# Türkler'in Kültür Kökenleri - Ergun Candan Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Türkler'in Kültür Kökenleri kimin eseri? Türkler'in Kültür Kökenleri kitabının yazarı kimdir? Türkler'in Kültür Kökenleri konusu ve anafikri nedir? Türkler'in Kültür Kökenleri kitabı ne anlatıyor? Türkler'in Kültür Kökenleri PDF indirme linki var mı?  Türkler'in Kültür Kökenleri kitabının yazarı Ergun Candan kimdir? İşte Türkler'in Kültür Kökenleri kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/turklerin-kultur-kokenleri-ergun-candan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-01T10:00:13+03:00
- Güncelleme: 2022-06-01T10:00:13+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/01/ergun-candan-kimdir-ergun-candan-kitaplari-ve-sozleri-235751.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Ergun Candan 
 Yayın Evi: Sınır Ötesi Yayınları 
 İSBN: 9779758312116 
 Sayfa Sayısı: 580 
--reklam--
Türkler'in Kültür Kökenleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dünyanın en gizemli yörelerinden biri kuşkusuz ki, Orta Asya´dır. Bir zamanlar bu yörede yaşananlar, tarihin en gizli kalmış bölümlerini oluşturur. Türkler için de her şey burada başlamıştı.

Orta Asya Gök Tanrı Dini ve Atalar Kültü... Türk Mitolojisi´ndeki Gökyüzü´nden inen ışıklar ve Kurt´tan Türeyiş Efsaneleri´nin perde arkası... Tanrı Dağları, Ergenekon, Demir Çağı ve Tufan... Şamanizm´de ruh, ölüm ve ölüm ötesi yaşam... Şaman rahiplerinin gizli ayinleri...

Sırlarla dolu gizemli Anadolu... Nemrut Dağı´ndan Kafkasya´ya uzanan gizli yeraltı tünelleri... Hitit, Mitra, Diyonizos Kültleri... Müslümanlık´tan önce namaz kılan, hacca giden Harranlı Sabiiler...

Türkler Nasıl Müslüman oldu?..

Türkler´in Şamanizm´i terketme nedenleri... Türkler´in İslamiyet´e geçişindeki Sufiler´in rolü... Tasavvuf Felsefesi´nin Anadolu Müslümanlığının oluşumundaki etkileri... Melametilik, Ahilik, Mevlevilik, Bektaşilik... Mesnevi içine gizlenen Batıni Bilgiler... Yunus Emre´den Bilge Nasreddin Hoca´ya halk inisiyasyonu...

Anadolu Halk inançları, Adetleri ve Batıl İnançları´nın ardındaki gerçekler... Büyüsel işlemlerin Halk İnançları´yla bağlantıları... Kara kedi neden uğursuz sayılmıştır?.. Nazarla ilgili inançların kökeni... Yağmur Duası... Ya da Taşı´nın sihirli gücü...

Türk Dediğimiz Kimlerdi?...

Türk sözcüğünün anlamı ve ilk ortaya çıkışı... 20.000 yıl önce Orta Asya´da yaşananlar... Siriusyen Kültür, Mu Kültürü ve Türkler´in kökeni... Atatürk´ün Türkler´in kökeni ile ilgili aradığı sır neydi?...

