# Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar - Fuad Köprülü Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kimin eseri? Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabının yazarı kimdir? Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar konusu ve anafikri nedir? Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabı ne anlatıyor? Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar PDF indirme linki var mı?  Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabının yazarı Fuad Köprülü kimdir? İşte Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/turk-edebiyatinda-ilk-mutasavviflar-fuad-koprulu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-21T08:00:05+03:00
- Güncelleme: 2022-04-21T08:00:05+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/21/fuad-koprulu-kimdir-fuad-koprulu-kitaplari-ve-sozleri-204704.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Fuad Köprülü 
 Yayın Evi: Akçağ Yayınları 
 İSBN: 9753384793 
 Sayfa Sayısı: 383 
--reklam--
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar'da geniş ve kapsamlı olarak sunulan bilgiden başka, araştırılması gereken bilimsel kavramlara da dikkat çekilmiştir.
 

--reklam--
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar Alıntıları - Sözleri
“Bizim kanaatimize göre, Ahmed Yesevî zuhur ettiği zaman, Türk âlemi epey uzun bir zamandan beri -herhalde IV. asırdan beri- tasavvuf fikirlerine alışmış, mutasavvıfların menkibe ve kerametleri yalnız şehirlerde değil, göçebe Türkler arasında bile az çok yayılmıştı. İlahiler ve şiirler okuyan, Allah rızası için halka birçok iyilikte bulunan, onlara cennet ve saadet yollarını gösteren dervişleri, Türkler -eskiden dinî bir kutsiyet verdikleri- ozanlara benzeterek hararetle kabul ediyor ve dediklerine inanıyorlardı. Bu suretle eski ozanların yerini, "ata" veya "bab" unvanlı birtakım dervişler almıştı: Hazreti Peygamber'in sahabelerinden olarak gösterilen Arslan Baba; menkibeye göre İslam dinini anlama maksadıyla Türkistan'dan Ceziretü'l-Arap'a gelmiş ve Hazreti Ebû Bekir ile görüşerek İslamiyeti kabul eylemiş olan ozanlar piri meşhur Korkud Ata ve Çoban Ața işte bunlardan kalmış birer hatırayı yaşatıyordu.”
“Esasen Ahmed Yesevi büyük bir tarikat kurucusu ve şairlik kabiliyetinden çok mahrum şeriatçi bir âlim olduğu halde; Yunus onun aksine ilahi bir şair ve tasavvufu ruhunun ihtiyacı olarak kucaklamış sade bir dervişti. Birinin ağırbaşlı, donuk ve kuru edası, diğerinin sade ve ümmiyane samimilik tavrı bundandır.”
Gitti bu kış zûlmeti geldi bahar nâz ile
Yeni nebatlar bitti cünbüş oldu yaz ile
“Bektaş Veli daha çocukken birçok kerametler gösterdi: Bir gün Lokman-ı Perende onun yanına girdiği zaman, odayı nur ile dolu görüp şaşırdı, etrafına bakındı; Bektaş'ın sağında ve solunda iki nurani zat vardı ve Bektaş'a Kuran okutuyorlardı. Lokman girer girmez hemen onlar kayboldular. Lokman, çocuğa "Bunlar kimdir?" diye sordu. Birinin Hazreti Peygamber, diğerinin de Hazreti Ali olduğunu anladı.”
Hoca Ahmed Yesevî daha çocukluğundan beri Peygamber'in hiçbir sünnetine bağlılıktan geri kalmamıştı. Bu yüzden altmış üç yaşına gelir gelmez, Hazreti Peygamber o senede bu fani dünyadan göçtükleri için, Hoca Ahmed de o sünnete bağlı olduğundan yeraltında gizlenmek istedi ve tekkesinin bir tarafına bir çille-hane yaptırdı ve ölümüne dek orada yaşamını sürdürdü.
... Birbirine bağlı ve birbiri üzerinde tesirli bir hadiseler zümresinin yalnız bazısını göz önüne almak geri kalanlardan habersiz olmak menşei ihmal etmek ve buna rağmen o hadiseleri anlamaya çalışmak daima yanış neticeler verecektir İslamiyet öncesi T.E anlamadan İslamiyetten sonraki devirleri izah etmek Osmanlıların teşekkülüne kadar Orta ve Küçük Asyada nasıl bir edebiyat olduğunu bilmeden Osmanlı Edebiyatının teşekkülünü idrake muvafak olmak imkansızdır... Nevai bilinmeden ...
Hak yoluna gitmek kolay değildir. Aşk yolu çok feyizli olmakla beraber, sonsuz müşküllerle doludur. "Bu çok azaplı yollara girenin hali haraptır, o yollarda ne kadar aşık toprak oldu..."
Birbirine bağlı ve birbiri üzerinde tesirli hadiselerin yalnız bazılarını göz önüne alarak, geri kalanların varlığından habersiz olmak daima yanlış neticeler verir.
...Türklerin o devre ait bütün sosyal müesseselerinde, lisanda, dinde, ahlak ve adetlerde, hukukta, tamamıyla kavmin ruhunu ve şahsiyetini gösteren iptidai bir "asliyet" vardı.
--reklam--
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitaba baktığımda aklımda ilk canlanan şey Adolf Hitler oluyor. Köprülü'nün, Hitler'e hayranlığı olup olmadığı zihnimi bir süre meşgul ediyor. Sonrasında Nureddin Topçu'nun evinde asılı olan üç fotoğraftan birisinde 2. Dünya Savaşı'nın günah keçisi ilan edilen Adolf Hitler oluşu geliyor aklıma. Almanya hüsrana uğradıktan sonra Milli Şef'in bıyıklarını kestiğini ve diğer vekillere kesme talimatı verdiğini de öğreniyorum. 1. Dünya savaşında mahvedilen Almanya'nın milliyetçilerinin intikam duygusu yanında diğerleri çok mu masum kalıyor? Tüm bu sorular cevap aramadan geçiştiriyorum..

