# Türkçülüğün Tarihi - Yusuf Akçura Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Türkçülüğün Tarihi kimin eseri? Türkçülüğün Tarihi kitabının yazarı kimdir? Türkçülüğün Tarihi konusu ve anafikri nedir? Türkçülüğün Tarihi kitabı ne anlatıyor? Türkçülüğün Tarihi PDF indirme linki var mı?  Türkçülüğün Tarihi kitabının yazarı Yusuf Akçura kimdir? İşte Türkçülüğün Tarihi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/turkculugun-tarihi-yusuf-akcura-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-08-24T15:00:02+03:00
- Güncelleme: 2022-08-24T15:00:02+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/08/24/yusuf-akcura-kimdir-yusuf-akcura-kitaplari-ve-sozleri-297148.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Yusuf Akçura 
 Yayın Evi: Kaynak Yayınları 
 İSBN: 9789753432429 
 Sayfa Sayısı: 184 
--reklam--
Türkçülüğün Tarihi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kemalizmin ve Türkçülüğün önde gelen ideologlarından 
Yusuf Akçura bu eserinde, Türkçülük akımının Tanzimat’tan İkinci Meşrutiyet’e kadar geçirdiği bütün aşamaları tahlil etmekte ve Türkçülüğün devrimci tarihine ışık tutmaktadır. 

Akçura eserinde, Türkçülüğün nasıl başladığını ve yayıldığını, emperyalizme karşı mücadele içinde oluşan halkçı ve devrimci karakterini ortaya koymaktadır.

Akçura’nın Türkçülüğün Tarihi adlı bu kitabı, Kemalist Devrim’in düşünsel kaynaklarını, Akçura ve Gökalp’lerin öncülük ettiği Türkçülük ve Halkçılığın köklerini anlamak için hâlâ en özlü, en temel eser niteliğindedir.
--reklam--
Türkçülüğün Tarihi Alıntıları - Sözleri
... kadınlar hayatı anlamayacak olurlarsa, çocuklarını hayata kabiliyetli olarak yetiştiremezler. Milletin yarısı, kadınlardır; onlar hayat ve faaliyetten uzak kalırlarsa, milletin hayat ve faaliyeti de yarım kalır...
"Türk'ün her şeyi güzeldir ve her şeyden güzeldir."
“Türkçülük Türklükle yaşıttır.. Türklükle varolmuştur. Türklük var oldukça Türkçülük de sürecektir.”
Bu topraklar ecdadımın ocağı; evim köyüm hep bu yerin bucağı.
“En güzel yüz bize çirkin, biz severiz: Türk yüzü.
 En iyi öz bize fena, biz isteriz: Türk özü.
 Milletimiz alkışlarız, anıldıkça “Türk” sözü.
 Biz Türkleriz, biz bu kanla, biz bu adla yaşarız!”
"Birtakım kûteh nazarların(kısa görüşlerin) işbu beyânâtıma bir nazar-ı hayretle bakacaklarını iyi biliyorum;fakat zaman bu sözleri şerh ve tefsîr edince,erbâb-ı zekâ (zeka sahipleri), şu sözlerin ne kadar doğru olduğunu elbette tasdîk edecektir."
Tanzimatta taklit olunan şey, esaslardan ve usullerden çok pratik sonuçlardı. Tanzimat Nizam-ı Cedidin devamıdır.
Gasprinski’nin ilkelerinden birisi de, Türk kadınına hürriyet ve erkeklerle eşitlik sağlaması gereğidir. Bu ilkesini de ısrarla ve devamla gerçekleştirmek ister. Onun gözünde milletin anaları, milletin birinci eğitimcileri kadınlardır; kadınlar hayatı anlamayacak olurlarsa, çoçukları hayata kabiliyetli olarak yetiştiremezler. Milletin yarısı kadınlardır; onlar hayat ve faaliyetlerden uzak kalırlarsa, milletin hayat ve faaliyeti de yarım kalır… Kadın meselesine dair İsmail Bey’in hoş bir eseri vardır: Kadınlar Ülkesi.
