# Tersi ve Yüzü - Albert Camus Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Tersi ve Yüzü kimin eseri? Tersi ve Yüzü kitabının yazarı kimdir? Tersi ve Yüzü konusu ve anafikri nedir? Tersi ve Yüzü kitabı ne anlatıyor? Tersi ve Yüzü kitabının yazarı Albert Camus kimdir? İşte Tersi ve Yüzü kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/tersi-ve-yuzu-albert-camus-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-02T20:00:19+03:00
- Güncelleme: 2022-03-02T20:00:19+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/02/albert-camus-kimdir-albert-camus-kitaplari-ve-sozleri-165985.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Albert Camus 
 Çevirmen: Tahsin Yücel 
 Orijinal Adı: L'envers Et L'endroit 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750725029 
 Sayfa Sayısı: 72 
--reklam--
Tersi ve Yüzü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Brice Parain, sık sık, yazdıklarımın en iyisini bu küçük kitabın içerdiğini ileri sürer... Hayır, aldanıyor, çünkü deha bir yana bırakılırsa, insan yirmi iki yaşında yazı yazmasını pek bilemez. Ama Parain'in söylemek istediğini anlıyorum.Bu acemice sayfalarda, sonradan yazdıklarımdakilerden daha çok gerçek aşk bulunduğunu söylemek istiyor, haksız da değil... Bu sayfaların yazıldığı zamandan beri, yaşlandım, çok şeyler görüp geçirdim. Sınırlarımı, sonra hemen hemen bütün zayıflıklarımı tanıyarak kendi hakkımda bilgi edindim... Herkes gibi ben de düşlerim bazı bazı. Ama iki sakin melek onun eşiğinden hiçbir zaman geçirmediler beni; biri dostum yüzünü gösterir, öbürü düşmanın suratını. Evet, bütün bunları biliyorum, aşkın neye patladığını da öğrendim ya da aşağı yukarı. Ama yaşamın kendisi hakkında, "Tersi ve Yüzü"nde acemice söylenenden daha fazlasını bilmiyorum."
-Albert Camus-
--reklam--
Tersi ve Yüzü Alıntıları - Sözleri
" Bana kucağını açan biri olsaydı, çocuklar gibi ağlayabilirdim. "
''...sevmenin sınırı yoktur ve ben her şeyi kucaklayabildikten sonra, iyi sarılamasam da ne çıkar?''
Ama sevmenin sınırı yoktur ve ben her şeyi kucaklayabildikten sonra, iyi sarılamasam da ne çıkar?
Toplumun ayırdıklarını yalnızlıklar birleştirir.
İnsan bana yürüyen bir adaletsizlik gibi görünür bazı bazı.
Yaşama umutsuzluğu yoksa, yaşama aşkı da yoktur.
Mutlu olmak değil artık dileğim, yalnızca bilinçli olmak.
“Basitlik sözcüğünün tehlikeli bir niteliği var. Ve ben bu gece yaşamın belirli bir saydamlığı karşısında artık hiçbir şeyin önemi kalmadığı için ölmek istenebilmesini anlıyorum.”
Yaşam kısadır ve insanın zamanını yitirmesi günahtır.
Yaşamımızın ancak birkaç saatini gerçekten yaşıyoruz, derler.
Ruhumuzu hasta bulunca, her varlığa, her nesneye, mucize değerini veririz
Bana kucağını açan biri olsaydı, çocuklar gibi ağlayabilirdim
Tanrı insanları elinden alıp, kendisini yalnız bırakmaktan başka hiçbir işine yaramıyordu.
Sevmenin sınırı yoktur ve ben her şeyi kucaklayabildikten sonra, iyi sarılamasam da ne çıkar?
--reklam--
Tersi ve Yüzü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yaşamımızın ancak birkaç saatini gerçekten yaşıyoruz.: •
“Bir gün Tersi ve Yüzü’nü yeniden yazmayı başaramazsam, hiçbir şey başaramamış olacağım.”
(Albert Camus)
•
"YABANCI" dan sonra okuduğum Albert Camus'un ikinci kitabı,

