# Türkiye'nin 1950'li Yılları - Mete K. Kaynar Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Türkiye'nin 1950'li Yılları kimin eseri? Türkiye'nin 1950'li Yılları kitabının yazarı kimdir? Türkiye'nin 1950'li Yılları konusu ve anafikri nedir? Türkiye'nin 1950'li Yılları kitabı ne anlatıyor? Türkiye'nin 1950'li Yılları PDF indirme linki var mı?  Türkiye'nin 1950'li Yılları kitabının yazarı Mete K. Kaynar kimdir? İşte Türkiye'nin 1950'li Yılları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/turkiyenin-1950li-yillari-mete-k-kaynar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-13T13:00:07+03:00
- Güncelleme: 2022-06-13T13:00:07+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/13/mete-k-kaynar-kimdir-mete-k-kaynar-kitaplari-ve-sozleri-245327.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mete K. Kaynar 
 Yayın Evi: İletişim Yayıncılık 
 İSBN: 9789750518317 
 Sayfa Sayısı: 740 
--reklam--
Türkiye'nin 1950'li Yılları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Türkiye'nin her açıdan kabuk değiştirdiği bir dönem olan 1950'li yıllardaki zamanın ruhu üzerine kapsamlı bir kılavuz.

-Dünyaya açılma devri, ABD hegemonyasının etkisine girilen yıllar, küresel kapitalizme eklemlenme...
-Tek parti sultasının ardından Demokrat Parti devri... Adnan Menderes, Celal Bayar, İsmet İnönü, Osman Bölükbaşı, Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu, Hikmet Kıvılcımlı ve diğerleri...
-Soğuk Savaş, anti-komünizm, DP'yle birlikte bir yeni otoriterlik tecrübesi, özgürleşme arayışları...
-Siyasal mücadeleler, dış politika, 6/7 Eylül pogromu, emek hareketi, kentleşme, kitle iletişimi, kadın hareketi, "Doğu Sorunu"...
-Günlük hayat, popüler kültür, magazin, sinema, edebiyat…

