# Tevhid ve Değişim - Celaleddin Vatandaş Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Tevhid ve Değişim kimin eseri? Tevhid ve Değişim kitabının yazarı kimdir? Tevhid ve Değişim konusu ve anafikri nedir? Tevhid ve Değişim kitabı ne anlatıyor? Tevhid ve Değişim PDF indirme linki var mı?  Tevhid ve Değişim kitabının yazarı Celaleddin Vatandaş kimdir? İşte Tevhid ve Değişim kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/tevhid-ve-degisim-celaleddin-vatandas-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-04T02:00:11+03:00
- Güncelleme: 2022-04-04T02:00:11+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/04/celaleddin-vatandas-kimdir-celaleddin-vatandas-kitaplari-ve-sozleri-192763.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Celaleddin Vatandaş 
 Yayın Evi: Pınar 
 İSBN: 9789753520355 
 Sayfa Sayısı: 264 
--reklam--
Tevhid ve Değişim Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Peygamberlerin insanlara gönderiliş nedeni de Tevhid hakikatını hatırlatmak olup, insanlar bu mutlak hakikata inanmaya ve ona göre yaşamaya çağırılırlar. Bu davetin özü ise La ilahe illallah çağrısıdır; "Andolsun ki her ümmete " Allah'a kulluk edin, tuğutlardan kaçını" diye emreden peygamberler göndermişizdir." (16/36) İşte!.. Allah sizin Rabb'ınız. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Böylece O'na kul olun." (6 / 102) Bazı hadiselerde "Vahhedallah " (Allah'ı tevhid etmek) anlamıyla geçen Tevhid, Kur'an kapsamında Allah'ı bir tek ilah olarak kabul etmek ve sadece ona ibadette bulunmak anlamına gelmesine karşılık (11 / 50, 61, 84; 12 / 40; 21 / 25 ; 59 / 22 - 24 ...), sonradan değişim sürecinde anlamlar kazanmaya ve bu arada ulühiyyet boyutunu kaybederek, genellikle "Allah olduğunu" kabul etmek anlamlarına gelmeye başladığı görülür. Bundan da anlaşılacağı gibi değişimin temelinde, özelikle temel kavramların anlamlarının, aslına oranla farklılaşması vardır. Elbetteki değişimin mahiyetini anlamak için önce asıl olanı bilmek, buna bağlı olarak da değişimin neden olduğu sonuca giderek aradaki farkı belirlemek gerekir. Zira ancak böylelikle neye, nasıl inanıldığı ve bu inancın doğru olup olmadığı anlaşılabilecektir.
--reklam--
Tevhid ve Değişim Alıntıları - Sözleri
Bu da göstermektedir ki, insanlar için düşünce ve yaşantılarının temelini oluşturan her sistem, inanç veya felsefe, din ismini almasa dahi, gerçekte birer din’dirler.
"Allah rahmeti yüz parçaya böldü, doksan dokuz parçasını yanında alıkoydu ve yeryüzüne bir parçasını indirdi. Bu bir parça rahmet sebebiyle mahlukat birbirlerine merhamet eder de kısrak yavrusunu emzirirken, ona değmesin diye ayağını yukarı kaldırır."
Şunu kati olarak biliniz ki, bana Kur'an-ı Kerim ve onun bir misli verilmiştir. Karnı tok bir halde rahat koltuğuna oturarak "Şu Kur'an'a sarılınız! Onda helal olarak ne görmüşseniz onu helal kabul ediniz, neyi haram görmüşseniz onu haram biliniz" diyecek bazı kimseler gelmek üzeredir.
..diğer ilahlara kulluk etmek âsiliktir ama kişinin kendisini ilah mevkiîne koyarak başkasını kendisine kulluk ettirmesi isyanın ta kendisidir.
Teslimiyet, teslim olunan şeyin niteliğini bilmeyi gerektirir.
Hiçbir akaid kitabının mutlak hakikatı tamamıyla ve doğru biçimiyle ifade edememiştir. Çünkü bunlar her ne kadar ilâhi bilgiye dayansalar dahi, beşeri bilginin numuneleri olmaktan öteye geçemezler. Hiçbir beşeri bilgi veya bu bilginin oluşturduğu sistem ise mutlak anlamda doğru olamaz. Mutlak doğru sadece ilahi bilginin bildirdiğindedir ve o da Kur'an'dır, Sünnettir, başkası değil.