Sonrasında kitabın adındaki 'mutasavvıf' kelimesi dikkatimi celp ediyor. Mutasavvıf, tasavvuf, sufi, sofu, tarikat, mürit, halife, dergâh, tekke, zaviye, Teoman Duralı hocanın deyişiyle filosof kelimeleri zihnimde canlanıyor. Daha kitabı açmadan zihnimde intibalar oluşmaya başlıyor.

Sosyal ilimler alanındaki en büyük profesörlerimizden olan Fuad Köprülü bu eserin ilk baskısını 28 yaşında iken 2.5 senede tamamlıyor. Böyle bir eserin hakkını verebilmek için Tarih, Edebiyat, İslâm, Sosyoloji alanlarında ilim sahibi olmak gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden kitabı açtığınızda Mehmed Fuad'ın kariyeri hakkında malumatlar içermesinin kitabı okuyacaklar için önemli olduğuna inanıyorum. Bu kariyerde birisi bu işin hakkından gelebilir inancı ile başlıyorum okumaya..

Eser iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Hoca Ahmet Yesevi çevresinde işlenirken ikinci bölüm Yunus Emre çevresinde ele alınıyor. Başlangıç kısmında Türklerin İslâmiyetle alakaları, tasavvuf, eserin yazılış amacı, tarzı ve özeleştirisi yapılıyor.

Birinci bölümün ilk kısmında Ahmet Yesevi'ye kadar Türk edebiyatı, dönemin eserleri, metinleri, alimleri, toplumsal yapı hakkında bilgiler veriliyor. Sonrasında Ahmet Yesevi'nin menkıbevi ve tarihi hayatı ayrı ayrı ve özenle işleniyor. Ahmet Yesevi'nin hocaları, halifeleri, yayılışı etki ettiği diyarlarla ilgili bilgiler, tahminler, fikirler... Sonrasında Yesevi tarikatı ve bu tarikattan doğan tarikatlar işleniyor. Sonrasında Ahmet Yesevi'nin Divanı Hikmeti hakkında tüm yönleriyle muhteşem bir inceleme. Tabi sadece bununla sınırlı kalmıyor. Kaşgarlı Mahmut, Edip Ahmet Yükneki hayatları ve eserlerine de değinilip bunlar üzerine edebi, lisani, sosyolojik vb... karşılaştırmalar yapılıyor. Birinci bölümün sonunda yazar değerlendirmeler yaprak neticeleri kaleme alıyor.

İkinci bölümde aynı yol bu sefer Yunus Emre üzerinden izleniyor. Yunus Emre'nin etkilendiği ve etkilediği mutasavvıflar, o dönemde Anadolu'daki Arabi-Farisi edebiyatın ve alimlerin etkileri, eserleri.. vb hakkında bilgiler veriliyor. İkinci bölümün sonunda yine değerlendirmelerle neticeler aktarılıyor.

İki mutasavvıf şairin benzerlikleri, edebiyatta, sosyal hayatta, din anlayışında bıraktıkları etkiler, tespitler, değerlendirmeler, kaynaklar insanın başını döndürüyor¹ diyebilirim.

