# Tohum Ölmezse - André Gide Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Tohum Ölmezse kimin eseri? Tohum Ölmezse kitabının yazarı kimdir? Tohum Ölmezse konusu ve anafikri nedir? Tohum Ölmezse kitabı ne anlatıyor? Tohum Ölmezse kitabının yazarı André Gide kimdir? İşte Tohum Ölmezse kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/tohum-olmezse-andr-gide-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-02T14:00:19+03:00
- Güncelleme: 2022-03-02T14:00:19+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/02/andr-gide-kimdir-andr-gide-kitaplari-ve-sozleri-165633.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: André Gide 
 Çevirmen: Aysel Bora 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750711978 
 Sayfa Sayısı: 352 
--reklam--
Tohum Ölmezse Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
André Gide, yalnız çağdaş Fransız edebiyatının kurucularından bir yazar değil, aynı zamanda Fransız modernizminin önde gelen entelektüellerinden biri.

Tohum Ölmezse, André Gide'in özyaşamöyküsünü anlattığı bir eser. Birinci bölümde yazar Paris'teki çocukluğunu, devamsızlıkla geçen okul yıllarını, arkadaş ve öğretmenlerini, ailesini, ilk yazı denemelerini ve kuzinine karşı beslediği dinsel denebilecek derin aşkı anlatır. İnançlarıyla eğilimleri arasındaki mücadelenin ve hepsini kaynaştırma arzusunun anlatıldığı, daha kısa olan ikinci bölüm ise Cezayir'e yaptığı bir yolculukta Gide'in kendini ve cinsel eğilimlerini keşfedişinin etrafında şekilleniyor. Zaten eserin Kutsal Kitap'tan alınma başlığı da yazarın hayatının bir özeti gibi: "Buğday tanesi yere düşüp ölmezse yalnız kalır; fakat ölürse çok mahsul verir. Hayatını seven onu kaybeder; bu dünyada hayatından nefret edense onu ebedi hayat için saklar." Genç Gide de annesinin baskıcı püriten eğitimi yüzünden ezik, dünyadan bihaber çocuğu öldürüp yerini özgürlüklere açık, hayatı seven, yaratıcı bir delikanlıya bırakacak.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Tohum Ölmezse Alıntıları - Sözleri
Sonra kendimi kadere bıraktım, bu da neredeyse her zaman için en sağduyulu şeydir.
En samimi eylemlerimiz aynı zamanda en az hesaplı olanlardır; iş olup bittikten sonra aranan açıklamalar manasız kalır.
Kişisel acılar gözyaşlarımı akıtabilen acılardan değildir; yani kalbim ne kadar acıyla dolu olsa da, yüzüm ıslanmaz. Çünkü daima bir yanım beni geriye çeker ve diğer yanıma bakıp alayla şöyle der: “Haydi ama sen de! O kadar da üzgün değilsin!” Öte yandan, kendi acılarımdan çok daha şiddetle hissettiğim bir başkasının acıları konu olunca sular seller gibi gözyaşı dökerim; ama en çok da, herhangi bir güzellik, asalet, fedakarlık, sadakat, minnet, cesaret belirtisinde ya da çok saf, çok temiz veya çok çocuksu bir duygunun dışa vurulmasında; aynı şekilde, sanat karşısında duyduğum çok büyük heyecan da gözlerimin hemen yaşlarla dolmasına yol açar...
“Amor fati” de o kadar ileri giderim ki, farklı bir olayın, farklı bir sonucun belki de benim için daha hayırlı olabileceğini düşünmek istemem. Olanı sadece sevmekle kalmam, onun en iyisi olduğunu da kabul ederim.
Umudun bir için araladığı o fazlasıyla ağır kapak yeniden kapanıyordu; kuşkusuz bu hep böyle olacaktı: Yasaklıydım. En eşsiz kurtuluşun karşısında durmadan bir gelenekler ve eylemsizlik duvarının yükseldiğini görecektim...Buna boyun eğmek lazım, diyordum kendi kendime ve elbette en iyisi buna gülüp geçmek; kaderin sillesini yiyip hacıyatmaz gibi yeniden dikildiğimiz için kendimize bir gurur payı çıkartmaktaydık; mizacımız buna müsaitti ve tatsız bir havada başlayan yemek şakalaşmalarla son buldu.
