# Türk Promethe'ler - Kansu Şarman Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Türk Promethe'ler kimin eseri? Türk Promethe'ler kitabının yazarı kimdir? Türk Promethe'ler konusu ve anafikri nedir? Türk Promethe'ler kitabı ne anlatıyor? Türk Promethe'ler PDF indirme linki var mı?  Türk Promethe'ler kitabının yazarı Kansu Şarman kimdir? İşte Türk Promethe'ler kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/turk-prometheler-kansu-sarman-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-19T16:00:11+03:00
- Güncelleme: 2022-05-19T16:00:11+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/19/kansu-sarman-kimdir-kansu-sarman-kitaplari-ve-sozleri-226312.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Kansu Şarman 
 Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları 
 İSBN: 9789754587586 
 Sayfa Sayısı: 419 
--reklam--
Türk Promethe'ler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup dönünüz!"

Atatürk genç Cumhuriyet'in umudu olan genç öğrencileri bu sözlerle Avrupa'ya yolcu etmişti. 
Amaç Cumhuriyet'in bilim, teknik, sanat ve yönetim kadrolarını oluşturacak, çağdaş eğitimden geçmiş yeni bir nesil yetiştirmektir. 

Türk Promethe'ler, bu yeni nesilden kendi alanlarında öncü 
olan 40 kişinin Avrupa'daki öğrencilik günlerine dair anıları 
ve tanıklıklarından oluşuyor.

"Atatürk döneminde Avrupa'da öğrenim görüp sonradan yurdumuzda görev alan öğretim üyelerinin bazılarının öğrencisi, bazılarının da okuyucusu olmaktan hep kıvanç duydum. Enver Ziya Karal, Bedrettin Tuncel, Afet İnan ve Mahir Canova gibi bu kitapta tanıtılan birçok bilim, kültür ve sanat adamı, hem kişiliğimizi etkiledi, hem de Türkiye'nin öncü eğitmenleri olarak ufkumuzu açtılar. 

