# Toplu Oyunlar-2 - Adalet Ağaoğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Toplu Oyunlar-2 kimin eseri? Toplu Oyunlar-2 kitabının yazarı kimdir? Toplu Oyunlar-2 konusu ve anafikri nedir? Toplu Oyunlar-2 kitabı ne anlatıyor? Toplu Oyunlar-2 PDF indirme linki var mı?  Toplu Oyunlar-2 kitabının yazarı Adalet Ağaoğlu kimdir? İşte Toplu Oyunlar-2 kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/toplu-oyunlar-2-adalet-agaoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-02T08:00:11+03:00
- Güncelleme: 2022-04-02T08:00:11+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/02/adalet-agaoglu-kimdir-adalet-agaoglu-kitaplari-ve-sozleri-191440.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Adalet Ağaoğlu 
 Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları 
 İSBN: 9789944886499 
 Sayfa Sayısı: 299 
--reklam--
Toplu Oyunlar-2 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Bir hiçliğin tam ortasındayken, bazen gözümüz birden birine takılır. Bir kalabalığın içinde, sokakta ya da bir otobüsün önünde..."
"Kendini Yazan Şarkı'nın ismi meçhûl kadın kahramanı (metinde "kız" diye geçiyor) söylese de bu sözleri, aslında hepimiz bir ucundan; belki bir nargilenin marpucundan, belki bir sevgilinin avucundan bırakılıvermişizdir "hiç"liğin tam ortasına. Kimbilir, belki de aslolan "hiçlik"tir de, bir beyhûdeliği baştan belli bir çabayla onu aşmaya; biz "hiç"liğin koyu gölgeli taraflarından kurtaracak bir limana yanaşmaya gayret ederiz göz yaşartıcı bir çabayla. Giderek ve eksilerek anlamını yitiren bir çaba olsa da bu; "ne gerek" var demek yerine, nasılsa diri kalmış yanlarımızla beyhûdeliği besleyerek; hatta kimi zaman "gösteri"yi uzatmak adına, çoktan kaybedilmiş bir kavgayı destekleyerek yürürüz kıyısında ırmakların. Irmakların kıyısında ismi meçhûl bir kadın kahraman (metinde "kız" diye geçiyor), bir tedirginliğin "av sahası"nda gezinse bile, hayata ilişkin kaygılarının ve kuşkularının nafile olduğunu, herkesin vaktin bir merhalesinde çölün çağrısına yargılı bir kafile olduğunu hatırlayacaktır kulaklarındaki muhayyel "walkman"den muhayyel bir "göçtü kervan kaldır dağlar başında" ilâhisi dökülürken...

"Bakın... Dün zaten ölüydüm... Şimdi, yeniden ölürsem hiçbir şey değişmiş olmaz. Oysa bir şey değişmiş olmalı... Hiç değilse bir kişi..."
Sefa Kaplan

