# Terra Nostra - Carlos Fuentes Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Terra Nostra kimin eseri? Terra Nostra kitabının yazarı kimdir? Terra Nostra konusu ve anafikri nedir? Terra Nostra kitabı ne anlatıyor? Terra Nostra PDF indirme linki var mı?  Terra Nostra kitabının yazarı Carlos Fuentes kimdir? İşte Terra Nostra kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/terra-nostra-carlos-fuentes-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-14T22:00:08+03:00
- Güncelleme: 2022-05-14T22:00:08+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/14/carlos-fuentes-kimdir-carlos-fuentes-kitaplari-ve-sozleri-222569.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Carlos Fuentes 
 Çevirmen: Bülent Doğan 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750722028 
 Sayfa Sayısı: 1088 
--reklam--
Terra Nostra Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Marslılar ve Venüslüler işgal etmedi dünyamızı, on beşinci yüzyıldan gelen sapkınlar ve keşişler, on altıncı yüzyıldan gelen fatihler ve ressamlar, on yedinci yüzyıldan gelen şairler ve müteşebbisler, on sekizinci yüzyıldan gelen filozoflar ve devrimciler, on dokuzuncu yüzyıldan gelen fahişeler ve sınıf atlayanlar: Geçmiş doldurdu bizim yerimizi… Peki ya sen, senin olan bir devirde mi yaşıyorsun, yoksa başka bir zamandan gelen bir hayalet misin?

Carlos Fuentes Terra Nostra'da Akdeniz kültürünün binlerce senelik birikimi üzerinden Latin Amerika'nın köklerini yeniden yorumlar. Eski dünyanın yeni dünyayla buluştuğu, öykü içinde öykülerle günümüz dünyasına ışık tutar.

Terra Nostra, geçmişin kâbuslarından silkinerek geleceğin hayallerine kavuşmaya çabalayan iktidar sahiplerini imanla ve toplumla hesaplaştıran bir başyapıt.
--reklam--
Terra Nostra Alıntıları - Sözleri
Eninde sonunda başımıza geleceklerin ne olduğunu biliriz, tek bilmediğimiz şey hangi koşullarda ya da ne zaman onlarla yüzleşeceğimizdir.
Beni öldürerek öldürebileceklerini sandılar, ah, ne büyük hata, küçüğüm benim, ne büyük hata, ne ciddi bir hata çünkü zaten ölmüş olan biri nasıl ölebilir ki ve eğer ölüyse nasıl olur da öldürüldüğünde tekrar canlanmaz..
Ölümün ne zaman ya da nasıl geleceğini bilmeden yaşamak korkunç bir şeydir, ne de olsa ölüm kaçınılmazdır, ne zaman geleceğini bilmezler, bu yüzden öfke ve korkuyla yaşarlar.
“yaptıklarınızı İman adına yapın, aksi halde dünyada kazanırsınız ama ruhunuzu kaybedersiniz, vay haline dünyada kazanan kişinin...”
Kimseye zarar verme, ne gönüllü olarak ne de başkasının buyruğuyla.
Bir erkeğe güvenen kadın ne talihsizdir!
Gerçeklik kötü bir düştür.
Tanrı yapılmış olanı bozamaz. Oysa şeytan olanı olmayana çevirebileceğini söyler. Bu yüzden, Tanrı, şeytanın aracılığıyla insana meydan okur ve onu baştan çıkartır. Ama korkunç bir olayı unuturken aynı zamanda hayatımızın en güzel günlerini, ailemizin sevgisini, bir kadının güzelliğini, bir erkeğin tutkusunu, dostluğun neşesini, her şeyi ama her şeyi unutma tehlikesine de atmaz mıyız kendimizi? İşte şeytanın şartı budur, kadın: ya her şeyi unutursun ya da hiçbir şeyi unutmazsın.
Dünyadan hastalığı ve ölümü silene kadar aşkı bulamayız.
Bedeniniz geçicidir ama ruhunuz ölümsüzdür.
Beyaz beyazdır çünkü siyahın zıtlığı buna izin verir ve siyah siyah olur çünkü beyaz onun siyahlığını aydınlatır.
Bir gün başkalarının da bizi mezara koyacağı gerçeğini bir yana itemeyiz.
Yeryüzünde yaptıkları işlere ve izledikleri yollara göre ruhlar, eğer sevgiyle çalışırlar ve sevginin yolunu izlerlerse ölümde yeniden bir olurlar. Ama öyle yapmazlarsa sevgiye can vermek için ne kadar beden gerekiyorsa o kadar bedene geçecektir ruh.
Merhametin bir sınırı vardır. Eğer yoldan çıkmış bir melankoliye saplanmak istemiyorsak hüznün de bir sınırı vardır.
“Bu ülkede sayısız alçaklık vardır ama tek bir yüce yanı vardır ki o da düşlere inanılmasıdır."
--reklam--
Terra Nostra İncelemesi - Şahsi Yorumlar
FUENTES'İN KÜTÜĞÜ: Roman, tarih ile yakın ilişkisi olan bir tür olması nedeniyle, okunulan romanın geçtiği dönemin araştırılması gerektiği tavsiyesi sıklıkla verilir. Fuentes'in 'kütüğü' de bunun içine katılabilir ama öte yandan katılmayabilir de. Başlangıç ve bitiş bölümleri günümüzde distopik bir atmosfer içinde geçiyor olsa da romanın yüzde doksanı on altıncı yüzyıl İspanya'sındaki olayları anlatmaktadır; evet, bu nedenle o dönem araştırılmalı ancak, Fuentes'in üslubu, bizim bu 'kütüğe' uzanıp yer yer realist yer yer büyülü gerçekçilik atmosferi içinde zamanın kaybolduğu ve biz, okurların aktif katılımını isteyen bir yönde işlerlik gösterir. Bu açıdan, romanda keşfedilmeyi bekleyen alt metinleri bulmayı ve onları yaratmayı seven okurlar için başucu bir eser, Fuentes'in 'kütüğü'.