Elimizdeki eserin dilinden bahsetmek gerekirse, eserin 4. baskına sahibiz. Köprülü, talebesi F.A. Tansel ile 2. baskıda tasfiye ve sadeleştirme çalışmaları yaparken ne yazık ki beklenmedik bir trafik kazası geçiriyor. 6-7 ay sonra da vefat ediyor. Tensel bey, hocası ile başladığı metodda çalışmaları tamamlayarak Dr. Orhan F. Köprülü'nün de katkılarıyla baskıya hazır hale getiriyor. Dolayısıyla eserin dili 21. asrın ruhu yaralı Türkçesi'ne de uygun hale getiriliyor.

Eserin sonuna geldiğimizde bir çok hisse kapılıyorum. Bunlardan birisi, bu toprakları vatan haline getirişimizde kılıç payının tahminimden az oluşu. Yani bir devleti kısa sürede yıkabilir, bir günde haraca bağlayabilir, topraklarınıza katabilirsiniz ama vatan haline getirmenin ne kadar zor, uzun ve meşakkatli olduğu daha iyi öğreniyorum bu kitapla. Tasavvufun, şairlerin Anadolu'nun vatan haline getirilişinde, Türkçe’nin olgunlaşmasında, Farsça karşısında ayakta kalmasında ne kadar mühim ve siperane bir rol aldığını fark ediyorum. Yanlış anlaşılmasın, Farsçanın da Arapça'nın da dilimize vatanımıza katkısı tartışılamaz. Mevlana'nın adını anmak bu hususta ziyadesiyle yeter diye düşünüyorum.

 Yunus Emre olmasaydı, tasavvuf şiiri olmasaydı Türkçe ayakta kalabilir miydi? Türklük, Türkçe ne durumda olurdu, Türk vatanından bahsedebilir miydik?

Eserin bende uyandırdığı tasavvurlardan bir tanesi yazarın adıyla da müsemma Boğaz Köprüsü oluyor. Kitap, Hoca Ahmet Yesevi ve Yunus Emre etrafında işleniyor demiştim. Bu iki Mutasavvıf şair boğaz köprüsünün iki direği olarak zihnimde canlanıyor. İki direği birbirine bağlayan, kenetleyen her halat, her demir nasıl ki bir şey ifade ediyor bir vazife görüyor ise zihninizde öyle tasavvur edin bu insanları, onların etkiledikleri, etkilendikleri kişileri, milletin inşasına bir de bu açıdan bakın. İslâmın, Türkçenin, Alplerin, Gaza beylerinin, bu köprünün inşasında birer demir, tel, halat,çakıl tanesi olduğunu tasavvur ediyorum. Bu köprünün mimarı Allah'a hamdü senalar olsun. Bu vatana sebep olan her bir parçaya ne kadar teşekkür etsek azdır. Teşekkür etmek bir adımdır sadece. Boğaz köprüsü yıkıldığında onu telafi edebilirsiniz, daha güçlü daha elverişli bir hale getirebilirsiniz başka köprüler de var diyebilirsiniz. Ama bu vatanı vatan haline getiren köprüyü yıkarsanız, bağlarına kentlerine zarar verirseniz, yıkılmasına göz yumarsanız ya da o köprüyü görmezden gelirseniz işte onu telafi edemezsiniz.

Bu eseri okurken aklımı sürekli işgal eden Mustafa Kemal'in şu sözünü paylaşmak istiyorum: “Ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat medeniyet (uygarlık) tarikatıdır.

Ehli tasavvufun ret ehli politikanın baş tacı edildiği bir çağda, kimseyi bununla yargılamak niyetinde değilim elbette.
 Şu konuda haklı olarak içerleniyorum. Tasavvufu kötülüyoruz, küçümsüyoruz ama kültürümüzü birileri hakir gördüğünde, gösterdiğinde Yunus Emrelere, Mevlanalara sarılan yine bizler oluyoruz. Sonrasında yine politikanın acı reçetelerine boyun eğen yine bizler oluyoruz.

Eserin zihnimde uyandırdığı bir başka tasavvur Fırat nehri oldu. Kitaba başlamadan önce Fatsa'dan Urfa'ya oradan Antep'e bir yolculuk gerçekleştirdim. Divriği Camiyi görebilmek için bu kez farklı bir güzergah tercih etmiştim. Farklı duygular yaşadım bu seyahatte. Fethi ağabeyin yazılarında hasretle bahsettiği Arapgir'i de görmüş olduk farklı bir hüzün oluştu, rahmet olsun. Sonrasında harabeye dönmüş ve sanki terk edilmiş köyler görmek, bomboş ovalar ve bozkırlar beni iyiden iyiye hüzne soktu. Atalarımızın o mücadeleleri geldi gözümün önüne. Canlarını uğruna feda ettikleri toprakların yetim bırakılışı bir yanda sosyal mecrada vatanın bir karış toprağı için savaşmaya hazır milyonlar diğer yanda. Savaşın top sesi ile izafe edildiği bir çağda bu tür çelişkilerle yüzleşmek, başbaşa kalmak kırıyor hevesimi.

