# Uzay Piyangosu - Philip K. Dick Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Uzay Piyangosu kimin eseri? Uzay Piyangosu kitabının yazarı kimdir? Uzay Piyangosu konusu ve anafikri nedir? Uzay Piyangosu kitabı ne anlatıyor? Uzay Piyangosu PDF indirme linki var mı?  Uzay Piyangosu kitabının yazarı Philip K. Dick kimdir? İşte Uzay Piyangosu kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/uzay-piyangosu-philip-k-dick-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-09T09:00:20+03:00
- Güncelleme: 2022-05-09T09:00:20+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/09/philip-k-dick-kimdir-philip-k-dick-kitaplari-ve-sozleri-217797.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Philip K. Dick 
 Çevirmen: Defne Akçınar 
 Orijinal Adı: Solar Lottery 
 Yayın Evi: Alfa Yayıncılık 
 İSBN: 9786051068268 
 Sayfa Sayısı: 248 
--reklam--
Uzay Piyangosu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Gelecekte dünyayı yönetmeye ne dersiniz?

Rastgelelik üzerine kurulu piyango sisteminde dünyanın en güçlüsü olmak için herkesin eşit şansı var. Ama dikkat edin, bu yeni dünyada halkın bir numaralı eğlencesi bir suikastçının Oyunun Efendisini yok etmeye çalışmasını izlemek. Tüm bunların arasında, dünyayı değiştirmek isteyen genç Ted Benteley kendisini kuralların her an değiştiği bu tehlikeli oyunun içinde bulur.

