# Uluç Reis - Halikarnas Balıkçısı Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Uluç Reis kimin eseri? Uluç Reis kitabının yazarı kimdir? Uluç Reis konusu ve anafikri nedir? Uluç Reis kitabı ne anlatıyor? Uluç Reis PDF indirme linki var mı?  Uluç Reis kitabının yazarı Halikarnas Balıkçısı kimdir? İşte Uluç Reis kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/uluc-reis-halikarnas-balikcisi-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-08T14:00:06+03:00
- Güncelleme: 2022-06-08T14:00:06+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/08/halikarnas-balikcisi-kimdir-halikarnas-balikcisi-kitaplari-ve-sozleri-241589.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Halikarnas Balıkçısı 
 Yayın Evi: Bilgi Yayınevi 
 İSBN: 9789754940121 
 Sayfa Sayısı: 480 
--reklam--
Uluç Reis Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu eserinde Halikarnas Balıkçısı, başta Uluç Reis olmak üzere, korsanlığa bir yandan Anadolu çelebiliğini, öte yandan Magrip'in büyüleyici gizemini katan, asıl önemlisi Avrupa kıyılarını bir Kartaca hışmıyla vuran Türk denizcilerini, o kendine özgü üslubu, içten ve coşkulu anlatımıyla romanlaştırıyor.
--reklam--
Uluç Reis Alıntıları - Sözleri
Turgut Reis, Akdeniz’de o kadar güçlüymüş ki aradan 500 yıl geçmesine rağmen İtalya ve İspanya’da yaramaz çocukları korkutmak için “Turgut Reis geliyor (Vienne Dragutte)” deniliyormuş.
Eskiden İspanyollar’ın Kuzey Afrika’dan esir olarak getirdiği cariyeler dans ederlerken “Allah Allah” şeklinde ritim tutmaktaydılar. İspanyollar’daki “Ole” nidası buradan gelmektedir.
Gün, sanki yeryüzünde hiçbir felaket yokmuş gibi masum bir gülümseyişle uyandı.
“Hayatlarının bir safhasını kapayıp, bir başka safhasını açan insanların kederlenmemeleri imkansızdır. Ekseri denize açılan insanlar, yurtlarını ve sevgilerini karada bıraktıkları için, müteessir olurlar. Korsanların yurtları denizdi.”
Hepsi de din uğrunda dövüşmüşlerdi. İki taraf da kutsal bir ideali savunuyordu. Fakat her zaman ki gibi ortaya, bunların şan ve şerefini yazacak, bunları ödüllendirecek hiçbir kimse çıkmamıştı.
Müslümanlar abdest aldıkları için İspanya Hıristiyanları yıkanmayı dinden çıkma sanıyorlardı. Birisinin gizlice yıkandığı engizisyona haber verilince bu suçu işleyene bazen diri diri yanmak cezası veriliyordu.
"Yaşayın arkadaşlar! Biz heheyt! Serdengeçti delikanlı korsanlarız! Ölürsek bile leş gibi ilaç kokan sinameki ve zencefil suları içerek ve kefen gibi ve mıymıntı yatak çarşafları arasında debelenerek değil, bir top aleviyle, bir kılıç şakırtısıyla, Allah
diye gülerek çıkarız dünyamızdan!"
İnsan ihtiyarlayınca gençlik hatıralarıyla geviş getiriyor.
Herife, nerelisin diye sormuşlar; karımın köyündenim, demiş.
Avrupa'dan ne kadar haydut ruhlu gangster istidatlı insan varsa hepsinin Haçlı seferlerine iştirakiyle Avrupa temizlenmiş ve yaratıcı bir uygarlığın gelişmesine yatkın bir ortam ve toplum halini almıştır.
Haçlı seferleri dolayısıyla Avrupa daha yüksek bir uygarlıkla sınırdaş olmuş ve kendi uygarlığına esas teşkil edecek