Şahlanan bir atın saçlarını andıran Fırat üzerinden geçiyorum Keban'da. Oradan Hazar gölünün eşşiz güzelliğine ulaştığımda, İsmet Özel'in ve Neşet Ertaş'ın muazzam sözleri dokunuyor kalbime: "Birbirine gönülden bağlı olanların bağını koparamazsınız, çünkü gönüllerin birbirine nereden bağlı olduğunu asla bilemezsiniz." "Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez" Aklına böyle şeyler nerden geliyor diyebilirsiniz. Daha önceden bu devasa ve harika gölün etrafında gezme, çay içme birkaç kez fırsatım oldu. Bu kadar güzel gölü besleyen bir akarsu yoktu etrafında. Bu kez Keban üzerinden Sivrice'ye inince Fırat nehri ile Hazar gölünün gönül bağını hissettim. Öyle bağlar tesis olunuyor ki, ummadığınız anda, ummadığınız yerde koruyor, kurtarıyor, güzelliklere sebep oluyor neticede hayrete gark ediyor. Ne bağlar vardır daha kim bilir..

 3 hafta geçiyor aradan Gaziantep'e giderken tekrar Fırat Nehri üzerinden geçiyorum. Umutlarım artıyor. Sonra haritayı açıp Fırat'ı izliyorum, yakınlarında akarsu bağı olmayan göller, kopacak dediğiniz yerde tekrar genişleyen pes etmeyen diyar diyar gezen bu nehir Dicle Nehri ile kavuşup Hazar Denizi'ne Karadeniz'in dağlarından aldığı emaneti bırakıyor. Bir tasavvuf silsilesi gibi hatta daha fazlası. Tarikat yol demektir. Bir yerden bağlanan yollar sonra ayrılarak birleşerek örümcek ağını andırıyor. Anadolu'yu İslâm ile yoğurup vatan haline getiren tasavvuf ağı. Ben de bu eseri okuma bahtına yolculukta eriştim. Vatanımın kıymetini anlamak için okuduğum bu eserin manasını hissedeyim diye vatanım el birliği yaptı sanki. Suyun sızladığını bir nebze tatmış oldum.

1: Baş dönmesinden bahsediyordum. Bu kitabı takdir etmek haddim değil. Büyükler küçükleri takdir eder. Dolayısıyla bu esere 10 puan verecek seviyede değilim. 9 puan verecek seviyede hiç değilim! (Oldi) 
TÜRK EDEBİYATINDA İLK MUTASAVVIFLAR-M.FUAD KÖPRÜLÜ: Köprülü eserinde dört önemli tarihsel şahsiyetin üzerinde durmuştur. Bu kişiler; Ahmed Yesevi, Hacı Bektaş, Mevlana ve Yunus Emre'dir.
Türklerin İslamiyeti kabulünde ekol olmuş kült bir eser. Hoca Ahmet Yesevi üzerinden Türk İslamligıni anlatan ve Türk İslam anlayışının kökenleri ve diger İslam anlayışlarından farkini anlatan muaazzam bir eser. İslam öncesi Türk inanç ve geleneklerinin nasil gunumuzde şekil değiştirdiği ve yaşadığını anlatan ardillarina isik tutan kaynak bir eser. 2.Kisim Yunus Emre de Anadolu ve Türk İslami geleneğinin temelleri deyisler ve tarihi mistik koklerden anlatilmis. (Rüveyda) 
Türkistanlı Ahmet Yesevî ile Anadolulu Yunus Emre gibi iki ölümsüz Türk tasavvuf adamının hayatlarını anlatırken, bir yandan da onların yaşadığı dönemlere dair tarih, edebiyat, siyaset, kültür ve dil alanındaki tüm gelişmeleri ve bilgileri okurlarına aktarmayı başaran Fuad Köprülü'nün kullandığı uçsuz bucaksız malzeme ve bilimsel yöntem göz kamaştıracak bir berraklığa sahiptir. Pek çok eleştirmen tarafından Köprülü'nün başyapıtı olarak kabul edilen Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar tasavvuf alanıyla ilgilenmek isteyen herkes için büyük bir kaynak ve yol gösterici olma özelliğini asla kaybetmemiştir ve kaybetmeyecektir.
(Tanıtım Bülteninden) (Mehmet Fatih Kalender) 
--reklam--
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Fuad Köprülü - Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Fuad Köprülü Kimdir?
Fuad Köprülü 4 Aralık 1890’da İstanbul’da doğdu. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın soyundan gelmektedir. Edebiyat ve tarih alanında ilerlemek için hukuk öğrenimini yarıda bıraktı.