PKD'nin ilk romanı Uzay Piyangosu'nda telepatları, insanların bireyselliğini yok eden güçlü şirketleri, androidleri, uzay yolculuğunu, gerçek dünyanın korkularını
ve endişelerini bulacaksınız.
Geleceğe hoş geldiniz.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Uzay Piyangosu Alıntıları - Sözleri
"Bizi huzursuz ve tatminsiz yapan vahşi bir içgüdü değil. Size ne olduğunu söyleyeyim; bizi böyle yapan insanoğlunun en yüce amacı. Büyüme ve ilerleme ihtiyacı... yeni şeyler bulma... yayılma. Yayılma, başka deneyimlere, başka yerlere ulaşma ihtiyacı. Anlama ve sürekli değişeceği biçimde yaşama ihtiyacı. Rutini ve tekrarı bir kenara itmek, anlamsız tekdüzelikten kendini kurtarmak ve ileriye atılmak. Sürekli hareket halinde olma ihtiyacı..."
“Bütün bu düzeni olduğu gibi alaşağı etmek istiyorum. Ama bunu yapmama gerek yok; kendiliğinden yıkılıyor zaten. Her şey incecik, boş ve metalik. Oyunlar, piyangolar; parlak zekâlı bir çocuğun oyuncakları! Bütün bunları bir arada tutan tek şey bağlılık yemini. Satılık pozisyonlar, kötümserlik, şatafat ve fakirlik, duyarsızlık... cırlayan gürültülü televizyonlar. Bir adam başka bir adamı öldürmeye gidiyor ve herkes el çırpıp izliyor. Neye inanıyoruz? Elimizde ne var? Daha güçlü suçlular için çalışan zeki suçlular. Plastik büstlere ettiğimiz bağlılık yeminleri.”
“Büst bir sembol. Satılık da değil. Alıp satamayacağın tek şey o.” Yeşil gözleri zaferle parladı. “Biliyorsun, Ted. Elimizdeki en değerli şey o. Koruyucu ve kul arasındaki, bir erkek ve metresi arasındaki sadakat."
“Belki de," dedi Benteley yavaşça, “bir insan bir ideale sadık olmalı.”
Neye inanıyoruz? Elimizde ne var? Daha güçlü suçlular için çalışan zeki suçlular.
Beceri şansın bir işlevidir. Sezgisel bir şekilde, şanslı durumları en iyi şekilde kullanmaktır. Öyle yaşlısın ki sonuçları tahmin edebilmek için yeterince durum yaşamışsın.
"Bizi huzursuz ve tatminsiz yapan vahşi bir içgüdü değil. Size ne olduğunu söyleyeyim; bizi böyle yapan insanoğlunun en yüce amacı. Büyüme ve ilerleme ihtiyacı... yeni şeyler bulma... yayılma. Yayılma, başka deneyimlere, başka yerlere ulaşma ihtiyacı. Anlama ve sürekli değişeceği biçimde yaşama ihtiyacı. Rutini ve tekrarı bir kenara itmek, anlamsız tekdüzelikten kendini kurtarmak ve ileriye atılmak. Sürekli hareket halinde olma ihtiyacı..."
Bunlar becerileri kafalarında değil, ellerinde olan insanlardı. Yetenekleri yıllar süren pratik ve çalışmadan, eşyalarla doğrudan temasla gelmişti. Bitki yetiştirebilir, temel atabilir, sızıntı yapan boruları tamir edebilir, makine bakımı yapabilir, kıyafet dokuyabilir ve yemek pişirebilirlerdi. Sınıflandırma sistemine göre başarısızlardı.
“Psikotiksin. Sende bir sorun var."
“Biliyorum,” diye onayladı Benteley. “Hasta bir adamım. Ne kadar çok şey görürsem hastalığım da o kadar çok artıyor. O kadar hastayım ki benden başka herkes hasta ve tek sağlıklı kişi benim sanıyorum. Epey kötü değil mi?”
“Evet,” dedi Eleanor soluk soluğa.
Benteley onu dinlemiyordu. “En başından beri kandırıldım,” dedi. “Hepsi işin içindeydi; Verrick, Moore, Eleanor Stevens. Salona adımımı attığım anda Wakeman beni uyarmaya çalıştı; elinden geleni yaptı. Kokuşmuş düzenden uzaklaşmak için Direktörlüğe geldim. Kendimi onun işini yaparken buldum; Verrick bana emirler verdi, ben de onlara uydum. Ama yozlaşmış bir toplumda ne yapman gerek? Yozlaşmış yasalara uyman mı gerek? Yozlaşmış bir yasayı ya da yemini çiğnemek suç mu?”
“Evet suç,” diye itiraf etti Cartwright alçak sesle. “Ama yapılması gereken bu.”
“Suçlularla dolu bir toplumda,” diye ortaya attı Shaeffer, “masum adam hapse gider.”
“Toplumun suçlularla dolu olduğuna kim karar veriyor?" diye sordu Benteley. “Toplumun bozulduğunu nasıl anlarsın? Yasalara uymayı bırakmanın doğru olduğunu nasıl anlarsın?”
“Bir şekilde bilirsin,” dedi Rita O’Neill ateşli bir tavırla.
“İçinde yerleşik bir mekanizma mı var?” diye sordu Benteley kadına. “Bu harika; keşke bende de olsaydı. Keşke herkeste olsa... Çok kullanışlı bir şey olsa gerek. Bu sistemde altı milyar insan yaşıyor ve birçoğumuz sistemin gayet iyi çalıştığını düşünüyor. Etrafımdaki herkese karşı mı gelmeliyim? Hepsi yasalara itaat ediyor.” Al ve Laura Davis’i düşünüyordu. “Mutlular, hallerinden memnun, hoşnut durumdalar; iyi işleri var; güzel yemekler yiyorlar; güzel evlerde yaşıyorlar. Eleanor Stevens hasta olduğumu söyledi. Rahatsız, uyumsuz biri olmadığımı nereden bileceğim? Yarı psikozlu biri olmadığımı?”
“Kendine inancın olmalı,” dedi Rita O’Neill.
“Ondan herkeste var. istemediğin kadar. Kokuşmuşluğa dayanabileceğim kadar dayandım, sonra da isyan ettim. Belki de haklılar; belki de suçluyum."
"Tek yapmak istediğim...” Benteley öfkeyle, mutsuzca omuzlarını silkti. “Bilmiyorum. Başka bir Al Davis olmak sanırım. Evim ve iyi bir işim olsun. Kendi işime bakayım.” Sesi umutsuzlukla yükseldi. “Ama lanet olsun, bu sistemde değil. Yasalarını çiğnemek yerine uyacağını başka bir dünyada Al Davis olmak istiyorum. Yasalara uymak istiyorum! Onlara saygı duymak istiyorum. Etrafımdaki insanlara saygı duymak istiyorum.”
“Pekâlâ,” dedi Verrick. Uzanıp Cartwright’ın yetenek kartını eline aldı. “Artık Oyunun Efendisi benim.”
Cartwright’ın eli cebinden çıktı. Küçük, antika silahıyla Reese Verrick’i doğrudan kalbinden vurdu. Verrick yetenek kartı hâlâ elinde olduğu halde öne doğru kaydı ve yüzüstü masaya devrildi, gözleri büyümüş, ağzı hayretle gevşeyip aralanmıştı.
“Bu yasal mı?” diye sordu Cartwright yaşlı Yargıca.
Waring hayranlıkla “Evet,” diye itiraf etti.“Kesinlikle.” Başını ciddiyetle salladı. “Tabii, elindeki o kart paketini kaybediyorsun.”
"Bizi huzursuz ve tatminsiz yapan vahşi bir içgüdü değil. Size ne olduğunu söyleyeyim; bizi böyle yapan insanoğlunun en yüce amacı. Büyüme ve ilerleme ihtiyacı... yeni şeyler bulma... yayılma. Yayılma, başka deneyimlere, başka yerlere ulaşma ihtiyacı. Anlama ve sürekli değişeceği biçimde yaşama ihtiyacı. Rutini ve tekrarı bir kenara itmek, anlamsız tekdüzelikten kendini kurtarmak ve ileriye atılmak. Sürekli hareket halinde olma ihtiyacı..."
--reklam--
Uzay Piyangosu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Her bilimkurgu eserin anlattığı bir dönem, mekân ve kendine has kuralları olan bir dünyası vardır. Toplam 250 sayfalık bu tarz romanlarda tüm bu kurallara, terimlere alışmak elbette sorun olabilir.