Tarih-roman ilişkisinden bahsetmişken biraz daha bunun üzerinde durmalıyız. Aristo'nun insan davranışlarında altını kalın şekilde çizdiği "altın orta"yı, bu hususta da vurgulamalıyım; çünkü, romanın geçtiği dönemi gereğinden fazla tarih bilimine uygun formatta alırsak, ortaya bir edebi eser değil bilimsel bir metin çıkmış olur, yani bizim tarafımızdan çıkarılmış olur. Evet, on altıncı yüzyıl İspanya'sı ve de Avrupa'sı hakkında bilgi sahibi olmamız, okuma sürecimizde bize fayda sağlayabilir ancak herhangi bir araştırma yapmadan da bu romandan yüksek edebi bir zevk alabiliriz. Birincisi, Fuentes, halihazırda satır aralarında dönemdeki önemli noktalara değiniyor ve bunu bir tarihçi gibi değil, farklı üslubu olan bir edebiyatçı olarak yapıyor ki doğrusu da budur. İkincisi, roman tek tarafı olan bir tür değildir, bir tarafında yazar vardır diğer tarafında okurlar ve sandığımızın aksine okur, pasif konumda yer almaz. Yazar elinden çıktıktan sonra bir eser artık okurun üretim sürecine katılımını bekler, arzular. Böylelikle eserin yaratımı okunduğu sürece devam eder. Klasik veya kült eserlerin sırrı da biraz buradadır; onlar, her devirde, o devrin insanları tarafından farklı şekilde okumaya tabi tutulabilir, bunun sonucunda güncel sonuçlara gebe bırakılabilir. Bence, Fuentes'in 'kütüğü' de bu tarz bir eser.