Anadolu Kültürünün gizli kalmış sırları ve unutulmuş gerçekleri bu kitapta sizlerle buluşuyor...
(Arka Kapak)
--reklam--
Türkler'in Kültür Kökenleri Alıntıları - Sözleri
.
''Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin,
Kimseyi üstün görmeyeceksin,
Hiç kimseyi aldatmayacaksın;
İlke için gerçek idealin ne ise onu görecek,
O hedefe yürüyeceksin...
Herkes sana karşı çıkacaktır;
Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır;
Önüne sonsuz engeller yığacaklardır,
Fakat sen bunlara dayanıklı olacaksın.
Kendini büyük değil, küçük, araçsız, bir hiç sayarak,
Kimseden yardım görmeyeceğine inanarak,
Bu engelleri aşacaksın.
Bütün bunlardan sonra da sana büyük derlerse
Söylenenlere güleceksin...''
 Geleneksel Anadolu ruhunu; Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün işte bu sözleri sanırım yeterince yansıtabilmektedir. Söylemek istediğimizin de, Anadolu’nun da özü budur...
.
.
 "Son araştırmalara göre örf, adet, geleneklerine ve dil yapılarına, kullandıkları aletlere bakılarak Sümerler' in Mezopotamya'ya Orta Asya' dan geldikleri, Türk olabilecekleri tahmin edilmektedir."
.
.
 Yüz, Eski Tükler'e göre insanın en önemli yeriydi. Utanç, kötülük, iyilik ve hatta kutsallık bile insanın yüzüne akseden özelliklerdi. Bu sebeple kötülerin yüzü “kara”, iyilerin yüzleri “ak” , kutsal insanların yüz rengi ise ''Gök Mavisi” olarak mitolojide sembolleştirilmiştir.
 Eski Türkler, Oğuz Kağan'ın doğarken yüzünün gök renginde olduğunu söyleyerek, onun gökten geldiğini ve Tanrısallığın rengini taşıdığını ifade etmek istemişlerdir. Bu tanımlamalarla; O ’nun sıradan bir kişi olmadığı ve göksel bilgilerle olan ya da olacak irtibatı, efsanenin daha başında okuyucuya aktırılmış bulunmaktadır.
 Gelelim Oğuz Kağan'ın ağzının “ateş rengi”ne benzetilmesine...
 Arınmanın, sadeleşmenin, fazlalıklardan ve astral tortudan kurtulmanın sembolü olan “Ateş”, diğer ulusların mitolojilerinde olduğu gibi Türkler’e ait diğer efsanelerde de kullanılmıştır. “Ateş Sembolü” nün bir başka paraleli de al rengidir. Yani kırmızı... Bu renk de Oğuz Kağan’ın gözlerinin rengi olarak gösterilmektedir.
.
.
 Yakut Şamanlar’ı, çakmak taşıyla yaktıkları ateşi kutsal sayarlar ve ayinlerde kullanırlardı.
 Altaylılar'ın ateşe karşı yaptıkları dualarda; ateşi Güneş ve Ay’dan ayrılmış bir parça olarak görürlerdi. Ayrıca ateşin Tanrı Ülgen tarafından gönderildiğine inanırlardı. Ateşi su ile söndürmek, ateşe tükürmek, ateşle oynamak kesin olarak yasaktı.
 Orta Asya Türkleri'nde çok yaygın olarak, ateşe bakarak kehanette bulunma adetinin varolduğunu da biliyoruz. Örneğin Manas'ın babası Cakıp Han ateşe bakıp, gelinlerinin geleceklerini anlatırdı.
 Yine bir başka Şamanist inanca göre; ateş her şeyi temizler ve kötü ruhları kovalardı.
 6. yüzyılda Batı Gök-Türk hakanına gelen Bizans elçileri ateşler arasından geçirildikten sonra görüşmeye kabul edilmişlerdi.
 Başkurtlar ve Kazaklar yağlı bir paçavrayı tutuşturup hastanın çevresinde "alas... alas..." diyerek dolaştırırlardı. Buna "alaslama" derlerdi ki, bu kelime Anadolu Türkçesi'nde "alazlama" şeklinde muhafaza edilerek günümüze kadar gelebilmiştir. Ateşte temizlenme anlamına gelen bu kelime, Altay Şamanları'nın dualarında çok sık geçerdi.
.
.
 Altaylılar'ın ruh anlayışı bizim bugün Parapsikoloji ve Metapsişik çalışmalarda elde ettiğimiz bilgilerle tamamen örtüşen bir özelliğe sahipti ... Altaylılar yaşamın ve varoluşun temel yapı taşlarından biri olarak ele aldıkları ruhsal enerjinin, insanda nasıl işlediğine dair bilgilere de sahiptiler.
 Parapsikoloji'de "Astral Beden" kavramı Altaylılar'da "sünne" olarak isimlendirilmişti:
 İnsan'ın sünnesi vücuttan ayrılıp dağlarda, bozkırlarda dolaşabilir. Vücuttan ayrılıp gezinen "sünne"yi Şamanlar, mükaşefe kudretine sahip bazı adamlar ve nadiren köpekler görebilirler ... Köpek "sünne"nin yaklaştığını uzaktan, acı uluma ile haber verir.
.
.
 "Biz yanlış olarak Türkler'in "Gök-Börü" yani "Gök-Kurt" dedikleri kutsal kurda "Bozkurt" adını veregelmişiz. Aslında "Gök" ile "Boz" arasında büyük ayrılık vardır. Türkler'in kutsal kurtlarının rengi gök idi. Çünkü o, Tanrı tarafından gönderilmiş bir elçiden başka bir şey değildi. Tanrı kurt şekline girerek, Türkler'e görünüyor ve onlara başarı yolu açıyordu. Onun için de, kurdun rengi "gömgök" idi. Daha sonraları Türkler, gök rengini olgunluk, ergenlik ve tecrübenin bir sembolü olarak görmüşlerdir." *