Kansu Şarman'ın bu değerli kişiler hakkında yaptığı çalışma 
önemli bir boşluğu dolduracak." 
- Sami Önal
(Arka Kapak)
--reklam--
Türk Promethe'ler Alıntıları - Sözleri
O yıllarda yurt dışından getirilen yabancı öğretim üyelerinden ordinaryüs olanlara ayda 600, profesör olanlara ayda 300 lira veriliyordu. Aynı dönemde başbakanın maaşı 500 liraydı! Halka hiçbir sıkıntı yansıtmadan ve enflasyona yol açmadan güdülen bu politika eğitime verilen önceliğin sonucuydu.
Bazı şeyler vardır ki bir kanunla, bir emirle, bir düdük çalarak düzeltilebilir. Ama bazı şeyler vardır ki; kanunla, emirle, milletçe omuz omuza boğuştuğumuz halde düzelmezler. Fesi atar, şapkayı giyer adam; ama alnında fesin izi vardır. Siz, sarıkla gezmeyi yasaklarsınız. Kimse sarıkla dolaşmaz ama bazı insanların başındaki görünmeyen sarıkları yok edemezsiniz. Çünkü onlar zihniyetin içindedir. Zihniyet, binlerce yılın birikimidir. O birikimi bir anda yok edemezsiniz; boğuşursunuz onunla sadece... Yeni bir zihniyet, yeni bir ahlak yerleştirinceye kadar boğuşursunuz ve sonunda muvaffak olursunuz.
Atatürk
Türkiye'de herkesin milli ve dünyevi, modern ve demokratik bir terbiye alması esastır. Eğitimin milli olmasından maksat; gençleri, yaşayan bütün kurumları, düşünce ve idealleriyle milli topluma uydurmaktır. Dünyevi kelimesinden hedeflenen anlam, eğitimin laik olması, düşünceyi daraltan ve vicdan özgürlüğünü kıran her türlü dini etkiden uzak bulunmaktır. Modern deyimiyle, eğitimin, yöntemler ve teknikler bakımından en yeni bilimsel kurallara göre sürdürülmesi; demokratiklik ile de eğitim ve öğretimin bütün olanaklarından kadın-erkek tüm ulus bireylerinin eşit derecede yararlanması, serveti ve toplumdaki yeri ne olursa olsun her gencin yeteneği ve zekası derecesinde öğrenim görebilmesine hiçbir engelin konmaması düşünülmelidir.
Mustafa Necati
1930'larda bir Türk Lirası, resmi kurda ve piyasada 2,5 Mark değerindeydi. 1935'ten sonra ise Nazi hükümeti, Registermark'ı icat etti ve dışarıdan döviz olarak gelen bir Türk Lirası'na 6,5 Mark ödemeye başladı. Öğrenci bursumuz 96 liraydı. Alman öğrenciler, ayda 100-150 Mark'la geçinirken biz 650 Mark alıyorduk. Bu para o dönemde bize bol bol yetiyordu. Onu için bazen Kempinski, Mampe gibi ünlü restoranlara giderdim; iyi giyinir ve giysilerimi Kurfürstendamm'ın yan sokaklarından birinde terzi dükkanı olan Müller'e diktirirdim. Günlük, spor ve resmi giysilerim dışında bir frakım ve bir smokinim de vardı; iyi tanınmış ailelerin evlerine davet edilirdim.
Ekrem Akurgal / Arkeolog
Biz Atatürk gençliğiydik. Bizim bu millete yapacak hizmetimiz olduğunu biliyorduk. O hizmet için gittik biz. Fransızlara şunu söyledim: "Ben altı senedir buradayım. Altı senedir devlet beni okutuyor ve bekliyor. Siz altı senelik bir saati geri çalıştırabilir misiniz?
Nüzhet Gökdoğan / Astronom
Genç tıbbiyeli, bugün olduğu gibi, yarınki meslek ödevlerini yerine getirdiğin zaman da vatanınını sosyal dertlerine eğilmeyi bir an ihmal etme! Derinliği hangi tarihlere kadar inen ve hangi çeşit menbalardan beslendiği bilinmeyen dışardan ve içerden el ele vermiş ihanet ve ondan daha önemlisi cehalet, ancak böyle uyanık bir nesil karşısında zamanla yenilgiye uğrayacaktır.
Kamile Şevki Mutlu / Patolog
Faniler için bahar ve güneş hasretiyle gergin bir ruh mu yoksa birbirine benzeyen bahar ve yaz günlerinin tek renkliliği içinde gevşeyen bir ruh mu iyi? Ben ruhun düşünüş ve seziş kudretini canlı bulunduran gerginliği tercih ediyorum.
Bu sabah, içimde bahar hasretini daha derinden duyuyorum. Güneş fersiz ve tereddütlü, ağır ağır yükselmekte; fezada aşk ihtiyacını yeni duyan, ara sıra sebepsiz, sadece içinden gelen belirsiz tesirlerle ürperen, gülümseyen bir kızın uykudan uyanışına benzer bir hal var!
Önümdeki gazete beni şehre sürüklüyor: Güneşin ve baharın lütfuna nihayet kavuşan şehir, bugün içindeki fanilerin yarattıkları ve yaşattıkları hadiselere sahne olacak. Bahara hasret ruhumun tabiat ile kucaklaşmak arzusuna, yabancısı olduğum insanların düşünüş ve duyuş havasını teneffüs etmek düşüncesi karışıyor.
Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu / Sosyolog
Atatürk de, yurtdışına gidecek öğrencilere çektiği telgrafta şöyle diyordu: "Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum. Volkan olup dönmelisiniz."
Aziz genç, önünde yeni ve feyizli bir ufuk açılmıştır. Bu ufka doğru çok kuvvetli bir şevk ve heyecanla atlayacağından eminim. Gideceğin ilim ve irfan diyarında yılmak bilmeyen hudutsuz bir azim ile çalışmak hem vazifen ve hem de borcundur. Bulunacağın yerlerde her şeyden azami nispette istifadeyi düşünmekle beraber, bir Türk gencine yakışacak bir surette hareket ederek etrafında bulunanların muhabbetini, takdirini kazanmalısın. Senin aziz vatanın birçok umutlar besleyerek ne azim ve fedakarlılıklarla gönderdiğini unutma. Ona göre çalış. Yolun açık olsun. Muvaffakiyetler dilerim.
Maarif Vekili
Yarın milli bayramımız, gurbette milli bayram, ne hazin şey.
Enver Ziya Karal / Tarihçi
Müsaadenizle babacığım ellerinize sarılır, ruhumun bütün kudret ve hasretiyle öper öperim, babacığım, babacığım.
Oğlunuz Sabahattin Eyüboğlu
Her cumartesi gecesi hepimiz bilirdik ki şişman kadın kıskançlık yapacak, bağıracak, ağlayacak ve mükemmel bir dayak yiyecektir. Sonra pazar sabahı ikisi de şık ve mesut, kolkola gezmeye gidecekler. Erkek, "Ne yapayım" derdi, "Karım dayak istiyor". Kadın, "Ne yapayım" derdi, "Kocam dövmekten zevk alıyor!"
Samet Ağaoğlu / Hikayeci, Hukukçu, Siyasetçi
Bir buçuk senenin günleri ve geceler, birbiri ardından o kadar süratle geçti ki; elimde valizlerim, kendimi istasyonun bekleme salonunda bulduğum zaman, sabahtan beri duyduğum hüzün hayrete dönüştü.

