# Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? - Jacques Le Goff Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? kimin eseri? Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? kitabının yazarı kimdir? Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? konusu ve anafikri nedir? Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? kitabı ne anlatıyor? Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? PDF indirme linki var mı?  Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? kitabının yazarı Jacques Le Goff kimdir? İşte Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/tarihi-donemlere-ayirmak-sart-mi-jacques-le-goff-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2023-06-29T08:00:14+03:00
- Güncelleme: 2023-06-29T08:00:14+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2023/06/29/jacques-le-goff-kimdir-jacques-le-goff-kitaplari-ve-sozleri-435020.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Jacques Le Goff 
 Çevirmen: Ali Berktay 
 Orijinal Adı: Faut-il Vraiment Découper L’Histoire en Tranches? 
 Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları 
 İSBN: 9786053327936 
 Sayfa Sayısı: 128 
--reklam--
Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Dönemlendirme, insanın zaman üzerindeki bir eylemini belirtmekte ve zamanın bölünmesinin herhangi bir etki olmadan kendiliğinden ortaya çıkmış bir durum olmadığını vurgulamaktadır. Buradaki meselemiz, insanların zamanı dönemlere ayırırken şu veya bu ölçüde ifade ettikleri, şu veya bu ölçüde açıkladıkları nedenleri, bu dönemlere atfettikleri mana ve değerin altını çizen tanımlarla birlikte ortaya koymak olacaktır.”
Jacques Le Goff (1924-2014) Uluslararası ün kazanmış Ortaçağ tarihçilerindendir. Hocası Marc Bloch’un başlatıcıları arasında bulunduğu ünlü Annales Ekolü’nün önde gelen temsilcilerinden olan Le Goff Fransa’nın seçkin okullarından École des hautes études en sciences sociales’in (EHESS) başkanlığını Fernand Braudel’den devralmıştır.
Ortaçağda Entelektüeller, Avrupa’nın Doğuşu, Gençlere Avrupa Tarihi gibi kitapları Türkçeye çevrilmiştir.
Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? Alıntıları - Sözleri
Ortaçağ'ın ilk yüzyıllarında, dil eğitiminin yanı sıra Yunan ve Roma edebiyatı eğitiminin de giderek yok olmasına eklenen gerileme duygusu ağır basmış ve "mundus senescit" (dünya yaşlanıyor) deyişi yaygınlaşmıştır. Dünyanın yaşlandığı teorisi 18. yüzyıla kadar ilerleme fikrinin doğmasını engellemiştir.
Voltaire'e göre bu dört asırdan ilki, Philippos, İskender, Perikles, Demosthenes, Aristoteles, Platon vb. kişilerin Antik Yunan'ıdır. İkincisi, dönemin büyük Romalı yazarları tarafından meşhur edilen Caesar ve Augustus asrıdır. Üçüncü asır, "Konstantinopolis'in II. Mehmed tarafından alınmasını takip eden" ve esas olarak İtalya'da tezahür eden dönemdir. Dördüncüsü ise XIV. Louis asrıdır ve Voltaire, "bunun, dört asır içinde mükemmeliyete belki de en çok yaklaşan" dönem olduğunu düşünmektedir: Bu dönemdeki başlıca ilerlemeler akıl, felsefe, sanat, bilim, ahlak ve yönetim alanında kaydedilmiştir.
Tarih, ölülerin dirilişidir.