* Bahaddin Ögel, “Türk Mitolojisi” I. Cilt. Sy: 49,50
.
.
 Türklerin, iki ayrı alemleri vardı. Bunlardan biri, kendi aile dünyaları ki, bu kendi çadırlarından kurulmuş olan düzendi.
 Diğeri de büyük Gök-Tanrısı'nın Alemi...
 Uygurca yazılmış olan Oğuz destanında, Oğuz Han şöyle diyordu:
 "Kun tu bolgıl, kök kurıkan!" Yani: "Güneş, tuğumuz, bayrağımız olsun; gök de çadırımız!"
.
Hazır mısınız?...
Türkler için her şey, Orta Asya’da başlamıştı...
.
.
 Ezoterik tüm bilgiler Ortadoğu ve çevresindeki bölgelerde yer alan topraklar içinde, Agarta'nın yeraltı dünyasına açılan kapıları arasında ısrarla üç ayrı merkezi dile getirirler:
 1- Gize - Mısır
 2- Elbruz Dağı - Kafkaslar
 3- Troya - Batı Anadolu
 Böylelikle yine bir başka gizemli üçgenle daha karşı karşıya gelmiş oluyoruz... Anadolu görüldüğü gibi bu üçgenin yine tam ortasında yer almaktadır.
.
.
 ...Çin Kaynakları, Hun Kültürü’nden bahsederken; Türk Hakanı’nın karargahında bir tapınak bulunduğunu ve bu tapınakta her yılın başında ayinsel bir rütüel düzenlendiği anlatılmaktadır. Bu ayine Hunlar’ın 24 Boyu’nun Başbuğlar’ı da katılırdı. Yılın beşinci ayında Lung-Çeng kentinde toplanırlar, “Ataları”na, “Gök-Tanrı”ya, “Yer-Su Ruhları”na kurban sunarlardı. Aynı kayıtta önemli bir açıklama daha yapılmıştır.
 Bu kayıtta aynen şunlar yazmaktadır:
 ''Hakan her sabah çadırından çıkarak"Güneş"e ve geceleri de "Ay''a tapardı.''
 Yine aynı kaynakların bildirdiklerine göre:
 ''Hunlar bir işe girişmeden önce Yıldızlar'ın ve Ay’ın durumlarına bakarlardı.''
 İşte Türk Kültür Tarihi’nin geçmişi ile ilgili araştırma yapmak isteyenlerin ilk başta müracaat ettikleri Çin Tarihi Kayıtları bu tür anlatımlarla doludur.
.
.
 “Gök-Tanrı Dini”ne göre uçsuz bucaksız Gök Kubbe’nin altında Dünya ile ilgili bir de gök boşluğu vardı. Eski Türkler dünyaya değen bu bölüme, “Kalıg” derlerdi. “Acun” ise dünyanın adıydı. Ancak “Acun” sözcüğü, hem fiziki dünyayı yani üstünde yaşadıkları dünyayı, hem de öte dünyayı yani ahireti ifade eden bir anlama sahipti. Bu nedenle Öte Dünya (Öte Alem) ile Fiziki Dünya’yı birbirinden ayırmak için, “Bu Acun” ve “Ol Acun” sözcüklerini kullanırlardı.
.
.
 “Yerle gök evlidir, hiç bir şey gizli kalmaz...” Bu söz, Anadolu’da uzun yıllarca yaşamış ve kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelmiştir... Anadolu’ya nereden ve nasıl geldiği ise malûm... Kökeni Orta Asya’ya dayanan ve içinde yukarıda dile getirmeye çalıştığımız inisiyatik sırları barındıran bu sözü, anneanesinden ya da dedesinden duyan birçok kişi vardır. Bu söz binlerce yıldan sonra hâlâ Anadolu’da yaşıyorsa, bundan sonra çok daha güçlü bir şekilde yaşayacağından hiç kuşkunuz olmasın... Çünkü büyük bir özlemle beklenen “Aydınlanma Çağı”nda bu söze hepimizin çok ihtiyacı olacak...
.
.
 Toplum tarafından büyük bir saygı gösterilen Şamanlar'ın düzenledikleri ayinlerde derin transa girdikleri sırada çevresindekiler onun iyi "alkışı"nı (duasını) almaya çalışırlardı.
 Şaman ekstaz halinde iken birine "alkış" verirse bunu "Tanrı Yargısı" sayarlar, "dediklerin olsun, kam ata" derlerdi.
 Böylelikle Türkçemize giren "alkış" sözcüğünün de gerçekte ne anlama geldiğini görmüş bulunuyoruz.
 [...]Alkışlamak iki elle yapılan majik bir uygulamadır. Temeli manyetik enerjilerin eller yoluyla karşı tarafa aktarılmasına dayanır. Günümüzde bilinçsizce uyguladığımız bu gelenekte manyetik enerjilerimizi ne kadar karşımızdaki kişi ya da kişilere aktarabiliyoruz bu bilinmez ama eski devirlerde bu son derece etkin olarak uygulanan bir teknikti.
.
.
