# Victoria - Knut Hamsun Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Victoria kimin eseri? Victoria kitabının yazarı kimdir? Victoria konusu ve anafikri nedir? Victoria kitabı ne anlatıyor? Victoria kitabının yazarı Knut Hamsun kimdir? İşte Victoria kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/victoria-knut-hamsun-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-05T00:37:08+03:00
- Güncelleme: 2022-02-05T00:37:08+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/05/knut-hamsun-kimdir-knut-hamsun-kitaplari-ve-sozleri-144367.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Knut Hamsun 
 Çevirmen: Behçet Necatigil 
 Yayın Evi: Timaş Yayınları 
 İSBN: 9786051141978 
 Sayfa Sayısı: 160 

Victoria Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
''Aşk bir insanı yere yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi. Bugün bakarsın beni sevmiş, yarın seni, öbür gün onu! Böyle kararsızdı aşk. Koparılması imkânsız bir mühür mumu gibi dayanıklı da olurdu, ölüm saatine kadar tıpkı sönmez bir nur gibi parlardı da; ölümsüzdü bu kadar… Böyleydi aşk. Tanrı’nın ilk kelamıdır aşk, Tanrı’nın zihninde beliren bir düşünce. Tanrı, ‘Nur olsun!’ deyince aşk doğdu. Tanrı yarattığı bunca şeyi mükemmel yarattı, yarattığı bunca şeyi olduğu gibi bıraktı. Ve aşk, dünyanın kaynağı, dünyanın sultanı oldu; ama aşkın yolları çiçek ve kanla doldu, çiçek ve kanla doldu.”
Yirminci yüzyılın önemli isimlerinden Nobel ödüllü Knut Hamsun’un güçlü anlatımıyla, Türk edebiyatının köşe taşlarından Behçet Necatigil’in şiirsel çevirisi, eşsiz bir aşk romanında bir araya geliyor. Avrupa’da izlenimci yazın sanatının doruk noktalarından biri sayılan Victoria; dili, öyküsü ve çevirisiyle benzersiz bir okuma deneyimi sunuyor.
“Victoria, 1899’da çıkmıştır. Ölçülü yapısı, plastik görünüşü ve zengin hayalleri ile bu aşk hikâyesi de yazarın sanatında bir zirve olur. Bir Alman eleştirmenin bu eser üzerine verdiği hüküm, bir gerçeğin ifadesidir: ‘Günümüzün çok, pek çok eseri zamanla toz toprakla örtülse, unutulsa, Victoria yaşayacak, yarınlarda da genç sevdaların dostu, sırdaşı olmaya devam edecek.’” – Behçet Necatigil

Victoria Alıntıları - Sözleri
“Biri aşkın ne olduğunu sorarsa aşk, güllerin arasında esip kesilen bir rüzgardır sadece. Ama bazen de bir ömür boyu süren, ölüme kadar devam eden, koparılması imkansız bir mühür mumudur aşk. “
Təbiətin qanunu belədir- insanlar şəraitə və talelərinə boyun əyirlər.
- İstəyirsən ki, səni mağarada dustaq etsinlər?
- Özüm də bilmirəm. Yerin üstündə də yaxşı heç nə yoxdur.
Bu yeryüzünde tek başıma ve meçhul dolaşıyorum. Benim kaderim de böyleymiş. İçimde neler olduğundan kimsenin haberi yok; benim de bir şeyler mırıldandığımı kimse duymadı.
“Aşk bir insanı yere yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi. “
“Yazdığım şeylerde zaman zaman bir alev görülüyorsa bu, o devre ait hatıraların beni tutuşturmuş olmasından dolayıdır. “
“İhtiyarların gönüllerini bile danslarla uyandıran, cehennem sıcağı bir müzikti aşk. “
“Hayatının her dakikasında tariflere sığmaz bir şekilde nasıl kendisinin olduğunu bir bilseydi! “
“Ve aşk, dünyanın kaynağı, dünyanın sultanı oldu; ama aşkın yolları çiçek ve kanla doldu.
Aşk bir insanı yere yıkabilir, onu tekrar ayağı kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi.Bu gün bakarsın beni sevmiş, yarın seni ,öbür gün onu!Böyle kararsızdı Aşk.
Bazen hayal ederimde henüz gerçekleşmemiş işlerle dolu olduğumu bilirim.
"Aşk bir insanı yere yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi... Ve aşk; dünyanın kaynağı, dünyanın sultanı oldu ama aşkın yolları çiçek ve kanla doldu, çiçek ve kanla."
“Ah, yıldızları gökte, kokuları yerde, bir yaz gecesi gibidir aşk. “
"Ben onun, seni benim kadar sevmeyeceğinden eminim."
"Hayır, hayır, yinede bir başkaydı aşk. Dünyadaki her şeyden başkaydı aşk.”

