 
--reklam--
Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Buralarda ölüm çok farklı algılanıyor. Buralarda insanlar ölüme bir son gbi bakmıyorlar. Buralarda hiçbir şey kesintiye uğramıyor. Hayat, ölüm ve çocukluk, her şey kesintisiz bir biçimde, aynı büyülü nehre akıyor. Her şey bir çember çiziyor sanki. Ölenler, yeniden doğuyor... Yeniden doğanlar, ölmeye başlıyor... Hayat ölüme, ölüm hayata karışıyor...Ve hayatta kalacak olanlarla ölecek olanlar birbirlerine öyle yoğun bir sevgiyle sarılıyorlar ki işte o anda hayatla ölüm arasındaki o kesintisiz akışı görüyorum. Hayat, ölümü alnından öpüyor... Ölüm, hem gururlu, hem baş eğmez, hem de küçük bir çocuk gibi utangaç ve masum.../
--reklam--
Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak Alıntıları - Sözleri
Ama bunlar insan ve insanca bir muamele görmeyi hak ediyorlar her şeyin ötesinde...
“anlamak yeter sanırdım... hissetmek hayatı kolaylaştırır... oysa özür dilemekle kalırım ben.”
Zihniyet, kadrolar, asıl can alıcısı sürekli mağdur, sürekli kabeden, yitirmiş insan yaratan bu ekonomik yapı, bu sistem değişmiyor, aksine giderek vahşileşiyor. Öz değişmiyor, aslında değişen sadece dekor. Haksızlıkları, adaletsizleri örtmek için daha göz alıcı, daha sağlam, daha yalancı bir perde geriliyor toplumun önüne...
Yaşatmak ve özgürce yaşamak için ölmek...
Sistemin büyük bir hızla yarattığı bu yeni insan tipi kimdi, nasıl bir şeydi? Düşünmeyen, sorgulamayan, yüzeysel, boş, kayıtsız, ne verilirse onu alan, kolay yönlendirilen yeni bir insan tipiydi bu.
“günlerdir ezberlediği özür sözcükleri duvarlardan yine kendisine dönen sadece ben değilim.”
Hayat ölümün alnından öpüyor..
“Döve döve demokrasiyi yerleştiriyorlardı! Kim kendilerinden farklıysa, kim çoğunluğa göre yaşamak istemiyorsa onun kafasını kalın tahta sopalarla kırıyorlardı.”
“ben bu ülkede hep gitmekle kalmak arası yaşadım... doyasıya sevmekle, bütün varlığımla nefret etmek arasında gittim geldim.”
“bu dokunuş yaralarımı, o mor mühürlerimi sevdiriyor bana.”
“kalpleri neredeydi? acıma ve şefkat duygularını kim ipotek altına almıştı?”
“kim bilir kaç kez lanetlendim kendimi odamda... kim bilir kaç kez kalbimde hiçledim kalbimi.”
Hiçbir zaman ezenlerin yanında olmadım. Ben istesem bile doğam izin vermezdi buna.
Ama öyle ya da böyle, anneler yavaş yavaş ölüyor.. Hayat verdiklerinin hayatı solmasın diye soluyor anneler...
Ne olur şehrin neresindeysen bekle beni... Ne olur kaybolma, ne olur umutsuzluğa düşme... Çantamda yanıp sönen o kimsesiz kalbinle geliyorum sana, dostluğumu alıp geliyorum. Sen aşkını koru yeter.
--reklam--
Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Türkiye'nin 1995-2000 arasındaki cezaevlerindeki kanlı tarihini konu edinen bir kitap. İçinde yazanları özellikle araştırdım ve hepsinin belgeli şekilde tarihte iz bıraktığına şahit oldum... Gerçek bi suçluyu kayıran savcıdan tutun da suçu henüz ispatlanmamış tutukluların gördüğü belgeli eziyetlere, yakılmalarına, öldürülmelerine... Keşke bunları okumamış, bilmemiş olsaydım. Okurken bile içim kaldırmamışken yaşayan insanlar için gerçekten çok derin üzüntüler duydum... Şuanda cezaevindeki mahkumların hayatına dair bir şey bilmiyorum ama insanca koşullarda yaşadıklarını düşünmek istiyor ve bu bağlamda bu kitabı geçmiş ve gelecek ayrımını yapabilecek olan insanların okumasını tavsiye ediyorum. (Büşra) 
Bazı şeyler hiç değişmeyecek!!: Bu kitabı ikinci okuyuşum ama ilk okumamda bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum. Farkındalığın oluşması gerekiyormuş demek ki.