Romanın merkezinde kral Felipe yer alıyor gibi gözükse de içinde pek çok kahraman barındıran bir romanla karşı karşıyayız. Felipe'nin sağ kolu diyebileceğimiz Don Guzman, neredeyse en alt katmandan çıkabileceği en üst mevkiye yükselmiş zeki, fırsatçı, çıkarcı bir insandır. Felipe'nin öteki dünyayı önceleyen karakterine tam zıt bir konumda yer alarak gözü hep bu dünyanın kendisine sunacağı fırsatlardadır. Yükselmekte burjuva sınıfı, Felipe'ye ödemekte oldukça zorlanacağı borçlar verirken karşımıza çıkar. Dönemin kadınlarının nahoş konumu ise, Felipe'nin eşi Kraliçe ve Felipe ile babası tarafından nikah gecesi ırzına geçilen genç bir kadın üzerinden anlatılıyor desek yanlış yapmayız. Bir yanda en alt katmandan sıradan bir köylü kızı vardır; sevgilisiyle yeni evlenmişken feodal beylerin "ilk gece hakkı" adıyla uyguladıkları saçma bir adetle ırzına geçilerek tüm hayatı alt üst edilir; öte yanda ise o dönemlerde bir kadının sahip olabileceği en yüksek mevkideki kadının yani Kraliçenin de kocası tarafından yoksunluk içinde bırakıldığına şahit oluruz. Zaten o da kendi çabasıyla bu konuma gelmemiş, "kan" ile gelmiştir, yani soyla. Haliyle, o dönemlerde bir kadın olmak her zamankinden zormuş diyebiliriz. Romanda diğer önemli karakter ise gözleri gökyüzünde olan ayak sesleri yavaş yavaş gelmekte olan bilimi temsil eden kişidir. Kafasında dini bitirmiş bu karakterin monologları, günümüz dünyasına en yakın sestir. Ve Felipe… O, değişmeye direnen düzenin vücut bulmuş halidir. Öyle ki, soyunun devam etmesini bile istemeyerek eşiyle birlikte olmaz ve tüm düzenin zamanda donup kalması amacıyla görkemli bir mezar yaptırır yeni sarayının içine. Ancak zaman, insanın ürettiği en durdurulamaz, yıkıcı ve bir o kadar da yapıcı mahsul, akmaya devam edecektir, Felipe'yi de mezarını da yıkarak.

Romanın öte yanında keşfedilen yeni dünya vardır: Amerika. Hacı ile Pedro'nun oraya ilk ayak bastıktan sonraki yaşadıkları süreçte büyülü gerçekçiliğin en çok arttığı zamanı yaşarız romanda ve Pedro'ya, soydaşlarının bu yeni kıtanın insanlarına yaşayacağı acılar bir bir gösterilir.

Romanı okumak yorucu gelebilir; çünkü her karakterin oldukça uzun monologları bulunuyor ve çoğunlukla onların düşüncelerini, duygularını karışık bir şekilde okuyoruz. Diyaloglar oldukça az ve zaman düz bir çizgiden ziyade birbirinin içine geçmiş şekilde ilerliyor. Olayların alışık olduğumuz gerçekçi bir üslupla ilerlemesi sık sık kesiliyor ve kurgunun ana öğesi olan fantastik bir tema da bu kesintilere eşlik ediyor. Bundan dolayı okuru zorlayacak ama bu zorluğu sabreden okurlara karşılığını fazlasıyla verecek bir eser, Fuentes'in 'kütüğü'.

Keyifli okumalar.. (Kaan) 
Özgür, adil, kuralsız ve Tanrısız bir dünya var olabilir mi?: Şaşırtıcı ve kışkırtıcı bir eser “Terra Nostra”. Bu bitmek bilmeyen 1088 sayfalık romanında hem mekanlar, hem de zamanlar hareketliyken bizi sanki gotik bir tablonun içinde seyahate çıkarıyor Fuentes ve kutsal kitapların -ki burada özellikle Katolik inancı- emrettiğini, kibir, şiddet, şehvet içeren sahneler eşliğinde sorguluyor. Kusurlu dünyamızda yapılan ibadetler ile ulaşılması hedeflenen mükemmel düzen, yani cennet, Fuentes’e göre “dehşetin habercisi”; zira Tanrı’ya ulaşmak iddiasıyla tutulan yol ardında ezilen yığınlar, yoksulluk, acı ve zulüm barındırıyor. Siyasi baskının, cinsel yasakların, hastalıkların ve tanrının olmadığı, sürekli yenilenen bir dünya hayal ediyor Fuentes; ama bir yandan bu fantastik dünyanın ulaşılmazlığını da tespit ediyor.