Victoria İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Knut Hamsun ile Açlık kitabıyla tanışmıştım. Victoria okuduğum ikinci kitabı ve tamamen farklı bir yapıya sahip. Dili, anlatım biçimi çok sade, kolay bir okumaya sahip. Bir aşk romanı Victoria. Değirmencinin oğlu Johannes'in şatonun güzel kızı Victoria'ya çocukluktan beri olan aşkının hikâyesi. Bu aşk başlarda imkansız gibi görünüyor, sonra bizi şaşırtıyor, seviniyoruz, üzülüyoruz.. tüm duyguları yaşatıyor yazarımız. Konusu sıradan gibi görünse de Hamsun’ın güzel anlatımıyla çok hoş bir okuma sunuyor bize Victoria. (Bahar) 
Bu ay içinde okuduğum ikinci Norveç kurgusu. Daha önce de Norveç’ten tek bir kelime okuduğumu sanmam. Aslında Nordik memleketleri ve onlara ait şeyleri genel olarak severim, suç dizilerini, oradan buradan gördüğüm kadarıyla doğasını, demokrasilerini:)
***
Fakat bu iki kurgu da -ama en çok Hamsun’un bu eseri- oldukça romantik, oldukça duygusal bir edebi deneyim sunuyor. İşte bunu bir Norveçli’den beklemiyorsunuz. En azından ben, beklemiyordum. Memnun muyum? Meh.
***
Hamsun’un en sevilen kitabını, “Açlık”ı, okumadım. Belki o kurgunun sunduğu duyguda biraz daha ortaklaşabiliriz beyefendi ile. Fakat Victoria, benim için herhangi bir ümitsiz aşk hikayesi olarak kalacak. Yanlış anlaşılmasın: Fakir çocuk, zengin kız ve daha da zengin ama sinir bozucu bir diğer oğlanın etrafında dönen bir kurguyu sevebilirim. Zira herhangi bir konuyu okumayı sevebilirim. Önemli olan o konunun işleniş biçimidir. Burada da benim için mesele, konunun değil işleniş biçiminin sıradanlığıdır. Aynı konu, bambaşka bir duygu ile donatılabilirdi. Ne var ki değirmencinin oğlu Johannes’in hikayesi ile aktarılan halihazırdaki duygu, beni teğet geçti.
***
Ama iki husus var ki, bahsetmeden geçmek haksızlık olur. İlki, Behçet Necatigil’in biyografik son sözü. Knut Hamsun’un hayatı ve eserleri ile ilgili oldukça kapsamlı bilgi içeren ve hem Victoria’yı hem de yazarın en bilinen eseri olan Açlık’ı bir bağlama oturtmamızı sağlayan harika bir son söz bu. Okuma listemin gediklilerinden “Açlık”ı okumadan bu biyografik sunuşu okumuş olmayı bir şans olarak görüyorum.
***
İkinci başarı ise kitabı Storytel için seslendiren Fatih Sönmez’e aittir. Storytel’in seslendirmelerini genel itibariyle başarılı buluyorum. Ama kitabın içinde bulunduğu duygu durumunu adeta ses tellerinde yeniden üreten Fatih beyin, seslendirmeyi başka bir boyuta taşıdığını düşünüyorum. Öyle ki, sayesinde kitabı okumak yerine dinlemenin daha iyi bir fikir olduğu nadir deneyimlerden birini yaşamış bulundum.
***
Bu seferlik bu kitabı ben tavsiye etmeyeyim, yükü diğer okurlara yükleyeyim. Bir başkası muhakkak tavsiye edecek, bu yükü severek üstlenecektir.
Sevgiler efendim. (Burcu Booker) 
Küçük yaştan itibaren kaç kez okuduğumu bilmediğim, her seferinde yeniden hatırlamak için unuttuğum bir eser. Çok sevmemden kaynaklı, her okuduğumda ilk kez okuyormuş gibi hissetmem o yüzden sanırım.