Biri Rus, diğer Leh iki arkadaşla beraberdim. Yüzlerini belki ömrümde bir daha görmeyecektim. Bir tesadüf bizi aynı binanın içinde yanyana getirmişti. Birkaç dakika sonra onlardan bana ve benden onlara birer mazi çehresinden başka bir şey kalmayacaktı. Öyle ise haydi büfeye! Şu ana kadar, hep gelecek günlerin şerefine dubleleri kaldırdık Şimdi artık geride kalmış hatıralar ve hayat parçası için içeceğiz. Tren yavaş yavaş kalkıncaya kadar bu hatıraları hep beraber ve hepsini birden birbirimize anlatmak ihtiyacı içinde kaldık.

Sonra Strassbourg arkamda gittikçe ufalan biz dizi ışık halinde uzaklaştı.

Ben Türkiye'den binlerce kilometre uzaktaki bu yağmurlu ve rutubetli şehre, bu şehrin göğsünde her milletten yüzlerce genci taşıyan üniversitesine, açsız ve çürük dişli Alzaslı erkeğe, güzel, yeşil gözlü ve kaba dilli Alzaslı kıza alıştım
Samet Ağaoğlu / Hikayeci, Hukukçu, Siyasetçi
Alzaslı kız ve Alzas'ta okuyan yabancı talebe! Bunlar unutmak tesellisini bulmaya, unutulmak acısını tatmaya mecburdurlar. Güzel bir tesadüf onları yanyana getiriyor, biliyorlar ki, bir gün ayrılacaklar. Çılgın bir hevesle seneleri, günleri, geceleri ve hatta dakikaları durdurmaya çalışıyorlar. Mademki bir gün öleceğiz!" demiyorlar; "Mademki nihayet buradan gidecez" diyorlar.
Samet Ağaoğlu / Hikayeci, Hukukçu, Siyasetçi
1926 yılında henüz lise 1. sınıf öğrencisi iken derslerin bittiği ama henüz etütlerin başlamadığı bir sırada, müdür odasının hemen karşısında olan bizim sınıfın kapısında bir kaynaşma oldu; içeriye birkaç kişi ile birlikte Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın girdiğini gördük ve ayağa kalktık. Paşa "Günaydın Çocuklar" diyerek bizleri selamladı. Gazi Paşa sınıfa göz gezdirirken tahtaya yazılı bir yazıya gözleri takıldı. Yazı şu idi: "Dans la nature rien ne se perd, rien ne se cre". Fransız olan hocamızın bu sözün Lavoiser'ye ait olduğunu öğrenmiştik. Gazi Paşa, ön sırada ben oturduğum için bana tahtadaki yazıyı okuyup Türkçeye çevirmemi emretti. Ben de yazıyı yüksek sesle okudum ve "Tabiatta ne bir şey kaybolur ne de yoktan var olur" diye karşılığını söyledim. Gazi Paşa, kimin tarafından söylendiğini sordu ben de Lavoiser cevabını verdim.

Gazi Paşa, "Kimya zamanımızda da çok önemlidir; ama gelecekte kişi ve toplum hayatında çok daha önemli bir yer alacağına şüphe yoktur. Bu itibar ile kimyacılara ilerde büyük görevler düşecektir. Buna göre kimya dersine çok önem verip çalışmalısınız" deyip sınıftan ayrıldılar.
Ali Rıza Berkem / Kimyacı
--reklam--
Türk Promethe'ler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup dönünüz!"