Fernand Braudel 17. yüzyıla kadar Avrupalıların bes­lenmesinin esas olarak bitkisel gıdalardan oluştuğunu da vurgular. Sıra dışı bir şekilde etobur bir ülke olan Fransa, Rönesans yandaşlarının büyüme dönemi olduğunu iddia ettikleri 16. yüzyılda beslenmesi içindeki et tüketimi mik­tarının arttığına değil, tam tersine 1550'den itibaren çök­tüğüne tanık olur. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa dışındaki bölgelerden ithal edilen içecekler ve sebzelerin dağıtımı sınırlı kalır: Örneğin çikolata, çay (İngiltere, Hollanda ve Rusya ile sınırlıydı), hatta 17. yüzyıl ortasında Avrupa'ya ulaşan kahvenin tüketimi gerçek anlamda ancak 18. yüz­ yıl ortasından itibaren artarak Güney ve Orta Avrupa'nın gıda rejimindeki en önemli maddelerden biri haline gelir. 18. yüzyıla kadar buğday, daha doğrusu buğday türlerinin (buğday-çavdar melezi, çavdar, vb.) verimi düşüktür, gübre olarak insan ve hayvan dışkıları kullanılmaya devam eder. Devrim'e giden karışıklıkları tetikleyen olay­lar arasında 1789 yazındaki kıtlık kuşkusuz önemli rol oynamıştır
İnsanlığın parlak bir dönemden çıkıp en az o kadar şaşaalı bir başka döneme girmeyi beklemekte olduğu fikrini ifade eden "Ortaçağ" terimi, daha önce de belirttiğimiz üzere, 15. yüzyılda esas olarak Floransa'da yayılır: Bu nedenle adı geçen kent hümanizmanın merkezi olarak gösterilmiştir. "Hümanizma" terimi de ancak 19. yüzyılda dolaşıma girer: 1840'a doğru düşüncenin ve toplumun mer­kezine insanı yerleştiren öğretiyi ifade etmek için kullanılır.
Rönesans'ın ayrı bir dönem olduğunu savunanların gözünde, 15.-16. yüzyılda gerçekleşen olaylar belirleyicidir;
bunların en çarpıcıları şöyle sıralanabilir: Kristof Kolomb tarafından 1492'de Amerika'nın keşfedilmesi; birleşik bir Hıristiyan dininin yerini iki mezhebin, yani reforme edilmiş Hıristiyanlığın ya da Protestanlığın ve Katoliklik diye anılan geleneksel Hıristiyanlığın alması; siyasette, doğmakta olan ulusları yönetmek için mutlak monarşinin güçlenmesi (ki bunun önemli istisnası, 1579'da kurulan Birleşik Eyaletler Cumhuriyeti'dir); felsefe ve edebiyat alanında okumuş züm­renin bir bölümünün vicdan serbestliğine ve inançsızlığa yönelmesi; ekonomi ve finans alanlarında bol miktarda paraya çevrilebilir değerli metal gelmesi ve 1609'da Ams­terdam Bankası'nın kurulmasının da hızlandırdığı kapita­lizmin gelişmesi.
Yüzyıl kavramının da kendine göre kusurları vardır. "00" ile biten her yılın toplumların yaşamında bir dönüm noktası olması düşük bir ihtimaldir.
Ortaçağ'da okuma ve yazma Antikçağ' a göre daha yaygındır. Sadece, kızlar da dahil, okula giden çocuk sayısı artmakla kalmaz, papirüsten daha kullanışlı olan parşömen ve 4.-5. yüzyıla doğru rulo halindeki kitapların (volumen) yerini alan dikey defterler (codex) okumanın yaygınlaşma­sını kolaylaştırır. Yazı konusunda, Ortaçağ scriptores'leri* yazım biçimleri arasında bir birlik oluşturamasalar da Rönesans, çok geçmeden Roma harfleri adını alacak ve Petrarca tarafından moda haline getirilecek hümanistik yazıyı kabul ettirme başarısını gösterir.
Ortaçağ çok sayıda başyapıt üretmiştir ve bu başyapıtların yer aldığı alanlardan biri ne yazık ki geniş kitleler açısından çok görünürlük taşımamaktadır: Tezhip sanatı.
Genelde Batı tarih anlayışının iki kökeni olduğu kabul edilir: Bir yanda, özellikle Herodotos'tan (MÖ 5. yüzyıl) itibaren Yunan düşüncesi; diğer yanda da Kutsal Kitap ile İbrani ve Hıristiyan düşünceleri. Bugün "tarih" dediğimiz şey daha sonra yavaş yavaş oluşmuş, önce özel bir bilgi alanı, daha sonra da öğretilen bir ders haline gelmiştir. Tarihi dönemlere ayırma ihtiyacı bu iki gelişmenin sonucu olarak doğmuştur.
Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Annales ekolünden gelen Jacques Le Goff’un (demirci ;)) bu denemesi aslında Orta Çağ’ın anlatıldığı kadar da ‘karanlık bir çağ’ olmadığını belirtmek ve Rönesans’la birlikte insanların yaşamında görülmeye başlandığı zannedilen birçok yeniliğin temelinde de Orta Çağ’ın yattığını göstermek için kaleme alınmıştır.