 Knut Hamsun'dan okuduğum ilk eserdi. Gözyaşlarımı tutamadığım her okuyuşta sona yaklaşırken okumakta zorlandığım bir kitap. Bu incelemeyi yazarken de ağlıyorum, bir kurgu ancak bu kadar gerçekliği hissettirebilirdi bence. Yazar baş karakter üzerinden öyle iyi deneyimler gözler önüne seriyor ki tartışılmaz, kısa ve çıkarımı bol kıssalar...

Konusu bakımından kendi türü içerisinde bence çok etkileyici bir kitaptı. Genelde insanlara göre bu tarz eserler "klasik" denilecek türde ama kendi klasiği içerisinde bence sonu hüsranda olsa ölümsüz bir aşk hikayesi. En azından benim için öyle.
Kalın, sayfa sayısı göz korkutacak bir kitap değil ama "az ve öz" tadında bir eser.
İmkansız gibi görünen ama gayrete bağlı bir aşk hikayesiydi. Tabi her zaman mutluluk vermiyor her satır, her an güldürmüyor karanlık içindeki aydınlığı.
Kitap bitince her seferinde keşke sonunu değiştirebilseydim diyorum ama sonu değişse belki de bu kadar tesirli olmazdı. Yazarın en sonunda bize bıraktığı sessizlik yüreğimi konuşturuyor istemsizce ve düşündürürken üzüyor. Belki de bir gerçeğin kurgusuydu çok da olağan aslında.

Kendi içinde akıcı, derin ve sessizliğin aşkı konuşturduğu tamamen temiz duygularla yazılmış ve acı gerçekleri daha doğrusu toplumun "ön yargılı" düzenini de ele almış görüyorum. Bize sunulmak istenen sadece "iki bakış, iki yanış" değil bence. Çok fazla çıkarım yapılacak yerler var, bunlarıda ileride okuyacaklara bırakıyorum.

Bu alıntı bir nebze anlatır diyorum bazı şeyleri.
"Aşk bir insanı yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi. Bugün bakarsın beni sevmiş, yarın seni, öbür gün onu! Böyle kararsızdı aşk. Koparılması imkansız bir mühür mumu gibi dayanıklı da olurdu, ölüm saatine kadar tıpkı sönmez bir nur gibi parlardı da; ölümsüzdü bu kadar. Peki neydi aşk?"

"iyi ama, korkuyorum ben!" cevabını verdi Victoria. "Çok karanlık demedin mi?"
Büyük üzüntüsüne rağmen gülümsedi Johannes ve cesaretle karşılık verdi: "Karanlık. Fakat ben varım yanında."

Son sözlerde ise "hepsinden önce karanlık değildi etraf" derken o anda da yanında hissetti belki onun aydınlığını. "Bir kenarda kalmış ben de aydınlığa çıkarıldım" diyordu Johannes şimdi de karanlık aydınlığa kavuştu Victoria için son anda bile. Elimden gelse buraya tüm alıntılarımı tekrar atacağım o kadar seviyorum...
Gerisini okuyacaklara bırakıyorum. Keyifli okumalar. :) (Levla) 

Kitabın Yazarı Knut Hamsun Kimdir?
Norveçli yazar ve 1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.

Knud Pedersen (sonradan Knut Hamsun adını almıştır), Norveç'in kuzeyinde Gudbrandsdal sınırları içinde Lom kasabasında doğmuştur. Bir terzi olan babası, kalabalık ailesini alarak, daha kuzeye, Hamsund, Hamaröy kasabasına göç etti. Yazarlıkta kullandığı Hamsun adını, babasının 1863’te yerleştiği Hamsund köyünden aldı. Çocukluğu ve genç­liği kır­­sal bölgede geçti. Hemen hemen hiç resmî eğitim gör­medi.