Mete Kaan Kaynar'ın hazırladığı derlemeye Cenk Ağcabay, Gökhan Ak, Yelda Şahin Akıllı, Mehmet Öznur Alkan, Zübeyir Barutçu, Foti Benlisoy, Tanıl Bora, Funda Şenol Cantek, Kadir Dede, Tanel Demirel, Yasemin Doğaner, Eren Erden Erdem, Nevra Ersarı, Süleyman İnan, Mete Kaan Kaynar, Nuray Ertürk Keskin, Bayram Koca, Selçuk Koca, Hakan Koçak, Feridun Cemil Özcan, Gencer Özcan, C. Oral Özdemir, Emrah Özen, Ezgi Sarıtaş, Ayşem Sezer Şanlı, Aslı Uçar, Kerem Ünüvar, Anıl Varel, Kerem Yavaşça ve Sinan Yıldırmaz yazılarıyla katkıda bulundu.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Türkiye'nin 1950'li Yılları Alıntıları - Sözleri
... 1957 seçimlerinde Celal Bayar : " Öyle ümit ediyoruz ki, 30 sene sonra bu mübarek memleket 50 milyon nüfusu ile küçük bir Amerika olacaktır. "
Likör de 1950'lerin Batılılaşması sırasında dini bayramlarda ikram edilen alkollü içecek olarak günlük hayata dahil oldu .
...işçi sınıfının ana gövdesinin tipik oy verme davranışı en başta Demokrat Parti kimliği ile damgalandı; merkez sağ eğiliminin altında yola çıkıldı. Bu kimlik, adeta bir doğum lekesi olarak günümüze kadar varlığını sürdürdü.
Dönem, dil açısından da çok seslidir; sol eğilimli yenilikçi dergiler "dörüt", "yır", "yazın", "eleştirmeci" ya da "eleştirmen" gibi sözcükleri tercih ederken, sağ eğilimli muhafazakar dergiler "sanat" , "şiir", "edebiyat" ve "münekkit" gibi sözcükleri kullanırlar.
Ancak Türk dil kurumu'na göre 'kişilik' kelimesinin; " bir kimseye özgü belirgin özellik, şahsiyet" gibi bilinen anlamlarının dışında "yabanlık" anlamı da vardır. Aynı kaynağa göre " yabanlık " sözcüğü; 'bayram gibi önemli günlerde ve ya konukların yanına çıkarken giyilen yeni bir giysi, adamlık' anlamına gelir. Yani "kişilik" yaban olana, dışarıdan gelene ya da ele güne karşı giyilen yeni elbisedir. Halk, gündelik kullanımdan esirgenmiş yeni bir giysi olarak kişilik giyinmekte, ancak bu şekilde yabancı olana güzel gözükeceğini düşünmektedir. Halk arasında söylenen , " işte şimdi adama döndün!" lafına da yakın bir anlamdır bu.
Taşlıtarla'ya 1950'lerin başında göç etmiş bir Bulgar muhaciri nasıl gecekondu inşâ ettiklerini Toplumsal Tarih Dergisi'ne şöyle anlatmaktadır: " Akşamları birbirimize gecekondu yapıyorduk, sırayla. ... Jandarmalar geliyor, onlar bir uçtan yıkıyor, biz bir uçtan yapıyoruz. ... Mesela gündüzden temelini kazıyorduk, hava kararmaya başladığı zaman hemen temelini yapıyorduk, gece briketleri işliyorduk, böyle elimizlen. "
1936 İş Kanunu'nda açıkça yer verilen grev yasağı, 1947'de çıkan Sendikalar Kanunu'nda sendikacılara greve teşvik cezası getirilerek pekiştirilmişti. 1950'de seçimler öncesinde grev hakkını savunan, hatta programında yer veren Demokrat Parti, iktidarda olduğu yıllar boyunca bir kaç kez hazırladığı grev kanun taslaklarını hiçbir zaman meclis gündemine taşımadı ve "henüz Türkiye sanayinin ve işçi sınıfının grev için gerekli güce, olgunluğa ulaşmadığı" biçiminde özetlenebilecek argümanlarla grev yasağını devam ettirdi. ...... 1954 yılında Demokrat Parti iktidarda iken CHP'nin seçim afişleri ise şöyleydi : " İşçi ! Hür dünya işçilerinin bütün haklarına sahip olacaksın ! "