Bu kitabın başları da bu sebeple çok karışık geldi. İlk yarısından sonrasıysa tamamiyle bir aksiyon filmi tadında, birden yokuş aşağı hızlanıyor. Siz de dünyayı anlamayı bir kenara bırakıp bu aksiyona odaklanıyorsunuz. Bu ikinci yarı kitabın çok daha akıcı ve iyi olan kısmıydı. Dick'in o tanıdık polisiye-bilimkurgu-aksiyon tarzı bu bölümde ortaya çıktı. Kitaplarını sıkılmadan ve vazgeçmeden okumaya devam etmek lâzım. Sizi de mutlaka yakaladığı bir nokta olacak. İşte o trene biner binmez tadını çıkarmaya bakın. (Burak Kuşcu) 
Dick'in yayınlanan bu ilk kitabı , yazarın yerleşik üslubunun darmadağınık olacağını gösteriyormuş bağıra çağıra. Sarmal yayınevinin inanılması güç bir hata eseri Arthur C. Clarke adıyla bastığı "Suikastçı" versiyonundan okudum. Neyse ki kitabın aslında Dick'e ait olduğunu biliyordum da Clarke'dan soğumadım :) (Gökhan Karagül) 
--reklam--
Uzay Piyangosu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Philip K. Dick - Uzay Piyangosu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Uzay Piyangosu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Philip K. Dick Kimdir?
Bazı kitaplarını Richard Phillips ya da Jack Dowland mahlaslarıyla yazmıştır. Hayranları tarafından kısaca PKD olarak adlandırılır.

Hayatının büyük bölümünü Kaliforniya'da geçirdi. Bir plakçı dükkânı işletmesi ve radyoda klasik müzik programları yapması dışında, başlıca uğraşı yazarlık oldu. Kırka yakın bilim-kurgu romanı dışında ana akım romanları da yazdı, ancak pek başarılı olamadı. Ölümünden sonra beş cilt halinde toplanan yüz civarında öyküsü vardır.

Ölümünden önce fazla tanınmayan bir yazar olan Dick'in roman ve kısa hikâyelerini bir kısmı ölümünden sonra senaryolaştırılıp film olarak büyük beğeni kazanmıştır. Bunların arasında en ünlüleri, yönetmen Ridley Scott tarafından "Blade Runner" adıyla 1982 yılında çekilen "Do Androids Dream of Electric Sheep?" (kitap olarak Türkiye'de basımı: 1996, Bıçak Sırtı, Kavram Yayınları; 2006, Android'ler Elektrikli Koyun Düşler mi?, Altıkırkbeş Yayın) ve 1965 yılında yazdığı "We Can Remember It For You Wholesale" öyküsünden yola çıkılarak yönetmen Paul Verhoeven tarafından çekilen1990 yapımı "Total Recall" filmleridir. Her iki film yapılmış en iyi bilim-kurgu filmleri arasında yer almaktadır. PKD'nin 1956 yılında yazdığı "The Minority Report" adlı öyküsü yönetmen Steven Spielberg tarafından 2002'de filme alınmıştır.