1909’da Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. Şiirlerini 1913’e kadar Mehasin ve Servet-i Fünun dergilerinde yayımladı. Bu yıllarda “Milli Edebiyat” ve “Yeni Lisan” akımlarına karşıydı. 1910’dan sonra İstanbul’un çeşitli okullarında Türkçe ve edebiyat okuttu, liselerin edebiyat programını düzenledi. Ziya Gökalp çevresine girdikten sonra Milli Edebiyat akımını benimsedi; Türk tarihinin ilk dönemlerine kadar indi, ilk Türk topluluklarının tarih ve edebiyatlarını inceledi. 1913’te, Halit Ziya Uşaklıgil’den boşalan İstanbul Darülfünunu Türk edebiyatı tarihi müderrisliğine getirildi. Aynı yıl Bilgi dergisinde Türk edebiyatının hangi yöntemle incelenmesi gerektiğini tartışan “Türk Edebiyatı Tarihinde Usul” adlı yazısı çıktı.

İlk büyük yapıtı ''Türk Edebiyatı’nda İlk Mutasavvıflar’'ı yayımlandı. 1923’te Edebiyat Fakültesi dekanı oldu, ''Türkiye Tarihi'' adlı kitabını çıkardı. 1925’te Türkiyat Mecmuası’nı çıkarmaya başladı, ünü giderek dünyaya yayıldı, birçok uluslararası kongreye Türkiye temsilcisi olarak katıldı. 1928’de Türk Tarih Encümeni Başkanlığına seçildi. 1931’de Türk Hukuk Tarihi Mecmuası’nı çıkarmaya başladı; 1932-1934 arasında Divan Edebiyatı Antolojisi’ni çıkardı. 1933’te ordinaryüs profesör oldu, İstanbul Üniversitesi’nde birkaç kez dekanlık yaptı. 1934’te siyasete atılarak Kars milletvekili oldu. 1936-1941 arasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’yle Siyasal Bilgiler Okulu’nda ders verdi. 1935’te, Paris’te Türk Tetkikleri Merkezi’nde verdiği konferansların toplamı olan Les Origines de L’Empire Otoman (Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu) adlı kitabı yayımlandı ve büyük yankı uyandırdı.Heidelberg, Atina ve Sorbonne üniversitelerince onursal doktorluk sanı verilen, bilim kuruluşlarınca onur üyeliğine seçilen Köprülü 1941’den sonra İslam Ansiklopedisi’nin yayımına katıldı. V.(Ara Seçim), VI., VII. Dönem Kars, VIII., IX., X. Dönem İstanbul milletvekilliğine, hem de İstanbul ve Ankara üniversitelerindeki görevlerine devam etti.

Celal Bayar, Adnan Menderes ve Refik Koraltan ile Demokrat Parti'yi kurdu. Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 seçimlerini kazanıp iktidara gelince, dışişleri bakanı oldu. 1956’ya kadar sürdürdüğü bu görevi sırasında Türkiye’nin NATO’ya girişinde etkin rol oynadı. 5 Temmuz 1957'de "kurduğu partiyi tanıyamadığını" söyleyerek Demokrat Partiden resmen istifa etti ve aynı yıl Hürriyet Partisi ne girdi. Asıl yararlı çalışmalarını Türk Edebiyatı ve Türk Halk Edebiyatı araştırmaları oluşturur. Çok verimli bir araştırmacı olan Köprülü, ardında 1500'ü aşkın kitap ve makale bırakmıştır.