Tersi ve Yüzü yazarımızın yazdığı ilk kitap üstelik 22 yaşındayken kaleme almış. Çok şaşırdım okurken kitabın hiçbir bölümü sırıtmıyor, yani ben ilk kitabım demiyor, hepsi sanki çokça yaşamış birinin yazdığı derin düşünceler. Hayatı inceleyen olgun kişiler, Çok hayret verici gerçekten.
Nobel Edebiyatı almasından bir yıl sonra, 1958 yılında basılmış.
Kitap, beş bölümden oluşuyor.
yaşlılık, ölüm, yoksulluk, basitlik, yaşam... Birbirini tamamlayan ve aynı zamanda zıtlıklardan oluşuyorlar, kitabın adı gibi Tersi ve Yüzü. Birbiren bağlı iki kavaram.
Varoluşçuluk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olduğunu gösteriyor iç monolaglar, derin sözler ve gözlemler... bir oturuşta biten ama etkisi devam eden. Güzel bir kitap.

Çevirmenin (Tahsin Yücel) yazdığı gibi:
Daha ilk yapıtında kusursuzluğa eriştiğini söylemek istemiyorum. Hiç kimsenin etkisinde kalmadığını da söylemek istemiyorum. Jean Grenier'nin, André Gide'in etkisinde kaldığını, her ikisinden de çok şeyler öğrendiğini, ayrıca Malraux'ya, Kafka'ya, Tolstoy'a, Melville'e hayranlık duyduğunu kendisi söyler. Ama bu etkiler, bu hayranlıklar hiçbir zaman ayağını yerden kesmemiş, içinde kendi dünyasından, yani hep gözlerinin önündeki somut dünyadan ayrı bir dünya görüntüsü doğmasına yol açmamış, kısacası, Camus kendi kendinden hiçbir zaman uzaklaşmamıştır. Yapıtlar arasındaki sıkı bağlantı bunun sonucudur. İlk yapıtı Tersi ve Yüzü'nün önemi onun bu özelliğinden ileri gelir. Bu kitabın 1958 baskısına yazdığı önsözde kendisi söyler: her sanatçının ta içinde, benliğini ve dilini yaşamı boyunca besleyen tek bir kaynak vardır, Onun kaynağı da Tersi ve Yüzü'dür. Tersi ve Yüzü'de Beliren yüzler ve görünümlerdir. (s.12)
. (Mervé) 
Ayın yazarı: Albert Camus: Albert Camus'ya dair okuduğum ilk kitap, yabancı idi. Daha sonra Alıntılarla Yaşıyorum kanalında bu okuma serisini görünce tekrardan daha sistematik ve sağlam başlamaya karar verdim. Kitabı okurken aklımda bu kitabı yazdığında yazarın yaşının 22 olması, yani benden bir yaş sadece büyükken yazması kitaba odaklanmamı zorlaştırdı, çünkü bu deha karşısında kendimi karşıma alıp kıyaslamamak çok zordu. Zaten yine Alıntılarla Yaşıyorum kanalından bir cümle aklıma geliyor, çember metaforu. Yazar da yine başlayacağı yere geri dönecekti, daha profesyonel bir biçimde. İlk "Yabancı" da hissettiğim o yabancılık duygusunun daha ilk kitapta hissediliyor olması, yazarın ilk kitabından itibaren diğer kitaplarına da bu fikirleri aksettirirken başarısını öne çıkarıyordu. Güneş, yaşam, umut, kaygısızlık... Annesinin ölümünün ardından yarınki doldurması gereken belgeleri hatırladığında hissettiği o gevşeme... neler neler. Ürpererek okuyorum, ama sanırım sonraki kitaplarını okudukça üzerimden bu ürperti kalkacaktır. Biliyorum, bu incelemem daha çok hislerim üzerine oldu, daha fazla da gitmiyor açıkçası. Bunun sebebini arka planda yazar üzerine bir okuma yapmamış olmamdır. Bu yüzden size de yazarın yaşadığı dönemi, ideolojisini derinlemesine araştıramıyorsanız bile en azından bir genel çerçeveye sahip olmanızı tavsiye vereceğim. Güzel, romantik ve derin bir akşam oldu bu kitabı bitirdiğim akşam. Sizin daha derin anlayacağınız keyifli okumalarınızın olması temennisiyle. (Zeynep Sude Boğa) 
Bir Albert Camus kitabının daha sonuna geldim. Tersi ve Yüzü hayattan bahsediyor. Bir tarafı ”ölümün sahiciliği ve yalınlığı”, diğer tarafı ise yaşamın canlılığı ve kendini zaman zaman gösteren küçük umutlar. Albert Camus, bütün kitaplarında hissedilen umutsuz ve belki de aşırı gerçekçi, karamsarlığa varan hayat görüşünü bu kitabında da yansıtmış. Ama kendisinin de çok küçük yaşlarda yazdığı için derinlemesine olamayabilecek dediği satırlar aslında diğer kitaplarına nazaran daha basit anlatımlı ve yalın.