"Türklerin teori ve düşünme ile uğraşıp yorulmaktansa, başkalarının teorik düşüncelerinden çıkan pratik sonuçları uygulama ile işi kolaylaştırmayı seçtiklerini gösteren tarihî olaylar pek çoktur."
“Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur!..”
--reklam--
Türkçülüğün Tarihi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yusuf Akçura kesinlikle boş bir idealin peşinde koşan hayalperest bir kişilik değildi. Amacı yüce Türk milletinin dilinin yozlaşmadan sıyrılıp özüne dönmesiydi. İttihat ve terakki cemiyetinde yer almış, jön Türklere katılmış, mütareke zamanında Anadolu’ya geçmiş, ilk Meclis’te milletvekilliği yapmış ve Türk tarih kurumu başkanlığı yapmış bir zattır. Yazdığı bu kitapta da Türkçülüğe katkısı olan kişilerin kronolojik sıralamasını yapmış ve kendi üslubuyla değerlendirmiştir.
İncelememi çok sevdiğim bir söz ile bitirmek istiyorum.
"Bizim ırkçılığımız hayasız bir renk ayrımcılığı değil, Türk'e düşman olan soysuzlara karşıdır!"
Hüseyin Nihâl Atsız (Mehmet Sırmalı) 
Millet, kavramından başlayarak Türklük ve Türkçülük gelişimi daha çok lisan ve topluluk üzerinden ilerleyerek Türklüğünün yükselmesi uğruna bir takım şeyler yapmış kişiler üzerinden biyografileri ve icraatlarından bahsederek Garp,Şark,Şimal ve Kafkas Türklüğünün gelişimi, 1,2,3. faal devreleri, siyasi Türkçülük ve örgütlenme safhası Mehmed Emin ve Hamdullah Suphi beylerin etkisi ve ardından Gazi Mustafa Kemal'in de etkisiyle Türklere ait bir devletin oluşum sürecindeki Türklük fikrinin ehemmiyetini eserde bahsediliyor.Türk Milliyetçiliğinin sadece silahla,kılıçla değil, kalemle ve fikirlerinde etkisiyle yükseleceğini gösteriyor. (BERK ÜNAL) 
Yusuf Akçura - Türkçülüğün Tarihi: Yusuf Akçuraoğlu bu kitabında, Türkçülüğün nasıl ortaya çıktığını, nasıl fikri bir cereyana dönüştüğünü ve Türkçülük fikrine hizmet eden Türkçüleri ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Sadece Osmanlı memleketinde değil, bütün Türk memleketlerindeki Türkçüleri de tanıtmıştır. Kitabın içinde tanıtılan Türkçülerin resimleri de var. Bu kitabı okuduğunuzda, Türkçülüğün Tarihini gerçekten öğreniyorsunuz. Kendisine Türkçüyüm diyen her bireyin okuması gereken bir kitaptır. (Berat Güney) 
--reklam--
Türkçülüğün Tarihi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yusuf Akçura - Türkçülüğün Tarihi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türkçülüğün Tarihi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yusuf Akçura Kimdir?
Yusuf Akçora, Kazanlı Yusuf Akçora (Tatarca: Yosıf Aqçura; d. 2 Aralık 1879[1] Ulyanovsk, Simbir - ö. 11 Mart 1935 İstanbul), Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar yazar ve siyaset adamı.

Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerindendir. TBMM'de 2, 3 ve 4. dönem İstanbul milletvekili, 5. dönemde 1935'te Kars milletvekili olarak mecliste yer almıştır. 1904 yılında yayımladığı Üç Tarzı Siyaset adlı makalesi Türkçülük akımının manifestosu kabul edilir.

Akçora’nın Türkçü düşünce tarihindeki yeri, çağdaşı olan Ziya Gökalp'in gölgesinde kalmıştır fakat Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışma arkadaşı olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel yapısının oluşmasında katkıları olmuştur.

Yusuf Akçora'nın Türkçü fikirleri, Sovyetlerin çökmesi ve Orta Asya'daki Türk Devletleri'nin bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla yeniden güncellik kazanmıştır.
