# Türkçe Ezan ve Menderes - Mustafa Armağan Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Türkçe Ezan ve Menderes kimin eseri? Türkçe Ezan ve Menderes kitabının yazarı kimdir? Türkçe Ezan ve Menderes konusu ve anafikri nedir? Türkçe Ezan ve Menderes kitabı ne anlatıyor? Türkçe Ezan ve Menderes kitabının yazarı Mustafa Armağan kimdir? İşte Türkçe Ezan ve Menderes kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/turkce-ezan-ve-menderes-mustafa-armagan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-17T20:00:09+03:00
- Güncelleme: 2022-02-17T20:00:09+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/17/mustafa-armagan-kimdir-mustafa-armagan-kitaplari-ve-sozleri-155347.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mustafa Armağan 
 Yayın Evi: Timaş Yayınları 
 İSBN: 9786051142357 
 Sayfa Sayısı: 240 

Türkçe Ezan ve Menderes Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Mustafa Armağan Türkçe Ezan ve Menderes'le sözlü tarihin kapılarını çalmanın ne denli bereketli bir emeğe dönüşebileceğini gösteriyor. Başında bulunduğu gönüllü bir grupla Türkçe ezanın okunduğu günleri ve ezanın Arapça okunmasının serbest bırakıldığı 16 Haziran 1950 gününü yaşayanları bulup konuşturan Armağan o büyük günün tek bir kare fotoğrafını çekmeyi deniyor. O tek kare fotoğrafta ağlayan, sevinen, coşan, yüzü gülen bir Türkiye var. Yakın tarihimizin nadir rastlanan güzel günlerinden birisinin öyküsüdür anlatılan. 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan Van'daki Ayşi Nineye, Prof. Şerafettin Gölcük'ten son Osmanlı müezzinlerinden Tahir Çağıran'a, Bediüzzaman'ın talebesi Mehmet Kırkıncı'dan Çorum'un Alaca ilçesinden "46 Demokratı" Mustafa Kağızman'a, ezan Arapça okunduğunda bu haberin orduda un helvasıyla kutlandığını hatırlayan emekli Yarbay Cemal Yıldız'dan Hatay'da çocukların "Uyumazsan Türkçe ezan okurum ha!" diye korkutulduğunu söyleyen Mehmet Duran'a kadar onlarca tanığın dilinden ezanın bilinmeyen gerçekleri bu sözlü tarih çalışmasıyla ilk kez gün yüzüne çıkıyor.

Mustafa Armağan'ın kaleme aldığı geniş bir çerçeve yazısı ile basılı kaynaklarda yer alan hatıralara ve makalelere yer verilen kitabın sonuna eklenen ezanın serbest bırakıldığı günün havasını gösteren gazetelerin ilk sayfaları ise yakın tarihe ışık tutacak nitelikte. 
(Tanıtım Bülteninden)

Türkçe Ezan ve Menderes Alıntıları - Sözleri
Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes'in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir.
Gazi Mustafa Kemal Aralık 1931'de hafız ve musikişinaslardan müteşekkil bir heyeti Dolmabahçe Sarayı'na davet eder, Ne gariptir ki, sonradan Sultanahmet'te o ezan musikisi korosunu icra ettirecek olan Sadettin Kaynak'ın da içinde bulunduğu bir komisyondan (aralarında Hafız Burhan ile Hafız Nuri'nin de yer aldığı 9 kişilik bir komisyondur bu) Türkçe ezan üzerinde çalışmalarını rica etmiş ve müzakereler sonunda,

Tanrı uludur, Tanrı uludur: Şüphesiz bilirim ve bildiririm: Tanrı'dan başka yoktur tapacak. Şüphesiz bilirim ve bildiririm: Tanrı'nın elçisidir Muhammed Haydi namaza, haydin felaha Tanrı uludur, Tanrı uludur, Tanrı”dan başka yoktur tapacak.