Fuad Köprülü 15 Ekim 1965 tarihinde Ankara'da Türk Tarih Kurumu'ndan evine yürüyerek gittiği bir sırada, trafik kazası geçiren Köprülü, daha sonra tedavi gördüğü Istanbul Baltalimanı Hastahanesi'nde, 28 Haziran 1966'da vefat etti. Cenazesi, 1 Temmuz Cuma günü Beyezid Camii'nde kılınan namaz ve Istanbul Üniversitesin'nde yapılan merasimden sonra Çemberlitaş'ta Köprülü Mescidi'ne bitişik aile kabristanına defnedildi.
--reklam--
Fuad Köprülü Kitapları - Eserleri
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar
Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluşu
Mehmet Fuad Köprülü Külliyatı-3
Mehmet Fuad Köprülü Külliyatı 1
Anadolu'da İslamiyet
Edebiyat Araştırmaları 1
Divan Edebiyatı Antolojisi
Nasrettin Hoca
Mehmet Fuad Köprülü Külliyatı 2 İslam Medeniyeti Tarihi
Osmanlı'nın Etnik Kökeni
Türk Tarih-i Dinisi
Edebiyat Araştırmaları 2
Tarih Araştırmaları 1
Eski Türk Sanatı ve Avrupa'ya Etkisi
Anadolu'da İslamiyet
Köprülü'den Seçmeler
Türk Edebiyatı Tarihi
İslam ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müessesesi
Hanedenlar, İnsanlar ve Yerler - İslam Ansiklopedisi Tarih Yazıları
İslam ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müessesesi
Fuad Köprülü Armağanı (60. Doğum Yılı Münasebetiyle)
Demokrasi Yolunda
Saz Şairleri
Türk Edebiyatı Ders Notları
Bugünkü Edebiyat
Vakıfların Hukuki Mahiyeti
Eski Şairlerimiz: Divan Edebiyatı Antolojisi
Sevgili Kızım
Türk Dilinin Sarf ve Nahvi
Mehmet Fuad Köprülü Külliyatı-7
Türkiye Tarihi
Hayat-ı Fikriyye
--reklam--
Fuad Köprülü Alıntıları - Sözleri
SÛFÎLİĞİN İNKİŞÂF VE İNTİŞÂRI

"İslâm tasavvufunun asıl menşei addedebileceğimiz zāhidlik cereyānına gelince: Zamān-ı Saadet'ten başlayarak, bu cereyāna tesādüf ediyoruz.(*) Fakat sonradan iddiā edildiği gibi, Cenāb-ı Peygamber'in Hazret-i Ebû Bekir ve Ali'ye birtakım telkînātta bulunarak sûfîliğin esāsını vaz' ettiği, tārîhen esassızdır.
İptidā, 'sûfî' nāmını alarak Sûriye'de ilk zāviyeyi kuran, (150 h.)'de ölen Kûfeli Ebû Hāşim'dir. Ondan sonra; Süfyān-ı Sevrî (vefātı 168 h.), Zü'n-Nûn-ı Mısrî (vefātı 245 h.), Horasanlı Bāyezîd-i Bistāmî (vefātı 261 h.), fāciā-i şehādetiyle meşhûr Hallāc (vefātı 309 h.), Cüneyd-i Bağdādî gibi birçok büyük sûfîler yetişerek, her türlü māniālara, hattā tekfîr ve tahkirlere rağmen, mesleklerini neşrediyorlardı.

İlk asırlarda müteşerri'ler tarafından hoş görülmeyen sûfîler, Ebu'l-Kāsım Kuşeyrî (vefātı 465 h.)'nin, Sûfiyye mesleğinin Ehl-i Sünnet 'akāidine mugāyir olmadığını göstermek maksadıyla sarf ettiği büyük mesāîden ve bilhāssa, Gazālî'nin (450-455 h.) pek kıymetli eserlerinden sonra, efkâr-ı umūmiyyede hürmet kazanmaya başladı."
(...)
------
(*) "Daha, Zamān-ı Peygamberî'de mevcūdiyyetlerini bildiğimiz 'Ashāb-ı Suffa', ādetā İslâm'ın zāhidler sınıfını teşkîl ediyorlardı. Bunların tarz-ı hayat ve māişetleri hakkındaki ma'lûmāt, bunu kemâl-i serāhātle göstermektedir. Māmāfih bunların mu'ahharan inkişāfını gördüğümüz felsefe-i sûfiyye ile hiç münāsebetleri yoktu.."

[Ord. Prof. Dr. M. Fuad Köprülü, "Türk Tārih-i Dînîsi", 2005, s.145] (Türk Tarih-i Dinisi)
Sasani İmparatorluğu'nun idare teşkilatı, İslam devrinde adeta ideal bir örnek gibi telakki edilmiştir. MS IV. yüzyılın meşhur İslam müellifi Câhiz, Risale fi fezaili'l-Etrâk'inde Sasanilerin idarecilikteki
üstünlüklerini kaydeder (Mehmet Fuad Köprülü Külliyatı-3)
“Burada çok sıkılıyorum. Eğer günde 16-18 saat devam eden bu mesai olmasa büsbütün sıkılıp sinirleneceğim. Bereket versin çalışmak insana kendini unutturuyor.”

