# Sürü - Yılmaz Güney Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Sürü kimin eseri? Sürü kitabının yazarı kimdir? Sürü konusu ve anafikri nedir? Sürü kitabı ne anlatıyor? Sürü PDF indirme linki var mı?  Sürü kitabının yazarı Yılmaz Güney kimdir? İşte Sürü kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/suru-yilmaz-guney-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-24T08:00:12+03:00
- Güncelleme: 2022-04-24T08:00:12+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/24/yilmaz-guney-kimdir-yilmaz-guney-kitaplari-ve-sozleri-207080.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Yılmaz Güney 
 Yayın Evi: İthaki Yayınları 
 İSBN: 9786053756651 
 Sayfa Sayısı: 144 
--reklam--
Sürü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
1979’da Locarno Film Festivali, Altın Leopar Jüri Özel Ödülü ve 1980’de Altın Portakal En İyi Film ödülü başta olmak üzere birçok ödülün sahibi olan Sürü filminin senaryosu tekrar okurlarla ve filmseverlerle buluşuyor.

“İster hoşnut olunsun ister olunmasın,Sürü bir gerçektir. Ve bu gerçek ve bu başarı, iyi bir hikâyenin, iyi bir senaryonun ve iyi bir çekimin sonucu ortayaçıkmıştır. Binlerce filmin çarpıştığı bir pazarda, kendi gücü ile ayakta duramayan hiçbir filmin yaşama şansı yoktur.Sürü, kendi kavgasını hiçbir kulis çalışmasına ihtiyaç duymadan sürdüren bir filmdir. Bütün dünyanın sinemaadamları, esas olarak Sürü’yü anlamışlardır…”
 -Yılmaz Güney-
--reklam--
Sürü Alıntıları - Sözleri
Milyonlarca insanın, çalışan namuslu emekçi insanların hiçbir şeyi yok, üç beş kişinin milyonları, milyarları var. Milyonlarca insanın çalıştığı nereye gidiyor? Kim böyle kurmuş bu işi? Diyeceğim, baba, buranın zengini de, oranın ağası da hepsi bir.
Milyonlarca insanın, çalışan namuslu emekçi insanların hiçbir şeyi yok, üç beş kişinin milyonları, milyarları var. Milyonlarca insanın çalıştığı nereye gidiyor?
O kadar çok kan akıttık ki, az kalsın hepimiz bozulacağız içinde.
Bizim niyetimiz iyiliktir. Kötülük kimseye fayda vermez.
Barış iyi bir şeydir
Ben bir kavga adamıyım, sinemam da bir kavganın, halkımın kurtuluş kavgasının sinemasıdır.
Fedakârlığın ve kararlığılın aşamayacağı engel yoktur.
Biz eskiden eşkıyaları dağda bilirdik. Şimdi düzdekiler eşkıyaların piri olmuşlar.
Milyonlarca insanın, çalışan namuslu emekçi insanların hiçbir şeyi yok, üç beş kişinin milyonları, milyarları var.
Bazı anlarda ve konularda verilen kararlar, delilik olarak adlandırılılsa bile, delilik mi, akıllılık mı sorunu sonuçta belli olur.
Konuş benimle. Neyin var anlat bana. Derdini söyle hiç olmazsa, ağrılarını; sızılarını, ağrılarının sızılarının ortağı olayım. Bir kelime söyle yeter. Tek bir sese razıyım.
Hastalar genellikle, en son noktada başvuran tiplerdir.
-Bu devirde zor yaşatırlar adamı. Kimler yaşıyor bu anlattığın evlerde söylesene? Sen mi, Şivan abi mi? Toplumda sınıflar var. Çalışan emekçi sınıflar, bir de çalıştıran hâkim sınıflar var, burjuvalar, sermayedarlar. Bu adamlar nasıl yapıyorlar sermayelerini? Seni, onu, emekçi sınıflarını çalıştırıp sömürerek. Sen hangi sınıftasın şimdi Şivan abi söylesene?
+Biz? Adaletliyiz, Adalet Partisini tutarız.
-Niye?
+Valla bilmem ki. Bize kimse sahip çıkmaz. Hiçbir partiden de hayır gelmez.

#YılmazGüney
-Sürüfilmi-
"Milyonlarca insanın, çalışan namuslu emekçi insanların hiçbir şeyi yok, üç beş kişinin milyonları, milyarları var."
Her acının bir sonu vardır ceylanım, her acının bir sonu, her karanlığın bir sonu vardır…
--reklam--
Sürü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sürü Sosyal ve kültürel eleştiri yapmakla beraber yaşanan sorunların nedenlerine de değiniyor. Aşiretçiligin aile bireyleri üzerindeki baskısı, geleneksel toplumun kapitalist sistem karşısında yaşadığı "kültürel şizofreni" , ekonomik sıkıntılar , kadına bakış açısı vs. Birçok toplumsal soruna ayna tutmuştur Sürü.
Gerçekleri çarpıcı bir şekilde ortaya koymakta müthiş bir başarı elde ettiğini düşünüyorum. (dicle) 
Yılmaz Güney-Sürü
•
•
#alıntı
“Bunların yüreklerinde şuncacık insanlık kalmamıştır. Millet soyguncu vurguncu kesilmiştir. Biz eskiden eşkiyaları dağda bilirdik. Şimdi düzdekiler eşkiyaların piri olmuşlar.
•
•
“Sürü, şafağın aydınlığında, o gök boşluğu altında dağları, bayırları aşıyor. Kendine özgü sesler, bağırışlar, ıslıklar..”
•