Doğru söylüyor belki, insan yirmili yaşlarda yazmayı bilmiyor olabilir ama yine kendi söylediği bir söz var ki ona da katılıyorum: Daha sonra yazdıklarımda, burada yazdıklarımdan ileri seviye kalacak bir hayat görüşü yoktur.

Felsefesi belli ve değişmemiş. Düşüş’te olduğu gibi, Sisifos Söyleni’ nde olduğu gibi Tersi ve Yüzü’ nde de, bir noktada yaşama umudu güneşin ısısıyla kendini gösterirken, bir noktada çırpınmanın anlamsızlığı ve ölümün kötü bir şaka ya da aynı anda ”kurtuluş” gibi orada duruyor olması ve mutlak varlığı kendini gösteriyor.

Albert Camus’un kafasının yoğunluğu ve karmaşası, sayfalara gölge gibi düşüyor. Hikayelerin kısalığının yanında oldukça uzun tutulan duygudurumları ve sorgulamalar mevcut. Başlıca iki konu görüyoruz. O tek başına köhne bir otel odasında kalırken yan odada sessiz sedasız can veren biri, onun ölümünün sahiciliği, aynı zamanda kişiselliği ve bununla birlikte kaçınılmazlığından doğan çekiciliği. Öteki tarafta hayatının son zamanlarında ileri bir yaştayken kendisine çok da yüksek miktar olmayan bir miras kalan kadının, yaptığı ”yatırım” ın, kendisine bir mezar almak olması. Evet kadın kendisine bir mezar aldı, oraya ismini yazdırdı, kendi mezarına ve mezar taşına bakmak için her gün oraya gitti ve şu anda olduğu kendisiyle geçmişte olacağı kendisine uzun uzun bakmak ayrıcalığına erişti. Sonra bir gün hiç tanımadığı insanların, onun gelecekteki mezarına çiçekler bıraktığını gördü ve anlamsızlık burada devreye girdi yine.

Her gün yeniden ve yeniden içine sürüklendiğimiz ”çırpınmak” saçmadır çünkü hepimiz sonunda ölümün kucağında salınıyor olacağız. İnsanların doğan günde yeniden umut bulası ve tekrar tekrar çabalaması, anlamsız bir boşa kürek çekmek olmalıdır nereden baksan. Kimsesiz sandıkları, çünkü henüz hiçbir çiçek konulmamış mezarlığa, kendi istekleriyle, yeni doğan umutların da ve ölümün unutulmasıyla doğan cüretle çiçek konulması, insanların hiç gelmeyecek başka bir son aramaya her zaman boşa efor harcayacakları anlamına gelir. Her zaman böyle olmuştur.

Bu da hayatın Tersi ve Yüzü’ ne örnektir işte. İşte bu iki örnekte olduğu gibi insan, unuttuğu sonuna sırtını çevirir ve bu kısır döngü böylece döner durur.