Atatürk genç Cumhuriyet'in umudu olan öğrencileri bu sözlerle Avrupa'ya yolcu etmişti.

Amaç Cumhuriyet'in bilim teknik, sanat ve yönetim kadrolarını oluşturacak, çağdaş eğitimden geçmiş yeni bir nesil yetiştirmekti.

Yunan Mitolojisine göre Promethe yani Prometheus; Zeus'un hapsettiği ateşi çalıp insanlara götürdü. Filozoflarca bu ateşin "bilgi" olduğu varsayılır. Cahit Arf(Matematik), Sabahattin Ali(Edebiyat), Afet İnan(Tarih), Adnan Saygun(Opera)... Promethelerimizden birkaçı sadece. (Burcu Cantimur Özkan) 
Çok güzel bir çalışma gerçekten. Kitapta hatırası yayımlanan ya da yayımlanmayan fakat ismi geçen bu güzel insanlarla gurur duydum. Ulu önderimiz her şeyde olduğu gibi yine eğitimde de ileri görüşlülüğünü bize gösteriyor. Aynı yolda ilerleyememiş olduğumuz düşüncesi ve gerçeği insanı çok üzüyor. Yalnız başka bir gerçeği bu kitabı okuduktan sonra da hissettim. Avrupa'da eğitim almak için eleme sınavına girip başarılı olan ve Avrupa'ya giden insanlara baktığınızda genel görüntünün; hep hali vakti yerinde güçlü ailelerin çocukları olduğu gerçeğidir. Garip gureba çocuğu ancak bu anlatılanlardan sonra köy enstitülerine gidebilmiş. Elbette buna da şükür. Mutlaka okumalısınız. (Hüseyin Namlı) 
Birer kıvılcım olarak gittikleri diyarlardan volkan olup döndüler. Ben bu öğrencilerin mektuplarını okumayı çok sevdim, eğitime ilgisi olmayanlar da kitabı sevip anlar mı emin değilim. (Büşra GÜNAL) 
--reklam--
Türk Promethe'ler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Kansu Şarman - Türk Promethe'ler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türk Promethe'ler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Kansu Şarman Kimdir?
(1969) Samsun'da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Tarih Bölümü'nde öğrenim görürken 1988'de gazeteciliğe başladı. Hürriyet gazetesinde, atv Haber Merkezi'nde ve Ulusal Basın Ajansı'nda muhabir ve editör olarak çalıştı. 1996'da, halen çalıştığı NTV'de editör olarak göreve başladı, o dönemde kurum bünyesinde yayımlanan Popüler Tarih dergisinin editörlüğünü yaptı. NTV Radyo için tarih programları hazırladı. Çeşitli dergilerdeki çok sayıda makalesinin yanı sıra, Adamlı Torpidolar - Edip Şahsuvaroğlu'nun II. Dünya Savaşı Anıları adlı bir çalışması vardır.
--reklam--
Kansu Şarman Kitapları - Eserleri
Türk Promethe'ler
Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer?
Adamlı Torpidolar
Hobart Paşa'nın Anıları
--reklam--
Kansu Şarman Alıntıları - Sözleri
Ancak 15'inci Türk Kolordusu Alman ve Avusturya-Macaristanlı müttefiklerine bu desteğinin sonucunda, 12 000 Türk askerini ülkelerinin yüzlerce kilometre uzağında, hiçbir zaman Türk toprağı olmamış Galiçya'da yitirdi. Osmanlı Devleti bölgede müttefiklerine çok değerli bir katkı yapmakla birlikte aynı dönemde Kafkasya'da Erzincan'ı, Mezopotamya'da Kut ve Bağdat'ı ve Filistin'de Gazze'yi kaybetti. (Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer?)
Halbuki kahraman birinin uğradığı şanssızlık, gereken cesareti göstermiş olsa bile, öyle ya da böyle her zaman suç olarak görülür ve affedilmez. (Hobart Paşa'nın Anıları)
Eğer mümkünse gecelemek için Rum köyü yerine her zaman Türk köyünü tercih edin. En fakir Türk köyünde bile, kelimenin tam anlamıyla Şark’ın geleneksel konukseverliğini bulursunuz. Rum köyünde ise sizi azami şekilde istismar etmeye kalkarlar; hatta fişeklerinizi bile çalarlar. (Hobart Paşa'nın Anıları)
Öte yandan tecrübe insanı haşin bir şekilde eğitiyor. (Hobart Paşa'nın Anıları)
