# Suyu Geçiş - Sylvia Plath Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Suyu Geçiş kimin eseri? Suyu Geçiş kitabının yazarı kimdir? Suyu Geçiş konusu ve anafikri nedir? Suyu Geçiş kitabı ne anlatıyor? Suyu Geçiş PDF indirme linki var mı?  Suyu Geçiş kitabının yazarı Sylvia Plath kimdir? İşte Suyu Geçiş kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/suyu-gecis-sylvia-plath-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-08T00:00:12+03:00
- Güncelleme: 2022-07-08T00:00:12+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/08/sylvia-plath-kimdir-sylvia-plath-kitaplari-ve-sozleri-264290.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Sylvia Plath 
 Çevirmen: Gürkal Aylan 
 Orijinal Adı: Crossing The Water 
 Yayın Evi: Artshop Yayıncılık 
 İSBN: 9789894793724 
 Sayfa Sayısı: 77 
--reklam--
Suyu Geçiş Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"... Bu şiirler geçiş dönemi şiirleridir. Bunlardaki yoğun denetim ve olgunluğa ne daha önceki gençlik döneminin Colossusunda, ne de Arielde rastlanır. Bu kısa orta-dönem, Plathı en sofistike, en usta haliyle bize yansıtır. Bu şiirlerde yer yer mizaha ve sevecenliğe bile rastlamak olanaklıdır. Ama son şiirinde Ariele doğru karşı konulamaz bir gidiş vardır; benzerliği (şiirlerin çoğunda bolca rastlanan benzetmeler) biraz parçalanmış olan vizyonundan uzak, kimliğin kaotik gücüne, kişiyi yıkan ya da kurtaran bir tür birliğe doğru bir gidiş... Plathın hangi şiirlerinin daha iyi olduğunu kestirmek burada daha da zordur. Ozanın patolojisiyle ilgilenen kült, onun risklerini ve en yürekli Ariel şiirlerini sever. Suyu Geçişi, Plathın en iyi kitabı olarak nitelemek yanlış olabilir. Her zaman olduğu gibi, bu kitap da ozan hakkında olduğu kadar, okuyucu hakkında da pek çok ipucu verecek."

***

Suyu Geçiş
Siyah göl, siyah sandal, kağıttan oyulmuş iki siyah insan
Nerede gölden su içen siyah ağaçlar
Kanadayı kaplamış olmalı gölgeleri.
Küçücük bir ışık süzülüyor su çiçeklerinden.
Acele etmemizi istemiyor yuvarlak, yassı
Ve gizli öğütlerle dolu yaprakları...
--reklam--
Suyu Geçiş Alıntıları - Sözleri
Büyüyoruz
Başta acıtıyor..
Tabutumla birlikte yaşamak gibi bir şeydi yaşamak onunla
Görmezden gelmeleri ne acı.
Yaşamak ince iş
Böyle bir toplulukta;
Karanlık ürkütücü.
Gücümü topluyorum; onsuz da yaparım günün birinde
Yıldızlar açıyor ortasında zambakların.
Kör etmiyor mu gözlerini böyle anlamsız sirenler?
Şaşkınlık içindeki ruhların sessizliği bu.
Büyüyoruz
Başta acıtıyor..
Bir kedim yok hala.
Bir kedim yok hala.
Yürekler gibi çarpıyor, çarpıyor dalgalar.
Sahilde yatıyoruz, altında köpüklü çiçeklerin
Deniz tutmuş, ateş kurutmuş hepimizi.
Meşaleler gibi çevreliyor beni
Eğimli, uyumsuz, sürekli değişen ufuklar.
Isıtabilirler beni, bir kibritle dokununca
Buharlaşmadan önce perçinledikleri uzaklıklar
Yaşamak ince iş
Bir ruh vermiştim ona, çiçek açıyordum ondan
Çevresinde dolaşıyorum güzel görünümlü ağaçların. Çok mutluyum.
Bırakın , bir saksının içine oturayım,
Örümcekler farketmesin beni.
Sus pus olmuş bir sardunya, yüreğim.
--reklam--
Suyu Geçiş İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yazarken öldüm, ölümün öldürüyor seni her okuyuşumda ...: Retro'nun Gözünden Sylvia diyelim adına..

Hayatınızda daha önce hiç manik depresif bir hayata şahit oldunuz mu? Bu depresif bozukluk bir insanın hayatında neleri ne derece etkileyebileceğini hiç düşündünüz mü? Peki ya bu bozukluğun bir insanı şair yapabileceği gibi, aynı insanın intihar sebebi olabileceği geldi mi hiç aklınıza?