Sekiz yaşında iken dayısının isteği üzerine annesiyle babası onu bir rahibin eğitimine verdiler. On dört yaşında, doğduğu kasabaya gidip orada bir tüccar yanında tezgahtarlık yaptı. Bir yıl sonra da Tranöy`de daha büyük bir tüccar yanında kalfalığa başladı. Tüccarın kızına aşık oldu fakat tüccar iflas edince ayrılmak zorunda kaldı. Bu sıralarda "Esrarengiz Adam" adında küçük bir aşk romanı yazdı. Bu roman, gezginlik yıllarında tanıştığı bir kitapçı tarafından bastırıldı. Buradan ayrılınca bir iki arkadaşıyla birlikte ucuz eşyalar satmaya başladılar. Kibrit, mum gibi şeyler satıyorlardı. Daha sonra ayrıldılar. Arkadaşı güneye, Knut kuzeye gitti.

İş bulamayınca zanaat öğrenmek amacıyla bir ayakkabıcının yanına gitti.

Bir yıl sonra daha büyük, epik bir eser kaleme aldı. Henrik Ibsen'i okumuştu, onun etkisi altında bulunuyordu. "Bir Karşılaşma" adındaki bu kitabını da, Bodö'de bir kitapçı yayımladı. Daha sonra bir aşk hikâyesi daha yazdı.

Kitaplarını okuyan ailesi artık bir iş bulmanın zamanı geldi diyerek onu bir bucak müdürünün yanına yardımcı olarak verdi. Bu bucak müdürünün pek çok kitabı vardı. Björnson'un toplu eserlerini okumasına izin verilmişti. Knut bu heyecanla kitaplara sarıldı ve gözlerini bozana kadar okudu.

Bu kitapların etkisiyle Knut bir kitap daha yazdı fakat yayıncılar basmaya yanaşmadılar. Knut'un bu kitapları bir yayınevinin desteği olmadan basabilmesi için bir zenginin desteği gerekiyordu.

Aradığı kişiyi buldu. Erasmus Zahl adında bir tüccardı bu. Çok gence yardım etmişti. Knut ona yazar olmak istediğini söyledi. Son yazdığım hikâye diye başka bir yazarı verdi. Tüccar kâğıtlara değil yüzüne baktı Knut'un. Genç Hamsun tüccardan çıkarken cebine bin kron indirmişti bile.

"Frida" adında bir köy hikâyesi ve şiirler yazmaya başladı.

Hikayesini tamamlayınca bir vapur bileti alarak Kopenhaga gitti. Bir kitapçıya, sonra da Norveçli bir şaire eserlerini kabul ettirme çabaları boşa çıkınca Oslo'ya döndü. Sonra göçebe olarak uzun bir yolculuğa çıktı.

Parası tükenen Hamsun tekrar aynı tüccarın yolunu tuttu. Tüccar yardımını esirgemedi. Makaleler, hikâyeler yazıyor bunları satmaya çalışıyordu. Parası tekrar tükenince aç kaldı ve bunu romanlaştırdı. Açlık romanı şöhretinin ilk basamağı oldu.

Bu sıkıntılar içerisindeyken, yol yapımında iş buldu. Kum ocağında kâtiplik edecek, çekilen kumların hesabını tutacaktı. Zor değildi bu iş. Çalışma ve dinlenme saatlerinde bol bol kitap okuyordu. Müsveddelere şiirler, makaleler karalıyordu. Zamanla bir hatip gibi konuşabildiğini keşfetti işçilerle sohbet ederken. Tanıştığı bir rahip ona konferans vermesini tavsiye etti. Bunun üzerine Gjövik şehrinde bir salon kiralandı. Konferans edebiyat alanında olacaktı.

Konferansı dinlemeye sadece altı kişi geldi. Altı kişiden biri olan bir yazı işleri müdürü konferansı beğendi. Çevreye konferansı övdü. Bir sonraki konferansına da sayıları artmıştı. Bu sefer yedi kişiydiler. Anlaşılan bu yörenin edebiyatla ilgilendiği yoktu. Knut evine geri döndü.