Düşünce yüklü ve arayışçı yaratılarına derin hayranlık duyduğum Balkan Naci İslimyeli, romanlarımdan Bir Düğün Gecesi ile Hayır...'ın kapaklarına iki tablosunun dialarını vererek bu basımlara büyük bir estetik katkı sağlamıştı. Toplu Oyunlar'ın bu yeni basımlarının kapakları için de aynı alçakgönüllü katkısına sevincimi ifadeye çok az gelecek teşekkürlerimle...
Adalet Ağaoğlu
--reklam--
Toplu Oyunlar-2 Alıntıları - Sözleri
Korkunç! İşte en kor­kuncu bu! Bıçak tam yerine saplanmazsa acı çek­mekten, yerlerde debelenmektende daha kötü bir şey olacak: Düşünmeye ve anımsamaya vaktim ka­lacak. Bütün ömrümü kahraman olmaya ayırdığım için, okyanusların kıyısına uzanamadığım bir saat­ çiklere acıyacağım. Böceklerle konuşmaya vakit ayırmadığıma, gerçekten sevmeye vakit ayırmadığıma acıyacağım. Bu acıma başladı mı bir kez, bu yazıklama ... Bu ... Sonların en kötüsü olacak.
"Alışmalısın... İnsan her şeye alışır."
"Baba! Baba! Ardımdan ağlamadığını bilmek istiyorum!"
"Dünyanın nesi var? Şimdiki çocuklar kötü."
"Köklü aile çocuklarının ahlâkı bozulmaz. O köksüz aile çocukları için..."
Acıma ve öfke, sindirimi kolaylaştırıcı duygulardır.
--reklam--
Toplu Oyunlar-2 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
KOZALAR: Türkiye siyasi tarihinde yaşanan şiddetin, bölünmüşlüğün, ideolojik çatışmaların zirvesini yaşadığı 70’li yıllar, birçok sanat dalında kendisini göstermiş, bu etkiler absürd, gerçeküstü, kasvetli ve umutsuz bir üslupla ortaya çıkmıştır. Adalet Ağaoğlu’nun iletisi ideolojik açıdan açık, toplumsal rolleri sorgulayan “Kozalar” adlı oyunu 1971 yılında tek perde şeklinde yazılmıştır. Epik ve absürd tiyatronun özelliklerini taşıyan bu oyun, isimsiz üç kadın üzerinden toplumun belirli kesimlerine yapılan bir eleştiridir. Rahatsız ederek sorgulatmayı amaçlar, kurgunun içinde gerçeğin acı mesajını ses, efekt ve abartlılı jest ve mimikler ile vermeyi hedefler. Yazar, ideolojisini oyunun başında gösterilen kısa filmde yer alan savaşları, şehirleşmeyi, makineleşmeyi, silahlanmayı, kaos ortamını, bastırılmayı 20.yüzyılın dünya genelinde yaşanan insanlık krizine eleştiri olarak sunar. Absürd tiyatroya uygun olarak hem görsel hem de çeşitli seslendirmeler yoluyla seyirciye olabilecek bütün duyusal yollarla rahatsızlık verilir, seyirciyi koltuğunda tedirginlik içinde oyuna hazırlar. Perdenin başlamasının ardından eşyaların hareketsizliğinin sağladığı kesinlik ve yerlilik ile oluşan bir konfor alanında karakterler ortaya çıkar. Fakat bu dekorların tekdüzeliği evsahibi kadının entellektüel açıdan yoksun olduğunun sinyallerini baştan verir. Yazar, kadınların uğraşlarını karakterlerine göre şekillendirmiştir. Genel bir inceleme yaparsak, korku ve baskı altında büyüyen insanların yaşamları boyunca her an tetikte ve tedirgin olması bu üç kadında görülen ortak bir özelliktir. Birbirlerinin evlerine gidecek kadar samimi, en basit uğraşlar üzerinden rekabete girecek kadar samimiyetsizdirler. Kadınların