Katolik inancı, teslis üçlemesi, Yunan ve Mısır mitolojileri, İsa dönemi Roma İmparatorluğu, Rönesans, Altın Çağ, mitler ve efsaneler bu romanın malzemeleri. Cervantes’ten, Decartes’tan ve özellikle Erasmus’un “Deliliğe Övgü”sünden önemli ölçüde etkilenmiş Fuentes. 16. yüzyılda İspanya Kralı II. Felipe’nin Madrid’e 45 kilometre mesafede, ataları ve kendisi için bir nekropol olarak yaptırdığı El Escorial sarayının inşasını merkeze alan roman bin yılın bitimine, yani 1999 yılına kadar uzanıyor. Romanın başında genç Felipe’nin 4 arkadaşı (kayıkçı Pedro, ilahiyat öğrencisi Ludovico, keşiş Simon ve köylü kızı Celestina) ile sohbetine konu olan mükemmel dünyanın var olup olamayacağı sorusu romanın ana konusu denebilir; ama belli ki Fuentes’in kafasında daha başka bir çok soru var cevabını aradığı. O yüzden roman Kraliyet’in tebaası üzerindeki sınırsız ve zalim gücü, sapkın ve yıkıcı Katolik inancı, dehşetengiz engizisyon korkusu ve Fuentes’in vatanı Meksika ve tüm güney Amerika’nın aynı dönem İspanyollarınca barbarca yağmalanmasının da üzerinde yükseliyor.

“Eski Dünya”, “Yeni Dünya” ve “Diğer Dünya” adlı 3 alt bölümden oluşuyor roman. “Eski Dünya”da Felipe’nin ölüm kokan İspanya’sını, “Yeni Dünya”da salgın hastalıklar ve yıkımlarla yerle bir olmuş 1999 yılı İspanya’sını resmediyor Fuentes. “Diğer Dünya” ise; efsanelere göre kurtarıcı olması beklenen ama faydalarını göremediğimiz, sırtlarında haç işareti ve ayaklarında 6’şar parmakla ile doğan, birbirinin tıpatıp aynı üç gençten en akıllı olanının (diğerleri şaşkın şaşkın bakan bir budala ile sürekli önüne gelenle çiftleşen Don Juan) Güney Amerika’ya yaptığı fantastik seyahatin mekanı.

Her mekanda aynı sorulara cevap arıyor kahramanımız: özgür, adil, kuralsız ve Tanrısız bir dünya var olabilir mi?

"Hayalim bir kabusa dönüştü” diyor Tanrıyı ve Katolik inancını sorgulayan iyi niyetli ilahiyat öğrencisi Ludovico Felipe’ye. “İspanya'da olmasını arzu ettiğin düzen aynen Yeni İspanya'ya ta­şındı; aynı katı ve dikey hiyerarşi; aynı yönetim biçimi; güçlü ola­nın her türlü hakkı var ve hiçbir yükümlülüğü yok; zayıfların hiç­ bir hakkı yok ve her türlü yükümlülüğü var; beklenmedik konfor, iklim, soyların karışması, cezalandırılmayan adaletsizliğin baştan çıkartıcılığıyla zayıf düşmüş İspanyollarla dolu artık yeni dünya. . .”