Genç tıbbiyeli, bugün olduğu gibi, yarınki meslek ödevlerini yerine getirdiğin zaman da vatanınını sosyal dertlerine eğilmeyi bir an ihmal etme! Derinliği hangi tarihlere kadar inen ve hangi çeşit menbalardan beslendiği bilinmeyen dışardan ve içerden el ele vermiş ihanet ve ondan daha önemlisi cehalet, ancak böyle uyanık bir nesil karşısında zamanla yenilgiye uğrayacaktır.
Kamile Şevki Mutlu / Patolog (Türk Promethe'ler)
Bu arada, bu acı ve insanı, kafasını bi yerlere vurduracak gelişmeler, şu diyaloglarla, biraz da olsa dağılıyor:
"Ahmet, söyle bakayım, Avusturya neresidir?"
 "Evendim.Alaman gıralının memleketi."
 "Amma da yaptın ha, sen söyle bakayım İbrahim, Ahmet'in dediği doğru mudur?"
 "Ahmet doğru dimedi evendim."
"Peki sen doğrusunu söyle."
"Evendim. Alamanya, Avusturya gıralının memleketidir."
"Seninki daha enfes oğlum!"
Yahut:
"Ali, söyle bakayım, Avusturya'nın başkenti neresidir?"
"Vıy-ana evendim."
"Ya Macaristan'ınki?"
"Budu pişti."
Çalışkan çocuğa ne dersin:Aferin!
''Acep bu Avusturya memleketinde bizim İstanbul kadar büyük şehirler var mı?"
"Ülen sen ne diyon, geçen Boşnak Ahmet anlatıyordu, dinlemedin mi? Avusturya'nın köyleri bile bizim İstanbul'dan büyüktür..."
"Bırak şu Boşnağı. Senin aklın kesmeyo mu ki, yedi düvelde İstanbul gibi bir şehir yoktur."
Öteden birisi anlatıyor:
"Bu Avusturya'da zorlu avratlar varmış derler."
''Bıırakın şu gök gözlü Frenk avratlarını be! Onların iyisi mi olur hiç? Sen kara Fadime'den geçme yine."
Bir Konyalı soruyor:
"Bizim Konya'nın divlek (kavun) zamanı geliyor. Acep orada da divlek bulunur mu ki?"
Boşnak Ahmet cevap veriyor:
"Hemşerim, orada kokoroz dedikleri mısırlı patatesten başka bir şey arama."
O anda Mehmetçiklerin hepsinin birden canı sıkılıyor, kimi memleketinin üzümünü, kimi karpuzunu, kimi kavununu, şeftalisini, bin bir meyvesini anlatmaya başlıyorlar ve bu defa muhabbet kendi köylerine, kendi yurtlarına ve Fatma'lara doğru gidiyor. (Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer?)
"Süt" kelimesinin her nedense Almanca ve Polakçasını birleştirerek "milihka" diye kullanır, mesela, "Bizim zabit süt istiyor. Siz de bulunur mu madam? cümlesini şöyle tercüme eder.
"Madam. Bizim oficir ister milihka. İma sizde?" (Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer?)
Bir Türk köyüne geldiğimde avcıyı ve arkadaşlarını rahat ettirmek için herkesin birbiriyle yarıştığına her zaman şahit oldum.
Konukseverlik: bu aslında onlara heyecan veren tek düşüncedir sanki. Avcıların köyden ayrılırken vermek istediği karşılığı bu yoksul ve zavallı insanların almaktan nasıl kaçındığı ise insanı çok duydulandırır. (Hobart Paşa'nın Anıları)
1926 yılında henüz lise 1. sınıf öğrencisi iken derslerin bittiği ama henüz etütlerin başlamadığı bir sırada, müdür odasının hemen karşısında olan bizim sınıfın kapısında bir kaynaşma oldu; içeriye birkaç kişi ile birlikte Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın girdiğini gördük ve ayağa kalktık. Paşa "Günaydın Çocuklar" diyerek bizleri selamladı. Gazi Paşa sınıfa göz gezdirirken tahtaya yazılı bir yazıya gözleri takıldı. Yazı şu idi: "Dans la nature rien ne se perd, rien ne se cre". Fransız olan hocamızın bu sözün Lavoiser'ye ait olduğunu öğrenmiştik. Gazi Paşa, ön sırada ben oturduğum için bana tahtadaki yazıyı okuyup Türkçeye çevirmemi emretti. Ben de yazıyı yüksek sesle okudum ve "Tabiatta ne bir şey kaybolur ne de yoktan var olur" diye karşılığını söyledim. Gazi Paşa, kimin tarafından söylendiğini sordu ben de Lavoiser cevabını verdim.