 "Çocuk Sünnesi"nin yedi, "Büyüklerin Sünnesi"nin ise kırk gün etrafta dolaşması, fizik bedene daha uzun süre bağlı kalan varlıkların, bedenlerini terk ettikten sonra bedenli yaşamlarındaki eski alışkanlıklarından daha zor vazgeçmesinden dolayıdır.
 Günümüzde İslami motiflerin de dahil edildiği, ölenin ardından kırk gün geçtikten sonra gerçekleştirilen Kur'an ve Mevlut okutma adetlerinin kökeninde, o devirlerden kalma Şaman gelenekleri yatmaktadır.
 Ölen birinin "kırkı çıktıktan sonra" Mevlut okutmak tam bir Şaman adetidir.
.
.
 Bir zamanlar önemli bir fonksiyon gören bu inisiyatik merkezler aynı zamanda önemli kehanet merkezleri olarak da işlev görüyordu ... Yani kehanetlerin yapılabilmesine son derece elverişli olan spiritüel coğrafya üzerinde yer almaktaydılar. Robert Temple "The Sirius Mystery" adlı eserinde konuyla ilgili şu satırlara yer vererek, karşı karşıya kaldığımız bilmeceye işaret eder:
 ''Eski kehanet merkezleri ilk bakışta rastgele oraya buraya serpiştirilmiş gibidir. Oysa dağılımlarında belirgin bir model vardır. Bu model ayrıca antik çağda hayli ileri bir coğrafya ve ilişkili disiplinler bilgisine işaret eder. Bu kehanet merkezleri eski dünyada dinin uygulamaya geçirildiği ana merkezlerdi. Varlıkları asla bir tesadüfe bağlı olamazdı.''
--reklam--
Türkler'in Kültür Kökenleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitapta ilginç ve güzel bilgiler var. Ancak Ergun Bey diğer kitaplarında yaptığı gibi aynı şeyleri tekrar tekrar yazma hatasını bu kitapta da sürdürüyor. Bir yerden sonra kitabın kendini tekrar ettiği izlenimini yaratıyor. Ayrıca bazı konularda anlatılan konudan bağımsız olarak başka konu hakkında da ayrıntılı bilgi vermesi okurun aslında ne okuduğunu unutturabiliyor. (Fox Mulder) 
Koklerimiz: Çok keyifli bir o kadar da düşündürücü bir okuma oldu.mumkun olduğunca geçmiş kültür ve gelenekler enine boyuna incelenerek başlıyor kitap.Şamanizm öyle net anlatılmış ki yazar açıklamadan günümüzde ne çok şaman inanışı kullanıyoruz düşündürüyor.o kadar net bir anlatımAhmet Yesevi,Hallac-ı Mansur,Yunus Emre,Hacı Bektaşi-i Veli ,Mevlana....pek çoklari sanki bir pencereden bakıyor gibi netti karşımda.. Atatürk'ün neden Mu Güneş İmparatorluğu'nu niye araştırmış ,neler bulmuş gibi pek çok sorunun cavabini buluyoruz..Ez cümle iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. (nursen kırılmaz) 
Herkes tarafından okunması gereken bir kitap olarak düşünüyorum. Destanlardan yazıtlara, mayalardan orta asya-anadolu-mısır bölgesine kadar bir çok bilgi var. Kısaca dinlerin de tarihine değinmekle birlikte, hepsini ezoterik anlamlarıyla anlatmaya çalışmış yazar. Bu kitabı geç fark ettim ama sayesinde bir çok yazarı da kütüphaneme ekledim. Alın, okuyun ve okutun. Aslında yaptığımız bir çok hareketin, aliskankanliklarimizin aslında ne kadar sa eskiye dayandığını fark ediyorsunuz. (Galaktik Yolcu) 
--reklam--
Türkler'in Kültür Kökenleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ergun Candan - Türkler'in Kültür Kökenleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türkler'in Kültür Kökenleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ergun Candan Kimdir?
1961 İstanbul doğumlu olan Ergun Candan,1980 yılında "Türkiye Metepsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneğinde Ezoterik ve Metapsişik Kültürle tanıştı. 1985 yılında Dernek Yönetim Kurulu Üyeliği "Öğretim Sorumlusu" görevine seçildi. 1993 yılının sonuna kadar bu görevini sürdürdü. Bu süre içinde çok sayıda konferans veren Ergun Candan'ın Ruh ve Madde Dergisi'nde yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır.