Bu sözler Fuentes’in gerçek niyetini ortaya koyuyor. Vatanının, Meksika’nın ve tüm Güney Amerika’nın İspanyollarca acımasızca yağmalanmasından nefreti o kadar büyük ki romanında dönemin kraliyet ailesini yerin dibine batırmaktan çekinmiyor Fuentes. II. Felipe gerçeğinden tamamıyla farklı; zayıf, mücadele ruhunu kaybetmiş ve ölümü bekler şekilde resmediliyor romanda. Derebeylik hakkı olarak yeni evlenen her gelinin zifaf gecesinde bekaretini bozmaktan zevk alan, saldıracak kadın bulamazsa hayvanlara bile saldıran sapık, pedofil bir baba ile kendini yaşarken ölüme mahkum etmiş yarı deli bir annenin frengili oğlu olan Senyor Felipe iktidarsız, aptal, kaypak, hasta bir adam. Gördüğümüz tek zeka belirtisi de, gençliğinde tanıştığı isyancı arkadaşlarını kalleşçe tuzağa düşürerek tahtı hakettiğini babasına ispatlaması. Karısı onu önüne gelenle aldatıyor, yardımcısı Guzman parmağında oynatıyor, halk huzursuz, yeni keşiflerle dünya değişiyor; ama Felipe kafayı ölülerle bozmuş, sarayından dışarı çıkmıyor. Velhasıl Fuentes sömürgeci İspanya için hissettiği nefreti Felipe ve soyunun üzerine kusuyor romanında… Belli ki onları kitabının ağırlığı ile gömmek ve sonsuza kadar susturmak istiyor.

Meksika’nın en önemli yazarı sayılan ve bir dönem Meksika’nın Fransa büyükelçiliği görevinde de bulunan Fuentes “Bizim Dünyamız” anlamına gelen “Terra Nostra” ile Xavier Villaurrutia ve Romulo Gallegos ödüllerini kazanmış.

Fuentes çok başarılı bir kalem, buna şüphe yok. Sinematografik bir dili var hatta. 1088 sayfalık bu dev romanda her bir sahneyi kelimeleri ile ince ince işliyor; -hikayede de önemli bir yer tutan- gotik tablolar gibi hiçbir boşluk bırakmadan kelimeleri ile tüm tuvali dolduruyor; öyle ki -yeterince sabırlı olup tüm detayları anlamaya zaman ayırırsanız- bir Rönesans dönemi tablosunu seyrediyormuş gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Ama beni rahatsız eden bir dili var Fuentes’in. Fazla hırçın, öfkeli, vahşi, cinsellik vurgulu ve şehvet dolu. Okuduğum ilk eseri Terra Nostra olduğundan bu genel tarzı mıdır, yoksa bu Ortaçağ romanına özgü müdür bilmiyorum; ama bu hırslı üsluptan hoşlanamadım. Noktasız paragrafları, delicesine uzun yazılmış pasajları ve birbiri içine geçen olay örgüsü ile metni takip etmek ise gerçekten çok ama çok zor.