Tüm bu soruların cevabını düşündüğümde aklıma gelen iki insan oluyor; Nilgün Marmara ve Sylvia Plath. Manik depresif bir hayat süren, küçük kalplerinde dünyanın kirini taşıyamayacak kadar kırılgan ve naif olan, 29 ve 31 yaşlarında sevdiği ve güvendiği her şeyi arkalarında bırakıp dünyaya veda eden iki insan.

Sylvia...
Babasının ölümüyle ilk şiirini 8 yaşında yazan minik bir kalp. Şiiri:

"yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya,
yeniden doğuyor açınca gözlerimi,
kafamın içinde yarattım seni galiba."

Ne var ki o minik kalp büyüdüğünde bile hâlâ o küçük bir kızken ki kırılganlığını da beraberinde büyütüyor. Büyüdükçe hüznüne hüzün ekleniyor. Babasının eksikliğini hep bir yanında hissettiği anda İngiliz şair/yazar Ted Hughes ile karşılaşıyor ve hayatının aşkını bulduğu inancıyla evleniyorlar. Ne var ki aşk dediği bu şey onun en büyük acılarından biri haline dönüşüyor. Çünkü hayatının geri kalanını Ted'in onu aldatması ve iki çocuğu ile Ted'in eve gelmesini bekleyerek geçiriyor. Kocası ile birlikte yaşadığı evini, şiirlerinde diri diri gömüldüğü bir mezara benzetiyor.

Daha çocukluk yıllarında ortaya çıkan manik depresif bozukluğuyla hayatı boyunca yaşamaya devam eden Sylvia ilk intihar teşebbüsünde lisedeyken bulunmuştu. Ve son olarak da 1963 yılında bir sabah çocuklarına kahvaltı hazırladıktan sonra odaların kapı aralıklarını bantlarla kapatıyor ve fırının gazını açıp, kafasını fırına sokarak korkunç bir şekilde intihar ediyor ...

Ne yazık ki Sylvia'nın intiharı yalnızca kendisini ilgilendirmiyor. Yıllar sonra oğlu da annesinin izinden giderek kendini asarak intihar ediyor. Ve bununla da bitmiyor. Benim için en acısı, en beni parçalayan, mahvedeni ise şu ki benim iç yangınım olarak nitelendirdiğim;

Nilgün Marmara,
Üniversite bitirme tezini "Sylvia Plath’ın şairliğinin intiharı bağlamında analizi" konusu üzerine hazırlıyor. Ve tezini bitirdikten sonra 5. katta bulunan evinin yatak odası camından kendini boşluğa bırakarak intihar ediyor. Tam da burada durup yutkunuyorum. Kelimelerim tükeniyor sanki. Ölüyorum gibi hissediyorum. Öyle çok canımı yakıyor bu iki ismin bu vedaları ...

Tüm bu yaşanmışlıklardan bahsettikten sonra kitap üzerine artı bir şeyler söylemeye gerek var mı bilmiyorum. Manik depresif ve intiharla sonuçlanan bir hayatın, kaleme kağıda yansıması diyebilirim.

Keyifli okumalar diyebileceğim bir kitap değil, ben hüzünde boğuldum.

Hüzne batmak isterseniz bir gün, okuyun... (Büşra T.) 
Bende şiir kültürü yerleşmiştir diyemem. Şimdiye değin bazı şairlerin kitaplarını, bir demet şiirini okumuşumdur o kadar. Bu şiir kitabından pek etkilendiğimi söyleyemem. Bunda önceden Atilla İlhan, Can Yücel, William Shakespeare okumamın etkisi olabilir. Yapıtı biraz fazla içe dönük kişisel bulduğumu ilave etmeliyim. Bu değerlendirmem - diğer kitaplarını henüz okuma fırsatı bulmadığımdan - sadece bu kitabı için geçerli, dolayısıyla ne şairliğini ne yazarlığını eleştirmek için şu an kendimi yeterli bulduğumu söyleyebilirim. (Selim) 
"Tebeşiri siler gibi sildi beni karanlık": Öncelikle Ariel ve Seçme Şiirler'de Sylvia ile tanışmama ve onun hayat hikâyesine değindiğim için bu incelememde değinmeyeceğim.