bilgiler elde etmiştir.
...dağlarda kızın karacalarla gezdiği görülmüş ve kendisinin şeytanla alaveresi olduğu sanılmıştı. Bilmiyorlardı ki; tatlı bakışlı hayvanlar yavaş yavaş kendi gözleri gibi bakan gözlere alışıyorlar ve öyle bir insandan artık korkmuyorlar, onu bir kardeş sayıyorlardı.
Afrika kıyıları o noktada korsanların gülbankıyla beraber ikinci defa olarak yeniçerilerin gülbankını (Allah! İllallah! Baş uryan sine püryan kılıç al kan! Bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran! Eyvallah! Kahrımız kılıcımız düşmana ziyan! Kulluğumuz padişaha ayan! Üçler! Yediler! Kırklar! Gülbangi Muhammedi! Nuru nebi
Keremi Ali! Pirimiz hünkârımız Hacı Bektaşi Veli demine devranına hu diyelim huuu!!! diye) işitti.
"Kolumun, bacağımın eksik olduğuna bakma -sözünün burasında göğsünü güm güm yumruklayarak- buradaki gönlüm bütün ve onun bütünü de senin için yanıp kebap oluyor."
Tuhaftır şu dünya! Sen hadiselerle oynuyorum sanırsın, oysa ki hadiseler seni tefe koyar ve seninle oynar.
--reklam--
Uluç Reis İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ben tarih dinlemekte ve okumakta (akıcı olmadığında) zorlanan bir insanım. Sıkıcı olduğu anda uykum gelir bırakırım. Ancak bu kitap öylesine akıcı ve içine sürüklüyor ki, olay örgüsü de bir hayli yoğun ki okurken hiç zorlanmadım. Kalın olmasına karşın 2 günde bitirmiştim. Oldukça iyiydi. (Özge Kılıçoğlu) 
Halikarnas balıkçısının ,hayat algısının neşvünema ettiği ege ve akdeniz coğrafyası ile eski gemiciliğin teknik kavramlarını cümle içinde kullanarak çok hoş bir bilgi dağarcığı önümüze koyuyor. Anadolu'nun denizci insanının ispanya kıyılarına kadar ulaştığı menzilin manevi dinamiklerini güzel bir üslup ile merak uyandırıcı bir hale getiriyor .Efsaneler ile Tarihi gerçekleri cümlelerinde mevcut Osmanlı deniz amirallerinin ilay-ı kelimetullah niyeti ile yaptıklarını da müthiş karakter tahlilleri ile tek tek bize tanıtıyor Uluç Reis romanın kahramanı ,Barbaros büyük gölge ,Turgut reis sislerin içinden çıkan bıçkın hayalet gibi kahramanlar .İspanya ve kuzey Afrika kıyılarının tasfir ve betimlemeleri , Akdeniz insan tiplemesinin değişik duygularını macera ve duygusallık hislerini sürekli kitapta taze tutuyor .Tarihin ve kadim denizciliğimizin heyecanını an be an yaşamak isterseniz keyifle tavsiye ederim. (EYÜP SINIRLI) 
Kitapta fazlaca denizcilik terimi kullanılmasına rağmen sıkılmadan ve akıcı bir şekilde okunuyor.Özellikle kitabın sonlarına doğru tarihi bilgiler ilgi çekecek şekilde anlatılmış. (Burçin KAŞTAN) 
--reklam--
Uluç Reis PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Halikarnas Balıkçısı - Uluç Reis kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Uluç Reis PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Halikarnas Balıkçısı Kimdir?
Cevat Şakir Kabaağaçlı veya tanınan adıyla Halikarnas Balıkçısı (17 Nisan 1890, Girit – 13 Ekim 1973, İzmir), Bodrum'a olan aşkı ile tanınan ünlü roman ve hikâye yazarıdır.