Bu uzun serüvenden yoruldum, biraz nefes almam lazım artık. Yine de izleyen dönemde Fuentes’e bir şans daha vermeyi ve bu aykırı ve cesur kalemi diğer eserleri ile de tanımayı istiyorum… (AkilliBidik) 
Sanırım şimdiye kadar en uzun sürede okuduğum ve en çok alıntı yaptığım (110 tane) kitaptı. Benzer sayfa sayısındaki kitapları neredeyse yarısı sürede okudum ama bu kitap zorladı beni. Hatta daha uzunca ayrıntılı bir inceleme yazmayı düşündüğüm halde kafa yorgunluğu ve sıkıldığımdan dolayı buna bile cesaret edemedim.
Kitap, Meksikalı yazar Fuentes’in devasa eseri. 3 bölümden oluşuyor; eski dünya, yeni dünya ve diğer dünya olarak. İçinde; İspanya tarihi-Felipe dönemi, Hıristiyanlık, Yahudilik, Roma-Tiberyus dönemi, felsefe, mitoloji, Kabala’ya kadar neler geçmiyor ki. Hatta Sefiller’e (..kaçak bir mahkum ile bir polis dedektifi ağır lağım kapağını ürkekçe kaldırdılar-sf20), Kafka’ya (..bir sabah kötü rüyalarından uyandığında, dev bir böceğe dönüşmüş buldu kendini-sf365) göz kırpıyor. Bunlar haricinde fark edemediğim kim bilir daha ne kadar böyle ayrıntı vardır.
Okumayı düşünenler için, öncelikle kitap bir başyapıt. Alıntı yapılacak harika cümleler ve araştırılacak değişik konular içeriyor. Fakat uzun ve ayrıntılı cümleler, yer yer tekrara düşen söylemler okumayı zorlaştırıyor. Konu akışı olarak bazı sayfalarda sisli bir yerde yürünüyormuş izlenimi veren, zamanını-mekanını anlayamadığımız, arada Latince cümlelerin de bulunduğu bir anlatımın olması, çok fazla karakter içermesi de okuyanı sıkıyor. Geniş zaman ayırarak okunmasını tavsiye ederim. (Cavitas) 
--reklam--
Terra Nostra PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Carlos Fuentes - Terra Nostra kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Terra Nostra PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Carlos Fuentes Kimdir?
1928’de Panama’da doğdu. ABD’de Columbia, Harvard, Princeton ve başka üniversitelerde ders verdi; çok sayıda roman, kısa öykü, deneme, tiyatro eseri ve senaryo yazdı. Bir süre Meksi­ka’nın Fransa büyükelçiliğini yaptı. Fuentes’in romanları arasında en önemlilerinden olan Terra Nostra, Venezuela’da Romulo Gallegos Ödü­lü’nü kazandı. 1987’de, İspanyolca yazan yazarlara verilen en büyük ödül olan Cervantes Ödülü’ne değer bulundu. 2012’de hayatını kaybeden Fuentes adına devlet tarafından ödül konuldu. Her yıl yazarın doğum gününde (11 Kasım) verilen ödülün ilk sahibi, Mario Vargas Llosa’dır.
--reklam--
Carlos Fuentes Kitapları - Eserleri
Aura
Terra Nostra
Körlerin Şarkısı
Artemio Cruz'un Ölümü
Diana
Kaygı Veren Dostluklar
Koca Gringo
Doğmamış Kristof
Cennet'teki Adem
Edebiyata Övgü
İnez'in Sezgisi
Deri Değiştirmek
Friedrich Balkonunda
Yanık Sular
Bütün Mutlu Aileler
Sefer
Kartal Koltuğu
Kutsal Bölge
Laura Diaz'lı Yıllar
Kendim ve Ötekiler
Cam Sınır
--reklam--
Carlos Fuentes Alıntıları - Sözleri
''En sonunda aydınlığa, gün ışığına kavuşmuş gerçek yaşam, tastamam yaşanmış biricik yaşam edebiyattır.'' (Edebiyata Övgü)
...Ve 1erke­ği en çok meraklandıran, en çok heyecanlandıran şey, kendisinden daha iyi sır tutan 1kadındır... (Diana)
Düşün bir Luisito, bir düşün, köpekler birbir­lerini anımsasalardı ne olurdu? (Yanık Sular)