1994 yılında Dernek'te baş gösteren bazı olumsuzluklardan dolayı, Derneğin 2. Başkanı da dahil olmak üzere çok sayıda üye dernekten istifa etti. Bunların arasında Ergun Candan da vardı. Dernekten ayrıldıktan sonra, bir grup arkadaşıyla birlikte araştırmalarını bağımsız olarak sürdürmeye başladı.

1994- 1996 yılları arasında Milliyet Gazetesi'nin radyosu Radyo Kulüp'te (Bu radyonun ismi daha sonra Radyo D olarak değişmiştir.) SINIR ÖTESİ adıyla bir program hazırladı ve sundu. Hafta için hergün 22.00 - 24.00 sattleri arasında yayınlanan bu program, dönemin en çok dinlenen radyo programları arasında ilk sıraları aldı. 1995 yılında AKŞAM Grubu'na bağlı DOST GAZETESİ'nde yazı dizisi hazırladı. 1996 yılında Kanal D'de SINIR ÖTESİ adıyla hazırladığı program çok sayıda birinciliklere imza attı. RTÜK'ten gelen baskılar ve kanalın kapatılma cezalarından dolayı yayın hayatına son vermek zorunda kaldı. Aynı yıl Ekibiyle birlikte POSTA GAZETESİ'nde "GİZEMLER DÜNYASI" adıyla yayınlanan bir ek gazete çıkarttı.