Bu arada eser Batı Uygarlığı esas alınarak yazılan bir deneme. Le Goff eserine öncelikle Antik Çağ’larda Yahudilerin ve Hristiyanların yaşamlarını nasıl dönemlere ayırdıklarıyla başlıyor. Dört mevsime göre yapılan dönemlendirme ve Aziz Augustinius’un 6 Çağ dönemlendirmesi.

Ardından yazar asıl uzmanlık alanı olan Orta Çağ’a geçiyor ve kitabın sonuna kadar bu dönem işleniyor. Orta Çağ terimi ne zaman türedi, dönemin bilginleri bu dönemi hangi tarih aralığına aldılar gibi sorulara yanıt aranıyor. Ardından ‘Tarih’ biliminin doğuşu ve Avrupa’da ne zaman liselerde ve üniversitelerde bir ders olarak okutulmaya başlandığı anlatılıyor. ‘Rönesans’ın Doğuşu’ ile devam eden kitap farklı Rönesans tanımlarına değiniyor ve bu tanımlamaları yapan birçok kişinin Orta Çağ’ı ‘karanlık’a mahkum ettiğini belirtiyor. Le Goff ise Rönesans’ın Orta Çağ’ın bir uzantısı olduğunu düşünüyor ve bu görüşünü kanıtlamak için de çeşitli argümanlar sunuyor. Ona göre Orta Çağ, 18. Yüzyıl ortalarına kadar devam ediyor ve Orta Çağ’da birçok Rönesans var. 15 ve 16. Yüzyıllardaki de bunlardan yanlızca biri. Bu Rönesans’ın farkı da 18. Yüzyıldaki aydınlamanın ve modernleşmenin ayak sesleri olması.

Eser kolay okunuyor, yazarın argümanına verdiği örnekler ilgi çekici ve ikna edici. Ancak ismi bence tam anlamıyla eserin içeriğini yansıtmıyor. Söylediğim gibi aslında bu deneme Rönesans ve Orta Çağ ilişkisine değinen bir Orta Çağ Savunması. Son olarak okumaktan keyif aldığım bir eser olduğunu da belirtmeliyim. (Septimius Severus) 
Öncelikle şunu söylemem gerekiyor ki kitap ne bir tamamıyla tarih kitabı ne de hepten bir tarih kitabı değil. Oldukça kitabın içi tarih bilgileriyle de dolu olsa da asıl işimize yarayan kısımlar o tarih olaylarından ziyade bizi olayların götürdüğü sonuçlardır. Evet, kitap bir Sosyal Bilim araştırmasıdır. İncelemede yazacağım cümleleri yazarın çizgisinden yazmamaya dikkat edeceğim hatta çoğu yerde kendi cümlelerinden de bahsedeceğimi söylemek isterim. Kitabı okumak isteyenler için de kesinlikle tavsiye ederim. Sosyal bilimlerde yeni bir araştırma konusu olsa da oldukça dikkat çekici bir alan; tarihin dönemlendirilmesi.

