# Toraman - Hüseyin Rahmi Gürpınar Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Toraman kimin eseri? Toraman kitabının yazarı kimdir? Toraman konusu ve anafikri nedir? Toraman kitabı ne anlatıyor? Toraman PDF indirme linki var mı?  Toraman kitabının yazarı Hüseyin Rahmi Gürpınar kimdir? İşte Toraman kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/toraman-huseyin-rahmi-gurpinar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-10T08:00:28+03:00
- Güncelleme: 2022-05-10T08:00:28+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/10/huseyin-rahmi-gurpinar-kimdir-huseyin-rahmi-gurpinar-kitaplari-ve-sozleri-218626.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Hüseyin Rahmi Gürpınar 
 Yayın Evi: Özgür Yayınları 
 İSBN: 9789754473469 
 Sayfa Sayısı: 184 
--reklam--
Toraman Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evlilik kurumunu acımasızca eleştirdiği romanlarından biri de Toraman’dır. Kahramanı Şuayip Efendi, ikinci eş olarak aldığı kızı yaşındaki Binnaz’ın, oğlunun eski sevgilisi olduğunu öğrenince, yaşamı cehenneme döner. Yazar, bu düğümü çözerken, insan ruhunun nasıl karmaşık bir bilmece olduğunu gözler önüne sermektedir. Kendisine özgü gerçekçi-doğalcı anlatımı ve gözlem gücüyle...
--reklam--
Toraman Alıntıları - Sözleri
Avlayacakları insanları kâh memnun etmek kâh üzmek, o yaratılışta karıların sanatları gereğidir.
Dünyada cefa da safa gibi gelir, geçer. Geçmeyen şeyler yalnız vicdan azaplarıdır. İşte onların bazıları mezara kadar sürer.
Seninle lakırdı olmuyor ki… Her laf, yüz yana dal budak salıyor.
- … Bir gün olup da bu felsefeniz kendi aleyhinize dönerse şu saatteki iddianızda sebat gösterecek misiniz?
İhtiyar biraz şaşırarak:
- Deminden: “Binnaz bana bağlı kalsa ben anneni öbür tarafta bırakır, yeni karımla ömrümün devamınca tek karılı olarak yaşamak isterim. Saklamıyorum. Bencillik her şeye üstün geliyor oğlum.” buyurmuştunuz. Kendi bencilliğinize hak verince başkalarınınkini de hoş görmek gerekmez mi?
Koca ihtiyar hiç düşünmeden bu soruya:
- Hay hay!
karşılığını verdi. Toraman babasının gözlerinin içine biraz dikçe bakarak:
- Böyle bir bencillik mazeretiyle Binnaz Hanım’ın da doğruluktan ayrılmasına ihtimal veriyor musunuz?
Şuayip Efendi teessürden sarararak:
- Ey oğlum, kadındır bu... Pek güvenilmez.
- Bu ihtimal, Allah göstermesin, gerçek şekline girdiği gün ne yaparsınız?
İhtiyarın gözleri büyüyerek:
- Sus, sus. Beni şimdi çıldırtırsın.
- Öyle uğursuz bir günde: “Aşk ne emrederse âşık onu yapar.” düsturu sizi avutabilecek mi?
Şuayip Efendi’nin sararan yüzü şimdi morardı. Bir karşılık arıyordu. Oğlu büyük bir atılganlıkla tekrar etti:
- Bu soruma vicdanınızdan gayet doğru bir karşılık isterim.
- Bu düstur beni avutmak değil, belki öldürür.
- Sizi öldürecek bir sözün hükmünü annemin zararına uygulamakta niçin bir sakınca görmüyor, bunu bir tabiat kanunu gibi kabul ediyorsunuz? Böyle düsturların kendi çıkarınıza kullanılışı hoş geliyor da bunlar aleyhinize döndükleri zaman neden üzülüyorsunuz? Hak olan bir şey yarara ya da zarara dönmekle esasta bir değişiklik göstermez.
- Hakkın var oğlum ama insanlığın hali böyle... Ben bu konuda insanüstü bir eşsizlik göstermiyorum. Biz insanlar her çıkarı kendimizden yana, zararı da başkasına karşı çevirmeğe uğraşır dururuz. Biz kuzuyu keser yeriz. Bundan zevk alırız. Kesilmekten zavallı kuzucuğun ne kadar acı duyacağını hiç düşünmeyiz. Fırsat düştükçe birbirimizin zararına izlediğimiz düstur işte hep bu kuzu teorisidir.
Bencillik her şeye üstün geliyor oğlum...
- Ben sana evlenmekten şikâyet ettim. O kadından değil...
- Evlenme ile kadının başka başka şeyler olduklarını bilmiyordum.
Evlendikten bir süre sonra ya kadın erkekten ya erkek kadından ve yahut ki her ikisi birbirinden bıkıyorlar. Evlilik arada uğursuz bir bağ gibi kalıyor. Mesele korkunç bir şekil alıyor. Hangi taraf kuvvetli gelirse öbürünü kahırla evlilik zinciri altında tutup kendisi ötede bildiği gibi zevkini yerine getirmekten geri kalmıyor.
Dünyada cefa da sefa gibi gelir geçer. Geçmeyen şeyler yalnız vicdan azaplarıdır. İşte onların bazıları mezara kadar sürer.
Umutsuzluktan ölüm halleri geçiren Hasnâ'nın bu yalana inanmaya ihtiyacı vardı. Zaten genel hayatın esası bu değil miydi? Büyük yalanlara inanmadıkça insanlık için yaşamak kabil olabiliyor muydu?
Şuayip Efendi’nin genç kadına sahip oluşu mutluluk şeklinde bir felaketti. Mutsuzların felaketlerinden eğlence ortamı çıkarmak, işte âlemin zevk ve neşe sermayesi…
Servinaz'ın Binnaz adlı hayatının yirminci yılına adım atmış, Tanrının özenle ögmüş yaratmış, gerçekten eşsiz bir güzellik ve çekiciliğe sahip, şeytan, fettan bir kızı vardı. Bir temiz, namuslu ortamda yetişseydi birbirinden üstün olan zekâ ve güzelliğiyle kızın değerine paha olmazdı. Fakat bir anadan bin babadan olma bu Binnaz, orospuluk çöplüğünde yetişti, gelişti. Aşktan doğmuş bir güzellik, tutuşmuş iki kalbin alevlerinden firlamış bir yasak aşk çocuğu idi. Yasak şey tatlı olur sözündeki iddiaya bu kızın yaratılışından daha açık bir örnek olamaz. Onun tadını şekerler, ballar ile ölçmek pek kaba ve tatsız düşer. Onu herhangi bir şeye benzeterek anlatmak, göz önüne getirmek mümkün değildir. Edasına, tadına, albenisine söz yoktu. Fakat nihayet pek yürek yakan, en acı ve tehlikeli zehirlere dönen tatlılardandı.
…
Anasının tutkunlarına verdiği gizli ziyafetlerde ruhları titreten gazeller okur, dinliyenlerin, orada hazır bulunanların akıllarını da beraber zıplatacak çiftetelli oynar. Maçiçte, tangoda Parizyana artistlerini gölgede bırakırdı. Anasının göstermelik olarak iş edindiği kavaflıktaki başarısı kızının yüzündendi.