hareketleri çok abartı, günlük hayata uymayan şekildedir. Seyirciye bunların gerçekdışı olduğu ses tonlarından -aksırmadan, fıkırdamadan- her an her cümlede, her replikte hissettirilmeye çalışılır. Repliklere dikkatli bakıldığında konuşmaların birbirinin devamı olmadığı, kadınların birbirini duymuyormuşçasına iletişim kuramadan kendilerinden bahsederek sohbet ettiği görülür. Burada psikolojik bir açıdan bakacak olursak, sürekli kendinden bahsetmeye yer arayan insanlar genelde çocukluğundan başlayan (anne-baba, ebeveyn-çocuk, eşler arası iletişimsizlik) dinlenme ihtiyaçlarını gidermek için bu yola başvururlar. En -tek- önemli vazifeleri olan ev hanımlıkta bir kusur işleyiversinler büyük bir hata içinde hisssederler. Çünkü varoluşları anne-eş-ev hanımı olmak üzerine inşa edilmiştir. Kapının ardındaki hayata tamamen yabancıdırlar, yalnızca dışarısının pisliği değil, dışarısının var oluşu bile onları dehşete düşürecek kadar korkutur. Dış dünya hakkında fikirleri o kadar kısıtlıdır ki dışarıdan gelen seslerde ileti ne kadar açık olsa da olayın ne olduğunu kavrayamazlar. Dışarıdaki dünyanın izlerini takip ettiğimizde, başkaldırıların ve büyük bir isyanın olduğunu görürüz. Kadınların ev paylaşımlarından bahsetmesi kolektif yaşama ve bu da komünizme-sosyalizme işaret eder. Toplumdaki bu isyankar sesler o kadar yükselmiştir ki etliye sütlüye bulaşmayan insalar da yaklaşan devrimin ayak seslerini duymaya başlamıştır. Kadınların isyancıları bir insan olarak bile görememesi, en yüksek güvenlik önlemleri aldıkları evlerinde toplumdan büyük ölçüde soyutlandığını gösterir, ve bu onların sonlarını hazırlarlar. Oyundaki diyaloglarda kadınların kullandığı sahiplik ekleri dikkat çeker. Kendilerini, 'şey'lere olan bağlılıkları, kocalarının onlara bakış açısıyla konumlandırmışlardır. Bu ataerkil düzenden rahatsız değillerdir, hatta kendi konfor alanlarını koruyan erkek egemenliğine sahip çıkmaktadırlar. Aynı zamanda kadınlar arasında da bir hiyerarşi mevcuttur. En çok hasetlenen 3. kadındır, çünkü onun çocuğu yoktur ve annelik vazifesi olmayan kadın, toplumun -kadınların- gözünde en altta yer alır. Ağaoğlu “Kozalar” adlı oyununda, tüketime dayalı sistemlerin yarattığı ‘ne kadar eşyaya sahip olursa o kadar fakirleşen’ aç insanları ve kendini toplumdan soyutlayarak kurtulacağını sananların sonunu çok trajik bir yol ile sunar . (Fatma Ay) 
--reklam--
Toplu Oyunlar-2 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Adalet Ağaoğlu - Toplu Oyunlar-2 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Toplu Oyunlar-2 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Adalet Ağaoğlu Kimdir?
Adalet Ağaoğlu (d. Nallıhan, Ankara 1929) romanlarıyla ünlü Türk yazar.
20. yüzyıl Türk edebiyatının en önemli romancılarından biridir. Türkiye'nin değişik dönemlerini ve bu dönemlerin insan hayatlarına etkisini inceleyen eserler vermiştir. Romanları dışında hikaye, oyun, deneme, anı türünde eserler verir.