Bu denemenin amacı yazarın deyişiyle ne bir tez ne de antitez yaratma bu deneme sadece bir araştırmanın vardığı noktayı özetlemek istiyor. Tarih üzerine özellikle de Batı tarihinin üzerine düşünmek söz konusudur. Denemenin odak noktasında ‘’Ortaçağ hakkındaki çoğunlukla fazla dar taarihsel bakışımızı yenilemeyi amaçlayan. Rönesansın merkezi konumu sorunu yer almakla birlikte, ortaya atılan sorular esasen tarihin döenmler halinde kavranmasıyla ilgilidir.’’ Cevabını aradığımız soru tarihin bir ve sürekli olduğu mu yoksa dönemlere mi yarıldığı mıdır. Kitabımızın ismini hatırlayacak olursak; Tarihi dönemlere ayırmak şart mı? Bu denemede genelde Ortaçağ ve Rönesans diye adlandırılan tarihsel dönemler arasındaki bağlantılar araştırılmıştır.

Size birkaç dönemlemdirme modelinden bahsedecek olursam; Yahudi-Hristiyan geleneği genel olarak iki dönemlemdirme modelinden bahseder. Mevsimlerin sayısından hareketle 4 rakamı, insna yaşamından hareketle de 6 rakamı ön plana çıkar. Dikkatimi çeken dönemlerden örneğin Aziz Augustinus’un 6 rakamını açtığı dönemlendirme olmuştur. Aziz Augustinus temelde iki dönemlendirmeden bahseder. Birincisi daha dindar bir dönemlemdirme iken ikincisi insan doğasından hareketle bir dönemlendirmedir. BEnim bahsetmek istediğim ikinci dönmelendirmedir. Bunlar; küçük çocukluk, çocukluk, ergenlik, gençlik, olgunluk, yaşlılıktır. Bir de Daniel zamanı dönemler ayırırken dört krallığı dört mevsime tekabül etmiştir.

Önemli olan ise artık Batı’da Birleşmiş Milletler tarafından öngörülen dönemlendirme tarzı milattan önce ve milattan sonradır.

Ortaçağ deyimini 14. yüzyılda ilk kullanan kişi Petrarca olmuştur. Bu kullanımın özelliği hayali bir Antik çağ ile tahayyül edilen bir modern zaman arasında kalan dönemi anlatması oldu; orta çağ. Tarihin dönemlendirilmesi asla yansız ve masum bir edim değildir: Ortaçağ imgesinin modern ve çağdaş dönemlerde geçirdiği evrim bunu kanıtlamaktadır. Rönesans terimi ise 19. yyda ortaya çıkmıştır.

Yazarın savunduğu tez şudur; ‘Rönesans ne kadar önemli olursa olsun, tarihsel süre içinde tek başına ele alınmayı ne denli hak ederse etsin, bana göre ayrı bir dönemi temsil etmektedir: Uzun bir Ortaçağ’ın son rönesansını oluşturmaktadır.’

Rönesansın ortaya attığı en önemli alanlardan biri de sanat alınıdır fakat bunların izleri daha Ortaçağ’dan başlamıştır. Örneğin tezhip sanatında Ortaçağ oldukça önemli eserler vermiştir. Örneğin resim alanında Rönesans’tan ziyade Ortaçağ’a atfedilmesi gereken kısım portredir. Ortaçağ ile Röensans arasında heyecan ve çalkantılara yol açan diğer bir konu da cadılıktır. Cadılık esas olarak 15. yüzyıla ait olarak görülse cadılığın klasik bir kullanımı da bulunur. Özellikle cadıların kadın olması da Rönesans’ta kadına karşı bakış açısı geliştirmiştir.

‘Görüldüğü gibi, 16. yüzyıla doğru taşan uzun bir Ortaçağ ile 15. yüzyıldan itibaren kendini göstermeye başlayan erken bir Rönesans arasında bir varoluş ve bazen de çatışma söz konusudur. … Ama Ortaçağ ile Rönesans’ın bir araya gelmiş, örtüşmüş gibi göründükleri devre 15. yüzyıldır.’