şekli kabul görmüştür. (Sabah ezanında son iki satırın önüne “Namaz uykudan hayırlıdır” ibaresi ekleniyor, kametlerdeki “Kad kâmetis salâh” ise “Namaz başladı” diye değiştiriliyordu.)
Ezanın özellikle Türkçeleştirilmeyen yegane kelimesi “felah”tır, bunun sebebi de “kurtuluş” yapılırsa bazı yanlış anlamalara veya kötü niyetlilerin suistimaline açık bir nokta kalır endişesidir.

İstanbul'da o zamanlar Rumların oturduğu Kurtuluş semtinin eski ismi Tatavla idi. 1930 yılında vuku bulan bir yangından sonra ismi değiştirilmişti. Ezandaki o ibare “Haydin Kurtuluş'a” diye tercüme edilse dolmuş kâhyalarının sözlerine berzetileceğinden çekinilmişti.

Öte yandan bazıları bunu “rejimden”, yani “Cumhuriyetten kurtuluşa” şeklinde anlayacak ve alay konusu olarak istismar edilebilecekti.
Bir başka yoruma göre ise “Felah'ın “kurtuluş” anlamına geldiği bilinirse namazın kurtuluş olduğu anlaşılacaktır ki bu durum namaz kılmayan yöneticilerin işine gelmeyecektir.”

Hangisi daha etkili olmuştur bilmiyoruz ama bildiğimiz, bu sözde ezanı Türkçeleştirme girişiminin “felah” kelimesinin surları önünde durduğu ve onu Arapça değil Türkçe kabul etmiş olduğudur!
Ezanın Türkçesi olarak... kabul edildikten sonra Diyanet İşleri Başkanlığı bir genelgeyle bu metni camilere göndermiştir (18 Temmuz 1932 tarih ve 636 sayılı genelge). Genelgeden 6 ay kadar sonra bu defa uygulamada gösterilen bazı gevşeklikler üzerine yine Diyanet İşleri Baş. kanlığı müftülüklere gönderdiği yazıda, ezanı Türkçe okumayan din görevlilerinin kesin bir şekilde cezalandırılacaklarını bildirmiştir.

Ancak zannedildiği gibi Atatürk döneminde ezan hakkında kanuni bir düzenlemeye gidilmemiş, mesele Diyanet'in, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün (ki cami görevlilerinin maaşları o zamanlar Vakıflar Müdürlüğünden ödeniyordu) ve Emniyet'in bir iç işi olarak görülmüştür. Kanuni düzenleme için 8 yıl daha geçecek ve 2 Haziran 1941 gününü beklemek gerekecektir.

Pek inandırıcı bir gerekçe gibi görünmüyor ama Prof. Seçil Akgün gibi araştırmacılar, “Türkçe dua ve ezan işi devletin dine karışması olarak yorumlanabileceğinden”, yani laikliğe aykırı bir hareket olacağından dolayı Atatürk'ün yasağı resmiyete dökmekten kaçındığını yazmaktadırlar.
Henüz Türkiye'de ezanın Arapça okunmasının yasaklandığı günlere 10 koca yıl vardır ve şair, kalemini zamanın kanına batırarak şu kâhince satırları yazar kâğıdına:

Artık Türk milletinin ruhu bir rayiha gibi uçtu mu? Hayır, büyük kütlede yine o ruh var fakat biz son nesil, bir sürü gibi, büyük kafileden (halktan) uzaklaştık, kaybolduk. Fakat daha uzağa gitmeyeceğiz, döneceğiz, tekrar büyük kafileye iltihak edeceğiz, yeni tarzda yaşayışla cedlerimizin diyânetini mezcedip, bizi bu çoraklıktan, bu karanlıktan, bu ufunetten kurtaracak mürşidler, şairler, edibler, hatibler, yetişmedi fakat gayet tabii bir revişle büyük kafileye kendi kendimize döneceğiz.
Ziya Gökalp 1915'te kaleme aldığı “Vatan” başlıklı şiirde tamamen başka bir telden çalmaktaydı. Onun derdi, ezanın maneviyatı değil, dilidir. Gökalp vatan ile dili özdeşleştirdiği şiirinde şöyle düşünür: Madem dilimiz Türkçedir, ibadetlerimiz, hatta Kur'an da Türkçe olmalıdır.