1998 yılında kendi yayınevini kurdu. Çeşitli televizyon programlarına konuk konuşmacı olarak katıldı. Çalışmalarına halen bu yayınevinin araştırma ekibiyle birlikte devam etmektedir. Yayınlanmış 14 kitabı bulunmaktadır.
--reklam--
Ergun Candan Kitapları - Eserleri
Gizli Sırlar Öğretisi
Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri
Bilinmeyen Yönleri ve Sırlarıyla Son Üç Peygamber
Antik Mısır Sırları
Ezoterizme Giriş
Kur'an-ı Kerim'in Gizli Öğretisi
Atalarımızın Gök Tanrı Dini
Gizli Yönleriyle Atatürk
Ölümden Sonra Neler Oluyor?
Türkler'in Kültür Kökenleri
Kıyamet Alametleri
Şahitler ve Belgelerle Türkiye'de Yaşanmış Esrarengiz Olaylar
İsa Peygamber'in Gizli Öğretisi
Nuh'un Gemileri
Hz. Muhammed'in Vahyi Alışı
Türkler’in Kültür Kökenleri
Sufi Bilgesi Nasreddin Hoca
Rüyalarımızdaki Atatürk
--reklam--
Ergun Candan Alıntıları - Sözleri
İnsanlık; içinde insanlığın pek kalmadığı bir 'insanlık tablosunu' çizme gayreti içindedir. (Gizli Sırlar Öğretisi)
"Paşam, Mevlana'nın makamını müze yapmamız üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca doğurmasın"

"Eğer, Mevlana'yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gittiklerine inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım.Çünkü Mevlana'yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktır" M. Kemal (Gizli Yönleriyle Atatürk)
.
 Altaylılar'ın ruh anlayışı bizim bugün Parapsikoloji ve Metapsişik çalışmalarda elde ettiğimiz bilgilerle tamamen örtüşen bir özelliğe sahipti ... Altaylılar yaşamın ve varoluşun temel yapı taşlarından biri olarak ele aldıkları ruhsal enerjinin, insanda nasıl işlediğine dair bilgilere de sahiptiler.
 Parapsikoloji'de "Astral Beden" kavramı Altaylılar'da "sünne" olarak isimlendirilmişti:
 İnsan'ın sünnesi vücuttan ayrılıp dağlarda, bozkırlarda dolaşabilir. Vücuttan ayrılıp gezinen "sünne"yi Şamanlar, mükaşefe kudretine sahip bazı adamlar ve nadiren köpekler görebilirler ... Köpek "sünne"nin yaklaştığını uzaktan, acı uluma ile haber verir.
. (Türkler'in Kültür Kökenleri)
Parça; bütüne aittir. (Kur'an-ı Kerim'in Gizli Öğretisi)
Eğer her şey göründüğü gibi idiyse, görünen neden insanlara yetmedi de görünenin ardındaki görünmeyen Ezoterik Prensiplere ulaşılmaya çalışıldı. (Antik Mısır Sırları)
.
 Yüz, Eski Tükler'e göre insanın en önemli yeriydi. Utanç, kötülük, iyilik ve hatta kutsallık bile insanın yüzüne akseden özelliklerdi. Bu sebeple kötülerin yüzü “kara”, iyilerin yüzleri “ak” , kutsal insanların yüz rengi ise ''Gök Mavisi” olarak mitolojide sembolleştirilmiştir.
 Eski Türkler, Oğuz Kağan'ın doğarken yüzünün gök renginde olduğunu söyleyerek, onun gökten geldiğini ve Tanrısallığın rengini taşıdığını ifade etmek istemişlerdir. Bu tanımlamalarla; O ’nun sıradan bir kişi olmadığı ve göksel bilgilerle olan ya da olacak irtibatı, efsanenin daha başında okuyucuya aktırılmış bulunmaktadır.
 Gelelim Oğuz Kağan'ın ağzının “ateş rengi”ne benzetilmesine...
 Arınmanın, sadeleşmenin, fazlalıklardan ve astral tortudan kurtulmanın sembolü olan “Ateş”, diğer ulusların mitolojilerinde olduğu gibi Türkler’e ait diğer efsanelerde de kullanılmıştır. “Ateş Sembolü” nün bir başka paraleli de al rengidir. Yani kırmızı... Bu renk de Oğuz Kağan’ın gözlerinin rengi olarak gösterilmektedir.
. (Türkler'in Kültür Kökenleri)
Bir yolcunun yolda yürüyebilmesi için ufku görmesi yeterli değildir... Ufkun Ötesi'ni de görmesi gerekir. (Gizli Yönleriyle Atatürk)
Toprağın çocuğu! Kelâm sendedir de ondan. Sende bulunup da hareket eden, gören ve işiten şey Kelâm"ın ta kendisidir. Kutsal Ateş senin içinde gizlidir. (Kur'an-ı Kerim'in Gizli Öğretisi)
Hazreti İsa
"Dünya bir köprüdür; bunun üzerinden geçin; ama bunun üstüne ev inşa etmeyin." (İsa Peygamber'in Gizli Öğretisi)
İnsanlar ölümlü tanrılardır, tanrılar ölümsüz insanlar. (Antik Mısır Sırları)
Okuma-yazma bilmek yeterli değildir.
Okumak gerekir. (Bilinmeyen Yönleri ve Sırlarıyla Son Üç Peygamber)
Her şeyin üzerinde hüküm sürmek ise artık realitelerin üstüne çıkması ve tüm realitelerin üstünde meselelere bakmaya başlaması anlamına gelir. Bu; maddenin, egonun ve otomatizmanın esaretinden kurtuluş, bir diğer deyişle aydınlanma yani şuurlanma aşamasıdır.