Yazara göre Rönesans uzun Ortaçağ’ın son alt dönemlerinden farklı bir şey değildir. Tarihin dönemlendirilmesi gündelik hayata çok geç girmiştir. Dönemlendirmeyi meşru kılan ise tarihi bilim yapan olgudur. Fakat bu bilim kuşkusuz pozitif bir bilim değil sosyal bilimdir. Dönemlendirme ise günümüz tarihçileri için en önemli araştırma ve geliştirme üretim alanıdır. (Gökçe) 
Le Goff tarih boyunca tarihçilerin düştüğü bir hataya değiniyor: Akışkan ve kesintisiz olan bir süreci kendi bakış açımızda göre kesmek.

Başta tarihi öğrenen bir insan için belki dönemlendirme işini görebilir ama insan okudukça bunların gerçekten çok yapay olduğunu fark ediyor.
Özellikle en çok eleştirilen terimlerden Rönesans ve Orta Çağ’a bakalım. Temel mentalite değiştiği için Rönesans’ı daha aydınlık ve parlak görmüş 19.yy tarihçileri ve “ Orta Çağ’dan “ ayırmışlar.

Peki süreçleri mentalite değişimi, yaşam stili değişimi, doğaya hükmetme katsayısı gibi büyük kriterler üzerinden değerlendirirsek “Erken Dönem “ Orta Çağ’ın “Geç Modern” Orta Çağ’dan çok farklı olduğunu yine söyleyemez miyiz?

Evet 800’lerin Fransa’sı 1400’lerin Yunanistan’ından çok farklıydı. Hatta 1400’lerin Fransa’sından da çok farklıydı.ama ikisi de Orta Çağ’da. Yersen : )

Lafı uzatmadan şuna değinmek istiyorum.
Le Goff bu tür değişimlerin tarih boyunca sürekli olduğunu ve gerçekten bir şeylerin değiştiğini katmanlar üst üste çok kez biriktiğinde anlaşılabildiğini söylüyor. Bunu biraz evrim ya da biyolojik yaşam dönemlerimiz gibi değerlendirebiliriz.

Evrimde türün süreç içindeki ilerleyişi ve değişiminde tam olarak a’dan b’ye geçtiği dönemi bulamayız. Biyolojik yaşam dönemlerimizde ne zaman gençken yetişkin olduğumuzu yılına ayına gününe bağlı gösteremeyeceğimiz gibi.

Tarih de böyle . Tam olarak ne zaman bir dönüşüm olduğunu göstermek çok zordur.
Kırılma anları vardır elbet ama bunların gerçekten büyük değişimler yaratması yıllar bazen birkaç yüz yıl alır. Dolayısıyla bizim yaptığımız klasik 375-1453-1789 dönüm noktaları gerçekten kötü birer tercih.Yani yıl seçmek zaten kötü üstüne bir de seçilen yıllar coğrafyalara göre çok alakasız kalabiliyor.

Bir yerde şüphesizliğe yer bırakan kesinlik söz konusuysa orada yanlış giden / sezgisel bir şeyler vardır.

Esenle kalın.. (Rowlenclay) 
Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Jacques Le Goff - Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Jacques Le Goff Kimdir?
Jacques Le Goff (d. 1 Ocak 1924, Toulon - ö. 1 Nisan 2014, Paris) özellikle 12. ve 13. yüzyıl Orta Çağ tarihinde uzmanlaşmış, Fransız tarihçi. Pierre Nora ile birlikte 1970'li yıllarda Yeni Tarih (Nouvelle histoire) akımının önemli isimleri arasında gösterilir.