Bambaşka bir şey ararken Sylvia'ya rastlamak ve hızını kesemeyeceğim bir sabırsızlıkla okumaya başlamak...
Eğer geceyse, kitabın kapağındaki kadın yanı başındaki boşluğa derin derin bakıyorsa, bir şeyler ya yolunda değildir ya da birazdan gemi parçalanmaya hazırdır. Sylvia'yı okuyacaksanız bunlara hazırlıklı olmalısınız.
Ritim aramayın onda.
Kendi yansımanızı gördüğünüz an terk etmeyin onu. Uzatacağı örselenmiş eli tutun ve size eşlik etmesine izin verin yokuşlu yolda. O, size ormanın uyumunu değil ağaçların tezatlığını anlatacaktır yol boyunca... Nesnelere dokuyacaktır hiçliği zerafetle.
Sonra ne mi olacak?
Yolun sonunda fısıldayacak kulağınıza kurşuni ses tonuyla:
" Bir metelik mi,
yoksa bir inci mi,
Ruhun, ruhun?"

Sylvia, kısa ömrü boyunca mental rahatsızlıklarla boğuştu ve hayatı boyunca ileri derecede bipolar bozuklukla yaşadı. Ariel ve Seçme Şiirler'de olduğu gibi Suyu Geçişte de hastalığının yansımalarına sıkça denk geliyoruz. Kitap Sylvia'nın 37 şiirinden oluşmaktadır. Bu şiirler içinde Ariel ile ortak olanlar da var. Bu ortak şiirleri okuduğumda Ariel ve Seçme şiirlerin çevirsini üstlenen Yusuf Eradam'ın şiirleri harcamış olduğunu düşünmeden geçemiyorum... Kesinlikle Gürkan Aylan'ın çevirisi daha iyi ve okuduğumda aldığım haz çok daha fazlaydı. (Ayrıca Kitabın satışının durdurulmuş olmasıda sinir bozucu bir durum.)
Kitapta en sevdiğim şiirler:Uykusuz, Alçıda ve Büyücü Yakma şiirleri oldu. Bu şiirlerin her bir dizesine Sylvia'nın kişiliği sinmiştir ve net bir şekilde manik depresifin etkileri varlığını sürdürmektedir.
Gürkan Aylan,bu şiirleri şu cümlelerle anlatıyor:
"Bu şiirler geçiş dönemi şiirleridir. Bunlardaki yoğun denetim ve olgunluğa ne daha önceki gençlik döneminin Colossusunda, ne de Arielde rastlanır. Bu kısa orta-dönem, Plathı en sofistike, en usta haliyle bize yansıtır. Bu şiirlerde yer yer mizaha ve sevecenliğe bile rastlamak olanaklıdır. Ama son şiirinde Ariele doğru karşı konulamaz bir gidiş vardır; benzerliği (şiirlerin çoğunda bolca rastlanan benzetmeler) biraz parçalanmış olan vizyonundan uzak, kimliğin kaotik gücüne, kişiyi yıkan ya da kurtaran bir tür birliğe doğru bir gidiş..."
Elbette Sylvia'yı bu gidişe sürükleyen şeyler onu intihara sürükleyen nedenlerle aynıdır...
Dalgalar ona doğru ilerlemez, o dalgalara ilerler.

Bahsettiğim üç şiirlerin üzerinde durmak istiyorum biraz. Şiirlerin içeriğine geçmeden önce Sylvia ile ilgili kısa bir video bırakacağım:
https://youtu.be/wCWl8ZIgCHk

1.UYKUSUZ
( gonderi/45398032 )
" Eski tanrılar gibi bitik ve şaşkın şimdi haplar.
Hiçbir yararı yok ona haşhaşlı-uyuşuk renklerinin..."

-Sırça Fanus'taki Esther'i anımsıyorum okudukça.
Syvia'nın yaşadığı uyku problemleri, manik depresifin bedeni üzerindeki etkileri ve tedavi için kullandığı ilaçlar...
Alışık bu haşhaşlı-uyuşuk renklere, gezegenlere benzettiği minik haplar kurtarmıyor artık onu
kemikbeyazı ışıkların yakıcılığından.
Dizelerde Sylvia'nın düşsel devinimlerine denk geliyoruz:
" Biraz da gri aynaların iç dünyasını yansıtıyor başı.
Anında aşağıya uçuyor her devinim."

" Ağlaşıp durdu gece boyu, görünmeyen kediler
Granit avluda, kadınlar ya da örselenmiş çalgılar gibi..."

Sylvia'nın şiirlerinde sıkça kedi figürüne denk geliyorum. Lady Lazarus'ta ölüme karşı direnci simgeler:
" Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme.
Otuzundayım daha.
Kedi gibi dokuz canım var hem de."