13 Ekim 1929'da Nallıhan'da dünyaya geldi. Babası, kumaş tüccarı Hafız Mustafa Sümer'dir. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu ve tek kızıdır. Kardeşleri Dr. Cazip Sümer (1925-1975), oyun yazarı, oyuncu Güner Sümer (1936-1977) ve işadamı Ayhan Sümer (1930)'dir.

İlköğrenimini Nallıhan'da tamamladıktan sonra 1938'de ailesi ile birlikte Ankara'ya yerleşti[2] . Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi'nde tamamladıktan sonra 1950 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.

Edebiyata ilgisi lise yaşamında şiirlerle başladı, kısa bir süre sonra oyun yazarlığına yöneldi. İlk defa 1946'da Ulus gazetesinde tiyatro eleştirileri yayımlayarak yazarlığa başladı. 1948-50 arasında Kaynak Dergisi'nde şiirleri yayımlandı.

1951-1970 yılları arasında TRTde çeşitli görevlerde bulundu. Ankara Radyosu'nda göreve başladığı yıl ilk radyo oyunu olan "Aşk Şarkısı'nı" yazdı. Raddyo'da görev yaparken tiyatro oyuncusu ve yönetmen dört arkadaşı (Kartal Tibet, Üner İlsever, Çetin Köroğlu, Nur Sabuncu) ile birlikte Ankara'nın ilk özel tiyatrosu olan "Meydan Sahnesi"'ni kurdu[1]. Meydan Sahne Dergisi'ni çıkardı. 1953 yılında tiyatro konusunda görgü ve bilgisin arttırmak üzere Paris'e gitti[1]. 1953'te Sevim Uzungören'le birlikte yazdığı "Bir Piyes Yazalım" tiyatro oyunu aynı yıl Ankara'da sahnelendi. 1954 yılında mühendis Halim Ağaoğlu ile evlenen sanatçı, ilk romanını yazana kadar oyun yazarlığını sürdürdü. Üst üste yazdığı oyunlarla altmışlı ve yetmişli yılların önde gelen oyun yazarlarından oldu. TRT'nin özerkliğine el konulması gerekçesiyle TRT Radyo Dairesi Başkanlığı'ndan 1970 'te istifa eden sanatçı o tarihten bu yana yazarlıktan başka bir işle uğraşmadı. Edebiyat yaşamının bazı dönemlerinde "Remüs Tealada" ve "Parker Quinck" gibi takma adlar kullanmıştır.

İlk romanı Ölmeye Yatmak, 1973'te yayımlandı. Bu ilk romanından itibaren tüm eserleri yoğun tartışmalara konu oldu. Ölmeye Yatmak, daha sonra yazdığı Bir Düğün Gecesi(1979) ve Hayır (1989) adlı romanlarla bir üçleme oluşturdu ve birçok ödül kazandı. Bir Düğün Gecesi ve Hayır romanları yayınlanır yayınlanmaz, ikinci romanı olan Fikrimin İnce Gülü, dördüncü basımında toplatıldı[3]. "Fikrimin İnce Gülü" romanı hakkında, "askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif (küçük düşürmek)" suçlamasıyla hakkında 1981 yılında dava açılan Ağaoğlu, iki yıl süren davanın ardından aklandı. "Düğün Gecesi" ise soruşturma aşamasında kaldı[4]. Dönemin üç önemli roman ödülüne layık görülmüş olan Bir Düğün Gecesi adlı roman için ayrıca Aldous Huxley'den aşırma olduğu suçlaması ortaya atıldı ve uzun tartışmalara sebep oldu.

Öykü kitapları, denemeler, anı-roman türünde eserler de yayımlayan Ağaoğlu 1991 yılında Çok Uzak Fazla Yakın'la oyun yazarlığına döndü. 1983 yılından beri İstanbul'da yaşayan Ağaoğlu, halen yazmayı sürdürüyor.

Adalet Ağaoğlu'ile ilgili yazıları bir araya getiren arşiv eşi Halim Ağaoğlu tarafından hazırlanmış ve 2003'te Adalet Ağaoğlu'nun yazarlığının 55. yılı anısına Herkes Kendi Kitabının İçini Tanır adı ile basıldı.

1996'da ciddi bir trafik kazası geçiren ve iki yıl hastande yatan Adalet Ağaoğlu[6] için Can Yücel'insöylediği "Sen Türkiye'nin en güzel kazasısın" sözü [kaynak belirtilmeli], Feridun Andaç'ın Adalet Ağaoğlu ile yaptığı nehir söyleşi tarzında bir kitabın adı oldu. Kitap, 2006'da basıldı.

Ağaoğlu, 1986'da kurulan İnsan Hakları Derneği'nin kurucuları arasında yer almış ancak Temmuz 2005'de İHD'nin tek yanlı ırkçı-milliyetçi bir tutum takındığını belirterek ve "PKK yanlısı politika izliyorlar" diyerek istifa etti. Son olarak Ermenilerden özür dileme kampanyasına katılmıştır.