Uluslararası entelektüel çevrede Orta Çağ tarihinin önemli isimlerinden Le Goff, hocası Marc Bloch tarafından kurulan Annales Okulu üyelerindendir. 1972 yılında Fernand Braudel'in ardından, École des hautes études en sciences sociales’in başına geçti. Bu görevi 1977 yılında François Furet'in devralması ile birlikte Le Goff kendini, ortaçağ döneminde Batı Avrupa tarihsel antropoloji çalışmalarına adadı. Orta Çağ döneminde gerçekleştirilen başarılara ve değişime dikkatleri çekerek "Orta Çağ" ismine ve kronolojisine karşı itirazlarda bulunmuştur. Bunu yaparken özellikle 12. yüzyıl Rönesans hareketini örnek göstermiştir.
--reklam--
Jacques Le Goff Kitapları - Eserleri
Ortaçağda Entelektüeller
Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı?
Ortaçağ Batı Uygarlığı
Ya Paranı Ya Canını / Orta Çağda Ekonomi Ve Din
Avrupa'nın Doğuşu
Ortaçağ Tüccarları ve Bankerleri
Çocuklar İçin Ortaçağ
Ortaçağ Kahramanları
History and Memory
Gençlere Avrupa Tarihi
--reklam--
Jacques Le Goff Alıntıları - Sözleri
Haçlı seferlerinin arkasından baktığımızda oldukça olumsuz bir tablo görüyoruz. Olumlu hiçbir yanı yok bunların! Parasal ve insani açıdan çok pahalıya patlamıştır. Müslümanlarda bugün bile capcanlı olan bir hıncın doğmasına neden olmuştur. (Çocuklar İçin Ortaçağ)
Doğu'da Charlemagne, katliam ile din değiştirme yani zorla Hıristiyanlaştırmanın birbirine karıştığı bir fetih geleneği başlattı, Ortaçağ uzun bir süre bu geleneği uygulayacaktı. Kuzey Denizi boyunca, 772'den 803'e kadar, sözde zaferler ile yenildiği iddia edilenlerin ayaklanmalarının birbirini izlediği bir dizi seferle önce Saksonlar ağır bir biçimde bastırıldı. Bu ayaklanmaların en görkemlisi 778'de Widukind komutasındaki ayaklanmadır. Frankların Süntel'de uğradığı bozgundan sonra korkunç bir baskı dönemi başlamış, Charlemagne Verdun'de dört bin beş yüz isyancının kafasını kestirmiştir. (Ortaçağ Batı Uygarlığı)
İnsanlığın parlak bir dönemden çıkıp en az o kadar şaşaalı bir başka döneme girmeyi beklemekte olduğu fikrini ifade eden "Ortaçağ" terimi, daha önce de belirttiğimiz üzere, 15. yüzyılda esas olarak Floransa'da yayılır: Bu nedenle adı geçen kent hümanizmanın merkezi olarak gösterilmiştir. "Hümanizma" terimi de ancak 19. yüzyılda dolaşıma girer: 1840'a doğru düşüncenin ve toplumun mer­kezine insanı yerleştiren öğretiyi ifade etmek için kullanılır. (Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı?)
Voltaire'e göre bu dört asırdan ilki, Philippos, İskender, Perikles, Demosthenes, Aristoteles, Platon vb. kişilerin Antik Yunan'ıdır. İkincisi, dönemin büyük Romalı yazarları tarafından meşhur edilen Caesar ve Augustus asrıdır. Üçüncü asır, "Konstantinopolis'in II. Mehmed tarafından alınmasını takip eden" ve esas olarak İtalya'da tezahür eden dönemdir. Dördüncüsü ise XIV. Louis asrıdır ve Voltaire, "bunun, dört asır içinde mükemmeliyete belki de en çok yaklaşan" dönem olduğunu düşünmektedir: Bu dönemdeki başlıca ilerlemeler akıl, felsefe, sanat, bilim, ahlak ve yönetim alanında kaydedilmiştir. (Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı?)