Evet belki hayatın içinde, içinde bulunduğumuz durumu unutturacak güneşler açar, bu bizi oyalamaya yeter bazen ama sonra tek bir şey unutturur güneşin sıcaklığını.

Albert Camus’ un Tersi ve Yüzü’ nde söylediği gibi ve bir diğer kitabında da , sanırım ”Düşüş”. Bir insan, intihara neden ihtiyaç duyar: Çok kötü olaylar yaşadığı için mi, çıkılmaz dertlerin sarmalında kaldığı için mi, kimsesi olduğu için mi?

Elbette bunlar da birer sebep olabilir, hem de gerçekten incelenmesi gereken haklı sebepler olarak da kabul edilebilir. Ama bir adam sadece ve sadece, yakın bir arkadaşı kendisine o gün selam verirken içten değildi, ya da onu görmezden gelmişti diye de intihar edebilir. Çünkü toplumda insanların birbirlerine olan güven duygusu bittikten sonra yaşanmaya değer hiçbir şey kalmaz.

Albert Camus kitaplarına devam edeceğim. Ruhunu ve bakış açısını bu kadar yakından hissetmişken öteki kitaplarının tadına da bakmak istiyorum. (Atikenur) 
--reklam--
Kitabın Yazarı Albert Camus Kimdir?
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

Hayatı

Çocukluğu ve gençliği

20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi.

1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi.

1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü.

Edebiyat kariyeri

Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir.

Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı.

Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti.

Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı.

Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı.

Ölümü
 Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.

 Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı.

Camus'ye göre "saçma"

Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir.

Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar.

Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz.

Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri

Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir.

Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler:
"Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım."

Camus ve futbol

Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:

 « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»
 

Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.

 
--reklam--
Albert Camus Kitapları - Eserleri
Veba
Düşüş
Yabancı
Yaz
Sürgün ve Krallık
Başkaldıran İnsan
--reklam--
Sisifos Söyleni
Mutlu Ölüm
Tersi ve Yüzü
Yolculuk Günlükleri
Düğün - Bir Alman Dosta Mektuplar
İlk Adam
Defterler 3
--reklam--
Defterler 2
Defterler 1
Denemeler
Yanlışlık
Sıkıyönetim
Caligula
Asturya'da İsyan
--reklam--
Adiller
Ecinniler
Sanatçı ve Çağı
Yabancı (Çizgi Roman)
Büyüyen Taş
Hə ilə Yox Arasında
Yazışmalar 1946 - 1959
--reklam--
Ölüm Cezası Üstüne Düşünceler
Sartre Camus Çatışması
Düğün ve Yaz
Seçilmiş Əsərləri
Bir Alman Dosta Mektuplar
İlk Adam
The Guest
--reklam--
Jonas
The Plague
--reklam--
Albert Camus Alıntıları - Sözleri
Mutlu muydu, yoksa içinden ağlamak mı gelirdi, bilemezdi o zaman. En azından, barışık olurdu böyle anlarda, neyi beklediğini pek bilmeden, usul usul beklemekten başka yapacağı yoktu. (Sürgün ve Krallık)
Nasıl mutlu ölünür? Yani bizzat ölümün bile mutlu olacağı ölçüde mutlu nasıl yaşanır? (Mutlu Ölüm)
Bundan böyle korkmak yok, kurtuluş korkmamakta! Gücü yeten ayağa! Neden eğersiniz başınızı? (Sıkıyönetim)
Kısas doğanın ve duyunun bir emridir, yasanın düzeni değildir.
Yasa, tanımı dolayısıyla doğa ile aynı kurallara uya­maz. Eğer cinayet, insan öldürmek, insan yapısının bir parçasıysa, yasa bu doğayı taklit etmek veya kopya etmek için değil, onu düzeltmek için yapıl­mıştır. Oysa kısas, salt doğal bir itinin onaylanıp, yasal bir güce eriştirilmesidir. Hepimiz, çoğu zaman utanarak bu itiyi duymuşuzdur ve gücünü biliriz; o bize ilkel ormanların derinliklerinden gelmektedir. (Ölüm Cezası Üstüne Düşünceler)
"...içimden inanca sarılmak geliyor bazı geceler." (Yanlışlık)
Bir adam tanıdım, kafasız bir kadına yaşamının yirmi yılını verdi, her şeyi feda etti ona, dostlarını, emeğini, dürüstlüğünü bile, ama bir akşam, kadını hiç sevmemiş olduğunu anladı. (Düşüş)
--reklam--
Mutlu olmak değil artık dileğim, yalnızca bilinçli olmak. (Tersi ve Yüzü)
Axı bütün dərslərini hazırlayandan və böyüdüyünü boynuna alandan sonra irəlidə yalnız qocalıq qalır.