Dick'in yazdığı bilim-kurgu romanlarını türünün diğer örneklerinden ayıran en önemli özellik, gelecekte gerçekten olması muhtemel olaylarla birlikte toplumsal değişimleri genellikle "çalışan sınıf" çerçevesinde ele almasıdır. Dick toplumsal konuların yanı sıra siyasi ve metafizik konuları da ele almış, romanlarında tekelci şirketler ve otoriter hükümetler bolca yer bulmuştur. Özellikle erken dönem romanları, "gerçeklik" kavramının sorgulanması üzerine kuruludur.

Önemli yapıtları

Önemli romanları arasında: Martian Time-Slip (1964, Mars'ta Zaman Kayması), The Penultimate Truth (1964, Sondan Bir Önceki Hakikat), The Three Stigmata of Palmer Eldritch (1965, Palmer Eldritch'in Üç Bilmecesi) ve Ubik (1969) sayılabilir. The Man in the High Castle (1963, Hugo Ödülü sahibi) (Yüksek Şatodaki Adam) romanı birçok eleştirmen tarafından Dick'in başyapıtı olarak gösterilmiştir.

Dick, adı geçen romanlarıyla Amerikan Ulusal Kütüphanesi'nde yer almaya hak kazanan ilk ve tek bilim kurgu yazarı olmuştur
--reklam--
Philip K. Dick Kitapları - Eserleri
Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?
Yüksek Şatodaki Adam
Şizofreni ve Değişimler Kitabı
Ubik
Gökteki Göz
Vulcan'ın Çekici
Çığrından Çıkmış Zaman
Alfa Ayının Kabileleri
Toplu Öyküler - 1. Cilt
Elektrikli Düşler
Karanlığı Taramak
Albemuth Özgür Radyosu
Mars'ta Zaman Kayması
Kozmik Kuklalar
Galaktik Çömlek Tamircisi
Android ve İnsan
Uzay Piyangosu
Sondan Bir Önceki Gerçek
"Aksın Gözyaşlarım" Dedi Polis
Yaratılan Dünya
Ölüm Labirenti
Sizi İnşa Edebiliriz
Kader Ajanları
Simulakra
Uzaydaki Çatlak
Gelecek Seneyi Bekle
Titanlı Oyuncular
Bir Palavracının İtirafları
Dr. Gelecek
Timothy Archer
Palmer Eldrictch'in 3 Stigmatası
Dr. Kan Bedeli
Kozmoloji ve Kozmogoni
Valis
Yetenekliler Dünyası
Uzayda Suikast Uzay serisi 1
Tefsir
Alay Eden Adam
Sokaktan Gelen Sesler
Hesaplaşma
Azınlık Raporu
Suikastçı
Mary ve Koca Dünya
Kutsal İstila
Adjustment Team
Öteki Tutkular
I Hope I Shall Arrive Soon
Do Androids Dream of Electric Sheep ?
Bir Bilimkurgu Yazarının Kısa ve Mutlu Yaşamı
Ubik
Second Variety
Beyond Lies The Wub
--reklam--
Philip K. Dick Alıntıları - Sözleri
Diğerlerini terk etmesinin gerekçesini ölçüp biçti. Hepsinden önemlisi de Mali’yi terk etmesinin.
Sevdiği kadını.
Çömlek berbattı. (Galaktik Çömlek Tamircisi)
Bazı olaylar bildiriliyordu.
2203 yılının Mayıs ayı başlarında, haber makineleri İsveç üzerinde beyaz kargaların uçtuğu olayını heyecanla yayınlıyordu. (Uzayda Suikast Uzay serisi 1)
Eskiden hastalar kalıplaşmış iki sınıfa ayrılırdı: toplumda iş göremeyecek, arabasını yıkayıp cilalayamayacak, elektrik faturalarını ödeyemeyecek ve bir martini içtikten sonra güzel bir sohbeti sürdüremeyecek kadar hasta yani deli oldukları için hastanede tutulması zorunlu olanlar... ve herkesin ayakkabılarının bağını çözmek, evlerinin ya da iş yerlerinin önünden üçtekerli bisikletle geçen çocukları saymak zorunluluğu hissetmek gibi basit “isterik” şikayetler ya da “gerçeklik durumu” ile uyumlu olarak anksiyete haline indirgenen “nevrotik” rahatsızlıklar, özellikle de insansız bir uzay aracının Pazar sabahı tam da söz konusu rahatsız kişi mangalında kızarttığı hamburger köfteleriyle uğraşırken Atlantik okyanusu yerine bahçenin tam ortasına düşeceğine dair ruhsal açıdan sağlıksız, mantıksız korkular yüzünden psikiyatrik yardıma başvuracak kadar akıllı olanları kapsayan nevrotikler. (Şizofreni ve Değişimler Kitabı)
Libera me, Domine! (Ubik)
Sinir buhranı yaşayan insanlar çoğunlukla bu yaşadıklarını açıklamak amacıyla bir yığın araştırma yaparlar. Tabii bu araştırmalar bir yere varmaz. (Valis)