--reklam--
Yusuf Akçura Kitapları - Eserleri
Üç Tarzı Siyaset
Türkçülüğün Tarihi
Suriye ve Filistin Mektupları
Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri
Siyaset ve İktisat
Muasır Avrupa'da Siyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar
Şark Meselesine Dair
Türk Devriminin Programı
Hatıralarım
Cengiz Han
Darülhilafet Mektupları
Türk Yılı 1928
Tarih-i Siyasi
Damolla Âlimcan el-Barudî
Zamanımız Avrupa Siyasi Tarihi
Mektuplarla Suriye-Filistin-Kudüs Seyahati ve Siyonizm Meselesi
Aydınlara Düşen Vazife
Birinci Dünya Savaşı Sonrası Rusya’da Esaret yılları
Yeni Türk Devletlerinin Öncüleri
Türk Cermen ve İslavların Münasebat-ı Tarihiyeleri
--reklam--
Yusuf Akçura Alıntıları - Sözleri
XIX. asır iptidasından başlatmak doğru olur. Bu dağılmanın birçok amilleri vardır; bu amillerin bizce en mühimleri şunlardır:
1. - Garp müverrihlerinin Reformation ve Renaissance de­dikleri fikri hareketin, XV. ve XVI. asırlarda, Garpta zuhur edip yayıldığı zaman, medeniyetçe Hıristiyan Garba müte­fevvik bulunan İslam Şarkın ve onun aksamından bulunan Osmanlı müslüman camiasının başka dillerle konuşup başka mezheplere tabi bulunmasından dolayı, bu harekete iştirak etmemiş olması;
2. - Garp kavimlerinin geniş denizlere seferler tertip edip, müstemlekeler elde ederek servet ve marifetlerini art­tırdıkları XVI. asırda, Osmanlıların bu Avrupa hareketine tamamen iştirak edememeleri;
3. - Rönesansın, Reformasiyonun, denizaşırı kıt'alara ya­yılmanın, elhasıl yeni kurunu orta kurundan ayıran bellibaşlı hareketlerin Avrupa hıristiyan halkında husule getirdiği fikri ve ilmi intibah ile servet artmasından neş'et eden maddi ve manevi tefevvuka umumiyetle İslam Şarkın, hususile Osmalı aleminin muvaffakıyetle karşı koyacak vasıtalardan mahrum kalması;
4. - Büyük devletlerin cümlesi gibi muhtelif dinlere, mezheplere inanan, muhtelif dillerle konuşan birçok kavim
lere hakim Osmanlı İmparatorluğunun tebaasını, maddi, manevi tesirlerle uzlaştırarak birleştirmeğe muvaffak olama­ması;
5. - İmparatorluğun çok geniş sahaya yayılmış bulun­ması, merkezi kuvvetin bütün memleketlere kat'i bir kontrol yapmasını, o zamanki muhabere ve muvasala vasıtalarına nazaran imkan haricine çıkardığından, iyi ve muntazam bir idarenin kabil olamaması;
6. - Türklerde tabii bir haslet olan istila ve tevessü ar­zusunu, ihtişam ve azamet emelini tatmin ve gittikçe geniş­liyen memleketin mu'dil idaresini temin için, o zamanki usullerle dahilden toplanan varidatın kifayet etmemesinden naşi, harp ve istilaların bir varidat membaı sayılarak. sonu gelmiyen harplere girişilmesi;
7. - Bu mütemadi harplerin devlet bünyesini zafa uğ­rattıktan başka, sulh devirlerinde idare ve intizamın bozul­masına bir sebep teşkil etmesi;
8. - XVII. asır ortalarından sonra, harplerin varidat membaı olmaktan ziyade büyük masrafları mucip olması;