Yüz Yenileme Operasyonu şiirinde ise kedisinin olmamasından yakınır:
"Uzun eteklerimle uzanmış ilk kocamın kanepesine,
düşünüyorum
Kumru gibi, ölü fıno köpeğinin tüylerine gömülmüş parmaklarım;
Bir kedim yok hala!"

2. ALÇIDA
( gonderi/45409043 )

Sylvia, kayak yaparken geçirdiği kaza sonrası yazmış olmalı bu şiiri.
 Sağlam bacağı ile alçılı bacağı arasındaki tezatlık üzerinden kendi içinde yaşadığı iki kadının çatışmasını anlatır aslında.
Şiiri okuduğumda uzun bir süre düşündüm üzerine. Değerli bir hazine bulmuş gibiydim...

" Önceleri tiksiniyordum ondan, hiçbir kişiliği yoktu-
Bir ceset gibi yatıyordu yatakta benimle
Çok ürküyordum, çok benziyordu çünkü bana.."

-Kendi parçasından tiksinen ve kendine benzettiği her şeyden ürken bir kadın, alçının onun bedenini ele geçirme arzusunu anlatıyordu. Bu hazine değil de nedir?

" Ölmemi bekler olmuştu gizliden gizliye.
Ağzımı, gözlerimi örtecekti o zaman,
her yanımı örtecekti,
Ve benim boyalı yüzümü takacaktı yüzüne."

-Bence Sylvia'nın intihara meyilliğini anlatan en iyi şiirlerinden bir tanesidir. Sylvia'nın içinde ondan kopup ayrılmak isteyen başka bir Sylvia vardır. Ve bu asi kadının ölüme bu kadar meyilli oluşunu çok iyi açıklıyor şu dizler:
"Sorunu çözdüm sonunda:
ölümsüz olduğunu düşünüyordu..."

"Kendini benden üstün görüp ayrılmak istiyordu benden,
Onu karanlıkta bıraktığım için bozuluyordu bana-
Yarı yarıya ölmüş bir bedeni beklemekle geçiyordu günleri."

3.Büyücü Yakma
(gonderi/45441070)

-Sylvia kendini sürekli kısıtlanmış hisseder. Bu kısıtlamayı sırça fanus benzetmesiyle ifade ettiği gibi şiirde geçen şu dizeylede ifade eder:
"Bir oyuncak bebeğin bedeni içinde yaşıyorum."

-Şiir başlığıyla nedense eski zamanlarda cadı ve büyücü damgasıyla yakılan kadınları anımsatıyor bana. Sylvia av olarak gördüğü kendini de avcıyı da şeytan olarak gösterir:

" Burada başlıyor hastalık: büyücüler için bir dart tahtasıyım ben...
Şeytanı şeytan yok edebilir yalnızca."

***
Konu Franz Kafka ve Sylvia Plath gibi değer verdiğim kişilikler olunca kendimi ifade etmekte zorlanıyorum. İncelemenin kopukluğunuda buna bağlıyorum şuan.
Kitabın basımı olmadığı için kitabı bulma imkanı olamayacaklar için kitabın linkini bırakıyorum:
https://yadi.sk/i/JVV-U0tfylZa-Q

İncelemeyi Sylvia'nın kendi seslendirdiği bir şiiriyle bitirmek istiyorum:
https://youtu.be/DFdmMIuFvGk

İyi okumalar diliyorum... (Berf) 
--reklam--
Suyu Geçiş PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Sylvia Plath - Suyu Geçiş kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Suyu Geçiş PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Sylvia Plath Kimdir?
Sylvia Plath (d. 27 Ekim 1932 Boston - ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD'li şair ve yazardır.

Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.

Hayatı

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.

Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.

Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.

Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin Sylvia'nın kıskançlık krizleriyle başlayan sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962-1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.

1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath'ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwyneth Paltrow'un ünlü şairi canlandırdığı "Sylvia" filmine de aktarıldı.