Eserleri

Tiyatro ve Radyo Oyunları
Yaşamak - 1955
Evcilik Oyunu - 1964
Sınırlarda Aşk - 1965
Çatıdaki Çatlak - 1965
Tombala - 1967
Çatıdaki Çatlak 1967
Sınırlarda Aşk-Kış-Barış 1970
Üç Oyun: Bir Kahramanın Ölümü, Çıkış, Kozalar 1973
Kendini Yazan Şarkı 1976
Çok Uzak - Fazla Yakın 1991
Duvar Öyküsü - Çocuklar ve Büyükler için Müzikli Danslı Oyun 1992
Çağımızın Tellalı 2011

Roman

Ölmeye Yatmak 1973
Fikrimin İnce Gülü 1976
Bir Düğün Gecesi 1979
Yazsonu 1980
Üç Beş Kişi 1984
Hayır... 1987
Ruh Üşümesi 1991
Romantik Bir Viyana Yazı 1993

Öykü

Yüksek Gerilim (1974)
Sessizliğin İlk Sesi 1978
Hadi Gidelim 1982
Hayatı Savunma Biçimleri 1997

Deneme

Geçerken 1986
Karşılaşmalar 1993
Başka Karşılaşmalar 1996
Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar 2002
Yeni Karşılaşmalar 2011
Mektup [değiştir]
Mektuplaşmalar (Mehmet Baydur ile birlikte) 2005

Anı
Göç Temizliği 1985
Gece Hayatım 1991
Günlük - Günce [değiştir]
Damla Damla Günler 2004
Damla Damla Günler I-II-III 2007