Gazzalî, Melikşah'ın oğlu Sultan Sencer'in yüzüne karşı ifade ettiği şu sözleri yönetimin niteliğini göstermesi açısından "ANLAMLIDIR"; " Yazıklar olsun! Müslümanların boyunları musibet ve vergilerden sıkışıp parçalanmak üzereyken, senin atlarının boyunları ise altın tasmalardan parçalanmak üzeredir."
Halbuki Allah'ın varlığını kabul etmek, Tevhid'in tamamı değil sadece bir bölümüdür ve onu kabul etmek insanı müslüman yapmaya yetmez. Gerçekte bu, Ebu Cehil ve putperestlerin Tevhid'i gibidir. Allah'tan başka yaratıcı olmadığını kabul görünümündedir. Eğer bu Tevhid birini kurtarmış olsaydı, puta tapanları da kurtarırdı.
İlim sahibinin görevi, ilim sahibi olmayanın görevinden daha fazladır. Herkesin görevi, kulluk sorumluluğu, bulunduğu mevkinin derecesine göredir.
--reklam--
Tevhid ve Değişim İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Tevhid ve Değişim vahyin nazil olmaya başladığı dönemde kelime-i tevhidin ne anlama geldiğini ayrıntılı analizlere yönelerek ortaya koymaya çalışıyor. Kelime-i tevhidin başat kurucu söz haline geldiği, dönemin Mekke'sinde İslâm'a karşı çıkan aristokratların sahip oldukları inançlara ve katıldıkları eylemlere odaklanıyor. Ardından sonraki yüzyıllarda İslam toplumunda meydana gelen ayrılıkları, cahilî fikirlere serpilme fırsatı veren sorunları ve çatışmaları ele alıyor. Tavsiye edilir... (Havin) 
islam sosyolojisine giriş diye nitelendirebilirim...
Yazar ın siyer calısması cok iyi..
1400 yıllık süceç de tevhid in perspektifini çizerek değişimi dillendirmeye calısıyor (Mahfuz Sahaf) 
Kavramların içinin boşaltıldığı, sözün kıymetini yitirdiği bu çağda; tevhid, din, şirk, ibadet konularını son derece iyi anlatmış ve daha pek çok kritik konuya değinmiş çok kıymetli bir kitap öneriyorum. Varoluş gereğimizi, tevhidi, İslâm'ı, teslimiyeti, kulluğun mahiyetini hatırlayacağınız -hatta esasında öğreneceğiniz demeliyim- bu kitabı dinin temelini kavramak adına okumalısınız. Elimde olsa Müslüman olma iddiasında olan her kişiye okuturdum. Başka sözüm yok. (BSA.) 
--reklam--
Tevhid ve Değişim PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Celaleddin Vatandaş - Tevhid ve Değişim kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tevhid ve Değişim PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Celaleddin Vatandaş Kimdir?
Celalettin Vatandaş (d 1962, Kırşehir) Sosyolog İlk ve orta öğrenimini Kırşehirde tamamladı 1980 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü kazandı 1985 yılında Milli Eğitim bünyesinde Felsefe Grubu dersleri öğretmeni olarak çalışmaya başladı Bir süre Besni, Adıyaman ve Bozkır, Konyada öğretmenlik yaptı Öğretmenliği sırasında sosyoloji alanında yüksek lisans ve doktora programlarını tamamladı Yüksek Lisans ve Doktora tezlerini Türk Modernleşmesi üzerine yaptı Yüksek Lisans tezinde Türk Modernleşmesinin Osmanlı dönemini, Doktora tezinde Türk Modernleşmesinin Cumhuriyet dönemini araştırdı Bir süre Kanadada bir toplumsal uyum politakası olarak çokkültürlülük üzerine araştırmalar yaptı Doç Dr Celalettin Vatandaşın yayınlanmış çok sayıda makalesinin yanısıra Aile ve Şiddet (Türkiyede eşler arası şiddet), Çokkültürlülük ve Ulusal Kimlik (Türk Ulusçuluğunun Doğuşu) isimli kitapları bulunmaktadır
--reklam--
Celaleddin Vatandaş Kitapları - Eserleri
Hz. Muhammed'in Hayatı ve İslam Daveti 1
Vahiyden Kültüre
Modern Çöküş
Hz. Muhammed'in Hayatı ve İslam Daveti 2
Tevhid ve Değişim
Cumhuriyetin Tarihi
Kur'an ve Hayat
Yol Ayrımı
Tevhid ve Toplum
Esenlik Yurdunun Çağrısı
Hz. Muhammed (s)'in Hayatı
Hz. Muhammedin Hayatı ve İslam Daveti
Hz. Muhammed'in Hayatı
Bilim ve Ahlak
Ulusal Kimlik
Aile ve Şiddet: Türkiye'de Eşler Arası Şiddet
Çok Kültürlülük
Hz. Muhammed (s)'in Hayatı
--reklam--
Celaleddin Vatandaş Alıntıları - Sözleri
Gazali'ye göre hakka kısmen yakın olanları bulunsa bile filozoflara
"Küfür ve ilhad damgasını vurmak gerekir."