Binnaz'ı billûr şişeye konmuş bir hayat suyu ve neşe pınarı gibi iştahlılarına yalnız dışından yalatır, kimseye bir yudum yutturmazdı. Ateşten yanan bir ağız böyle sızdırılmış, süzülmüş bir sevda içkisini kabın dışından yalamakla nasıl artan bir ateşe uğrarsa buna da dil uzatanlar öyle tutuşurlardı.
Bazen dünyayı kendi hissimize göre tefsir eser, meyelânımızın rûhumuza aksettirdiği hayalâtı hakikat sanırız. Nefse aldanış, aldanmaların en fenasıdır.
Bakma sûrî neş'eme ben vâllahi pek bîçareyim
Gözyaşıyla demlenir bir dil-harâb âvâreyim
Sırr-ı kalbî söylenilmez her devâdan nâ-ümîd
Bağrı dertli, bî-teselli, gönlü bahtı kareyim
Buna şaşar mısın, kızar mısın? Her zaman çilingir körüğü gibi işleyen ağız bu sabah susmuş. Şaşılacak şey... Hayırdır inşallah.
Halini sormak için yüzüne bakanlara gözlerinin acıklı konuşmasıyla dünyada da ruhları yakan bir cehennem olduğunu anlatmaya çalışıyordu
--reklam--
Toraman İncelemesi - Şahsi Yorumlar
toraman, hüseyin rahmi: Şehvet düşkünü bir babanın ailesini ihmalkârlığıyla muhtaç durumda bırakması ve zampara tavırlarıyla düştüğü acınası durumu, oğlunun bu tıynetteki babasından akıllara durgunluk verici bir biçimde öç alışı, kurgudaki mizah ve eleştiri, okuyucuyu romana raptetmektedir. Hüseyin Rahmi, yine İstanbul romancısı ve natüralist kimliğiyle halk içinde cereyan eden facia sahnelerini yazıya dökmüş, kâh güldürmeye kâh ah-vah ettirmeye niyetlenmiş filhakika başarılı da olmuştur. (selman kul) 
Toraman İnceleme: Kitabı Papersense Yayınları'ndan orijinal metin halinde okudum. Kitap olağanüstü akıcı. İlber Ortaylı bir konuşmasında Hüseyin Rahmi Gürpınar kitaplarını da önermişti ve orijinalini okumanın kelime dağarcığı açısından çok faydalı olduğu çünkü kitapların günümüz Türkçesi ya da sadeleşmiş metin halinde yayınlanmasını saçma bulduğunu, böyle bir şeye gerek olmadığını söylemişti. İlber Hoca bu söyleminde haklı. Orijinal metni okurken çok aşırı şekilde eski kelimelere rastlamıyorsunuz ama bazı kelimelerinde anlamına bakmak gerekebiliyor tabi. Zaten çoğu anlamı bilinen kelimeler. Bilmediklerinize rastladığınızda da Hüseyin Rahmi zaten o kelimeyi cümlenin devam eden kısmında açıklıyor.