Çok partili hayata geçiş aşamasında, " Moskova ağzıyla konuşmak " türünden dışsallaştırma pratiklerine maruz kalan, sudan gerekçelerle ilan edilen sıkıyönetim koşulları altında siyaset yapmak zorunda bırakılan Menderes, iktidarı ele geçirdiğinde benzer yöntemleri uygulamakta tereddüt etmeyecektir.
Yine yapıtta kullanılan köylü konuşmaları ve şive taklidi, dönemin edebiyatçıları ve eleştirmenleri arasında bir gerçekçilik tartışmasına dönüşür. Kemal Binbaşar, Orhan Kemal, Samim Kocagöz ve Fahir Önger gibi yazar ve eleştirmenler şive taklidinin yapıtın gerçekçiliği açısından gerekli olduğunu ve dili zenginleştirdiği öne sürerlerken, Nurullah Ataç, Tarık Buğra, Mehmet Fuat ve Melih Cevdet Andaç gibi isimler şive taklidinin gerçekçilikle ilgisi bulunmadığını ve dili bozduğunu iddia ederler.
1958 yılında antidemokratik yasalarla ilgili görüşü sorulduğunda, " Bir hanım mebusun bu kabil davalarla uğraşması doğru değil. Hanımların mevcudiyeti meclisin havasına sükut getirmeli. " diye yanıt veren kadın milletvekiline " Kadın Sesi" sayfalarından " Zavallı Kadınlar " başlıklı makaleyle sert bir cevap gelir: " ...Büyük Millet Meclisi'nde bir süs gibi oturacak olduktan sonra kadının milletvekili seçilmesine ne lüzum var ? "
Özelliklede roman alanında toplumcu gerçekçiliğin en yetkin ürünleri bu dönemde üretilirken, genel olarak edebiyat kabuk değiştirerek modernist bir görünüm kazanmaya başlar. 1958'deki Yunus Nadi Roman Ödülleri'nde birinciliği Fakir Baykurt'un 'Yılanların Öcü', ikinciliği ise Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam adlı yapıtlarının alması ellilerdeki bu iki ana eğilimi somut bir biçimde ortaya koymaktadır.
DP iktidarı, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin bileşenlerinin, siyasi konularda tutum almasını şiddetle eleştirir.
Çayın çok eski tarihlerden beri milli içeceğimiz olduğunu düşünürüz. Oysa toplumsal bir tiryakilik olarak kahvenin terk edilmesi ve yerini çayın alması oldukça yakın tarihtedir. O kadar ki bir sıcak içecek olarak çay alışkanlığının yaygınlaşması sene olarak 1955'e rastlar. Bu nedenle bizde çay içilen yerlerin adı bile " çayhane " değil, " kahvehane " olarak kalmıştır.
Anti-komünizm politikaları çerçevesinde sola sürekli baskının olduğu bu dönemde, onca tutuklamalara rağmen pek çok olayda sol, günah keçisi ilan edilir. ....Hatta hükümet daha da ileri giderek gericilik olaylarının arkasında dahi komünistlerin olduğunu ileri sürer .
Ticaretin ve ekonominin serbestleşmesinin iktisadi kalkınmayı beraberinde getireceğine inanan DP yönetimi , bu ekonomi biçiminin ortaya çıkarttığı döviz ihtiyacını, en başından beri, ABD'den gelecek dış yardımlarla karşılama eğiliminde olmuştur. Aynı doğrultuda Türk dış politikası da her yönüyle ABD politikalarına paralel bir şekilde işlemeye başlamıştır. Bunun sonucunda Türkiye, ABD dış politikalarının aleyhinde ve/veya dışında herhangi bir bağımsız dış politika ortaya koyamamaya başlamıştır.
--reklam--
Türkiye'nin 1950'li Yılları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"YENİ BİR DÜNYANIN KURULDUĞU,.....": “......... TÜRKİYE’NİN DE ORADA YERİNİ ALMAYA ÇALIŞTIĞI YILLAR…”