Yahya Kemal, 1922 yılında âdeta gelecekte olacakları sezmiş gibidir. 10 yıl sonra uygulamaya geçirilecek olan Ziya Gökalp'in “Türkçe ezan” hakkındaki tehlikeli görüşlerine nazire yazarcasına, makalesini şu iç burkucu cümlelerle noktalar:

Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık. Biz böyle bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz. Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle ye. tişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlamayacaklar.

Yahya Kemal'in o anlamlı “Ezansız semtler” başlıklı yazısı bana Türkiye'de 1932”de başlayıp 1950” de sona eren 18 yıllık ezan fetretini hatırlatır. Hatta neredeyse bu fetret tehlikesine karşı yazılmış izlenimi verir.

Şairin “Ezansız semtler” dediği Frenk (Batılı) hayat tarzının hâkim olduğu yerlerde yaşayanlar, “anne millet”in kucağından ayrılıp başka, “biz”e yabancı bir yola girmişlerdir. Ancak ezanlı semtlerde doğan neslin, hafızalarında da olsa o manevi varlığı yaşatmaya devam ettiği içindir ki, günün birinde milletin kucağına geri dönüş imkânları mevcuttur. Asıl üzülünecek nokta şudur ki, bir sonraki nesil böyle bir imkândan mahrum kalacaktır.
Ezan Türkçe okundu da ne oldu? Camii fazla cemaat mi kazandı? Türkçe ezana daha çok hürmetkarlar mı meydana çıktı? Millette milliyet hissi mi kuvvetlendi? Yoksa ezanın taşıdığı birkaç kelime Türkçemizi mi zenginleştirdi? Öte yandan "monşer" ler ile "bonjur" lar dilimizi kökünden kemirip duruyor. "Mersi" ler "sağol" ları kapı dışarı savarken, ezandaki birkaç kelimenin Türkçe okunmasını Türk dili için lazım görmek, doğrusu anlaşılmaz bir muammadır.

( Tanrı Uludur' un mucidi, Türkçe ezanın öncülerinden Ali Rıza Sağlam'ın yasağın kalkmasından hemen sonraki itirafıdır.)
Ezanın özellikle Türkçeleştirilmeyen tek kelimesi "felah"tır. Bunun da anlamı "kurtuluş" olduğu için " yanlış anlamalara ve kötü niyetlilerin suistimaline açık olmasın!!! " diye (yani kimse kurtuluşu namazda görmesin diye yorumlamamız icab eder) bu kelime Türkçeleştirilmeden olduğu gibi bırakılmıştır.
Oğlum, Tanrı demek Allah demek değildir, çünkü Hıristiyanların birçok tanrısı vardır ama Allah birdir, eşi ve ortağı yoktur.
Birbirini takip eden tekbirler bitmek bilmiyor , namaz vakti ise , çoktan girmiş bulunuyordu. Nihayet , ben hayvanı yatırdım , bıçağı elime aldım , tekbir sesleri yavaşlamıştı. Bu arada benim sesim tekrar tekbirle doldurdu meydanı ... "Tam o sırada baba dostum olan Terzi Ökkeş Efendi , kalabalığı yararak , yanıma geldi . Titreyen sesi ve gövdesiyle dedi ki :

"-Oğlum Hilmi Efendi ! Sen daha gençsin Allah , sana daha ne güzel işler yapmayı nasip eder inşallah . Amma ben yaşlıyım . Müsaade edersen , şu kurbanı ben keseyim ."
...Ilk olarak Hasan Padişah Camii'nde ikindi namazında herkes ezanın okunması için başını kaldırmış , minareye bakıyor. Âmâ müezzinin nutku tutuluyor , Bir süre bekliyor. Halk da ezanın okunmasını bekliyor. Sonra birini gönderiyorlar , bak bakalım neden okumuyor? diye. Öğreniyorlar ki , adam ağlamaktan okuyamıyor...
Tam laik devlette dini cemiyet kurma ,dini eğitim,dini propaganda serbesttir.(...)Yarı laik devletlerde ise,din hürriyeti sınırlıdır.Ve bunların çoğunda din kurulu devlete bağlıdır.Bu bakımdan,Türkiye 'de uygulanan yarı laiktir.Tam laik bir sistemi görebilmek için ,her gün Demokles' in kılıcı gibi başımızın üstünde sallanan irtica tehlikesinin ortadan kaldırılması , bilimin ışığında tolerans fikrinin gelişmesi,laik zihniyetin doğması lâzımdır.