Bu özellikle Farabi ve İbni Sina için gereklidir. (Vahiyden Kültüre)
'Rabb'in için sabret' (Hz. Muhammed (s)'in Hayatı)
Hz. Ali şöyle der:
"Dünya arkasını dönmüş gidiyor. Ahiret yüzünü dönmüş geliyor. Her bireyin kendine has çocukları var. Siz ahiret çocuklarından olun, dünya çocuklarından olmayın!
Bugün çalışma günüdür, hesap günü degil. Yarın hesap günüdür, çalışma günü değil." (Hz. Muhammed'in Hayatı ve İslam Daveti 1)
Peygamber elbette ki bir insandır; ama herhangi bir insan değil, seçilmiş bir insandır. İnsanların arasından Allah tarafından seçilip, insanların ebedî modeli kılınmıştır. Ancak O’nun seçilmişliği ve seçkinliği, O’nun İlâhî irade ile özel bir irtibatının bulunması, O’nun hiçbir zaman sıkıntıya, zorluğa, acıya, üzüntüye uğramayacağı anlamına gelmez. O, istemediği, hoşlanmadığı, beğenmediği şeyleri yok edecek bunların yerine istediği güzel, iyi, kolay, şeyleri koyacak iradeye sahip değildir. Çünkü o bir kuldur. Elçi olmasının, Allah tarafından beğenilip getirdiği farklılıklar olabilir ve olması da beklenir; ancak onlar O istediği için değil Allah istediği için gerçekleşir. O zor durumda kalınca durumunu kolaylığa dönüştüremez; O çaresiz kalınca durumunu esenliğe ulaştıramaz; O bir el hareketiyle bir sözle kendisine yönelenleri defedemez, düşmanları yok edemez, uçamaz veya ateşte yürüyemez, gayb alemine hükmedemez. Bu nedenle bir şey yemezse acıkır ve açlıktan zayıf düşer; düştüğü zaman yaralanır, taş çarpınca yüzü parçalanır, dişi kırılır; çok hareket edip çabalayınca gücü kaybolur yere yığılıp kahr ve ancak bir başkalarının yardımıyla doğrulabilir. O hâlde Müslümanlar bilmelidirler kî Muhammed’in Allah’ın elçisi olması O’nu insan üstü bir varlık kılmamaktadır. O elçidir ama insan olan bir elçidir. O’na ve O’nun şahsında Müslümanlar verilen nimetler, başarılar, yardımlar, O istediği ve irade ettiği için değil, Allah istediği ve irade ettiği için gerçekleşir; bunların ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini de sadece ve sadece Allah bilir. (Hz. Muhammed'in Hayatı ve İslam Daveti 2)
..diğer ilahlara kulluk etmek âsiliktir ama kişinin kendisini ilah mevkiîne koyarak başkasını kendisine kulluk ettirmesi isyanın ta kendisidir. (Tevhid ve Değişim)
Gerçekten peygamberlerin kıssalarında akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır. (Tevhid ve Toplum)
Kur'an, herhangi bir kitap gibi değildir. O'nda herhangi bir konu, herhangi bir kitapta olduğu gibi, ana başlıklar halinde, ana başlıklar da alt başlıklara bölünerek ele alınmış değildir. Kitaplarda bulunan bildik yazım usülleri Kur'an'da bulunmaz. Konuların önce genel hatlarıyla ele alınıp, sonra ayrıntılarına inerek açıklanması ve daha sonra da bir sonuca bağlanma süreci Kur'an'da söz konusu değildir. Bütün kitaplar, ilk sayfalarından son sayfalarına kadar bir konu dahilinde bütünlüğe sahiptirler. Bunun için de o kitaplar ortasından okunmaya başlanırsa ilk bölümler de anlatılanlar, yarısına kadar okunursa sonucu anlaşılmaz. Böylelikle de okunan kısmın çok fazla bir anlamı olmaz.