Ödülleri

1974- TDK Tiyatro Ödülü
1975- Sait Faik Hikaye Armağanı, Yüksek Gerilim ile
1979- Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, Bir Düğün Gecesi ile
1980- Orhan Kemal Roman Armağanı Bir Düğün Gecesi ile
1980- Madaralı Roman Ödülü, Bir Düğün Gecesi ile
1991- Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü, Çok Uzak Çok Yakın ile
1997- Aydın Doğan Roman Ödülü, Romantik Bir Viyana Yazı ile
--reklam--
Adalet Ağaoğlu Kitapları - Eserleri
Ölmeye Yatmak
Bir Düğün Gecesi
Fikrimin İnce Gülü
Hayır...
Ruh Üşümesi
Üç Beş Kişi
Yüksek Gerilim
Yazsonu
Romantik
Sessizliğin İlk Sesi
Dar Zamanlar
Düşme Korkusu
Dert Dinleme Uzmanı
Hadi Gidelim
Göç Temizliği
Hayatı Savunma Biçimleri
Gece Hayatım
Damla Damla Günler I
Damla Damla Günler
Karşılaşmalar
Çok Uzak Fazla Yakın
Geçerken
Başka Karşılaşmalar
Toplu Oyunlar-2
Duvarların Dışında
Toplu Oyunlar - 1
Yeni Karşılaşmalar
Kendini Yazan Şarkı - Evcilik Oyunu
Duvar Öyküsü
Damla Damla Günler 2
Çağımızın Tellalı
Sessiz Bir Adam
Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar
Toplu Oyunlar 3
Damla Damla Günler 3
'An'ların Uzun Soluklu Yazarı
Halim'e İthaflar
Damla Damla Günler 1 / 2
Damla Damla Günler 4
Mektuplaşmalar
Okurunun Yazarı
Toplu Oyunlar
Gece Hayatım
Sessizliğin İlk Sesi
Toplu Öyküler 2
Toplu Öyküler 1
Şiir ve Sinek
Damla Damla Günler - 3
Göç Temizliği
--reklam--
Adalet Ağaoğlu Alıntıları - Sözleri
Sevinç, yaratıcı değildir. Acı, dürter. (Geçerken)
Şöyle üç gün üç gece, yerimden kıpırdamadan uyumak istiyorum. Kendimi öyle yorgun hissediyorum ki.. (Çağımızın Tellalı)
İnsan özlemdir. Kavuşmak için bir aranıştır. Bu yüzden, kendi varlığını tanır tanımaz kişi, bir eş ya da dosttan yoksun kaldığını anlar... (Üç Beş Kişi)
İnsan kendisinin yabancısıdır. (Damla Damla Günler)
Tarihe sorulsa çiğ ve çok atılgan elektrik ışığının bir aydınlık körlüğüne yol açtığını da söyleyebilir bize. Öyle olmasa, Batı Uygarlığı 2000'e artık sadece yedi yılın kaldığı günümüzde din ve ırk kavgalarını görmezlenir miydi? (Başka Karşılaşmalar)
Hem sürekli unutulmak, hem sürekli göz önünde tutulmak. (Üç Beş Kişi)
"Geçmişin kokusu yoktur. Geçmiş erir; kan ve alınteri buharlaşır, havaya karışır gider. Elle tutulur, gözle görülür biçimde geriye kalacak olan sadece taşlardır. Yoksullara seyirlik bir cennet sunmak için zenginlerin yaptırdığı işte bu taştan, mermerden saraylar, duvarlar, heykeller, kiliseler, manastırlar, surlar ve kalelerdir." (Romantik)
Genç Kadın: Ölmek mi? Niçin ölmek? İnsanca yaşamak ve yarınların daha güzel olacağına inanırken ölümü düşünmek niye?
 Ressam: Geçmiş artık çekici değil. Gelecekten de bir şey umulamaz. Her şey gülünç, çirkin, kaba ve budalaca. (Sessiz Bir Adam)
Hak var, hukuk yok. Hukuk var, hak yok. Yazar var, kitap yok. Kitap var, yazar yok. Satış var, okur yok. Okur var, satış yok. (Geçerken)
Gece hayatı gerçek bir yalnızlıktır. Kimse elinden tutamaz, sen kimsenin elinden tutamazsın; asıl yalnızlık gece hayatlarının yalnızlığıdır... (Gece Hayatım)
Yaşam, onun cebinde, hiç bozdurulmamış paralar gibi bütün bütün, yepyeni
duruyordu. (Hadi Gidelim)
Yarın bu düzen değişince, ülkenin yine ekonomistlere, mühendislere, mimarlara, yargıçlara gereksinimi olacak. Ama siz bu alanları size karşı olanların eline bırakmak niyetindesiniz. Gerçekçi bir tutum değil bu. (Bir Düğün Gecesi)
Özgürlük yolu bitmez ve çok pahalı. (Yeni Karşılaşmalar)
Ben de roman yazıyordum ve bu arada kurup kaldırdığım sofraları, ocakta unutup yaktığım yemek tencerelerini; günlük hayatla yaratı sancıları arasında açılan uçurumu bile düşünmüyordum. Romanlık bir rüya sahnesine romanlık bir final arıyordum ve hep gökte arıyordum. (Gece Hayatım)
"Kadını özgür olmayan ülkenin erkeği de özgür değildir" (Ölmeye Yatmak)
"İnsanları sevindirmek, onları biraz gülümsetmek, onların kaygılı yaşamlarını ta içten, yürekten patlayan gülüşlere dönüştürmek isterdim," diyor. "Ama çiçeklerimiz bir demet hüzünken..." (Sessizliğin İlk Sesi)
Düşünüyorum da, çok değil, ama bize gerekli üç beş sağlam değer ölçüsünden giderek yoksun kalan toplumumuzda, yani “her şeyin bunca belirsizleştiği, temel değerlerin üstünü yoğun bir sisin kapladığı” şu ortamda bizim de kurcalamamız gereken nice sorun, üstünden örtüsünü kaldırmamız gereken ne kadar çok hayat var... Ve ölüm... (Geçerken)
"Derin sessizlik. Kuyu gibi. Şimdi beni artık bu sessizlik korkutmakta." (Gece Hayatım)
Bir fikri olmakla bir fikir olmanın hiç de aynı şey demeye gelmediğini anlatan fırsatlar... (Ölmeye Yatmak)
Ne oluyorsa benim içimde oluyordu.Dışımdaki hiçbir şeye egemen değildim.. (Yazsonu)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/toplu-oyunlar-2-adalet-agaoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)