Türkçe Ezan ve Menderes İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Şehid, sadece ve sedece şehiddir! Başka hiçbir ön ve arka tamamlamaya muhtaç değildir! Şehid, Allah'ın ismini yücelten bu uğurda bu dünyasını ve canını feda etmiş İslâm aksiyoncusudur! Gazi ise bu uğurda aynı mefküre için mücadele ve mücahede etmiş İslâm  aksiyoncusudur! Şehitlik ve gazilik İslâmî mefhum ve mefkürelerdir... Ezan şehidi, gusl şehidi, abdest şehidi, namaz şehidi, kur'an şehidi, din şehidi, vs., demokrasi şehidi -ki bu en fecisinden hezeyanın daniskasıdır- bu söylemler samimi olmamakla birlikte hak sureti altında hakikat katilliği yapmaktır!
Mustafa Armağan şunu iyi bilin ki bu millete hem gazi(!) m.kemal deyip hem Adnan Menderes'i anlatamazsınız! İki zıt kutbun kutuplarını yerine koymadığınız müddetçe bu iş olmaz!
M.Kemal(ahbes); Allah'a, Allah Resulüne, İslâm dinine, Ümmeti Muhammed'e topyekün düşmandı ve açıktan tüm bunlara savaş açtı... Bu koyu kâfir kişiyi, niçin gazi vs İslâm'ın mukaddes mefhum ve mefküre sıfatlariyle isimlendirme gayretindesiniz.?! Bu adama bu sıfatlar tamamen hakarettir. Bu sıfatlarla onun gibi birisinin anılması da Allah'a ve Allah Resulü'ne ve tüm müslümanlara hakarettir!!!

                   giryan_i_mecruh (zaimoğlu mehmet) 
Tarih geçmişle ilgilenir ancak gelecekle ilgilidir.

Mazimizle irtibatımızı kesen CHP'nin kirli geçmişini bilmesi, her Müslüman kardeşimizin hakkıdır.

 yazar/mustafa-armagan Hocanın dikkatle ve rikkatle kaleme almış olduğu bu kitabı her kişinin okumasını da tavsiye ederim... (Öner aksu) 
Türkçe ezan: Türkçe ezanın kalktığı , Ezanın artık aslı olunacağı haberi gazetelerde duyurulunca halk Arapça ezanı dinlemek için sabırsızlanıyordu minarelerden ezan sesleri yükselmeye başladı tıpkı yıllar önce nasıl yalkılanıyorsa şimdide öyle yalkılanıyordu halk sevinçliydi ağlıyorlardı O gün Bursa da Bi camii de ezan 7 kez okundu müezzinler okumaya doymuyor halk dinlemeye doymuyordu çünkü insanlar ezanı özlemişlerdi. Bugün günümüz toplumunuda İslamla olan ilişiği kesildi insanlar İslam'a hasretler inşallah bir gün bu hasrette bitecek bu toplum yeniden İslam olacak. (Bedirhan SAĞ) 

Kitabın Yazarı Mustafa Armağan Kimdir?
Urfalı anne ve babanın çocuğu olarak Cizre'de doğdu (1961). İlk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1985 yılında mezun oldu. Fritjof Capra'dan yaptığı Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası adlı çevirisi ile Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü'nü (1989) ve Şehir ey Şehir adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü'nü (1997) aldı. Bir dönem (1995-1996) İzlenim ve Diyalog Avrasya (DA) dergilerini yönetti. 1995'ten beri Zaman gazetesinde yazıyor.