9. - XVII. asır sonlarındaki Viyana ricatinden itibaren harp ve sulh inisiyativi artık Osmanlı Devletinin elinden çıkmış olduğundan komşu devletin ardı arası kesilmiyen taarruzlarına mukabele etmek için hazırlanmak zarureti ha­sıl olan orduların, edilmek lazımgelen harplerin hemen hiç­
bir varidat temin etmeksizin ancak devletin askeri ve iktı­sadi membalarını çok daraltmağa sebep olması;
10. - XVII. ve XVIII. asırların muvaffakıyetsiz harp­lerile, Devletin mühim varidat temin eden ve ahalisinin
ekserisi hıristiyan olan eyaletlerinden bir kısmı elden çık­makla beraber, devletin kudret, nüfuz, şeref ve sultasının da
çok rahnedar olması;
11. -- Kanuni Süleyman zamanında temeli atılıp, Mah­mut 1. devrinde vazih ve kat'i bir şekil alan Kapitülasyonlar,
Osmanlı Devletinin harici ticaretinde Osmanlı tebaasının çok zarar görmelerini bais olduğu gibi, Şark sularında Fransız
sancağına daha sonraları Felemenklilere, Venediklilere ve İngilizlere verilen imtiyazların da Osmanlı tüccar gemilerinin inkişafına engel teşkil etmesi;
12. - Kapitülasyonlarla gayri müslim Osmanlı tebaasının bir nevi himayesine hak kazandıklarını iddia eden ecnebi
devletlerin tesirlerile, muhtelif mezheplere mensup hıristiyan tebaasının hükumet tarafından idaresinde birtakım müşküla­tın yüz göstermesi;
15. - Osmanlı Devletinin zayıflamasından fırsat bulan ecnebi devletlerinin Kapitülasyonlarda münderiç bazı maddeleri fazla serbest tefsire başlıyarak, Osmanlı tebaası hıristi­yanları himayeye kalkışıp onları metbu devletlerine karşı itaatsizliğe teşvik etmeleri;
14. - Fatih zamanında İstanbul Rum Patrikliğine bahş ve ihsan olunan imtiyazları, Rum Patrikhanesinin mütemadiyen tevsie çalışması ve hıristiyan tebaanın, herhangi cins ve mez­hepten olursa olsun, cümlesi üzerine pek geniş olan sultası ile de iktifa etmiyerek, adli, idari ve hatta siyasi hususlarda da­ha geniş iddialara kalkışması;
15. - Rum Patrikhanesinin gölgesi altında üreyip artan Fenerli Rum Beylerinin, çok defa Osmanlı Devletinin harici siyasetinde ve mali işlerinde mühim mevkiler tutarak, bu kudret ve nüfuzlarını bazan Osmanlı menafiine münafi bir surette kullanmaları;
16. - Harplerin mağlubiyetle kapanmasından dolayı, iktısaden alettevali zararlara uğrıyan Osmanlı içtimai heye­tinde husule gelen hoşnutsuzluk ve tezebzübün ve idarei
hükumette iktısadi sıkıntılardan naşi, gittikçe artan suiistimal­lerin neticesi olarak, hükumetle ahali arasında imtizaç ve ahengin eksilmesi; alelhusus hıristiyan tebaanın gerek da­hili sıkıntılar, gerekse harici propagandalar tesirile Osmanlı
camiasından ayrılmak emel ve arzularının kuvvetlenmesi, nihayet bunların fili hareketlere bile kalkışmaları;
17. - Osmanlı devletinin siyasi, adli ve idari teşkilatının esaslarından biri olan İslam şeriatinin zaman ve mekana
göre terakki ve tekamül ettirilememesinden naşi, devleti ve
içinde bulunan kavimleri idareden aciz kalması;
18. - Gerek merkezde, gerekse vilayetlerde adaleti tevzi ve saltanatı temsil eden makamların şeriata ve kanuna mu­ğayir keyfi hareketlerinin artması ve binnetice zulmün, irti­
kap ve irtişanın meydan alması;