Daha önce 'Hakka Sığındık' kitabını incelediğimde, kitabı ilk baştan başlayarak, kitabın sonuna değinmeden, olay örgüsünü özetlemiştim. Bu kez son kısmından bir şeyler yazarak incelemeyi tamamlayacağım.

(Son sayfadan)
Ev halkı uyandı. Lambalar yandı. Şuayb Efendi bir kütük kesilmişti. Bir eliyle bir ayağı tutmuyor, dili söylemiyordu. Bütün ifadesi, sönük melül gözlerine toplanmıştı. Hâlini istimzacen yüzüne bakanlara intizarının feci tekellümüyle, dünyada da rûhları yakan bir cehennem olduğunu anlatmaya uğraşıyordu.

Gece tabipler celb edildi. Eczaneler açtırıldı. Her türlü müdavâttan geri durulmadı. Lakin çare bulunamadı. Artık söylemedi. Söyleyemedi. Gördüğü son manzaranın tafsilatını mezara götürdü. Beraber gömüldü.

Şuayb, Binnaz, Aziz(Toraman) Servinaz, Sadberk Hanım, Hasna... (Mehmet Anbarcı) 
Kırkından sonra amcam çeker halayı;): Benim huysuzum, toplum dürtükleyicim, çılgınım Rahmicim oturmuş masasına bir kedisini kucağına öbürünü masasına; eline kalemi almış, kalemi çomak misali zamanın sıradan görünen toplumsal bozukluklarına sokmaya başlamış. Topluma şunu der adeta: "Sen Beethoven'ı sevmiyorsun. Ne kaçırdığından haberin yok. Uvertürleri kanımı coşturuyor. Girişten sonra doğruyu söylemek gerekirse can sıkmaya başlar."
Rahmi'nin de eserleri böyledir. Toplumsal bozukluklar onun kanını coşturur, sizi eğlendirir; sonra o kalemin ucunu sivriltir, sivrilttikçe canını sıkar toplumun.

Bu seneyi yirmi küsür Rahmi eseriyle ve senenin son Rahmi incelemesini Toramanla kapatayım istedim.
Doğan Yayıncılığın tanıtım bülteninde bir yanlışlık olduğunu belirterekten; ana kahramanı, manitasının oğlunun eski sevgilisi değil eskimeyen sevgilisi olduğunu öğrenir... Okuyunca dediğimi anlayacaksınız. Yaş bunalımı yaşayan andropozlu bir erkeğin halleri, buna karısının her kadın gibi tepkilerini. İşin içine bir de oğlu giriyor aman yarabbim buyrun çetrefil sofrasına:) Toramanımız sofraya son oturandı. Toraman bir isim değil burada, bir sevgi gösterisi için kullanılan kelime.
Spoiler vermemek için daha fazla bir şey anlatamıyorum.