Yayınlanan eserleri: Gelenek (1992); Gelenek ve Modernlik Arasında (1995); Şehir Asla Unutmaz (1996); Şehir ey Şehir(1997); Bursa Şehrengizi (1998; 2. Baskı Osmanlı'yı Kuran Şehir: Bursa'ya Şehrengiz adıyla 2006); Alev ve Beton (2000),İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini (2003), İnsan Yüzlü Şehirler (2003), Kuğunun Son Şarkısı: St. Petersburg'da Zamanlar ve Mekanlar (2003); Osmanlı İnsanlığın Son Adası (2003); Osmanlı'nın Kayıp Atlası (2004); Kır Zincirlerinin Osmanlı (2004);Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler (2005); Ufukların Sultanı: Fatih Sultan Mehmed (2006).

Çevirileri: Seyyid Hüseyin Nasr'dan Molla Sadra ve İlahi Hikmet (1991); Fritjof Capra'dan Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası(1991); ve Yeni Bir Düşünce (1992); Muhammed Esed'den Sahih-i Buhari: İslam'ın İlk Yılları (2001)

Derlemeleri: İslam Bilimi Tartışmaları (1990); İstanbul Armağanı I: Fetih ve Fatih (1995); İstanbul Armağanı II: Boğaziçi Medeniyeti (1996); İstanbul Armağanı III: Gündelik Hayatın Renkleri (1997); İstanbul Armağanı IV: Lale Devri (2000);İslam'da Bilgi ve Felsefe (1997); İstanbul'da Semtler ve Hayatlar: Bir Semtini Sevmek (2001); Değişen Milliyetçilik: Tartışılan Sınırlar (2001); Cemil Meriç: Düşüncenin Gökkuşağı (2001); Osmanlı Geriledi mi? (2006).

Osmanlı: İnsanlığın Son Adası, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2003 yılı Fikir Ödülü'nü almıştır.

 

Mustafa Armağan Kitapları - Eserleri
Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2
Küller Altında Yakın Tarih
Kızıl Pençe
Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı
Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz

Satılık İmparatorluk
Yavuz Sultan Selim Han
Ufukların Sultanı
Yakın Tarihin Kara Delikleri
Geri Gel Ey Osmanlı !
Türkçe Ezan ve Menderes
Cumhuriyet Efsaneleri

Asım'ın Nesli
Efsaneler ve Gerçekler
Paşaların Hesaplaşması
Osmanlı'nın Mahrem Tarihi
Osmanlı - İnsanlığın Son Adası
Kır Zincirlerini Osmanlı
Büyük Osmanlı Projesi

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 3
Tek Parti Devri
Korku Duvarını Yıkmak
Cemil Meriç'in Dünyası
Fatih'in Rüyası
Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler
Ayasofya Entrikaları

Gerçek Tarihin Peşinde
Osmanlı Sultanları Albümü
İnsan Yüzlü Şehirler
Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı
Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür
Osmanlı'yı Kuran Şehir - Bursa'ya Şehrengiz
Cemil Meriç Konuşuyor

Osmanlı'nın Kayıp Atlası
Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak
Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed
Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği
Osmanlı'yı İmparatorluk Yapan Şehir İstanbul
Petersburg'da Osmanlı İzleri
Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç

Yakın Tarihte Efsaneler ve Gerçekler
Gençler için Fatih Sultan Mehmed
Tarihimizle Hesaplaşmak
Gelenek ve Modernlik Arasında
Osmanlı Geriledi mi?
Şehir Asla Unutmaz
Cemil Meriç

İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini
Haritalar Nasıl Yalan Söyler?
Alev ve Beton
Kuğunun Son Şarkısı
Küller Altında Yakın Tarih Seti (6 kitap)
Bursa'ya Ütopik Mektuplar
İslâm'da Bilgi ve Felsefe

Şehir Ey Şehir
Ezan Şehidi Menderes
İslam ve Bilim Tartışmaları
Paşaların Hesaplaşması