Fuad Köprülü (Sevgili Kızım)
Ömürlerini karanlık kubbelerin altında Acem dîvanlarını körü körüne taklîde hasrederek halkı ve halkın zevkini istihfâf eden iri kavuklu şâirlerimiz, sonra nasıl istihfâf ile karışık bir nisyâna uğradılarsa, şimdi halkın anlamadığı bir lisân ve âhengini bir türlü duyamadığı bir vezinle ecnebî mukallitliği yapanlar da aynı âkıbete uğramaktan kurtulamayacaklardır.
Bâri onlar şu "Nasreddin Hoca"dan olsun biraz ibret alsalardı... (Nasrettin Hoca)
Acem dil ve edebiyatını pek iyi bilen Fatih devri şairlerinden Tokatlı Leâ'lî, kendisini Acem alimlerinden göstererek Fatih'in teveccühünü kazanmışken, sonrasında her nasılsa Anadolulu olduğu anlaşılınca eski iltifatlardan uzak ve mahrum kalmıştı. (Edebiyat Araştırmaları 1)
Kayıların Oğuz boyları arasındaki ehemmiyetinden dolayı, Osmanlı hükümdarlarının böyle bir iddiada bulundukları birdenbire akla gelebilir; fakat bu da doğru sayılamaz: Oğuz ananesine göre hükümdarlar en ziyade Salur veya Kınık boylarından yetişir; Osmanlı padişahları eğer kendilerine yalandan bir şecere uydurmak isteselerdi, kendilerini onlara mensup sayarlardı.(...) İşte bu mülahazata istinaden, devleti kuran ve ona adını veren Osman'ın ve babası Ertuğrul'un - ne kadar küçük olursa olsun- Kayılara mensup, ehemmiyetsiz bir aşiretin başında bulunduklarını kabul edebiliriz. (Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluşu)
Gezdim, aradım her yeri, bir fırtına oldum;
Beyhude yoruldum,
Yalnız şunu gördüm, şunu buldum,
Yalnız şunu duymaktan el'ân:
Hicran.. Yine hicran.. Yine hicran!
(Fırtına ve Kar- Orhan Seyfi) (Bugünkü Edebiyat)
İstanbul’un fethinden sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli müesseseleri üzerinde, mesela saray teşrifatında, idare teşkilatında Bizans’ın büyük tesirleri olduğu, tarihçiler tarafından mütafere gibi kabul olunmuştur. (Mehmet Fuad Köprülü Külliyatı-3)
(…) saray unvanları verilmek sûretiyle mükâfatlandırılır: böylece mimar Mehmet Ağa, bir okuma rahlesi imâl ettiğinden dolayı, (saray kapıcısı) unvanını aldı (…) (Eski Türk Sanatı ve Avrupa'ya Etkisi)
Türklerden mürekkep askeri kıtalara da malik olan Samanoğullarının ordu
ıstılahları ve idari teşkilatlarında bazı Türkçe unvanlar göze çarpıyor. (Mehmet Fuad Köprülü Külliyatı-3)
İslam medeniyeti dairesine epey zamandan beri girmiş olan Maveraünnehir ve İran sahalarına gelmezden evvel, Oğuz Türkmenleri arasında Hıristiyanlığın bir aralık kısmen intişar etmiş olduğu muhakkaktır. (Anadolu'da İslamiyet)
Kısmen harpler ve istilalarda imha veya esir edilen, kısmen de yerlerinde bırakılan yerli ahaliden kalmış geniş Anadolu toprakları, Selçukluların takip ettikleri iktâ' sistemi sayesinde yavaş yavaş Türkleşti. (Mehmet Fuad Köprülü Külliyatı-3)
"Elem"i bilmeyenler için "feryat"tan daha manasız bir şey olabilir mi? (Bugünkü Edebiyat)
Harezmşahlar,siyah renkte bir bayrak kullanmışlardır.Bunun sebebi,bayrağının rengini siyaha çevirmiş olan Sultan Sancar'ın ölümünden sonra kendilerini Selçuklu Devleti'nin meşru varisi saymış olmalarıdır. (İslam ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müessesesi)
“Bektaş Veli daha çocukken birçok kerametler gösterdi: Bir gün Lokman-ı Perende onun yanına girdiği zaman, odayı nur ile dolu görüp şaşırdı, etrafına bakındı; Bektaş'ın sağında ve solunda iki nurani zat vardı ve Bektaş'a Kuran okutuyorlardı. Lokman girer girmez hemen onlar kayboldular. Lokman, çocuğa "Bunlar kimdir?" diye sordu. Birinin Hazreti Peygamber, diğerinin de Hazreti Ali olduğunu anladı.” (Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar)
....pek ala anlaşılıyor ki, ülema sınıfından lran-perest şairlere rağmen halk, milli Aşıklar'ı
seviyor, onlara hürmet ediyor, cönklerde ve mecmualarda sazşairlerinin
koşma ve destanları en mühim yeri alıyordu. Milli
vezin ile sade ve samimi ilahiler yazan tekke şairleri halkın gözünde
nekadar meşhur ve takdir edilmiş ise, Aşıklar da o ka dar
rağbet ve saygı ile karşılanırdı; hatta Aşık Ömer gibi bazıları
hakkında derhal efsaneler teşekkül etmiş, birçok kerametler,
menkabelcr nakledilmeğe başlanılmıştı. (Edebiyat Araştırmaları 1)
Kesme nevanı içine salsalar da keder
Kırılsa gönül meddi cezr ile
Hepsi geçer, hepsi geçer...
Lâ Edrî (Divan Edebiyatı Antolojisi)
Harzemşahların kavi ve muazzam saltanatı süratle yıkıldıktan sonra İran'da yerleşen Moğollar, Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev'in Kösedağ mağlubiyetini müteakip Anadolu'da da metbuiyetlerini tanıtmışlardı.