Özellikle ilk sayfalarda içimden hihihiler çektiren bir eser oldu. Sıkılmadan okuyacağınız bir eser.
Ve eserin sonunda bütün karakterlere şu soruyu soracaksınız: "Değer miydi? Değmez miydi?" hesabını Rahmi hikayenin sonucuyla da verecek merak etmeyin. Muallakta kalan bir son olmaz onda:) (Verda) 
--reklam--
Toraman PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hüseyin Rahmi Gürpınar - Toraman kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Toraman PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir?
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.

1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. II. Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. 1925-1927 yılları arasında yayımlanan Türk Kadın Yolu adlı derginin yazarları arasındaydı. Sonraki çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa Mezarlığı'na defnedildi.

Edebiyat hayatı
Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasıyla anlatır. Servet-i Fünûncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar. Ertem Eğilmez tarafından 1976 yılında çekilen Süt Kardeşler sinema filminin konusu Hüseyin Rahmi'nin Gulyabani (1913) isimli romanından uyarlanmıştır. Bağımsız sanatçılardan biri olarak da anılır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları ve öyküleri yeni nesiller tarafından da kolayca anlaşılabilmesi için 1960 sonrasında içinde Mustafa Nihat Özön'ün de yer aldığı bir edebî kurulca sadeleştirilmişti. Bu sadeleştirme kimilerince yerinde bulunurken kimileri de özgün dilin dokunulmadan bırakılması gerektiğini savunmuşlardı.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Hüseyin_Rahmi_Gürpınar
--reklam--
Hüseyin Rahmi Gürpınar Kitapları - Eserleri
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç
Gulyabani
Efsuncu Baba
Mürebbiye
Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür
Şık
Şıpsevdi
Hazan Bülbülü
Melek Sanmıştım Şeytanı
Hakka Sığındık
Gulyabani - Gönül Ticareti
İki Hödüğün Seyahati
Evlere Şenlik Kaynanam Nasıl Kudurdu?
Ben Deli miyim?
Cadı
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç - Melek Sanmıştım Şeytanı
Kadınlar Vaizi
Gönül Ticareti
İffet
Sevda Peşinde
Kesik Baş
Mürebbiye - Şeytan İşi
Şeytan İşi
Deli Filozof
Meyhanede Kadınlar
Dirilen İskelet
Kaderin Cilvesi
Utanmaz Adam
Nimetşinas
Tesadüf
Boşanmış Kadın
Hayattan Sayfalar
Öldüren Öpücük
Kokotlar Mektebi
Kaynanam Nasıl Kudurdu? - Muhabbet Tılsımı
Mezarından Kalkan Şehit
Cehennemlik
Ölüm Bir Kurtuluş Mudur?
İnsan Önce Maymun muydu?
Acı Gülüş
Ölüler Yaşıyorlar mı?
Can Pazarı
Toraman
Metres
Mezarından Kalkan Şehit - Mutallaka
Billur Kalp
Eşkıya İninde
Bir Sevda Denklemi
Gulyabani / Gönül Ticareti / Melek Sanmıştım Şeytanı
Son Arzu - Evlere Şenlik Kaynanam Nasıl Kudurdu?
Dünyanın Mihveri Kadın mı, Para mı?
Tünelden İlk Çıkış
Nimetşinas - Toraman
İmrenilecek Bir Ölüm
Namuslu Kokotlar
Kesik Baş - Utanmaz Adam
Kesik Baş - Ölüm Bir Kurtuluş mudur?
Efsuncu Baba - Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür
Tesadüf - Muhabbet Tılsımı
Eşkiya İninde / İki Damla Yaş
Kadın Erkekleşince
Aşk Batağı
Namusla Açlık Meselesi
Cadı Çarpıyor - Şakavet-i Edebiyye
Gulyabani
Eti Senin Kemiği Benim
Son Arzu - Tokuşan Kafalar
Gazetecilikte İlk Yazılarım
Tesadüf / Şeytan İşi
Gazetecilikte Son Yazılarım 3
Gazetecilikte Son Yazılarım 2
Şehirde Bir Şekavet
Tutuşmuş Gönüller
Son Arzu
Gazetecilikte Son Yazılarım 1
Muhabbet Tılsımı
Gazetecilikte Son Yazılarım 4
Mezarından Kalkan Şehit
Nimetşinas - Hakk'a Sığındık - Meyhanede Kadınlar
Salgından Allah'a Sığındık
Çocuk Yüreklerde Seçme Öyküler
Çocuk Yüreklerde Gulyabani
Sanat ve Edebiyat
--reklam--
Hüseyin Rahmi Gürpınar Alıntıları - Sözleri
- Kocasını şiddetle seven bir kadın için mutlu olmasın?
- Bir taraflı muhabbetlerden çoğunlukla felaketler doğar. Oğlan onu sevmedikten sonra geçim olur mu? (Kadın Erkekleşince)
Saçı uzun aklı kısa hükmüyle alnımıza birer ahmaklık damgası vurmuşlar, bu uğursuz etiketin altında insanlığımız unutulup gidiyor. (Kadınlar Vaizi)
"Zaten aileler içinde ne kadar fasit ve münasebetsiz olursa olsun hep kadının dediği olur. Erkeğin amirliği laftan ibarettir." (Son Arzu - Evlere Şenlik Kaynanam Nasıl Kudurdu?)
İnsan insanın aynasıdır derler. (Hazan Bülbülü)
Acı bir tecrübenin verdiği uğursuz bir netice ile söylüyorum ki güzellikle zekânın birleşmiş olduğu bir kadınla evlenmeye kimse özenmesin. (Öldüren Öpücük)
Zaman her şeyin foyasını meydana çıkarmak kuvvetini haizdir.