Plath'ın Türkçe'ye çevrilen eserleri arasında bulunan "Sırça Fanus" adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.
--reklam--
Sylvia Plath Kitapları - Eserleri
Sırça Fanus
Günlükler
Ariel ve Seçme Şiirler
Temmuz Gelincikleri
Üç Kadın
Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı
Suyu Geçiş
Kiraz Hanım'ın Mutfağı
Çizimler
Ariel
Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık
Metaphors
The Mirror
Daddy
The Bell Jar
--reklam--
Sylvia Plath Alıntıları - Sözleri
Onun sevgisi, yirminci kattan atlamaktır, boğaza dolanan ip ve yürekteki bıçaktır.
O sahip olduğunu unutmaz. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
benim bütün var olma duygum senin yokluğunla kırılıyor. (Çizimler)
"Her yeni anda sil baştan başlayamazsın. Ölmüş olana göre yargılamak zorundasın. Tıpkı bir bataklık gibi... daha en başından umutsuz. " (Günlükler)
"Bir boşluk var.
Birdenbire öyle kırılgan duyumsuyorum ki kendimi." (Üç Kadın)
Baltalar
İndikten sonra orman nasıl da inler
Nasıl da yankılanır!
Bu yankılar merkezden
Çıkıp atlar gibi gezerler.

Sapı
Gözyaşları misali dolup taşar, aynasını
Düşüp dönen
Kayanın üstüne
Yeniden yerleştireyim diye

Çabalayan su gibi,
Yabanıl yeşilliklerin yediği
Beyaz bir kafatası,
Yıllar sonra ben
Yolda rastlarım onlara -

Sözcükler kuru ve sürücüsüz,
Yorulmak bilmez toynak vuruşları.
Lakin
Havuzun dibinden dibinden, sabit yıldızlar
Bir hayata hükmeder. (Ariel ve Seçme Şiirler)
dokuzuncu kralliga vardigin anda artik geri donemezsin. orasi yoklugun, donmus iradenin kralligi. (Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık)
Kudurmuş genç bir pragmatist oluverdim. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
Haftalar geçtikçe, Agnes kara kara düşünmeye başlamıştı. Harold’a söz etmekten kaçınsa da, kendi rüyaları (ne yazık ki, yeterince sık görmüyordu) onı dehşet içinde bırakıyordu: Uğursuz, tanımlanamaz görüntülerle dolu, karanlık, yiyecekmiş gibi kendisine bakan mekanlar. Bu kabusları hiçbir zaman ayrıntılı bir şekilde hatırlayamıyordu, aksine, rüyaları daha uyanmak için çabalarken biçimlerini kaybediyorlardı ve geriye sadece ertesi gün boyunca devam eden eziyet dolu, boğucu, fırtınalı atmosferlerinin keskin izleri kalıyordu. Agnes kendi hayal gücünün sınırlarını kaba bir şekilde yansıtacakları korkusuyla bu parça parça dehşet sahnelerinden Harold’a söz etmekten utanç duyuyordu. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
“İçimde uyandırdıkların hoşuma gidiyor.” (Günlükler)
Bir kemanın en üst teli gibi gergin ve sinirli olabilirim ama yine de gökyüzü mavileşmeye başladığı sırada uyumaya hazırımdır. Sancılı bir uykuya dalıncaya dek, bütün o rüya görenleri düşünmek ve gördükleri rüyalar, gücümü tüketir. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
"Bekliyorum ve ağrıyorum.İyileşiyorum galiba.
Daha çok şey var yapacak. " (Üç Kadın)
“Kendimi duygusuz ve boş hissediyordum, aklım, paramparça olmuş hayallerimin kırıntılarıyla doluydu.” (Sırça Fanus)
.
Bu kadar çok tuhaf insana nasıl bu kadar çok kadın olabiliyorsun, ah seni garip kız ?

. (Çizimler)
"Uzun süren bir çöküntüden çıkan ben
 yatakta buluyorum kendimi
Döşek üstünde güvenliyim, bir düşüşe karşı
 sımsıkı kenetliyorum ellerimi
Kendimi buluyorum yeniden, gölge değilim ben." (Üç Kadın)
"Yaşam üstüne yaşam yitiriyorum.
İçiyor onları karanlık yeryüzü " (Üç Kadın)
Ölümü gördüm çıplak ağaçlarda, yok oluşu gördüm.
İnanamadım. O kadar güç mü
Ruhun bir yüze, bir ağıza kavuşması? (Üç Kadın)
Bırakın , bir saksının içine oturayım,
Örümcekler farketmesin beni.
Sus pus olmuş bir sardunya, yüreğim. (Suyu Geçiş)
Ah o aşk, ansızın dönüp
Renk değiştirir dünya. Parçalanıp yayılır (Temmuz Gelincikleri)
Not God but a swastika
So black no sky could squeak through.
Every woman adores a Fascist,
The boot in the face, the brute
Brute heart of a brute like you. (Daddy)
Kendimi duygusuz ve boş hissediyordum. Aklım, paramparça olmuş hayallerimin kırıntılarıyla doluydu. (Sırça Fanus)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/suyu-gecis-sylvia-plath-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)