Mustafa Armağan Alıntıları - Sözleri
Erzurum kongresi'nden bir ay kadar önce toplanan bu ön kongreye sunulan raporda işlenenler sanki bugünden geçmişin dağlarına çarparak yargılanmış gibidir beraberce şunları okuyoruz:
Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türk ile Kürdün aynı tarih, aynı çıkar, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu vilayetleri Türk'ü ile Kürt'ünü ayırmak her ikisinede ölüm mahkum etmek demektir.Bugün gözümüzü açarak yaralarımızı öz elimizde sarmaya çalışır, dışarıdan gelen Kürtlük-Türklük gibi ayrıştırıcı telkinlere kulak asmazsak hem memleketimizi kurtarır, hem de herkesin mutluluğunu sağlayacak esasları hazırlarız.
"Tarihi bir anda bulunuyoruz" diyen bu önemli rapor şu cümlelerle sürüyor:
Duygusallığa kapılarak düşmanlarımıza hizmet etmekten sakınma görevi ile mükellefiz. Son fırsat elimizde.Bunu da kaybedersek tarihimizi aşağılanma ile kapamış ve Hazreti Kur'an'ı elimizle toprağa defnetmiş oluruz. Hakkımızda çevrilen entrikaları, düşünülen felaketleri sonuçsuz bırakmak yalnız bir şeye, Doğu vilayetleri Müslümanlarının İttihat (birlik) ve ittifakına bağlıdır.
95 yıl önce Erzurum'da söylenmesi gerekenler söylenmiş aslında.Aklın yolu birdir ne de olsa! Ve ah Erzurum kongresi, seni bir doğru okuyabilseydik! (Cumhuriyet Efsaneleri)
Eşrefoğlu, al haberi, bahçe biziz, gül bizdendir.
Biz Şah-ı Merdan kuluyuz, yetmiş iki dil bizdedir. (Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed)
İslam Bilimi diğer bilgi sistemlerinden farklı olarak siyasî ve iktisadî egemenlik için yüce kelamın (logos) rakipleri tarafından şımartılan bir ideolojinin adı değildir. İslam Bilimi, İslam toplumunun değer yapısı üzerinde bilgi geliştirilmesini mümkün kılan bir matris sunar. Bilgi, bilgi içindir diye bir şey yoktur. Kavramsallaştırma, teorik formülasyon, deneysel doğrulama ve bilginin nihaî şeklini alması sosyo-kültürel bir çevre içinde meydana gelir ve onu hasır altı etmek namussuzluk ve ikiyüzlülükten başka birşey değildir.
İslam Biliminin Temelini Atmak
Münevver Ahmet Enis (İslam ve Bilim Tartışmaları)
" Bir şehri sevmek ,
aşka sebep aramaktır ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine inşâ edilmemiştir.
Osmanlı medeniyeti bir hamle medeniyetidir.
İman, cezbe, Aşk medeniyetidir... (Cemil Meriç Konuşuyor)
Soru işaretinin halkaları açılıp kapanıyor birbiri ardınca ve kitaplar imdadıma yetişiyor;sonunda berraklaşıyor manzara. (Petersburg'da Osmanlı İzleri)

"Cahil bir millet, gösterilen boyunduruğa boynunu kendisi uzatır." (Kızıl Pençe)
Istiklal marşının güftekarından biri olan şair Faruk Nafiz Çamlıbel'in 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından diğer Dp liler gibi süngüyle alaşağı edilerek yassıada da hapse atıldığını biliyormuydunuz ?
Onuncu Yıl Marşı'nı gözyaşları içinde, hızlanan kalp atışlarıyla Söyleyip dinleyenler bu marşı onlara armağan edenlerden birini niçin tevkif ettiler? Bugüne kadar bir (söz| yazarını bile kurtaramamış olan Onuncu Yıl Marşı, bugünden sonra da onu tebcil edenleri neden ve nasıl kurtaracak? (Küller Altında Yakın Tarih)
Doğrusunu yalnız Allah bilir. Ancak ben, tarihe bir de yenilgilerin zaviyesinden bakılmasını öneriyorum. Tarihe bu açıdan bakabilmeyi metodolojik bir ilke olarak kabul ettiğimiz takdırde, ağır basan, kaçınılmaz biçimde bizi belirleyen tarafgirliğimiz nedeniyle ele alamadığımız tarihin karanlık yüzünü gönül rahatlığıyla tahlil edebiliriz. Tarihe daha bir sakınmadan, daha geniş yüreklilikle yaklaşabiliriz.