Aklım çok karışık ve uykuya dalıp gitmeden önce belli belirsiz düşünüyorum: gerçeklik var, rüyalar var; sonra bir de “ikinci bir gerçeklik” var.
Aslında, görebileceğiniz en iyi, en dürüst, başkasının ayağına basmayan ve tıpkı bir şair gibi, para kazanmak için yaratılmamış, tersine harcamaya ve vermeye her an hazır bir çocuktu.
Hayatta ancak bir figüran olarak ve sayıyı arttırmak için yer alır gibi görünen, ikinci plandaki insanlardan biriydi.
İnsan vardır, kendisine benzeyene tutulur, insan vardır, farklı olana vurulur. Ben sonunculardanım...
Evet, başarı sıfırdı. Ama benim öyle bir yapım var ki, uğradığım hezimetten zevk alıyorum. Her yenilginin derinliğinde duymasını bilene bir “bu sana ders olsun” sözü vardır ve ben bu sesi dinledim.
Ben bu dünyadaki zafer kazanmışların ve şan şeref sahiplerinin değil, gerçek parıltısı içinde saklı olanların portresini çizmekten zevk duydum hep.
Eylemlerimizin, demek istediğim en can alıcı eylemlerimizin gizli nedenleri gözümüzden kaçar; sadece sakladığımız hatıralarda değil, yaşandığı anda da.
Gerçeğin, her gün yaşanan gerçekliği, kabul edilmişin yanında ne olduğunu bilmediğim bir başka şeyin varlığına karşı duyduğum belli belirsiz, tarifi zor bir inanç beni yıllarca meşgul etti.
../insanlar uyanmadan ve gün uyku sersemliğini üzerinden atmadan önce gündelik cennet bahçesine hayatiyet kazandıran hiçbir canlıyı ür­kütmemek için sessiz ve ağır adımlarla yürürdük. Tam bir büyülenme..
--reklam--
Tohum Ölmezse İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Çağdaş Fransız edebiyatı yazarlarından olan Andre Gide’nin çocukluğunu, okul yıllarını, arkadaşlıklarını, sevgililerini hayata ve edebiyata bakışını anlattığı bir öz yaşam öyküsü. Ya da diğer bir deyişle bir yazarın baskıcı püriten bir eğitimden kendini ve cinsel eğilimlerini keşfedip kendi özgürlüğüne kavuşmasının gerçek hikayesidir bu kitap.
Yazarın da ifade ettiği gibi kitapta kronolojik bir düzenleme yok. Zaman zaman kopuşlar hissedebilirsiniz. Hem Gideyi hem de kitapta bahsi geçen Oscar Wilde i tanımak için “Tohum Ölmezse” yi okumak gerekir. (Funda Erkasar) 
#tohumölmezse André Gide'nin özyaşam öyküsünü anlattığı bir kitap. Gide,çocukluğundan başlayarak 26 yaşına kadar ailesini ve okul hayatını,yazmaya başlamasını,dostlarını,aşklarını anlatıyor.
—
Annesi dinine bağlı,disiplinli,korumacı bir kadın olduğu için oğlunu da kontrol altında tutarak baskıcı bir anlayışla yetiştiriyor. Oğlunun her şeyine karışan annesi,onun içine kapanık bir çocuk olarak büyümesine sebep oluyor.
Edebiyat ve felsefeye olan ilgisi ile kendisini keşfeden Andre, İçine kapanıklığından uzaklaşıp,özgürlüğe açık,hayatı seven bir insana dönüşüyor.
—-
Yazarın hayatına ait bilmediğim bir çok şey öğrendim ve iyi ki okumuşum dedim. Keyifliydi. (ebru cemre) 
--reklam--
Kitabın Yazarı André Gide Kimdir?
André Paul Guillaume Gide (22 Kasım 1869 Paris - 19 Şubat 1951 Paris) Fransız yazar. 1947 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.

Gide, 22 Kasım 1869 tarihinde Paris, Fransa`da dünyaya geldi. Babası Protestan ve köylü kökenli, annesi Katolikti. 8 yaşında Paris'te Alsace Okulu'na gönderildi. Sık sık hastalandığı için öğrenimi kesintiye uğradı. Gide henüz 11 yaşındayken (1880) Paris Üniversitesi`nde hukuk profesörü olan babasını kaybetti. Ailedeki kadınların etkisi ve annesinin katı otoritesi altında büyüdü.