Üniversite de çok rahat duran biri değildim:) sorgulayan, irdeleyen ve göze batmaktan korkmazdım. Annem de bunu bildiği için anne şefkatiyle, Vizontele repliğiyle "olaylara karışma" derdi:) babam ise, taraf olmayan bertaraf olur diyerek açık açık olmasa da yanımda olduğunu hissettirirdi.:) Tarafım babacığım, haksızlığa karşı tarafım, özgürlüğe tarafım, insanca yaşayabilmeye tarafım, senin sayende. Benimle mücadelen doğduğum zaman, nüfus memurunun adımı Eylem olarak yazmamasina direnip, inat edip adımı Eylem olarak yazdırman ile başladı. Sanırım babamın kızıyım:))
Kitaptan çok kendimle ilgili spoiler verdim:) ama bu kitabın neden benim için değerli olduğunu anlatabilmem adına yazmak istedim.
90'lı yılların başından itibaren işkence evleri olarak kurulan, F tipi cezaevlerinde yaşanan işkenceler ve ailelerin sevdikleri için girdiği ölüm oruçları anlatılmıştır. Bu ülkeyi gerçekten sevenler hep sindirildi, korkuldu onlardan asıldı ve onursuzca bir yaşam reva görüldü.
Kendi çıkarlarını devletin çıkarları üstünde görenler ise hep yükseldi. Bu zihniyette iseniz bu ülkeye Cumhurbaşkanı bile olursunuz. Tam tersi düşüncede olanlar ise yüreğimizdeki darağaçlarinda. Yeni gelen her iktidar bir öncekinin kanlı perdesini kaldırıp, yeni tertemiz ama kanlanacak bir perdeyle geldi. Demokratik söylemler o perdenin arkasında yaşananlarla hiç uyuşmuyordu oysaki.
Baştan sona hüzün dolu bir kitap. Ama her şeye rağmen Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak diyorum bende.. (Eylem) 
Cezmi Ersöz'ün yazı ve röportajından oluşan bir kitaptır. Kitap tarihsel boyutta ülkede yaşanan olayları anlatmış ve kitabın bir kısmında ülkemizde 1996 ve 2000 yılında cezaevlerinde olan olayları röportajla anlatmaya çalışmıştır.
 Ülke olarak farklı oyunlardan geçmişiz ve geçmekteyiz.Ülkemiz üzerinde kirli oyunlar oynayanlar, ülkemizde birlik ve beraberliği bozmak isteyenler zenginliğimiz olan farklılıklarımızı kavga sebebi yapmış ve bizi birbirimize kırdırmıştır.
Ülkemizde farklı oyunlarla yeni bir insan tipi yeşitirmeye çalışmışlar.Öyle ki, bir nesil yetiştirilmiş ülkede, sorgulamayan, yüzeysel düşüncelere sahip üretim yapmayan ve tüketim bağımlısı bir nesil.. kendisine ne verilir ne sunulursa inana asla verileni ve sunulanı soruşturmayan menfaatçi insan tipi... Yanındakini arkasını döndüğü anda unutan, üzülmeyen vicdan azabı çekmeyen, yaptığı her şeyi doğru ve haklı sayan, her şeye geç kaldığını sandığı için yanında, çevresinde kim varsa düşünmeden ezip geçen..
Cezmi Ersöz kitabında insanlardaki bu dçnüşümü anlatmaktadır. (ANKA misali gezginokur) 
--reklam--
Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cezmi Ersöz - Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cezmi Ersöz Kimdir?
Cezmi Ersöz, (d. İstanbul, 1959) Türk yazar, şair.

Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nde Siyaset ve Kamu Yönetimi Bölümü'nü bitirdi. Yazın dünyasına yayımlanan şiir ve eleştirileriyle girdi. Reklam yazarlığı ve gazetecilik yaptı. Cumhuriyet, Güneş, Özgür Gündem, Aydınlık gibi günlük gazetelerde yazıları ve röportajları yayımlandı. Ardından haftalık 'Deli' dergisinde yazdı. Halen 'Leman' dergisinin yazarları arasında yer almış bir takım sorunlar nedeniyle ayrılmıştır. Şuan "Şizofren" dergisinde yazmaya başlayacaktır. İnsan-dünya ilişkisini, duygular ve olaylar karşılaştırması yaparak anlattığı çoğu eserinde hayatı sorgular. Gündelik zorunluluklardan, en temel ihtiyaçlardan ve insanın vazgeçemediği tutkularından bahseder. Eserlerinde yoğun bir melankoli ve karamsarlık fark edilir. İnsanın iç yolculuğunu melankolik bir dille anlatan bir yazardır.
--reklam--
Cezmi Ersöz Kitapları - Eserleri
Şizofren Aşka Mektup
Hayallerini Yak Evi Isıt
Ölürsem Beni Seninle Ararlar Şimdi
Kırk Yılda Bir Gibisin
İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme
Yine Seninle Geldi Hayat
Bana Türkçe Bir Ekmek Ver
Yok Karşılığı Yüzünün
Ancak Bir Benzerim Öldürebilir Beni
Saçlarının Kardeş Kokusu
Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı
Hiçbir Şey Senden Eski Değil
Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine
Haritanın Yırtılan Yeri
Hayat Bir Emrin Var Mı?
Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak
Kafka Market
Son Yüzler
Annelik Oyunu Bitti
Zarfını Ben Açardım Sana Yazdığım Mektupların
Beni Asıl Hayat Aldattı
Şizofren Aşkın Günlükleri
Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk
Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın
Açıkla Bana Bu Işığı
Candı Yüceldi Şarabiydi
Kalbimde Bir Şiir Gizli
Aykırı Yazılar
Acı Çeken Nefes
Can Baba
Bana Kürtçe Bir Sevgi Ver
Müsait Olduğumda Ararım Seni
Abdocan - Ölümden Başka Her şey Olacak
Bana Türkçe Bir Ekmek Ver
Çözülmeler
Adet Kanı Mavi Olan Kadınlar
Cem'in Akıllı Telefon ile İmtihanı
Satürn
Bodrum
Düş Ülke
Kalp de Yürür
Güzel Ülkemi Geziyorum
Gemi
Nemrut
Pamukkale
Plüton
Uranüs
Ürgüp
Çanakkale
Konya
Sabır
Uzunköprü / Özgürlük Anıtı
Bursa
Dünya
Erzincan
Hasankeyf
Kutuplar-1
Uzay Serisi - Gezegenleri Geziyorum
Jiyan Fermanek te Heye?
Son Yüzler
Kıtalar ve Kaşifler Dizisi
Çocuklar Size Vasiyetimdir
Neptün
Okyanusya Avustralya
Öğütler
Sağlıkta İlkler
Savaşlar ve Zaferler
Selanik
Sindirim Sistemi
Sinema ve Televizyonda İlkler
Sporda İlkler - 1
Sporda İlkler - 2
Tanzimat
Ulaşımda İlkler
Venüs
Afrika
Akciğer - Karaciğer
Amerika
Asya
Atatürk Doğmadan Önceki Yıllar
Avrupa
Ay ve Güneş
Beyin
Boşaltım Sistemi
Böbrek
Burun
Yiyeceler ve İçeceklerde İlkler
Çocukların Ata'ya Tiradı
Göz
Güney Amerika
Günlükler
İlk Kutlamalar ve Özel Günler
İlke ve İnkılaplar
İskelet - Kemikler
Jüpiter
Kadınlarımız ve İlkler - 1
Kadınlarımız ve İlkler - 2
Kadınlarımız ve İlkler - 3
Kalp
Kulak
Kutuplar-2
Kuzey Amerika
Mars
Merkür
Meşrutiyet, Dans ve 19 Mayıs
Mutlu Son
--reklam--
Cezmi Ersöz Alıntıları - Sözleri
Gitmek mi zor? Yoksa kalmak mı ? (Şizofren Aşkın Günlükleri)
“Sadece kitap okumak yetmiyordu ona artık...” (Bana Türkçe Bir Ekmek Ver)
“Hepimiz zalim bir meleğin eline düşmüş gibi hırpalanıyoruz.”

~Ahmet Hamdi Tanpınar~ (Hayat Bir Emrin Var Mı?)
Sen de benim gibi, seni sevmeyeni sevdin hep. Sana acı çektireni... Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkında seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin... Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep... (Hayallerini Yak Evi Isıt)
Öylece kaldın.