Haiz: sahip, malik (Şıpsevdi)
Bir kadının gönlüne cidden sahip ve hakim olamadıktan sonra onu zorla,baskıyla kendinize boyun eğdirmiş görünmekte ne lezzet bulunur? (Sevda Peşinde)
-
"Bana bir kelime yalan söylemenin
ne büyük bir cinayet olduğunu anlayabilsen." (Tesadüf)
insan yasak edildiği şeye
şiddetle düşkün oluyor .. (Melek Sanmıştım Şeytanı)
Hayriye hanım:"Zaman pek tuhaf oldu.Doğru söyledin mi adama sinirli diyorlar.Biraz daha ileri vardın mı deli diyorlar.Bu vakitte sinir herkeste var.Akıllısında da delisinde de.Ne işitirsen,ne görürsen ha evet efendim pekâlâ diyeceksin.Âlâ âlâ,hep aliyülâlâ.Fakat insaf ediniz.Âlâ denecek ortada ne var? Bu kıtlık mı âlâ.Evlatlar analarını babalarını öldürüyorlar o mu âlâ ?" (Mürebbiye - Şeytan İşi)
Kadın ölümle susturuluyor. Ne olduğu anlaşılmaya kalkışılmayan yara toprakla örtülüyor. Bu irinin binlerce benzeri toplum hayatında cerahatlerini saçıp duruyor. Kadın niçin gönlünü kocasından alıp da başkasına veriyor? Bu «fantazya» hercailiği midir? Yoksa bünyenin, ruhun yenilmez bir sempati, antipati zorlaması mıdır? (Gulyabani / Gönül Ticareti / Melek Sanmıştım Şeytanı)
"Köpek yestehlemekle deniz mundar olmaz." (Son Arzu - Evlere Şenlik Kaynanam Nasıl Kudurdu?)
— Tayfur, yolumdan çekil...
— Hangi yolundan ulan? Yollar belediyenindir. (İnsan Önce Maymun muydu?)
Kanın temizleyemeyeceği hiçbir leke yoktur (Kaynanam Nasıl Kudurdu? - Muhabbet Tılsımı)
Vücudu yıprandıran şeylerin başlıcası gam, keder, üzüntü... (Cehennemlik)
Her zaman bela bize gelmez, bazı bazı gidip onu buluruz. (Can Pazarı)
Ziyade kabzedemem rızkımı mukadderden

"Rızkımı kaderimin bana verdiğinden fazla alamam." (Gazetecilikte Son Yazılarım 2)
her ferdin ölümü kendi için bir kıyamet demektir (Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç)
"Ömür denilen şey sürekli değişimden ibaret. İhtiyarlık bir kere insanın yakasına çökerse artık geçmiş ola..." (Hazan Bülbülü)
Hiçbir hususta gerçekleri gizlemekle mutluluğu temin etmek mümkün olamaz. (Sevda Peşinde)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/toraman-huseyin-rahmi-gurpinar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)