Moğol hanları, Selçukilerin zaafından bilistifade memleketi istediklerine veriyorlar, Sultanın azl ve nasbından başlayarak en ufak işlere kadar müdahele ediyorlardı.
Bilhassa, Bağdat hilafetini ortadan kaldıran Hülagú'dan sonra, Anadolu, İlhanilerin bir vilâyeti hükmüne geçti. Mevlânâ'nın muhib ve hamisi Muinüddin Pervane yalnız Selçuki sultanının veziri değil daha ziyade, Hülagú'nun naib valisi demekti.

Anadolu'da Moğol hâkimiyetinin etnoloji itibariyle de mühim bir tesiri oldu. Moğol hükümdarlarının gönderdikleri kuva-yi askeriye muhtelif sahalarda yerleşerek asırlarca Anadolu'da bir şuriş ve nifak unsuru oldular. Timur'un kendisiyle beraber alıp götürdüğü Kara-Tatarlar bunların bakiyesi olduğu gibi, bunların en mühim akşamı da yavaş yavaş sair Anadolu halkıyla kaynaşmıştır. Muinüddin Pervâne'nin Abaka Han tarafından idamı- ni (676 H.) müteakib Anadolu'nun senelerce düçar olduğu mesaib ve anarşi tasavvurun fevkindedir: Memlekette muntazam bir idare makinesi kalmamış, Moğol ümera-yı askeriyesinin zulm ve teaddisi, muhafaza-i mevki için, halkı soymak ıztırarında kalan Selçuki memurlarının ha- miyetsizliği, Türkmenlerin isyanı, Moğol valileriyle İlhaniler arasında sık sık tehaddüs eden isyan ve tedip hadiseleri, Mısır sultanlarının entrikaları, Selçuki prenslerinin rekabetleri, zavallı halkı perişan bir vaziyette bırakmıştı. (Anadolu'da İslamiyet)
Türkmen boyları arasında eski "Ozan"lardan mütenakkil hale-i kutsiyetle muhâtt olarak o basit ve iptidai ruhlarda tasalluten eden Babalardır. Arap ve Acem edebiyat-ı sufiyesinin bütün dekayıkına vâkıf olarak beliğ Farisí şiirler, Arapça kitaplar ve şerhler yazan bu ilk kısım sufiler, şehirlerin irken çok karışık ve Acem harsına çok perestişkâr halkına hitap ettikleri halde garip kıyafetleri, ağızlarda dolaşan kerametleri, meczubâne yaşayışlarıyla eski Baksı-Kamların hatırasını İslami şekil altında yaşatan Türkmen Babaları; Oğuz boylarına, anlayacakları bir dille, İslâmiyetin eski kavmi an'anelere tetabuk eden sufiyane fakat basit ve âvâmi bir şekl-i muharrefini telkin ediyorlardı. (Anadolu'da İslamiyet)
... Birbirine bağlı ve birbiri üzerinde tesirli bir hadiseler zümresinin yalnız bazısını göz önüne almak geri kalanlardan habersiz olmak menşei ihmal etmek ve buna rağmen o hadiseleri anlamaya çalışmak daima yanış neticeler verecektir İslamiyet öncesi T.E anlamadan İslamiyetten sonraki devirleri izah etmek Osmanlıların teşekkülüne kadar Orta ve Küçük Asyada nasıl bir edebiyat olduğunu bilmeden Osmanlı Edebiyatının teşekkülünü idrake muvafak olmak imkansızdır... Nevai bilinmeden ... (Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/turk-edebiyatinda-ilk-mutasavviflar-fuad-koprulu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)