1889'da okuldan mezun oldu. Yaşamını yazarak geçirmeye karar verdi.Yazı hayatına 1891’de 21 yaşındayken yayımladığı André Walter'in Günlükleri(Les Cahiers d'André Walter) ve Narsis Üstüne İnceleme ile başladı. Ama ikisi de başarısız bulundu.

1893'te Kuzey Afrika gezisine çıktı. Arap dünyasının tümüyle farklı değerleriyle tanıştı. Fransa'ya döndüğünde oradaki katı Victorya dönemi yaşantısının olumsuzluklarından rahatsız oldu. 1894'te tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Burada Oscar Wilde ve Lord Alfred Douglas'la tanıştı. Onların yüreklendirmesiyle baskı altında tuttuğu eşcinselliğini kabul etti. Annesi hastalanınca Fransa'ya döndü.

1895'te kuzeniyle evlendi. 1896`da Normandiya`da bir komüne belediye başkanı oldu.

1908`de bazı seçkin yazarlarla birlikte Nouvelle Revue Française adında bir edebiyat dergisi kurdu. 1916`da 16 yaşındaki Marc Allégret ile sevgili oldu. Marc Allegret ile eşcinsel ilişkisi ailesinde huzursuzluk yarattı. Eşi Gide'nin kendisine yazdığı mektupları yok etti.

I. Dünya Savaşı yıllarında Kızılhaç ile gönüllü insani kuruluşlarda çalıştı. 1923'te ilk feministlerden ünlü Elizabeth van Byyselberghe ile olan yasak ilişkisinden tek çocuğu kızı Catherine doğdu. 1924 yılında Corydon adlı homoseksüelliği savunan bir kitap yayımladı, fakat eser ilk etapta kınandı.

1925'te Fransız Ekvator Afrikası'na gitti. Burada gördüklerinden de etkilendi. Dönüşünde sömürgeciliği eleştiren yazılar yazdı. 1925 yılında yayımladığı Kalpazanlar Gide`nin en önemli eserlerinden biri olarak görülür. 1926`da otobiyografik eser olan "Si le grain ne meurt"u yayımladı.

Komünizme ilgi duydu. 1936'da büyük umutlarla gittiği Sovyetler Birliği'nden hayal kırıklığı ile döndü. 1938'de eşini kaybetti.

II. Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra 1942'de tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Savaşın sonuna kadar burada yaşadı. 1947'de Oxford Üniversitesi'nden "Edebiyat Doktoru" unvanı aldı. Aynı yıl Kasım ayında da Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu. 19 Şubat 1951'de yaşamını yitirdi.

Yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün, bireyin içtenliği ve kendisini tanıması olduğunu savundu. Edebi, siyasal ve toplumsal sorunlara karşı hoşgörülü bir tutum benimsedi. Genel ahlak anlayışının karşısında bireysel özgürlüklerin savunucusu oldu. Ama aynı zamanda 19'uncu Yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli hümanist ve ahlakçı yazarı olarak tanındı. Düşüncelerindeki bütünlük ve soyluluk, üslubundaki arılık ve uyumla Fransız edebiyatının saygın isimleri arasında yer aldı.

Katolik kilisesi André Gide'in eserlerini 1952 yılında Yasak kitaplar listesi'ne koymuştur.
--reklam--
André Gide Kitapları - Eserleri
Kalpazanlar
Isabelle
Dar Kapı
Theseus
Kadınlar Okulu
Chopin Üzerine Notlar
--reklam--
Tohum Ölmezse
Ayrı Yol
Vatikan'ın Zindanları
Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler
Pastoral Senfoni
Günlük
Sapık Sevgi
--reklam--
Batak
Henri Michaux'yu Tanımak
Seçme Yazılar
Dostoyevski
Pastoral Senfoni - Dar Kapı
Denemeler
SSCB'den Dönüş
--reklam--
Dünya Nimetleri
Cinayet Mahkemesi Anıları
Two Legends: Oedipus and Theseus
Yeni Nimetler
Autumn Leaves
Prometheus ve Theseus
Bataklık
--reklam--
Dostoyevski
--reklam--
André Gide Alıntıları - Sözleri
"Arkadaş, insanların sana sundukları gibi benimseme yaşamı. Yaşamın daha güzel olabileceğine inandır kendini." (Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler)
"İyi duygularladır ki kötü edebiyat yapılır", "Şeytanın yardımı olmayan sanat eseri yoktur." (Seçme Yazılar)
.
Kendin olmaya cesaret et. Bunun da altını çizmeliyim.