Baktılar sana, baktılar…
Ama , yüreğini bir türlü göremediler… (Aykırı Yazılar)
Aşırı benimseme, tam tersini, aşırı nefreti besliyordu. (Açıkla Bana Bu Işığı)
--reklam--
Sevgimizi kucağımızda taşıdığımız ve hep çocuk kaldığımız için bize etmedik kötülük bırakmadılar.. (Yok Karşılığı Yüzünün)
“kim bilir kaç kez lanetlendim kendimi odamda... kim bilir kaç kez kalbimde hiçledim kalbimi.” (Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak)
Çok yaralı bereli olsa bile, çocukluk, hiçbir zaman içinden tümüyle çıkamadığımız, bizi bırakmayan ve bırakamadığımız anayurt gibidir. (Açıkla Bana Bu Işığı)
İnsanın nerede, ne zaman derinden kırıldığını hiçbir zaman bilemeyiz.. (Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk)
Babam, daha çok acı vermesin diye, çok eski bir masal gibi yaşıyordu hayatını artık. (Bana Türkçe Bir Ekmek Ver)
Yazamıyordum ama başka bir iş de yapamıyordum. (İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme)
Hayatımda tam mutlu olduğum anları toplasam ancak birkaç dakika eder. (Can Baba)
--reklam--
Sen yokken gittim
Korkularımın üstüne
Hiç ardıma bakmadım
Gümüş şiirler yazdım sen yokken
Çok yangın çıktı yüreğimde
Küllerini bile savurmadım
Irak denizlerin fırtınasıydım
Uzak iklimlerin sert rüzgarları
Kulaçlarken denizinde gurbeti
Kanlı savaşlarım,
Belalı sevdalarım olmadı hiç
Ama hep sustum,
Hep ağladım, hep yandım sen yokken.
Bekliyorum dönüşünü yeniden,
Bir gelsen,
Hayatın önünden alsan beni
Bir gelsen,
Sellerin önünden alsan beni
Bir gelsen,
Ölümlü düşlerimden alsan beni.

Çok durdum güneşe karşı bir başıma
Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin
Sen yokken,
Az dolaşmadım gönlümün kuytularında
Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda
Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında
Zifirlerinde sadece ben üşürdüm.
Hiç aldırmadım esen rüzgara
Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya
Yine de hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından
Ama bütün yangınlar beni yaktı önce
Hep ortasında kaldım vurgunların
Vurgun nedir ki? deme
Bir babanın serzenişi nasılsa öyle
Bayrakları indirilmiş,
Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken
Hep sustum,
Hep yandım, hep ağladım sen yokken.
Bir gelsen,
Yangınlardan alsan beni,
Bir gelsen,
Dünyalarımdan alsan beni,
Bir gelsen,
Şafaksız gecelerden alsan beni,
Ama ne zaman gelsen,
Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni.
Cahit Külebi (Kalbimde Bir Şiir Gizli)
Dersimli bir göçmen olan Cemal Süreya, bu ülkedeki acılar tırpanından fazlasıyla yara almıştır. Ece Ayhan gibi parasız yatılı okuyan Cemal Süreya, Ankara'da okurken civar ilçelerden birinde oturan kız kardeşlerini görmeye gittiğinde üvey anne kapıları kapatıp gitmiş. "Kimseye, abinize de kapıyı açamayacaksınız," demiştir. Cemal Süreya dışarda, kız kardeşleri içerde, pencereden birbirlerine bakıp, ağlaşırlarmış... (Kafka Market)
O günkü duruşmayı unutamıyorum. Aralarında Yaşar Kemal, Gencay Gürsoy, Orhan Pamuk,Ahmet Altan , Şanar Yurdatapan, Nilüfer Göle gibi ülkemizin tanınmış bir çok sanatçısı ve bilim insanı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde Terörle mücadele Yasası,yani, meşhur 8.Madde'yle yargılanıyordu.Bu maddeden yargılanan bir sanatçı dostumuzun yapıtının altına hepimiz imzamızı atıp " Bu sanatçıyı yargılıyorsanız, bizi de yargılayın; onu hapse atacaksanız,bizi de atın!" diyerek bir anlamda mahkemeye kendimizi ihbar etmiştik. Ve mahkeme de mecburen bize de dava açmış ve ifadelerimizi almak için bu duruşmaya çağırmıştı.