En azından, yenilgilerde olumlu bir taraf, bir ders-i ibret bulmaya çalışarak tarihin üzerimizdeki “baskısı”ndan kurtulabiliriz. Bize öğretilen ya da öğretilmek istenen tarih, hep bir zaferle dizisinden oluşmaktadır. İçinden yenilgiler, başarısızlıklar,beceriksizlikler ayıklanmış bir tarihtir aynı zamanda. Yenilgiler genellikle “ihanet" gibi kulpların takıldığını biliyoruz.

Halbuki tarihi yapan şey, yalnız zaferler değildir, ayni zamanda yenilgilerdir. Hatta diyebiliriz ki, en çok yenilgilerdir.En azından bugünkü durumumuzun zaviyesinden baktığımızda böyle görünmektedir. (Gelenek ve Modernlik Arasında)
Eskilerin dilinde "Kuran-ı Kerim Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı." diyebir kelam-ı kibar gezerdi. (Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2)
İlim sayesinde kişi Hakikat'a ulaşabilir ancak; Hakk ise Allahu Teâlâ'nın diğer bir ismidir. (İslâm'da Bilgi ve Felsefe)
"Osmanlı'da sarık bilgiyi,
kılıç işe kuvveti, başka bir deyişle
sarık din ve ahireti, kılıç da dünyayı
temsil ediyordu. #Fatih, hayatında
olduğu gibi ölümünde de iki fetih
yolunu göstermiş oluyordu
böylece. Din ve dünyanın
beraberce fethini.."

-MustafaArmağan (Ufukların Sultanı)
İslam âlemi, İslamiyet'te ümitsizlik yasaklandığı halde ümidi bırakıp yese iman etmiştir. Nasıl olmuş da uyuşmuştur bu insanlar? Bu din atalarımın önüne saçtığı cevherleri neden benden esirgiyor? diye düşünür. Neredeyse iradesi elinden alınmış aciz birer mahlûktur içinede yaşadığı toplumun ferdleri. Ağır bir felç geçirmiş gibidir. (Asım'ın Nesli)

Geçmişi unutturma operasyonu, zamanın acımasız akışı Yüzünden bu operasyonu yapanları muaf tutacak değildi elbette Ve resmi tarih yazmaya kalkanların 'temel kitap' olarak aldıkları Nutuk konusundaki vurdumduymazlıkları, Türkiye'de resmi
tarihin neden resmileşemediğinin en belirgin örneği değil midir? (Küller Altında Yakın Tarih)
Bir de Mevlana' ya karşı aşırı bir sevgisi bulunuyordu I. Murat' ın. "Hünkar" ve "Hüdavendigar" unvanlarını almasında bu derin sevginin etkisini görenler vardır. (Osmanlı'nın Mahrem Tarihi)
Kulağına cepheden silah sesleri çalınıyordu. (Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz)
Bir giydiğini bir daha giymediğini, üstü başı perişan birini görür görmez sırtındakini çıkarıp hediye ettiğini biliyor muydunuz? (Osmanlı Sultanları Albümü)
Keşke sizin yüzyılınızda evlere hiç balkon yapılmasa idi , ileriki yıllarda insanlar ölülerini balkonlara gömmek zorunda kalmayacaklardı ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
Suçlamak kolaydır ama yeni bir şey söylemek ve söyletmek zordur tarihte. (Osmanlı - İnsanlığın Son Adası)
Fatih beldeleri açan olduğu gibi, zamanı da açan, zamana bir açılım verendir. Zamanı zorlayandır. Zamanın kıvrım ve katlarını açandır.
(Sezai Karakoç) (Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/turkce-ezan-ve-menderes-mustafa-armagan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)