1950’li yılları, İsmet İNÖNÜ’nün 1964 de ABD başkanı JOHNSON’ın mektubuna cevaben söylediği iddia edilen söz ile tanımlayabiliriz. O yıllar ki Türkiye’nin meşrutiyetten sonra ikinci kez çok partili hayata geçtiği dönemdir ve 27 Mayıs 1960 darbesiyle de kapanmıştır.

Bir derleme olarak karşımıza çıkan ve oldukça hacimli olan kitap, inceleme konusunda önemli eserler veren iletişim’den yayınlandı. Kitap, yazar ve konu başlıkları açısından derya deniz dersem abartmamış olurum.

Benim gibi 50 li yılları görmeyenler için, söz konusu dönemin önemli parametrelerinin ne olduğu; bir kesim tarafından Türkiyenin “makus talihini” yenen, “demokrasi şehidi” olarak nitelendirilen, bir kesim tarafından ise “otoriterliğe” kayan, “siyasal İslamcılığın ilk nüvelerini serpen”, Adnan Menderes ve demokrat parti dönemi hakkında ayrıntılı bilgiler almak için başarılı bir kaynak.

Kitap, kore’ye asker gönderme ile başlıyor, ezanın eski haline gönderilmesi ile açılıyor. Demokrat partinin seçimi kazanması sonrasında yapılan ilk icraatlar bunlar. Daha sonra dönemin ruhuna uygun olarak maalesef ortaçağdaki cadı avı gibi komünist avı ile şekilleniyor siyasi, toplumsal ve kültürel hayat.

Dönem ayrıca Türkiye’de Amerikancılığın zirve yaptığı yıllar. Marshall planı doğrultusunda ABD tarafından oldukça fazla yardım geliyor. ODTÜ ve Erzurum Atatürk üniversitelerinin temelleri bu plan ile atılıyor. Memleket, ABD sayesinde (!) süt tozu ve margarinle tanışıyor.

Seçimle gelen bir partinin nasıl adım adım otoriterliğe kaydığı, “mutlak gücün nasıl mutlak yozlaştırdığı”, şairin dediği gibi “her geçen yılın yeni bir dert olduğu” yıllar..

Radyonun nasıl iktidarın tekeline girdiği, her gün radyo yayınlarında “vatan cephesi”ne katılanların isminin okunarak halkın milliyetçi damarına yaslanıldığı, “ya bizdensin ya da vatan haini” denerek muhalefetin şeytanlaştırıldığı, Tahkikat Komisyonları” kurularak baskının iyice artırıldığı yıllar..