Yaradıcılıq adına saxtakarlıqla məşğul olan istedadın özünü həyatda arsız və mahiyyətsiz kimi biruzə verməyə qadir olması gün kimi aydındır.

İncəsənətin ali məqsədi hakimləri ifşa etmək, istənilən ittihamın üzərindən qalın bir xətt çəkmək və hər şeyə - insana və həyata haqq qazandırmaqdı.

Bizim kimi qul cəmiyyətlərinə gerçəyi görməsi üçün iztirab və köləlik lazımdır, - günahları da elə bundadır, - halbuki həqiqət həm də xoşbəxtlikdir, yetər ki, ürək ona layiq olsun.

...istənilən halda qulun həqiqəti ağanın yalanından yaxşıdır.

Biz, əlbəttə ki, faciəli dönəmdə yaşayırıq. Lakin çoxları faciəli olanı çarəsizliklə səhv salır. Faciəli olana, - Lourens söyləyirdi, - fəlakətin möhkəm təpiyi dəyməlidir.

Hər şeyin öz zamanı var - yaşamaq və bu yaşamı təcəssüm etdirmək zamanı. (Hə ilə Yox Arasında)
Əsas məsələ dəqiq ifadə işlətməkdə deyil, düzgün danışıb fikir yaratmaqdadır. (Seçilmiş Əsərləri)
"Yalnızca sanatı, çocukları ve ölümü seviyorum." (Defterler 2)
Öyle yollar vardır ki, bağışlanamaz. Ben ülkemi aynı zamanda adaleti de severek sevebilmek isterim. (Düğün - Bir Alman Dosta Mektuplar)
Niye tasalanmalı şimdiden? Bekleyelim. Gittiği gibi dönecek belki de (Caligula)
Hepiniz o beş para etmez aşkınız uğruna yaptıklarınızı haklı çıkarmaya çalışıyorsunuz.. (Adiller)
--reklam--
Yaşamı öven her şey, aynı zamanda onun anlamsızlığını artırır (Düğün - Bir Alman Dosta Mektuplar)
Nefes almaya mahkûm oldum şu lanet yalnızlıkta, hatırlamak işkencedir artık bana. (Yanlışlık)
Çünkü insan yoksulluğu seçmez... Ama bir ömür boyu muhafaza eder... (İlk Adam)
Gerçekte, ben de sizin gibi düşündüğümü sanıyor, size nasıl karşı koyacağımı bilemiyordum. Yalnız içimde dayanılmaz bir doğruluk duygusu vardı ve bu duygu en beklenmedik tutkular kadar aklı aşıyordu. Nerde ayrılıyorduk? Siz umutsuzluğu rahatça kabul ediyordunuz, bense etmiyordum.. (Denemeler)
"Tecrübeyle öğreniyor insan, bakmaktan hiç fayda gelmiyor." (Yanlışlık)
Devrim yaparken yelpaze sallanmaz! (Asturya'da İsyan)
İnsan eninde sonunda her şeye alışır. (Yabancı)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/tersi-ve-yuzu-albert-camus-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)