Fakat Kur'an böyle değildir. Kur'an'la ilk defa muhatap olup, O'nu okumaya başlayan kişi önce çok şaşırır. O zamana kadar hiç görmediği bir sistem ve hiç duymadığı bir üslup karşısında şaşkın ve hayran bir şekilde kala kalır. Çünkü O'nun sistematiği, kitaplarla ilgili olarak alışılmışın dışında ve oldukça farklı, fakat bir o kadar etkili ve önemlidir. Zira o 'dosdoğru' bir hayatın kendisi, 'dosdoğru' bir hayatın yegane rehberidir. Onu okuyan ilahi iradenin sesini duyar, gerçek ilmin ışığını fark eder 'dosdoğru' hayat yolunun siluetini fark eder. Ondaki ilahi ses, kalbi ve kafayı en ücra köşelerine kadar etki altına alır. Üstelik onu baştan sona okumak veya belirli bir kısmını okumak da zorunlu değildir. Okumaya nereden başlanırsa başlansın, ilahi iradenin insana yönelik hitabı, insanı 'dosdoğru' bir inanç ve hayata sevk eden gücü bütün yüceliğiyle açığa çıkar. Hatta bir veya birkaç ayeti dahi okumak, ilahi sesi duymak ve 'dosdoğru' olanlarla 'doğru görünme gayretinde olanlar' arasındaki farkı anlamak için büyük oranda yetip artacaktır bile. (Kur'an ve Hayat)
... Elbiseni temiz tut. (74:4)
'Elbiseyi temiz tutmak' , Araplar arasında kullanılan ... bir deyimdi. Araplar, yalan söyleyen veya sözünde durmayan kimse için ''elbisesini kirletti 'derlerdi. Yine aynı şekilde olmak üzere, iffetli kimseler için de 'eteği/elbisesi temiz' derlerdi. Bu ayetle, Rasûlullah (s)'e, her türlü ahlâksızlıktan, ... yüz kızartıcı davranışlardan uzak durulması emredildi. (Hz. Muhammed (s)'in Hayatı)
Doğal olmayan, başka bir değişle kimyasal yapıları bozulmuş transgenik ürünlerin insan metabolizmasında nelere yol açabi­leceğini kestirmek şimdilik pek mümkün değildir. Bu kuşku bütün dünya tarafından paylaşılmaktadır. Ağır bir açlığın pen­çesinde kıvranan Zimbabwe'de hükümetin ABD'nin transgene­tik tohumla üretilmiş tahıl yardımı önerisini kesin bir dille red­detmesi ve İngiltere Gıda Standartları Temsilciliği tarafından yapılan bir seri araştırmada, GDO'lu ürünleri tüketen kişilerin çoğunda gut hastalığının belirtilerine rastlanması ve Japonya'da genetik değişimli bir bakteriye bağlı olarak meydana gelen bir sendromun, 37 kişinin ölümüne neden olması GDO'lar konu­sunda birçok ülkede büyük kuşkulara yol açmış ve tepkilere neden olmuştur. (Modern Çöküş)
"Fakat her şeye rağmen dönemin bütün tasavvufi düşüncesini bir kalıp içerisinde düşünemiyoruz..." (Vahiyden Kültüre)
Vallahi ağlamakla hüznümün azalacağını bilseydim ağlardım. (Hz. Muhammed'in Hayatı)
Hatice, ilk zamanlar hiç aklında olmadığı halde, zaman geçtikçe yakından tanıdığı ve ahlakına hayran kaldığı Muhammed'in aradığı hayat arkadaşı olabileceğini düşünmeye başladı. Onun bu düşüncesi kavminin kendisi için bir sıfat olarak kullandığı 'Tahire' isminin gereğine uygundu. Tahire'ye uygun olan ancak bir 'tahir'di ve' tahir' de Muhammed'den başkası değildi. (Hz. Muhammed (s)'in Hayatı)
Bağlarına sığınmış iki yabancıyı uzaktan seyreden bahçe sahipleri, kim olduklarını bilmedikleri bu kişilere köleleri ile yemeleri için bir miktar üzüm gönderdiler. Köle kanlar içerisindeki iki yabancıya çekinerek yaklaşıp üzümü ikram etti.