Düzmece haberlerle “6-7 eylül pogromu”nun nasıl ilmek ilmek örüldüğü yıllar..

50’lerin kültür hayatı, o zamanki basın organları. O zamanının düşünür, yazar-çizer takımı arasındaki kutuplaşmalar ve kavgalar da yer buluyor kitapta, ayrıca yerli film- türk filmi ayrımı üzerine bir tartışma da var.

Kitapla ilgili eksiklik olarak gördüğüm nokta; sol ve sosyal demokrat tandanslı yazarlara ağırlık verilmiş olması. Ama bu eksikliğe rağmen benim için çok öğretici ve bilgilendirici bir macera oldu.

Velhasıl; aradan 60’dan fazla yıl geçmesine rağmen ülkenin temel sorunlarının aslında çok da değişmediğini müşahede ederek üzüntümün arttığı ve geleceğe dair umudun ise azaldığı bir okuma oldu benim için.

Kitapta yer alan en aydınlık bölüm; benden bahsedilen bölüm. “İstikbalin en parlak delikanlısı” başlığıyla bana ait de bir bölüm lütfetmişler. 1951 yılbaşı gecesi ilk kez radyoya çıktım efenim. : ))))

Sözlerimi o dönemin ruhuna uyan ve kitaptan aldığım bir şarkı ile tamamlıyorum. Şarkının olduğu plak, 1954 yılında türk-amerikan dostluğunu pekiştirmek adına izmir fuarında halka bedava dağıtılmış.

DOSTLUK ŞARKISI (THE SONG OF FRIENDSHIP)
…………..
O muhteşem beldelerin,
Pınarların nehirlerin,
Ünlü şelalen niyagara,
Haykırır gücünü dünyaya.

Senin new york’un,
Yükselir göklere,
Senin istanbul’un,
Destandır dillere. (mesut bahtiyar) 
1950 ler boyunca yaşanan siyasi ve ıdeolojik kutuplasmanin Turkiye'de deneyimlenme şekli, dönemin kadin hareketleri,edebiyat dünyası, işçi ve emek hareketleri uzerinden titizlikle ele alınmış. Bunun yaninda donemin ekonomisi,dis politikasi ve onemli siyasi-edebi figürlerin biyografileri de kitapta yer edinmistir. Gunumuz Turkiyesinin hem ekonomik hem siyasi hem de sosyo-kültürel yapisinin temellerinin atildigi bir donem olmasi acisindan cok önemli olan 50 li yıllar bu editoryal calisma ile herkesin kitapliginda bulunmali kesinlikle. (Zoncik) 
--reklam--
Türkiye'nin 1950'li Yılları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mete K. Kaynar - Türkiye'nin 1950'li Yılları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türkiye'nin 1950'li Yılları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mete K. Kaynar Kimdir?
Hacettepe Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde, Türkiye Ortadoğu Forumu Özgür Üniversite'de ve Kolektif: Sosyal Bilimler Araştırma Topluluğu'nda çalışmaktadır.
--reklam--
Mete K. Kaynar Kitapları - Eserleri
Türkiye'nin 1950'li Yılları
Türkiye'nin 1960'lı Yılları
Milliyetçilik Yurtseverlik ve Sol
Türkiye'nin 1970'li Yılları
Resmi Tarih Tartışmaları 10 : Rejim ve Ritüelleri
Türkiye'nin Lanetlisi: Bir Muhalif
Her İle Bir Üniversite/Türkiye'de Yüksek Öğretim Sisteminin Çöküşü
--reklam--
Mete K. Kaynar Alıntıları - Sözleri
Türkiye tarihinde her dâim önemli olmakla beraber, Ata­türk kültü çeşitli dönemlerde daha fazla popülerleşmiştir. Siyasal hayatın önemli dönemeçleri bu popülerleşmeyle pa­ralellik taşır. Bu bağlamda en çarpıcı örnek bugün Atatürk’ü İran’da Humeyni ve Kuzey Kore’de Kim Yong İll ile beraber 21. yüzyılın yasayla korunan üç liderinden biri yapan 1951 tarihli, kamuoyunda Atatürk’ü Koruma Kanunu olarak bi­linen 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanundur. 27 yıllık rek parti yönetiminin ardından 1950 ele Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi, o güne kadar ülkeyi yöneten kurucu kadro açısından bir tür travmadır. İktidara geldikten kısa süre sonra DP CHP tarafından “irticacılık, hilafetçilik ve Atatürk düşmanlığı” ile suçlanır. Bunun üzerine Celal Bayat’ın önerisiyle meclis, 1951'de, Atatürk’ü Koruma Kanunu'nu çıkarır. Kanunun ilk üç maddesi şöyledir:

Madde1 - Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk'ü temsil eden heykel büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kırarı, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beşyıla kadar ağır hapis cezası verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suç­ları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalan­dırılır.
Madde 2 - Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasıyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır. Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kurlanılarak işlenir veya bu sürede işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.
Madde 3 - Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılarınca resen takibat yapılır. (Resmi Tarih Tartışmaları 10 : Rejim ve Ritüelleri)
Cemiyet, kahramanlara tapma dini üzerine kurulmuştur. (Resmi Tarih Tartışmaları 10 : Rejim ve Ritüelleri)
Daha önce ithâl edilen bir malı ülke içinde üretmeye başlayan bir sanayici, o malın ithalatının yasaklanmasını talep edebiliyor, yetkili kurum da arz talep dengesini gözeterek, o malın ithalatını ya tamamen yasaklıyor ya da kotaya tabi tutuyordu. (Türkiye'nin 1960'lı Yılları)
Nitekim 1960'tan 1997'ye kadar geçen 37 yıllık sürede gerçekleşen darbe ve - en azından örgütsel, fiziksel düzeyi aşıp fiili düzeye doğru hamle eden darbe - girişimlerinin sayısının 7 olduğunu hatırlarsak, geçen süre zarfında Türkiye siyasetinin yaklaşık her 5,25 yılında bir darbeye/girişimine maruz kaldığını söyleyebiliriz. (Türkiye'nin 1960'lı Yılları)
Resmî ideolojinin gerçek anlamda siyaset kavramının içi­ni boşaltarak siyaseti, kendi inşâ ettiği gerçeklikler alemindeki bir oyuna, ritüellere dönüştürmesi, siyaseti toplumsal bağla­mından tamamen koparır; siyaset makbul vatandaşlardan mürekkep partilerde icra edilen bir temaşa hâline gelir. Yurt­taşlar ise gerçekleştirilen ritüellerin bir nesnesi. Bu çemberin dışında kalmaya çalışan kişi (ve siyasal örgütlenmeler), tıpkı kültür endüstrisinin dışında kalan kişi gibi önce görmezden gelinir, yok sayılır; ardından da hâin, outsider ve/ya satılmış olarak tanımlanarak sistemin dışına itilir. Zaten, resmî ideo­loji yoluyla ulaşılmaya çalışılan temel amaç da budur: Yurttaş­ların siyasetin öznesi olmaktan çıkartılarak, resmî ideolojinin (ve onun ritüellerinin) bir nesnesi hâline getirilmesi. Çünkü toplumdan siyaset yapması değil, inanması ve itâat etme­si beklenmektedir. (Resmi Tarih Tartışmaları 10 : Rejim ve Ritüelleri)
Taşlıtarla'ya 1950'lerin başında göç etmiş bir Bulgar muhaciri nasıl gecekondu inşâ ettiklerini Toplumsal Tarih Dergisi'ne şöyle anlatmaktadır: " Akşamları birbirimize gecekondu yapıyorduk, sırayla. ... Jandarmalar geliyor, onlar bir uçtan yıkıyor, biz bir uçtan yapıyoruz. ... Mesela gündüzden temelini kazıyorduk, hava kararmaya başladığı zaman hemen temelini yapıyorduk, gece briketleri işliyorduk, böyle elimizlen. " (Türkiye'nin 1950'li Yılları)
Yine yapıtta kullanılan köylü konuşmaları ve şive taklidi, dönemin edebiyatçıları ve eleştirmenleri arasında bir gerçekçilik tartışmasına dönüşür. Kemal Binbaşar, Orhan Kemal, Samim Kocagöz ve Fahir Önger gibi yazar ve eleştirmenler şive taklidinin yapıtın gerçekçiliği açısından gerekli olduğunu ve dili zenginleştirdiği öne sürerlerken, Nurullah Ataç, Tarık Buğra, Mehmet Fuat ve Melih Cevdet Andaç gibi isimler şive taklidinin gerçekçilikle ilgisi bulunmadığını ve dili bozduğunu iddia ederler. (Türkiye'nin 1950'li Yılları)
Türkiye'nin 68'i işçilerin, köylülerin, şoförlerin, kapıcıların, çobanların, sanatçıların, yani maddi ya da maddi olmayan emeğiyle geçinen her kesimden kadın ve erkeklerin meydanlara çıktığı; yollara döküldüğü bir süreçti. Bununla beraber, üniversite öğrencilerinin Türkiye'nin 68'inde özel bir yeri vardı. Zira yollara düşen emekçi sınıflar yürüyorsa gençler koşuyordu. Emekçi sınıflar safa geçiyorsa, gençler en öne fırlıyordu. Emekçi sınıflar sadece yeryüzünü istiyorsa gençler gökyüzünü de istiyordu. (Türkiye'nin 1960'lı Yılları)
Ancak Türk dil kurumu'na göre 'kişilik' kelimesinin; " bir kimseye özgü belirgin özellik, şahsiyet" gibi bilinen anlamlarının dışında "yabanlık" anlamı da vardır. Aynı kaynağa göre " yabanlık " sözcüğü; 'bayram gibi önemli günlerde ve ya konukların yanına çıkarken giyilen yeni bir giysi, adamlık' anlamına gelir. Yani "kişilik" yaban olana, dışarıdan gelene ya da ele güne karşı giyilen yeni elbisedir. Halk, gündelik kullanımdan esirgenmiş yeni bir giysi olarak kişilik giyinmekte, ancak bu şekilde yabancı olana güzel gözükeceğini düşünmektedir. Halk arasında söylenen , " işte şimdi adama döndün!" lafına da yakın bir anlamdır bu. (Türkiye'nin 1950'li Yılları)
...işçi sınıfının ana gövdesinin tipik oy verme davranışı en başta Demokrat Parti kimliği ile damgalandı; merkez sağ eğiliminin altında yola çıkıldı. Bu kimlik, adeta bir doğum lekesi olarak günümüze kadar varlığını sürdürdü. (Türkiye'nin 1950'li Yılları)
Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi, Osmanlı İmparatorluğu'ndan bir kopuştur. Tam da " kopmak " fiilinin anlamında mündemiç olduğu üzere, kopma, kopan(parça)ların, öncesindeki aynılıklarını ve kopuştan sonra -hâlâ devam eden- benzerliklerini içerisinde taşır. (Türkiye'nin 1960'lı Yılları)
Yassıada komutanlığına Tarık Güryay getirilir. Güryay'ın Yassıada'daki ilk icraatı ise henüz mahkumlar adaya getirilmeden önce dinleme cihazlarının koğuşlara ve hücrelere yerleştirilmesi emrini vermek olmuştur. (Türkiye'nin 1960'lı Yılları)
1936 İş Kanunu'nda açıkça yer verilen grev yasağı, 1947'de çıkan Sendikalar Kanunu'nda sendikacılara greve teşvik cezası getirilerek pekiştirilmişti. 1950'de seçimler öncesinde grev hakkını savunan, hatta programında yer veren Demokrat Parti, iktidarda olduğu yıllar boyunca bir kaç kez hazırladığı grev kanun taslaklarını hiçbir zaman meclis gündemine taşımadı ve "henüz Türkiye sanayinin ve işçi sınıfının grev için gerekli güce, olgunluğa ulaşmadığı" biçiminde özetlenebilecek argümanlarla grev yasağını devam ettirdi. ...... 1954 yılında Demokrat Parti iktidarda iken CHP'nin seçim afişleri ise şöyleydi : " İşçi ! Hür dünya işçilerinin bütün haklarına sahip olacaksın ! " (Türkiye'nin 1950'li Yılları)
Resmî ideolojinin zihinleri iğdiş ederek tartışmanın ye­rine itâati, düşünmenin yerine inanmayı koyduğu yerde si­yaset, ancak, resmî ideolojinin farklı kutupları arasındaki bir çekişme şeklinde tezahür edebilir. Siyaset, resmî ideolojinin yurttaşları çepeçevre sardığı bir toplumda da (gerçek anla­mıyla değilse de) mevcuttur, hattâ serbesttir; ancak, sadece resmî ideolojinin vazettiklerinin terennüm edilmesi koşuluy­la. Ermeni soykırımının olmadığı yönündeki her türlü siyasî faaliyet serbesttir böylesi bir toplumda; ancak, bunun tersini söylemek, söyleyeni öteki ve hâin kılar. Böylesi bir ortamda hâinlik, satılmışlık yaftasını taşımayı kabul etmeden, resmî ideolojinin vazettiği kavramlar setinin dışına çıkılarak siya­set yapmak mümkün değildir: Resmî ideolojiye göre Ermeni soykırımı “sözde”dir. Siyaset imkânı sadece onun sözdeliğini teyit edecek faaliyetlerle sınırlıdır. Tersini söylemek, iddia et­mek, eğer söyleyen öteki ve hâin olmayı göğüsleyebilecek ve “denizden kovulmayı” göze alabilecek cesarette ise kanunen yasak değildir. (Resmi Tarih Tartışmaları 10 : Rejim ve Ritüelleri)
Hatta daha da ilginç bir örnek, Menderes'in 27 Mayıs'ın yıl dönümünde ada komutanlarına tebrik mesajı göndermesidir. (Türkiye'nin 1960'lı Yılları)
Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti 16 Ağustos 1960'ta ilan edilir. Türkiye altmışlar boyunca, 1959 Londra Antlaşmaları'nın Kıbrıslı Türklere tanıdığı kurucu ortak statüsünün sürebilmesi için bu anlaşmaların kurduğu Bağımsız Kıbrıs'ı destekler. Buna karşılık Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar Londra Antlaşmaları'nın öngördüğü güç paylaşımına dayanan yapıyı bozacak, dolayısıyla Kıbrıslı Türkleri azınlık statüsüne indirgeyecek politikalar izler. (Türkiye'nin 1960'lı Yılları)
22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 darbe girişimleri kamuoyunda pek bilinmemektedir. Bu bilinmezlik onların başarıya ulaşamamasında saklı olabilir. Çünkü tarih, olmaya çalışanla değil; olanla, olup bitenle ilgilenmektedir. (Türkiye'nin 1960'lı Yılları)
... 1957 seçimlerinde Celal Bayar : " Öyle ümit ediyoruz ki, 30 sene sonra bu mübarek memleket 50 milyon nüfusu ile küçük bir Amerika olacaktır. " (Türkiye'nin 1950'li Yılları)
Özellikle futbol stadyumlarının tribünlerinde 1992 yılından bu yana tüm liglerde İstiklal Marşının okunması, saygı duruşu gibi ri­tüeller, törenselliği milliyetçi kalıplar içinde yaygınlaştırmaya başlamıştır. Toplumsal bir makine gibi çalıştırılan bu milli­yetçi tören ve ritüeller, akla değil duygulara seslenerek dü­zenle ilgili hemen her şeyi kutsallaştırıp meşrulaştırmaktadır. Bell'İn de belirttiği gibi, düşünmeden, rutinleşmiş, alışılmış, saplantılı ya da taklitçi (mimecik) bir şekilde hareket eden (Bell, 1992’den aktaran Meşecî, 2007) bir kitle, statükonun istediği şekilde davranmaktadır. Devletin statükocu törenleri ve ritüelleri karşısında halkın demokrasiyi geliştirici tören ve ritüellerinin değişim yaratma potansiyeli her zaman vardır. Önemli olan, tören ve ritüellere sembolik düzeyde bir bağlılık geliştirmek değil, aksine bu tür bir bağlılığın neye yaradığını sorgulamaktır, Elitist, hiyerarşik ve biçimci olan bu etkinlik­lerde halkın toplumsal, kendiliğinden, özgürce ve dayanışma­cı bir şekilde yer almadığı açıktır. Asıl sorun da budur. (Resmi Tarih Tartışmaları 10 : Rejim ve Ritüelleri)
Anti-komünizm politikaları çerçevesinde sola sürekli baskının olduğu bu dönemde, onca tutuklamalara rağmen pek çok olayda sol, günah keçisi ilan edilir. ....Hatta hükümet daha da ileri giderek gericilik olaylarının arkasında dahi komünistlerin olduğunu ileri sürer . (Türkiye'nin 1950'li Yılları)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/turkiyenin-1950li-yillari-mete-k-kaynar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)