Gazi Paşa, "Kimya zamanımızda da çok önemlidir; ama gelecekte kişi ve toplum hayatında çok daha önemli bir yer alacağına şüphe yoktur. Bu itibar ile kimyacılara ilerde büyük görevler düşecektir. Buna göre kimya dersine çok önem verip çalışmalısınız" deyip sınıftan ayrıldılar.
Ali Rıza Berkem / Kimyacı (Türk Promethe'ler)
1930'larda bir Türk Lirası, resmi kurda ve piyasada 2,5 Mark değerindeydi. 1935'ten sonra ise Nazi hükümeti, Registermark'ı icat etti ve dışarıdan döviz olarak gelen bir Türk Lirası'na 6,5 Mark ödemeye başladı. Öğrenci bursumuz 96 liraydı. Alman öğrenciler, ayda 100-150 Mark'la geçinirken biz 650 Mark alıyorduk. Bu para o dönemde bize bol bol yetiyordu. Onu için bazen Kempinski, Mampe gibi ünlü restoranlara giderdim; iyi giyinir ve giysilerimi Kurfürstendamm'ın yan sokaklarından birinde terzi dükkanı olan Müller'e diktirirdim. Günlük, spor ve resmi giysilerim dışında bir frakım ve bir smokinim de vardı; iyi tanınmış ailelerin evlerine davet edilirdim.
Ekrem Akurgal / Arkeolog (Türk Promethe'ler)
Türkiye'de herkesin milli ve dünyevi, modern ve demokratik bir terbiye alması esastır. Eğitimin milli olmasından maksat; gençleri, yaşayan bütün kurumları, düşünce ve idealleriyle milli topluma uydurmaktır. Dünyevi kelimesinden hedeflenen anlam, eğitimin laik olması, düşünceyi daraltan ve vicdan özgürlüğünü kıran her türlü dini etkiden uzak bulunmaktır. Modern deyimiyle, eğitimin, yöntemler ve teknikler bakımından en yeni bilimsel kurallara göre sürdürülmesi; demokratiklik ile de eğitim ve öğretimin bütün olanaklarından kadın-erkek tüm ulus bireylerinin eşit derecede yararlanması, serveti ve toplumdaki yeri ne olursa olsun her gencin yeteneği ve zekası derecesinde öğrenim görebilmesine hiçbir engelin konmaması düşünülmelidir.
Mustafa Necati (Türk Promethe'ler)
Diger bir mektup!
"...Bizim memlekette çizmeleri yalnız cendirmelerle askerler giyer zannederdik. Burada kadınlarda giyer. Buna karşılık burada kadınların geymesini hiç bilmedikleri bir şey vardır ki, o da dondur..." (Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer?)
Alzaslı kız ve Alzas'ta okuyan yabancı talebe! Bunlar unutmak tesellisini bulmaya, unutulmak acısını tatmaya mecburdurlar. Güzel bir tesadüf onları yanyana getiriyor, biliyorlar ki, bir gün ayrılacaklar. Çılgın bir hevesle seneleri, günleri, geceleri ve hatta dakikaları durdurmaya çalışıyorlar. Mademki bir gün öleceğiz!" demiyorlar; "Mademki nihayet buradan gidecez" diyorlar.
Samet Ağaoğlu / Hikayeci, Hukukçu, Siyasetçi (Türk Promethe'ler)
Bu arada, bu acı ve insanı, kafasını bi yerlere vurduracak gelişmeler, şu diyaloglarla, biraz da olsa dağılıyor:
"Ahmet, söyle bakayım, Avusturya neresidir?"
"Evendim.Alaman gıralının memleketi."
"Amma da yaptın ha, sen söyle bakayım İbrahim, Ahmet'in dediği doğru mudur?"
"Ahmet doğru dimedi evendim."
"Peki sen doğrusunu söyle."
"Evendim. Alamanya, Avusturya gıralının memleketidir."
"Seninki daha enfes oğlum!" (Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer?)
Cesaretlendirilmeyi beklediğiniz zaman insanlar nedense şu ya da bu şekilde hoşa gitmeyen şeyler söyleyerek içinize korku salarlar. (Hobart Paşa'nın Anıları)
Bazı şeyler vardır ki bir kanunla, bir emirle, bir düdük çalarak düzeltilebilir. Ama bazı şeyler vardır ki; kanunla, emirle, milletçe omuz omuza boğuştuğumuz halde düzelmezler. Fesi atar, şapkayı giyer adam; ama alnında fesin izi vardır. Siz, sarıkla gezmeyi yasaklarsınız. Kimse sarıkla dolaşmaz ama bazı insanların başındaki görünmeyen sarıkları yok edemezsiniz. Çünkü onlar zihniyetin içindedir. Zihniyet, binlerce yılın birikimidir. O birikimi bir anda yok edemezsiniz; boğuşursunuz onunla sadece... Yeni bir zihniyet, yeni bir ahlak yerleştirinceye kadar boğuşursunuz ve sonunda muvaffak olursunuz.
Atatürk (Türk Promethe'ler)
Çanakkale'nin burun buruna cereyan eden kanlı harbini yaşamış fırkamız için, ateş hatları arasında 1000-1200 metre mesafe bulunan bu sakin harp mıntıkası, bir çocuk oyuncağı gibi geliyordu. Hakikaten de öyleydi. (Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer?)
Biz Atatürk gençliğiydik. Bizim bu millete yapacak hizmetimiz olduğunu biliyorduk. O hizmet için gittik biz. Fransızlara şunu söyledim: "Ben altı senedir buradayım. Altı senedir devlet beni okutuyor ve bekliyor. Siz altı senelik bir saati geri çalıştırabilir misiniz?
Nüzhet Gökdoğan / Astronom (Türk Promethe'ler)
Bir buçuk senenin günleri ve geceler, birbiri ardından o kadar süratle geçti ki; elimde valizlerim, kendimi istasyonun bekleme salonunda bulduğum zaman, sabahtan beri duyduğum hüzün hayrete dönüştü.