...İspanyol olduğundan iletişim kurmamız kolaydı. Yalnızca dil açısından değil, onu ilk gördüğümde sezdi­ğim sonra da doğruladığım 1nitelik yüzünden. Hareket edişini izlediğimde -eline ayağına tezdi, kas bağları belir­gindi, o dönemin kent işçisi üniforması olan etek-bluz- marka giyerdi hep, ama 1çift kaslı, güçlü, kalın bilekli İspanyol bacaklarına sahipti Azucena’nın meşinimsi gö­rünümünün gerisindeki köylü kökeni görebiliyordum. Her şeyin üstünde 1çalışma geleneği vardı, yalnızca ahnteri değil, yapılan işten duyulan gurur vardı. Bu ka­dın, her yaptığından gurur duyuyordu... (Diana)
"Şimdi birlikte ,yalnızdınız ama bağlıydınız" (Deri Değiştirmek)
...Geçmiş, taşımak zorunluluğunu duyduğu yerine getirilmemiş 1vaatti,
başarısız olsa bile... (Diana)
politi­kayla uğraşıyorsan, ortada yazılı belge bırakmayacaksın. (Kartal Koltuğu)
Kaosa ahenk katabilmek için bıçak sırtında kurmuş olduğu müzikal denge.. (İnez'in Sezgisi)
Gerçeklik kötü bir düştür. (Terra Nostra)
... bilmezler ki yalnızlıkta günah işlemeye daha yatkındır insan. (Körlerin Şarkısı)
"Peki ya dünya, dünya konusunda ne düşünüyorsun yüce cücem?"
"Birileri anlatınca cennet, kendin yaşayınca cehennem. Ben sana derim, dünya. Sen anlarsın, evren." (Doğmamış Kristof)
İyi bir dinleyiciden daha doyurucu bir şey yoktur dünyada (Kartal Koltuğu)
Amerika Birleşik Devletleri'nde Nixon, Meksika'da Diaz Ordaz, İtalya'da Berlusconi, Almanya'da Hitler, Rusya'da Stalin; gerçi bu son ikisi kötülüğü kudrete, ötekiler de eski sefil haline dönüştürüyorlar... Bu olayları incele, sevgili Nicolas. Erdemli bir yol tutmak istiyorsan, aşırı uçları öğren aşkım. (Kartal Koltuğu)
Benim alıntılarımdan hoşlanmadığını söylüyorsun değil mi ? Öyleyse sen kendi alıntılarını yap ,ben kendiminkileri .. (Deri Değiştirmek)
İfademi mazur gör patron, ama bu hanım yüzün­den kendimi eli ayağı tutmaz bir ihtiyar gibi hissediyo­rum. (Kaygı Veren Dostluklar)
ulaşılması olası mutluluk; kimi zaman kasvetli kimi zaman komik aile sıcaklığı mıydı? edilgin ve mutlu ya da etkin ve mutsuz bir aile böyle mi oluyordu? sıkıcı olduğu için mi kusursuzdu aile yoksa kusursuz olduğu için mi sıkıcıydı? yoksa hepsi istisnasız kabul edilmiş, edilebilir bir simgenin parçaları mıydı, hep eksik olan ama aynı zamanda hep bütün olan mutluluktan, hak ettikleri mutluluktan paylarına düşenin parçaları mıydı? hem eksikti hem bütündü mutluluk çünkü mutlak bir sınırdı ölüm, ne göçebeydi ne bulanık ve kimse ardında kötü, yıkılmış, kederli aileler bırakarak göçüp gitmeye hazır hissetmezdi kendini. (Bütün Mutlu Aileler)
Eser hem kendi evreninin hem de kendi anlamının efendisi olmuş ve her iki durumda da hem yaratıcısına hem de yorumcusuna karşı zafer kazanmıştı. (İnez'in Sezgisi)
Dün gitti. Yarın henüz gelmedi,
bugün bir an duraklamadan geçip gidiyor;
Ben bir Vardım, bir Olacağım, bir de
Yorulmaktayım... (Diana)
Ayrılık, biraz ölmektir (Laura Diaz'lı Yıllar)
Benim sana anlatmak istediğim bu zamanın, senin ve benim bugünümüzün çoktan yaşanıp bittiği. Bu bir yineleme. Etraftaki dekorlar değişebilir. Ama bu zaman sadece yineleniyor. Bugün dün mü yaşanmıştı? Evet; çünkü zaman senin inandığın gibi çizgisel değil. Zaman dairesel. Bir bengi dönüş yaşıyoruz. (Friedrich Balkonunda)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/terra-nostra-carlos-fuentes-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)