Asla yapmacıklık yaparak, insanları sizin gibi yapmak için, taklit ederek ya da çelişme zevki için hiçbir şey yapmayın.

... (Seçme Yazılar)
Hepimiz Tanrı' ya tek başımıza ulaşmak zorundayız. (Dar Kapı)
"Mutsuz değilim. Bu hayatta bana öyle çok şey bahşedilmedi ama bu az şeyle de mutlu olmayı bildim." (Bataklık)
Hasmımı kucaklarım, ama boğmak için. (Denemeler)
--reklam--
Ömrüm beklemekle geçiyor.
Hiç bir şeye başlamağa cesaret edemiyorum. (Günlük)
"..kuruntu sonucu abartılan keder, gerçekteki olguyu aşar. Ah! Eğer, kapılarımızı düşgücümüzün yarattığı canavarlarla kuruntulara açmasaydık, yalnızca yaşamımızdaki kötülükleri görmekle yetinseydik, mutsuzluklarımıza katlanmamız çok daha kolay olurdu." (Pastoral Senfoni)
Çocukluğumuzdan beri kim bilir kaç kez engellemişizdir kendimizi yapmak istediğimiz bir şey için, sırf çevremizdekilerin durmadan ‘yapamaz onu’ demelerini işite işite... (Pastoral Senfoni - Dar Kapı)
"Kurtulduğumu sanırken gittikçe
daha çok tutsak olduğumu, gururuma tutsak olduğumu anlamıyordum.Tanrı'nın beni kafese koyduğunu söylerken bunu demek istiyordum işte.Gururumu erdem gibi gösterdi bana.Tanrı benimle alay etti.Eğleniyor.Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor benimle." (Kalpazanlar)
Sanat eseri, daima tektir. (Denemeler)
Ama insan sadece kendisi için alçak sesle çaldığında, o tanımlanamaz heyecan bitmek bilemez; sanki, sadece sezinlenen, sevgiye düşman ve insanca yakınlığın giremediği bir dünya karşısında duyulan o neredeyse elle tutulur korkunun da sonu gelmez. (Chopin Üzerine Notlar)
Ah, Tanrım! Ölmek için ölümü beklememeyi bah­şet bana. (Yeni Nimetler)
--reklam--
İş mesut olmakta değil --- mesut oldu­ğumu bilsinler istiyorum. (Günlük)
Aslında, görebileceğiniz en iyi, en dürüst, başkasının ayağına basmayan ve tıpkı bir şair gibi, para kazanmak için yaratılmamış, tersine harcamaya ve vermeye her an hazır bir çocuktu. (Tohum Ölmezse)
Ağlamak isterdim. Yazık ki kalbimi bir çölden daha çorak hissediyordum. (Pastoral Senfoni)
"Düşünceler çiçeklere benzer, bozulmadan en çok dayananlar sabah derilenlerdir." (Isabelle)
Ruh bedende ihtiyar olarak doğar, beden ruhu gençleştirmek için ihtiyarlar. Eflatun, Sokrates'in gençliğidir. (Denemeler)
Umudun bir için araladığı o fazlasıyla ağır kapak yeniden kapanıyordu; kuşkusuz bu hep böyle olacaktı: Yasaklıydım. En eşsiz kurtuluşun karşısında durmadan bir gelenekler ve eylemsizlik duvarının yükseldiğini görecektim...Buna boyun eğmek lazım, diyordum kendi kendime ve elbette en iyisi buna gülüp geçmek; kaderin sillesini yiyip hacıyatmaz gibi yeniden dikildiğimiz için kendimize bir gurur payı çıkartmaktaydık; mizacımız buna müsaitti ve tatsız bir havada başlayan yemek şakalaşmalarla son buldu. (Tohum Ölmezse)
-Demek ki, yataktakiler karı-koca ise yapılanlar sapıklık olmaktan çıkar.
-Karı-koca canları ne isterse yapabilirler; buna hakları vardır. Tekrar ediyorum, bu sizleri ilgilendirmez.
-"Hakları vardır"; evet, bu sözü "normal" sözünden daha çok beğendim. (Sapık Sevgi)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/tohum-olmezse-andr-gide-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)