Tembellik tüm kötülüklerin anasıydı. (Ya Paranı Ya Canını / Orta Çağda Ekonomi Ve Din)
Katedral IV. yüzyılda,
Roma İmparatorluğu'nun önce "kabul edilmiş", ardından da
"resmi" dini olarak Hıristiyanlığın yeniden keşfiyle ve piskoposların
iktidar ve saygınlık sahibi kişiler arasına yükselmesiyle
doğmuştur. (Ortaçağ Kahramanları)
Roma mirası çok zengin bir mirastır çünkü Ortaçağ Avrupası doğrudan Roma mirası üzerine kurulmuştur. (Avrupa'nın Doğuşu)
"Ben elleriyle çalışan bir işçi değilim."
Rutebeuf, XIII. yüzyıl (Ortaçağda Entelektüeller)
Zenginler genelde Yahudi hekimler tarafından tedavi edilir çünkü Yahudiler tıp alanında Antikçağ'ın izinde daha bilgilidirler. (Çocuklar İçin Ortaçağ)
"Tembellik tüm kötülüklerin anasıydı." (Ya Paranı Ya Canını / Orta Çağda Ekonomi Ve Din)
Başka önemli bir olay barbar istilacıların görüşlerini değiştirmişti. İçlerinden bir bölümü putperest kalsa da, azımsanmayacak bir bölümü Hıristiyanlığı kabul etmişti. Ama sonuçları ağır olacak garip bir rastlantıyla, bu din değiştiren Barbarlar Ostrogot, Vizigot, Burgon, Vandal ve daha sonra Lombardlar Ariusçu olmuşlardı ve Ariusçuluk İznik Konsili'nden sonra sapkınlık olarak kabul ediliyordu. Aslında Barbarlar 264'te Gotlar tarafından yakalanarak hapsedilen Kapadokyalı Hıristiyanların soyundan gelen "Gotların Havarisi" Ulfilas tarafından Hıristiyanlaştırılmışlardı. "Gotlaştırılan" bu çocuk, gençliğinde Constantinopolis'e gönderilmiş ve orada Ariusçuluğu benimsemişti. Dinini yaymak üzere rahip olarak Gotların yanına dönünce, onları yetiştirmek üzere İncil'i Got diline çevirerek onları birer sapkına dönüştürdü. Böylece dinsel bir bağ olması gereken şey, aksine, bir anlaşmazlık konusu olmuş ve Ariusçu Barbarlar ile Katolik Romalılar arasında sert savaşımlara neden olmuştur. (Ortaçağ Batı Uygarlığı)
Entelektüel kelimesi, düşün­meyi ve düşüncelerini öğretmeyi meslek edinmiş kimseleri belirtmektedir. (Ortaçağda Entelektüeller)
Yahudiler kiliseye itaat etmez, Hristiyan inancını paylaşmazlar, Çünkü İsa Mesih'in Tanrı'nın oğlu olduğunu kabul etmezler. Bununla birlikte, Hristiyan aleminde bütünüyle yabancı bir topluluk oluşturmazlar. (Çocuklar İçin Ortaçağ)
Fernand Braudel 17. yüzyıla kadar Avrupalıların bes­lenmesinin esas olarak bitkisel gıdalardan oluştuğunu da vurgular. Sıra dışı bir şekilde etobur bir ülke olan Fransa, Rönesans yandaşlarının büyüme dönemi olduğunu iddia ettikleri 16. yüzyılda beslenmesi içindeki et tüketimi mik­tarının arttığına değil, tam tersine 1550'den itibaren çök­tüğüne tanık olur. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa dışındaki bölgelerden ithal edilen içecekler ve sebzelerin dağıtımı sınırlı kalır: Örneğin çikolata, çay (İngiltere, Hollanda ve Rusya ile sınırlıydı), hatta 17. yüzyıl ortasında Avrupa'ya ulaşan kahvenin tüketimi gerçek anlamda ancak 18. yüz­ yıl ortasından itibaren artarak Güney ve Orta Avrupa'nın gıda rejimindeki en önemli maddelerden biri haline gelir. 18. yüzyıla kadar buğday, daha doğrusu buğday türlerinin (buğday-çavdar melezi, çavdar, vb.) verimi düşüktür, gübre olarak insan ve hayvan dışkıları kullanılmaya devam eder. Devrim'e giden karışıklıkları tetikleyen olay­lar arasında 1789 yazındaki kıtlık kuşkusuz önemli rol oynamıştır (Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı?)