Olan şey her ne olursa olsun, ölçüsüz bir kötülükten ibaret. Madem öyle, mücadele etmek niye? Seçmek niye? Tüm alternatifler aynıysa… (Yüksek Şatodaki Adam)
İnsan zihni olağandışı inatçıydı ve çok yavaş değişiyordu. (Uzaydaki Çatlak)
Sabit fikirleri sorun değil çözüm olduğu için onu düşünerek defetmek mümkün değildi, sonunda başlı başına daha büyük bir sorun halini alsa da. (Timothy Archer)
Ruh hastalarıyla uğraşırsan sen de onlardan biri olur, ruh hastası olur çıkarsın. (Simulakra)
Savaş olmadan eğitim ya da zekâya sahip olmayan işe yaramaz, yetersiz insan kitlesi kontrolsüzce yayılıp büyür. Savaş onların sayısını azaltmaya yarıyordu. (Toplu Öyküler - 1. Cilt)
Tanrım, bir kitap okudular diye durmadan konuşuyorlar. (Yüksek Şatodaki Adam)
"Bizi huzursuz ve tatminsiz yapan vahşi bir içgüdü değil. Size ne olduğunu söyleyeyim; bizi böyle yapan insanoğlunun en yüce amacı. Büyüme ve ilerleme ihtiyacı... yeni şeyler bulma... yayılma. Yayılma, başka deneyimlere, başka yerlere ulaşma ihtiyacı. Anlama ve sürekli değişeceği biçimde yaşama ihtiyacı. Rutini ve tekrarı bir kenara itmek, anlamsız tekdüzelikten kendini kurtarmak ve ileriye atılmak. Sürekli hareket halinde olma ihtiyacı..." (Uzay Piyangosu)
Jones boğuk bir sesle, “Benim için,” dedi, “bu an geçmişin ta kendisi. Şimdi, burada, bu binada, üçünüzle oturuyorum, oysa bu benim için bir sene önce olup bitti. Benim durumum geleceği görmekten ziyade bir ayağımın geçmişte sıkışıp kalmasına daha çok benziyor. Ayağımı çekip kurtaramıyorum. Rötarlı yaşıyorum; sonsuza kadar hayatımın bir senesini tekrar tekrar yaşayacağım.” Omuz silkti. “Tekrar ve tekrar. Yaptığım, söylediğim, duyduğum, tecrübe ettiğim her şeyi ikinci bir kez yaşamak zorundayım.” Sesini yükseltmişti; sesi tiz, acı dolu ve umutsuzdu. “Aynı hayatı iki kez yaşıyorum.”
Cussick yavaşça, “Bir başka deyişle,” dedi, “senin için gelecek değişmez. Geleceği bilmen onu değiştirmemi mümkün kılmıyor.”
Jones buz gibi bir kahkaha attı. “Değiştirmek mi? Gelecek tamamen sabit. Bu duvardan daha sabit, daha kalıcı.” Elini öfkeyle arkasındaki duvara vurdu. “Sizce bu yetenek beni özgür mü kılıyor? Hadi, kandırmayın kendinizi... Gelecek hakkında ne kadar az şey bilirseniz, kendinizi o kadar iyi hissedersiniz. Güzel bir yanılsama içinde yaşıyorsunuz; özgür bir iradeniz var sanıyorsunuz.”
“Ama bu senin için geçerli değil.”
Jones acıyla “Hayır,” dedi. “Bir sene önce yorgun argın attığım adımları yeniden atıyorum. Bir tanesini bile değiştiremiyorum. Bu konuşmayı ezbere biliyorum. İçine tek bir yeni kelime dahi ekleyemeyeceğim gibi, mevcut tek bir kelimeyi de atamam.” (Yaratılan Dünya)
Ruh insan için neyse, makine için de insan odur: Fonksiyonel hiyerarşi açısından bu bir ek boyuttur. İçimizden biri Tanrı gibi davrandığında (pelerinini bir yabancıya verdiğinde) makine de insan gibi davranır yani programlanmış döngüsünü bir karara bağlı olarak ertelemek için duraklar. (Android ve İnsan)
Geçmiş görünmeyendir, dibe batırılandır, hala oradadır, bir sonrakinin üzerinde izini bırakmak için her an yüzeye çıkabilme kapasitesine sahiptir maalesef- ve sıradan bir deneyimin aksine- gözden kaybolmuştur. (Ubik)
Sana, ödeyemeyeceğin kadar pahalıya mal olacağım. (Alfa Ayının Kabileleri)
Belmont Bevatronu’nun proton ışın saptırıcısı 1959 yılı Ekim ayının
ikinci günü öğleden sonra saat dörtte yaratıcılarına ihanet etti.
Bunu izleyen olaylar göz açıp kapayıncaya dek olup bitti.
Artık yeterince saptırılmayan –ve dolayısıyla denetim dışı kalan–
altı milyon volt gücündeki ışın demeti salonun tavanına doğru yükselirken,
halka biçimindeki dev mıknatısa tepeden bakan
bir gözlem platformunu da kül ediverdi.