Biri Rus, diğer Leh iki arkadaşla beraberdim. Yüzlerini belki ömrümde bir daha görmeyecektim. Bir tesadüf bizi aynı binanın içinde yanyana getirmişti. Birkaç dakika sonra onlardan bana ve benden onlara birer mazi çehresinden başka bir şey kalmayacaktı. Öyle ise haydi büfeye! Şu ana kadar, hep gelecek günlerin şerefine dubleleri kaldırdık Şimdi artık geride kalmış hatıralar ve hayat parçası için içeceğiz. Tren yavaş yavaş kalkıncaya kadar bu hatıraları hep beraber ve hepsini birden birbirimize anlatmak ihtiyacı içinde kaldık.

Sonra Strassbourg arkamda gittikçe ufalan biz dizi ışık halinde uzaklaştı.

Ben Türkiye'den binlerce kilometre uzaktaki bu yağmurlu ve rutubetli şehre, bu şehrin göğsünde her milletten yüzlerce genci taşıyan üniversitesine, açsız ve çürük dişli Alzaslı erkeğe, güzel, yeşil gözlü ve kaba dilli Alzaslı kıza alıştım
Samet Ağaoğlu / Hikayeci, Hukukçu, Siyasetçi (Türk Promethe'ler)
"Bizim oğlanlar, hele biyol beni dinleyin. Hincik şu trenle geçtiğimiz yer Bulgar gıralının memleketidir. Bulgar gıralı, Alaman gıralının emcesinin oğludur. Ondan kelli, sizin anlayacağınız muttafık olmuşlardır. Hinci Alaman bizim de muttafıkımız değül mü? Demek oluyor ki, Bulgar da bizim muttafıkımızdır. Emme velakin kafirin dostluğuna inan olmaz. (Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer?)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/turk-prometheler-kansu-sarman-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)