Bu durumu anlayabilmek için politika ve ekonomi asla birbirlerinden ayırmamak gerekir. Zira biri diğerinin ortaya çıkıp varlığını sürdürmesine yol açarken, diğeri onu tamamlar, pekiştirirz yasallaştırır ama aynı zamanda gerçekleştirdiği suistimalleri de yasallaştırır. (Ortaçağ Tüccarları ve Bankerleri)
Haçlı Seferlerinin Ortaçağ Hıristiyanlık dünyasında ticareti geliştirip büyüttüğüne artık hiçbir ciddi tarihçi inanmamaktadır. Aksine, Batı'nın ve özellikle şövalye sınıfının yoksullaşmasına yol açması, Hıristiyanlık dünyasının manevi birliğini sağlamak şöyle dursun, doğmakta olan uluslar arasındaki farklılıkları körüklemesi (diğer pek çok tanıklığın yanısıra Saint-Denis keşişi ve VII. Louis'nin papazı Eudes de Deuil'ün yazdığı ve her bölümünde Almanlar ve Fransızlar arasındaki nefretin biraz daha alevlendiğini dile getiren II. Haçlı Seferinin öyküsünü okumak yeterlidir), Batılılar ile Bizanslılar arasında kesin bir uçurum açması (bir seferden diğerine giderek belirginleşen Latin-Yunan düşmanlığı, 1204'te IV. Haçlı Seferi sırasında Constantinopolis'in Haçlılar tarafından alınması ile sonuçlanacaktır), gelenekleri esnekleştirmek şöyle dursun, kutsal savaş hırsının Haçlıları yolları üzerinde karşılaştıkları Yahudilere karşı katliamlardan her tür kıyım ve yağmalara kadar en korkunç aşırılıklara sürüklemesi (1099 Kudüs, 1204 Constantinopolis kıyım ve yağmaları, yalnız Hıristiyan değil, Müslüman ve Bizanslı vakanüvislerin anlatılarında okunabilir), Haçlı Seferlerinin giderlerini karşılamak bahanesiyle Papalık vergi sisteminin ağırlaştırılması ve akıl almaz endüljans uygulaması ve sonuçta Kutsal Toprakları savunmak ve korumakta yetersiz kalan askerî sınıfların her tür parasal ya da askerî zulüm yapmak üzere Batı'ya çekilmesi, işte bu seferlerin asıl ağır giderleri bunlardır. (Ortaçağ Batı Uygarlığı)
Katedral, tarihte eski bir yeri olan bir yapıdır. IV. yüzyılda
ortaya çıkmış olup günümüzde halen çift yönlü bir hayatı
vardır; kilise olarak, devam edilen bir tapınak işlevi, bir
de düşsellikteki efsanevi varlığı. (Ortaçağ Kahramanları)
Tarih, ölülerin dirilişidir. (Tarihi Dönemlere Ayırmak Şart mı?)
Aziz Augustinus, Paulus'tan sonra Hıristiyanlığın yerleştirilmesi ve geliştirilmesinde en çok yeri olan kişidir. İtiraflar kitabı Ortaçağ'ın en çok okunmuş kitabıdır. Diğer çalışması ise Tanrı Devleti'dir (Avrupa'nın Doğuşu)
Toplumun zirvesinde , papayla imparator vardır, soyut olarak ötekilerden daha güçlü kişilerdir bunlar. Papa kilisenin başıdır, bir hükümdar gibi gerçek bir liderdir. İmparator, gerçek anlamda otoriter biri olmaktan çok, ayrıcalıklı bir ''lider''dir. (Çocuklar İçin Ortaçağ)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/tarihi-donemlere-ayirmak-sart-mi-jacques-le-goff-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)