19. - Şeriat esaslarına göre tanzim olunan mektep ve med­reselerin, XVII. asırdan itibaren garpta inkişaf eden serbest ulumu benimsiyemediğinden dolayı, müslüman Osmanlıların medeni tekamüllerine kafi derecede hizmet edememesi, hatta bu mektep ve medreselerin XV. ve XVI. asırlarda bulunduğu seviyeden aşağı düşerek ilim ve marifetçe Osmanlıların garbe nazaran geri kalmalarına sebep olması;
20. - Garpte Rönesanstan sonra, üniversiteler, yani med­reseler mütemadi terakki ve inkişaf ettikten ve dini alakalar dan yavaş yavaş sıyrılmağa yüz tuttuktan başka, ayrıca ih­tisas mektepleri, mesela barbin usul ve kaidelerini, gemilerin inşasını, top ve tüfek imal ve istimalini, istihkam hafir ve tanzimini öğreten mektepler açılmış iken Osmanlı memle­ketlerinde ve umumiyetle şarkta, XVIII. asır sonlarına kadar
böyle teşebbüslerin hemen hiç vaki olmaması;
21. - Harplerde muvaffakıyetsizliklerin, idarede tezeb­züplerin, maliyede sıkıntıların, adliyede adaletsizliklerin, hü­kümdarlarda zaf ve aczin, ulum ve maarifte inhitatın tabii bir neticesi olmak üzere cehil ve taassubun hakim mevkie geç­mesi ve her nevi teceddüt ve terakkiye mümanaat edebile­cek bir kuvvete malik olması;
22. - XVIII. asırda buhar kuvvetinin ve buharlı makineler, imalinin garpte keşfolunarak XIX. asır başlarından itiba­ren Oarpte servetin tezayüt ve temerküze başlaması ve bu suretle Garbin Şarka karşı korkunç bir iktısadi tefevvuk kazanması; nihayet garpte büyük sanayi sermayesinin ve buharlı büyük sanayiin mütemadiyen inkişafı esnasında, şarkın küçük sermaye ve sanayi seviyesinden yükselemiye­rek, sermaye ve sanayi sahasında, yani siyasi ve içtimai hayatın ruhu demek olan bir sahada, şarkın garpten çok geriye kalması. (Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri)
Emperyalistlerin “ Doğu meselesi” adını verdikleri mesele , O’na ( Yusuf Akçura’ya) göre, Mazlumlar Dünyasından bakıldığı zaman “ Batı Meselesi” idi. (Türk Devriminin Programı)
Cengiz, Türklerin en güzîde bir sıfatı olan tab’-ı selîme [doğru/sağlam karaktere], kavrayışlı nazara kemâlen mâliktir. (Cengiz Han)
Kadîm ve köhne bir medeniyet sâhibi olan İranîler gürültülü cenkten çekilip fikrî uğraşılarla ve malî ve ticarî işlerle meşgul oluyorlar, Sâmî asıllı Araplar ise akıllara hayret veren ilk genişlemeleri ile kazandıkları servet ve refahtan zevkyâb olmayı harb ve darb ile iştigale tercih ediyorlardı. Sanatı askerlik olan Türk’e gelince, o, kavgadan hiç bıkmıyordu. (Şark Meselesine Dair)
Arap genci ile benim İslâm’ı algılamamız arasında çok büyük bir fark vardır.

O, İslam’ı, Yahudilik gibi milli bir din olarak düşünmekte, bense umumi, cihanşümul (beşerî) bir din olarak anlıyorum.

Arap da İslâm’ın tüm insanlığa yayılmasını çok istiyor; ancak, aynı zamanda “ Araplık da Yayılsın!...” diyor; “ Müslüman olan herkes Arap olsun, bütün İslâm dünyası bir Arap imparatorluğuna bağlansın “ diyor. (Mektuplarla Suriye-Filistin-Kudüs Seyahati ve Siyonizm Meselesi)
‘’Hanımlar, Efendiler!