Kan davasının son hızla sürdüğü dönemlerin birinde geçiyor kitabın hikayesi. Barış olsun diye karşı taraftan bir kız alınıyor. Ama maalesef bu geçici barış çok uzun sürmüyor. Ve tabi alınan kıza her an düşman kanı taşıdığı hatırlatılıyor. Her şeye rağmen onunla severek evlenen kocası ise ailesi ve karısı arasında kalmaktan perişan halde. Geçimlerini büyük şehirlere sürü götürerek sağladıklarından, Ankara ya götürecekleri sürüden sonra ailesinin yanından ayrılmaya karar veriyor. Bu sürünün yerine sağ salim ulaşması, onların hayatlarının geri kalanı için çok önemli. Onlar da biliyor ki her şey bu yolculukla ya devam edecek ya da tamamen bitecek..
•

Sosyal bir sorun haline gelmiş olan kan davası bir dönemin kanayan yarası resmen. Nice aileler bu yüzden boş yere telef olup gitti.. Tıpkı birbirine düşman iki ailenin telef ettiği Berivan ve Şıvan gibi.. Çarpıcı bir hikaye. Tavsiye ederim, keyifli okumalar (Merve Damla Mungan 8k) 
Yılmaz Güneyin 72-73 yılları arasında selimiye cezaevindeyken kalın bir deftere kaba hatlarıyla, rastgele sahne sıralamasıyla yazmış olduğu onlarca film hikayelerin arasındadır Sürü. Kendisinin söylemiyle "Günün birinde bu kadar ünlü olacağından, sinema tarihimizde bir dönemeç noktası oluşturacağından, uluslararası değerde ödüller kazanacağından habersiz, yıllarca defter sayfaları arasında sessiz sedasız kaldı"
Sürü yoğun olarak doğu illerimizde yaşanılan bir çok sorunları gün yüzüne çıkartıyor. Kan davaları, kadınların kısıtlanması, ataerkil aile yapısı, feodal düzen ve bir çok gericiliği konu ediniyor. Sürü bütün gerçekleri çok sert bir şekilde acımasızca yüzümüze vuruyor.
Siyasi bir boyut da taşıyan Sürü feodal yapıyı ve kapitalist sistemi eleştiriyor ve kurtuluş yolunu bize genç bir çocukla anlatıyor.
1979 yılında Sürü'ye hayat veren Yılmaz Güney fikrimce Türk sinemasının en başarılı filmlerinden birini armağan etmiştir bize.
En sevdiğim kısım ise şöyle cereyan etmektedir; bir motoru ilk kez çok yakından, toprağı altüst ederken görürüz; toprak kaynar, toprak açılır. İlk defa böyle bir şeye tanıklık eden Hamo büyük bir şaşkınlıkla izler makinayı. Bu, parçalanan feodal kır ilişkilerinin ifadesi olarak değerlendirilmelidir. Tarımda makineleşme bir şeylerin artık değiştiğini ifade etmektedir. (Burak) 
--reklam--
Sürü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yılmaz Güney - Sürü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sürü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yılmaz Güney Kimdir?
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.

Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.

Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur.

İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.

Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır.

1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir.

Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur.

Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.
--reklam--
Yılmaz Güney Kitapları - Eserleri
Boynu Bükük Öldüler
Salpa
Sanık
Hücrem
Arkadaş
Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz
Ölüm Beni Çağırıyor
Selimiye Mektupları
Gençlik Öyküleri
Umut
Yol
Sürü
Oğluma Hikayeler
Ağıt
Acı
Baba
Zavallılar
Umutsuzlar
Hudutların Kanunu
Bir Gün Mutlaka
Seyyit Han
Aç Kurtlar
Endişe
İnsan, Militan ve Sanatçı Yılmaz Güney
Siyasal Yazılar
Duvar
Yunan Bıçağı
Sonsuz Bekleyiş
Selimiye Üçlüsü
--reklam--
Yılmaz Güney Alıntıları - Sözleri
Hayat denilen kavgaya girdik.
Çelik adimlarla yürüyoruz.! (Bir Gün Mutlaka)
Sevgili... Sen de o mahzun yüzünle aklımın mühürüsün... (Selimiye Mektupları)
03-09.12.1973 günlü ve 1169 sayılı L'Express'te "Umut" başlığı altında G.J. imzasıyla yayınlanan yazıda şöyle deniliyor:
Sinemalarımızda bir Türk filminin oynaması, hemen dikkatimizi çekecek kadar ender rastlanan bir olaydır. Hele yapımcısı, ülkesinde 20 aydır, cezaevlerinde çürüyen bir tutukluysa. Ya UMUT? İyi bir ad.
 L'Express (Umut)
İnsanları düşünmeye iten, doğasal ve toplumsal ihtiyaçlardır. İnsanlar canları istedikleri için şöyle ya da böyle düşünemezler. Onları, birbirlerinden farklı düşünmeye iten maddi zorunluluklar vardır. Bu nedenler, insan iradesinden bağımsız, varolan nesnel ko­şulların ürünüdürler. Bu koşullardan kaynaklanan zorunluluklar da düşünmenin, düşüncenin, tutum ve davranışlarımızın maddi teme­lidir. (Siyasal Yazılar)
Kendimize soralım: Biz kimiz, neyiz, sınıflar arası mücadelede siyasal, ideolojik, kültürel anlamda neyi, hangi değerleri temsil ediyoruz? (Siyasal Yazılar)
Biz önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık... (Sonsuz Bekleyiş)
"Sermayenin, gelişen, egemenliğe oynayan en gerici kesimin bugünkü gücü, gelişen halk hareketleri karşısında, uzun vadeli hesaplar yaparak çıkarlarını korumaya yetmiyor, kısa vadede büyük kârlar peşinde koşmak zorundadır o. Bu yüzden kitle hareketleri, grevler, boykotlar, işgaller, halkın uyanışı işine gelmeyecektir. Çünkü kitle hareketleri, artan işsizlik, hayat pahalılığı, kaçınılmaz olarak kapitalist sömürü ile uzlaşamaz sınıf ve tabakaları, devrimin gerekliliğine inandıracaktır. Peki ne yapacaktır sermaye? Baskıya ve zulme başvuracaktır. Kendine en uygun siyasi sisteme başvuracaktır. Bunun adı faşizmdir.
"Kahrolsun faşizm!" (Sanık)
"Yağmur altında bilmediğim sokaklarda, bir ıslıkla delicesine dolaşmak yahut şapkasını rüzgara kaptırmış bir adamın haline gülmek ihtiyacına duyduğum şu anda, sıcak salebimi yudumluyorum." (Gençlik Öyküleri)
Sen dik dur..!
Biz unutursak da,
Sosyalistler unutmaz seni... (Hücrem)
Bazen sevinivermek için öylesine küçük şeyler yetiyor ki insana. Belki sevinmeyi özlemiş olmamızdandır bu. (Selimiye Mektupları)
Yazgıdan başkası olmaz oğul. Yüreğine taş basacaksın çaresiz. (Seyyit Han)
Emperyalizmin, çeşitli eğilimlere sahip, ulus­lararası tekelci burjuvazinin farklı mihraklarına bağlı işbirlikçi yerli tekellerin, toprak kapitalist­lerinin, toprak ağalarının, bankacıların, aracıla­rın, büyük tefecilerin - bezirgânların, hacıların, hocaların, şıhların ve her türlü soyguncu serma­yenin ve gericiliğin yoğun sömürüsü ve bas­kısı altında ezilen, yoksul, geri bir ülkenin dev­rim acemisi çocuklarıyız (Selimiye Üçlüsü)
Kimin saflarında olacağız?
Bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük isteyen; insanın insana kulluğuna son verilmesini isteyen halkların devrimci saflarında mı, yoksa bağımsızlığa ve demokrasiye karşı çıkan, sömürüyü bir tasma gibi halkların boğazına geçirip onları köleleştiren ve düzeni korumak için her türlü baskı ve zülmü "meşru" gören halk düşmanı saflarda mı? (Siyasal Yazılar)
Çocukları çok seviyorum, ama onları bu dünyaya getirip acı çektirme hakkına sahip değiliz. Biz insanlar hayvanlardan beteriz. Kendi zevkimiz için onlara acı çektirmeye hakkımız yok. (Arkadaş)
Canım, Sevdiğim, Yüreğim

Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.
ataç ikon (Sonsuz Bekleyiş)
Karanlığa saplanmış tüm düşüncelerimi aydınlatacak bir ışığa ihtiyaçım vardı... (Gençlik Öyküleri)
...grev yapsak düzelir mi? (Bir Gün Mutlaka)
Kimsesizin ardından gidenide olmazmış (Boynu Bükük Öldüler)
"Kavgayı göze almadan barış da olmaz." (Oğluma Hikayeler)
Onu ilk gördüğü günü hatırlıyordu. Onunla geçen sıcak ve unutul­maz günleri, ürpertiler duyarak... Birbirinden kopuk anılar, düşünüldükçe daha canlılık ka­zanıyor, birbirini tamamlayan yeni anıları doğuruyordu. (Umutsuzlar)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/suru-yilmaz-guney-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)