Bu hâle ulaşan insan, görünenin hiç de göründüğü gibi olmadığını anlar. Sonra da dünyanın ne kadar fani olduğunu farkeder. Ama bir taraftan da, bu fani dünyanın içinde ne kadar büyük bir ilâhi senaryonun oynanmakta olduğunu da görür. Ve en önemlisi de bu ilâhi senaryoda kendisinin nasıl bir rol aldığını anlar. Bu dünyaya doğuş amacının anlaşılması demektir. (İsa Peygamber'in Gizli Öğretisi)
bir şeyi gök rengine büründürmek türk kültüründe o şeye bir kutsiyet yüklemek anlamına geliyordu. (Atalarımızın Gök Tanrı Dini)
.
 Türklerin, iki ayrı alemleri vardı. Bunlardan biri, kendi aile dünyaları ki, bu kendi çadırlarından kurulmuş olan düzendi.
 Diğeri de büyük Gök-Tanrısı'nın Alemi...
 Uygurca yazılmış olan Oğuz destanında, Oğuz Han şöyle diyordu:
 "Kun tu bolgıl, kök kurıkan!" Yani: "Güneş, tuğumuz, bayrağımız olsun; gök de çadırımız!"
. (Türkler'in Kültür Kökenleri)
Musa Peygamber'in bir Osiris rahibi olduğunun sakli tutulmasında o kadar başarılı olunmuştu ki, bu büyük sır halk tarafından yüzyıllarca anlaşılamadı. (Antik Mısır Sırları)
Bu sonsuz evrende, bu sonsuzluğa uzanan yolda ilerleyen biz insanlık ailesi olarak, bir gün hepimiz bu dünya gezegeninden ayrılacağız... Ve o zaman bu dünya gezegeninde yaşadıklarımızın tümü, kozmik bir anı olarak ruhsal hafızamızda saklı kalacaktır. (Ölümden Sonra Neler Oluyor?)
Tibetlilere göre Ölüm bir sanattır. (Şahitler ve Belgelerle Türkiye'de Yaşanmış Esrarengiz Olaylar)
.
 "Son araştırmalara göre örf, adet, geleneklerine ve dil yapılarına, kullandıkları aletlere bakılarak Sümerler' in Mezopotamya'ya Orta Asya' dan geldikleri, Türk olabilecekleri tahmin edilmektedir."
. (Türkler'in Kültür Kökenleri)
İnsanlar hızla akan yaşam nehrinin yanında kendilerine küçük bir havuz kazarlar, işte o havuz da kokuşur, o havuzda ölüp giderler. (Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri)
"Güneş altında söylenmemiş söz yoktur." (Gizli Sırlar Öğretisi)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/turklerin-kultur-kokenleri-ergun-candan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)