Salonda büyük bir medya ordusu vardı. Sanatçılar, bilim insanları bunu fırsat bilerek çok etkili ve dikkat çekici savunmalar yapıyorlardı. Kimisi bir anısını anlatıyor, kimisi şiir okuyor, kimisi geçmişte özgürlük mücadelesi vermiş kahramanları anarak savunmasına başlıyor ve bu duruşmanın bir gün tarihe geçeceğini vurgulayarak, savunmasını bitiriyordu. Sıra, oyuncu ve tiyatro yönetmeni Mahir Günşiray'a gelmişti. O da boş durur mu... Son derece etkili ve teatral jestlerle, Franz Kafka'nın, "DAVA" adlı romanından bir bölüm okuyarak başladı savunmasına;
"Siz kim oluyor da bizi yargılıyorsunuz? Bu mahkemenin anlamı nedir? Siz önce kendinizi yargılayın. Nedir bu oyun? Son verin artık bu saçmalıklara... Nedir, bu soytarılık?..."
Salonda çıt çıkmıyordu... Bütün kameralar Mahir Günşiray'a dönmüştü. Yüzünde flaşlar patlıyordu. Mahkeme heyeti son derece şaşkındı. Kısa bir sessizlik oldu. Günşiray, romanın o bölümünü bir daha okudu. Çok etkilenmiştik savunmasından. Mahkeme Başkanı hâkim, öfkeyle susturdu Mahir Günşiray'ı:
"Ne demek istiyorsunuz siz? Biz burada oyun mu oynuyoruz? Siz şimdi bize soytarı mı demek istiyorsunuz?"
Salonda kısa bir dalgalanma olmuştu. Kimse hâkimin bu denli öfkeleneceğini hesaplayamamıştı. Belli ki soytarı sözcüğü hakimin çok ağırına gitmişti. Yüzü hiddetten kıpkırmızı,ikide bir aynı şeyi tekrarlıyordu:
"Biz burada oyun mu oynuyoruz? Ne demek soytarı? Bu mahkemeye düpedüz hakaret..."
"Yaz kızım!" dedi hâkim, önünde oturan zabıt kâtibesi kıza: " Sanık Mahir Günşiray mahkeme heyetine hakaret etmiştir..."
Mahir Günşiray hâkimin öfkesini biraz olsun yumuşatmak için söz hakkı istedi. Hâkim " Evet,konuşun," anlamında bir hareket yapınca, sanatçı kendisini şu sözlerle savundu:
" Söylediğim sözler bana ait değildir. Franz Kafka'nın 'Dava' adlı romanından bir bölümdür. Mahkemeye hakaret kastım yoktur."
Hâkimin öfkesi dinecek gibi değildi. Önündekk dosyalara elinin tersiyle vurarak, "Kafka mı, o mu demiş bize,soytarı, diye; kim bu Kafka ne hakkı var yüce mahkemeye hakaret etmeye?!" Diye bağırdı...
Mahir Günşiray biraz şaşkın ama çok da tedirgin bir sesle:
"Ünlü romancı efendim.Franz Kafka..."
"Nerede yaşıyor bu adam?"
Salondan, " Yaşamıyor, öleli çok oldu" gibi hafiften sesler yükseldi, ama hâkim duyacak gibi değildi. Duysa bile öylesine öfkeliydi ki, öldüğüne inanmazdı zaten... Sinirli bir şekilde zabıt kâtibesi kıza yine dönerek:
" Yaz, kızım! Kafka adlı şahıs derhal bulunacak,mahkemeye çağrılıp ifadesi alınacak!" (Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın)
"Aşkın temel duygularından biri de güvendi, geç de olsa anlamıştım." (Müsait Olduğumda Ararım Seni)
"İnandığın gibi yaşamazsan,yaşadığın gibi inanmaya başlarsın" (Aykırı Yazılar)
Hayatın tam içine girip, göze aldığım ne varsa dibine kadar yaşayıp sonra yine kendime dönmek bana hep iyi gelir. (Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın)
Birisi öper, elbet, kalbimizden akan kanı... Birisi öper, mutlaka!... (Yine Seninle Geldi Hayat)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/suctur-umutsuzluga-kapilmak-cezmi-ersoz-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)