17 Nisan 1890 tarihinde, Osmanlı'nın son köklü ailelerinden Şakir Paşa Ailesine mensup babası yüksek komiser olarak görev yaptığı Girit'te doğdu. Babası Girit ve Atina'da sefirlik ve valilik yapan Mehmed Şakir Paşa, annesi Giritli Sare İsmet Hanım; amcası II. Abdülhamid devri Sadrazamı Ahmed Cevad Paşa, dedesi Şurayı Askeri Dairesi Reisi Miralay Mustafa Asım Bey'dir. Kendisine, iki evliliğinden de çocuğu olmayan ve onu kendi çocuğu gibi seven amcasının ismi verildi.

Cevat Şakir, altı çocuklu ailenin en büyük evladıydı. Ailesinin tüm fertleri sanatta yetenekliydi. Sırasıyla dünyaya gelen Hakkiye, Ayşe, Suat, Fahrelnisa ve Aliye adlı kardeşlerinden Fahrelnisa resim alanında, Aliye gravür alanında üne kavuştu; Hakkiye’nin kızı Füreya Koral, ilk Türk kadın seramikçi oldu; Fahrelnisa’nın çocukları Nejad Melih Devrim ressam; Şirin Devrim ise tiyatrocu oldu.

Cevat Şakir, çocukluk hayatının ilk yıllarını babası Şakir Paşa’nın elçi olarak bulunduğu Atina’da geçirdi. İlköğrenimini Büyükada'da, orta ve liseyi 1907'de Robert Kolej'de tamamladı. İlk yazısı aynı yıl İkdam gazetesinde yayımlandı. Bu, İngilizce ’den tercüme bir yazıydı. Lise öğreniminden sonra İngiltere’de denizcilik öğrenimi yapmak istediyse de ailesinin ısrarı ile Oxford Üniversitesi’nde tarih öğrenimi gördü. 1913’te İtalyan bir hanımla evlenerek İtalya’da kaldı ve resim öğrenimi gördü.

İstanbul'a döndüğünde gazete ve dergilerde yazılar yayınlamaya başladı. Aile, 1914 yılında maddi sıkıntı içine girmiş ve babası Mehmed Şakir Paşa Afyon’daki Kabaağaçlı çiftliğine yerleşmişti. Babasının çiftlikte bir tartışma anında Cevat Şakir’in silahından çıkan kurşunla vurularak ölmesi üzerine cinayet iddiasıyla yargılandı ve 15 yıl kürek cezasına çarptırıldı. Cezasının yedi yılını çektikten sonra baş gösteren verem hastalığından ötürü tahliye edildi.

1925 yılına kadar geçimini haftalık dergilerde tercümeler, yazılar yayınlayarak, resim ve yeni tarz tezhipler yaparak, karikatür yaparak, karikatür çizerek ve renkli dergi kapakları hazırlayarak temin etti. Türk basınında kapakçılığın gelişmesinde katkısı vardır.

Dört asker kaçağının kadersizliğiyle ilgili olarak "Hüseyin Kenan" takma adıyla kaleme aldığı 13 Nisan 1925 tarihli "Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler" başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı. ‘Memlekette isyan bulunduğu sırada, askeri isyana teşvik edici yazı yazmak’ tan suçlu bulundu. Mahkeme Başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkûm edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey'in önerisiyle kalebentlikle Bodrum'a sürüldü.

3 yıllık sürgünlüğünün yarısını Bodrum'da tamamladı. Cezasının son yarısını İstanbul'da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum'dan uzak kalamadı ve Bodrum'a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı.

Bodrum'un antik çağdaki adı olan Halikarnas'ı mahlas olarak benimseyen Cevat Şakir, Bodrum'da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. Edebiyat sahasına giren eserlerinin büyük kısmını da Bodrum’da yazdı. İkinci evliliğini dayısının kızı Hamdiye, üçüncü evliliğini Hatice Hanım’la yapan Cevat Şakir'in üç evliliğinden beş çocuğu oldu. Çocuklarının orta öğrenim çağına gelince, o yıllarda bu kasabada ortaokul bulunmaması sebebiyle ailesini İzmir’e nakletti. Yaşamını yazarlık ve turist rehberliği ile sürdürdü, rehberlik kurslarında da ders verdi. 13 Ekim 1973'te İzmir'de kemik kanserinden vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum'a gömüldü. Kabri Bodrum-Gümbet'teki Türbe Tepesinde manevi oğlu Şadan Gökovalı ile seçtiği yerde küçük bir müzesi ile birlikte "Halikarnas Balıkçısı Müzesi" adı altında bulunmaktadır.

1926'dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı'na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.

Bodrum'da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikrini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu Mavi Yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, İstanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi Yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolculuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.

Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır.