İçinde yaşadığımız büyük tarihi devreyi kişiliğinde cisimleştiren Büyük Adam’ın emir ve kumandası altında birleşen harp erleri, Türk milletinin hayatını muhafaza içgüdüsünü dahiyane idare ederek, şahidi olduğumuz askeri zaferleri temin ettiler. O Büyük adamın etrafına toplanan tam şuurlu, açık kanaatli aydınlar da, yine milletin hayatını muhafaza içgüdüsüne dayanarak çağdaş Türk devletini kurabilirler. Türk aydınlarının bugünkü vazifesi, işte bu muazzam işe el birliğiyle, dağılmaksızın sarılmak ve yan çizmelere kapılmaksızın birlik halinde çalışmaktır.’’ (Aydınlara Düşen Vazife)
Driyo diyor ki:

"16. asır Türklerin büyük asrıdır. Adriyatik Denizi'nden Ganj'a, Bengale Körfezi'ne, cenubi Rusya isteplerinden, Türkistan'dan Arabistan ve Sahra kumluklarına kadar muhtelif Türk kabileleri kendilerine Garp İmparatorluğu'ndan da, Makedonya İmparatorluğu'ndan da vasi bir İmparatorluk kurdular." (Şark Meselesine Dair)
Önceden beri Suriye halkının ahlâkının kötü olduğunu işitiyordum. Bunlara aldatıcı, dolandırıcı, hilleci diyorlar. Seyahate gidenlere, insanı suya batırmayan, ateşte yakmayan dualıklar kadar gerekli bir kitap, “seyahat rehberi”nde bu konuda şöyle yazıyor: Kalabalık yerlerde cüzdanınıza sahip olunuz, bir şey satın alırken pazarlık yapın, geri verilen paranın doğru olduğuna, sahte olmadığına dikkat edin... Ve başka şeyler yazmakta. (Suriye ve Filistin Mektupları)
Türklerin büyük çoğunluğu geçmişlerini unutmuşlardır. Bu nedenledir ki, her şeyden önce bir ulusal bilinç uyandırmak ve yaratmak gerekecektir. (Üç Tarzı Siyaset)
Bugün de olduğu üzere, küçük çocukları evlerinden büyükçe bir kişi refakatinde mektebe götürüp getirmek, medresede aynı yaştaki çocukların istirahat ve oyunlarına, birbirlerine olan davranışlarına dikkat ve nezaret etmek, nihayet ders sonunda evlerine iletip teslim etmek gibi nizamlar tabii o zamanlar hiç yoktu. (Damolla Âlimcan el-Barudî)
İnsan, gerçek kitap olan tabiat ve eşyayı okuyup ondan ilmi keşfedebilmeli; yazıya, söze bağlanıp esir kalmamalı, kısaca her kişinin ideali bizzat kaşif olmak, insaniyete faydalı bir fikir veya şey icat etmek olmalıdır. (Damolla Âlimcan el-Barudî)
hayat zaten zindan değil mi!.. (Hatıralarım)
"Muharebelerde taraflar birbirine hiç acımaz; muharebeye aşure dağıtmak için gidilmez." (Cengiz Han)
Seccadeyle alnım arası yazılan tüm dilekçeler cevapsız kaldı. (Hatıralarım)
Karadeniz ve Kafkas dağlarının şimalinde, ya doğrudan doğruya saltanat merkezinden idare olunan yahut Osmanlı sultanlığına tâbi Kırım Hanlığı ülkesinden sayılan kıt'alar, XVIII. asrın sonlarına değin vaziyetlerini muhafaza ettiler. (Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri)
Her hayat,ancak diğer hayatları bitirmekle ancak devam edebilir.İşte bu "tenazû-ı bekâ","cidal-i hayat" gibi muhtelif suretlerle lisanımıza geçen "Struggle for life" kanun-ı azîm-i tabi'yyesidir. (Şark Meselesine Dair)
İnsan zaten neyi ararsa çoğunlukla onu bulur! (Türk Devriminin Programı)
İnsan zaten neyi ararsa çoğunlukla onu bulur! (Türk Devriminin Programı)
"Birtakım kûteh nazarların(kısa görüşlerin) işbu beyânâtıma bir nazar-ı hayretle bakacaklarını iyi biliyorum;fakat zaman bu sözleri şerh ve tefsîr edince,erbâb-ı zekâ (zeka sahipleri), şu sözlerin ne kadar doğru olduğunu elbette tasdîk edecektir." (Türkçülüğün Tarihi)
Darbe-i devlet, bir devlette mevcut kuvvetlerden birisinin, meselâ: hükümdârın, ya da millet meclisinin (yâhut ordunun ve sâir) yasanın kendisine verdiği hukukun dışına çıkıp, bir harekette bulunmasına denir. (Darülhilafet Mektupları)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/turkculugun-tarihi-yusuf-akcura-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)