Resulullah, kanlı elini üzüme uzatırken 'Bismillah dedi. Köle şaşırdı; şaşkın bir halde bakakaldı. Köleye dönen Resulullah sordu: 'Nerelisin?" Hala şaşkınlıgını üzerinden atamamış köle, 'Ninova'dan' dedi. Resulullah sakinliğini hiç kaybetme den, sanki biraz önce taşlanmış, hâlâ vücudundan kanlar akan kişi kendisi değil miş gibi, aynı sakinlikle; 'Ninova mı? Salih insan Yunus b. Metta'nın şehrinden öyle mi?' dedi. Köle daha da şaşırdı: 'Sen Yunus b. Metta'yı nereden biliyorsun?' diye sordu. Resulallah; 'O benim kardeşimdir. O bir peygamberdi, ben de peygamberim' dedi. (Hz. Muhammed'in Hayatı ve İslam Daveti 1)
"Vallahi, eğer Allah hidayet etmeseydi biz doğru yolu bulamazdık." (Hz. Muhammed'in Hayatı ve İslam Daveti 2)
Eşcinsel sapması 1960'lardan sonra politik ve yasal desteklerle kendisini meşrulaştırma sürecine girerken ilginç bir şey yaşanmaya başlamıştır. Eşcinsel zihniyet, eşcinsel olmayan insanları cinsel hayatları nedeniyle suçlayamamış, ama kendisini normal eksine oturtarak diğerlerini sapkın olarak nitelemeyi başarmıştır. Bu yapılırken de psikolojinin bazı bulguları ve kavramları çok ustalıkla kullanılmıştır. Artık eşcinsel olmayan ve eşcinselliği olumlu değerlendirmeyenler hastadır, sapkındır.

Eşcinsel olmayanları sapkın ve hasta gösterme çabalarının temel kavramı fobidir. Eşcinselliğe ve eşcinsellere yönelik olumsuz duygu ve düşüncelere sahip olanlar fobik olmakla itham edilmişlerdir. Bu bağlamda homoerotikfobi (1967), antihomoseksüellik (1976), heteroseksizm (1978), homonegativizm (1980) gibi çeşitli kavramlaştırmalara gidilmiştir. Ancak yaygın şekilde tercih edilen kavram homofobi olmuştur. Bu da ilginç bir kavramlaştırmadır; çünkü insandan korkmak anlamına gelmektedir ve böylelikle vurucu etkisi hayli artırılmıştır. (Modern Çöküş)
Günümüz dünyası ; modern zamanlar cehaletin zirveye ulaştığı, cahileyenin belkide tüm insanlık tarihi boyunca hiç olmadığı kadar sistemlestiği ve güç kazandığı bir dönem olarak anlam kazanmaktadir. (Yol Ayrımı)
Bireylerin sekülerleşmemesi, dinin bireylerin üst kimliğini oluşturmaya ve hayatlarında etkin olmaya devam etmesi, Baü’daki anlam ve biçimiyle laikleşmenin oluşmasına engel teşkil etmiştir. Çünkü, İslam, Hıristiyanlıkla kıyaslanamayacak kadar bireysel ve toplumsal hayatın içerisine köklerini salmış durumdadır. “Halka rağmen”ci programlar kadar, “İslam’a rağmen”ci programların da sorun oluşturucu olduğu görülmüştür. (Cumhuriyetin Tarihi)
"İdrakimi gideren, benden aşağısını bana güldüren bir şeyi içmem...." (Kur'an ve Hayat)
Fâtıma ile Ali’nin ilk çocukları doğduğunda, yiğit bir savaşçı olan Ali, bu özelliğinin etkisiyle oğluna ‘Harb’ ismini vermek istedi. Resulüllah isimler konusunda hassastı. Kan, kin, şiddet, kötülük, felaket çağrıştıran isimlerden hoşlanmazdı. Bu nedenle Ali’nin seçtiği ismi beğenmedi. Anne ve babanın iznini alarak doğumuna çok sevindiği torununa kendisi isim verdi. Ünce torununun kulağına ezan okudu ve o güne kadar Araplar arasında hiç rastlanmayan bir ismi torunu için seçti. Torunu için seçtiği isim Hasan idi.
Anlamı güzellik demekti. (Hz. Muhammed'in Hayatı ve İslam Daveti 2)
"Ancak bugün gelinen aşamada, Kur'an'ı anlamamak esas aldı." (Yol Ayrımı)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/tevhid-ve-degisim-celaleddin-vatandas-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)