Kızı İsmet Kabaağaçlı Noonan, oğulları, Dr. Sina Kabaağaç ve Suat Kabaağaçlı'dır.
--reklam--
Halikarnas Balıkçısı Kitapları - Eserleri
Aganta Burina Burinata
Mavi Sürgün
Anadolu Efsaneleri
Anadolu Tanrıları
Uluç Reis
Turgut Reis
Parmak Damgası
Ege'den Denize Bırakılmış Bir Çiçek
Merhaba Akdeniz
Deniz Gurbetçileri
Ötelerin Çocukları
Merhaba Anadolu
Altıncı Kıta Akdeniz
Çiçeklerin Düğünü
Dalgıçlar
Anadolu'nun Sesi
Gülen Ada
Hey Koca Yurt
Gençlik Denizlerinde
Arşipel
Sonsuzluk Sessiz Büyür
İmbat Serinliği
Yol Ver Deniz
Düşün Yazıları
Bulamaç
Denizin Çağırışı
Ege'den
Yaşasın Deniz
Alabandada
Egenin Dibi
--reklam--
Halikarnas Balıkçısı Alıntıları - Sözleri
“Vakit onu yaşatmayı bilmeyenleri öldürür.” (Mavi Sürgün)
Kocadağ'ın tavrında ve sesinde, sahip olduğu otomobillerin, mal ve paraların büyük toplamı sırıtıyordu. İnsan onunla görüşürken, bir insanla değil, otomobillerle, mal ve toprakla ve para kasasıyla konuşmakta olduğu sanırdı. (Gülen Ada)
“Yaşam öyledir ki; birlikte yaratılan, yaşayan ve büyüyenler birbirlerini seveceklerdir. Çünkü birbirlerini sevmekten başka her ne yaparlarsa, birbirlerinin celladı olarak birbirlerini öldüreceklerdir.” (Ege'den Denize Bırakılmış Bir Çiçek)
Demincek dedim a; yalnızlıktan insanın yanına densizin biri gelince; ağaçlar, dağlar, taşlar örtünüp herkesin bildiği ağaç, dağ ve taş olurlar. (Ege'den)
''Ne güzel dünya.! Fakat güzelliğinin derinliğini kim sondalayabilirdi.?'' (Denizin Çağırışı)
"Yaşayın arkadaşlar! Biz heheyt! Serdengeçti delikanlı korsanlarız! Ölürsek bile leş gibi ilaç kokan sinameki ve zencefil suları içerek ve kefen gibi ve mıymıntı yatak çarşafları arasında debelenerek değil, bir top aleviyle, bir kılıç şakırtısıyla, Allah
diye gülerek çıkarız dünyamızdan!" (Uluç Reis)
Herkes kendi vüs’u ve sa’yı kadarınca nasip alır.
Eğer senin kabın az su alıyorsa, deryanın ne günahı var? (Mavi Sürgün)
“… fenni akım asıl Anadolu’da İyonya’da başladı ve orada durdu.” (Anadolu'nun Sesi)
Bugüne dek üzüldüğüm şeyler, üzülmeye değmeyecek şeylermiş. İşimde bir hafiflik, bir kurtuluş duyuyorum... (Gençlik Denizlerinde)
Hiç bir şeye kadir değiliz: Hepimiz birbirimize benzeriz. (Altıncı Kıta Akdeniz)
“İyi insanlar kırıldıkları zaman sevmeyi bırakmazlar , göstermeyi bırakırlar ..” (Sonsuzluk Sessiz Büyür)
Hastalık dediğin, karadan değil, hep denizden seyahat ederdi. (Deniz Gurbetçileri)
Hellenistan şehirlerinde Roma işgaline değgin lağım yoktu. Lağım çukurları bile azdı. Herkes işini sokak köşelerinde yapiyordu. Sokrates bile entarimsi "kiton"unu kaldırıyor ve "Keyo" diyerek sokakta yapıyordu, küçüğünü de, büyüğünü de. Bu nedenden, şehirde arasıra veba gibi bulaşıcı hastalıklar nüfusu kırıp geçiriyordu. Hastalığın, kızan Tanrılar tarafından gönderildiği sanılarak Tanrıların gönlünü etmek için insan kurban ediliyordu. (Anadolu'nun Sesi)
Sen nereye gidersin?
-Bilinmezliklere
Gemine bineceklerden ne ücret istersin?
-Tamamen kendileri olmalarını.
Peki yolcuların kimlerdir?
-Her şeylerini bir hiç uğruna feda edenler. (Gülen Ada)
"Yahu bu ne biçim dünyadır?" (Aganta Burina Burinata)
yemek yer hazmederiz,yedigimiz yemek biz oluruz. (Denizin Çağırışı)
“Hayatlarının bir safhasını kapayıp, bir başka safhasını açan insanların kederlenmemeleri imkansızdır. Ekseri denize açılan insanlar, yurtlarını ve sevgilerini karada bıraktıkları için, müteessir olurlar. Korsanların yurtları denizdi.” (Uluç Reis)
İnsan ihtiyarlayınca gençlik hatıralarıyla geviş getiriyor. (Uluç Reis)
Onda , herkeste arayıp arayıp da pek az bulduğum veya hiç bulamadığım ve yine özleyip durduğum bir şeyin pek çoğu vardı. (Aganta Burina Burinata)
Birinci Artemisia, İsa'dan 480 yıl önce, tarihin en önemli deniz savaşına sahne olan Salamis adasında kendi filosuna, hem kraliçe, hem de amiral olarak doğrudan doğruya komuta etti. (Hey Koca Yurt)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/uluc-reis-halikarnas-balikcisi-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)