O sırada taraçada sekiz kişi bulunmaktaydı:
bir grup meraklı gezgin ve mihmandarları.
Taraça ayaklarının altından yitince bu sekiz kişi Bevatron salonunun
zeminine düştü ve manyetik alan boşaltılıp katı radyasyon kısmen
nötralize edilinceye dek şoka girmiş durumda ve yaralı, öylece yattılar.

Sekiz kişiden dördünün hastaneye kaldırılması gerekti.
Yanıkları daha hafif olan iki kişi süresiz gözleme alındı.
Kalan iki kişi ise muayene ve ilk tedavileri yapıldıktan sonra salıverildi.
Olay San Fransisco ve Oakland’daki yerel gazetelerde yer aldı.
Kurbanların avukatları dava açma hazırlıklarına girişti.
Bevatron’la ilgisi bulunan kimi görevliler Wilcox-Jones Saptırıcısı ve
girişken yaratıcıları ile birlikte ıskartaya alındı.
Bir grup işçi fiziksel hasarı onarmaya başladı.

Olay topu topu birkaç saniye sürmüştü. Hatalı sapma saat 4.00’te başlamış
ve olağanüstü yüklü proton ışın demeti mıknatısın yuvarlak iç salonundan
yayılırken sekiz kişi saat 4.02’de altmış ayak yükseklikten içine düşmüştü,
ilk düşerek zemine çarpan, mihmandarlık yapan genç bir zenciydi.
Son düşen ise yakınlardaki güdümlü füze fabrikasından gelen
genç bir teknisyen olmuştu. Genç teknisyen platforma giderlerken
arkadaşlarından ayrılmış, hole geri dönmüş ve
sigara için ceplerini karıştırmaya başlamıştı.

Eğer eşini yakalayabilmek için ileri atılmış olmasaydı belki de
diğerleriyle birlikte aşağı sürüklenmeyecekti.
Beyninde kalan açık seçik son anısı da bu olmuştu:
Sigaralarının elinden düşüşü ve Marsha’nın çırpınarak kayıp giden
ceket yenini yakalayabilmek için boşa atılışı… (Gökteki Göz)
“Fakat bir kimseye müjde veren haber diğer bir kimsenin kaderi oluyordu... (Uzayda Suikast Uzay serisi 1)
.... ve can sıkıntısı kötüdür, çünkü tam olarak gayret sarf etmiyorsun demektir; tembellik ediyorsun... (Dr. Kan Bedeli)
Güdünün kendisi en büyük ahlak sorunudur, eyleme geçirilmiş günah sadece şeytansı arzuların açığa çıkmış halidir. Doğru ve yanlış, bir adamın yaptıklarıyla değil hissettikleriyle bağlantılıdır. (Gökteki Göz)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/uzay-piyangosu-philip-k-dick-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)