Yirmi bir yaşındaydı ama çalışmaktan ziyade yazmak istiyordu. Noelde bir arkadaşı onu çiftliğine davet etti. Arkadaşının annesi Knut'u çok sevdi ve ona bir rahip olmasını öğütledi. Ama Knut'un Amerika'ya gitmek istediğini öğrenince bu aile, Knut'a yol parası dört yüz kron ödünç verdi. O da, hemen İngilizce öğrenmeye koyuldu. Ünlü yazar Björnson'a gidip ondan bir tavsiye mektubu aldı. 1882'de Knut Amerika'ya gitmişti.

Amerika'da Björson'un mektubu bir işe yaramamıştı. Burada kimse onu tanımıyordu. Henry Johnson adında bir öğretmenle ahbap olup ondan İngilizce dersleri aldı. Onun kütüphanesini taradı. Özellikle Mark Twain onu etkilemişti.

Önce Norveççe daha sonra da, İngilizce konferanslar hazırladı. Geceli gündüzlü çalışmalardan sonra Minesota'ya geçti ve orada muhasebe işine başladı.

Arkadaşı Johnson karısıyla bir Avrupa gezisine çıkınca işler Knut'a kaldı. 1884 yazı ile güzü bu şekilde geçti. Bir açık arttırmada yüksek sesle konuşurken göğsünde bir sancı duydu. Öksürük nöbetiyle yere yığıldı. Doktor hızlı ilerleyen verem teşhisi koydu ve ona birkaç aylık ömrü kaldığını söyledi.

Knut birkaç ay hasta yattı. Ölürsem Norveç'te gömüleyim diyerek Norveç'e doğru yolculuğa çıktı. Ne kendisinin ne de dostlarının anlayamadıkları bir şekilde yol süresince kendiliğinden iyileşti. Deniz havası iyi gelmişti.

Norveç'e döndüğünde bir gazete ile anlaştı. Oraya makaleler yollayacak hiç değilse böylece dinlenecekti. Çalışıyor ve yazıyordu. 1885'de Mark Twain ile ilgili bir yazısında imzası Knut Hamsund, bir matbaa hatası yüzünden Knut Hamsun şeklinde basıldı. O da düzeltmeye yanaşmadı. O tarihten itibaren ismi böyle kaldı.

Norveç'te işinden ayrılınca tekrar aç kaldı. Bu açlığa bir yıl katlandı. Daha sonra bir zenginin yardımıyla tekrar Amerika'ya döndü.

Amerika'da tramvaylarda biletçilik yaptı. Biletçilik işini becerememişti. Çünkü durakları aklında tutamıyordu. Kitap okumaya daldığı için yolculara haber vermiyordu. Bu yüzden işinden ayrılıp Kuzey Dakota'ya gidip tarlalarda çalıştı.

1887 sonbaharını kapsayan bu çalışmalarda cebinde biraz parayla Amerika'ya ilk geldiğinde kaldığı yerlere döndü. Artık yazmaya başlayabilirdi.

Bu sürede Danimarka'ya gitti. Yazmaya azimle başladı.

"Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir, Kristiania'da aç gezdiğim günlerdeydi. Tavan arasında uyanık yatıyordum. Alt katta bir saatin altıya vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık; insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı..." diyordu büyülenmişliğiyle.

Kağıtları üst üste yığıyor sürekli yazıyordu. Ne yazdığını iyi biliyordu. Açlık romanıydı bunlar. Yazdığı kısımları Politiken gazetesi yazı işleri müdürlerinden Edvard Brandes'e götürdü. Brandes bu karşılamayı daha sonra şöyle anlatıyordu: "Ondan daha düşkün bir başka insan pek az görmüşümdür. Düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık olduğundan değildi. Ya o yüzü!. Çok uzundu müsveddeler. Kendisine geri veriyordum ki, birdenbire kelebek gözlüğü gerisinde gözlerindeki ifadeyi gördüm."

Behçet Necatigil tarafından dilimize çevrilen "Göçebe" adlı kitabını ise elli yaşlarında tamamlamıştır. Üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap "Sonbahar Yıldızları" altında 1906'da, "Hüzünlü Havalar" 1909'da, "Son Mutluluk" 1912'de Göçebe'de toplanmıştır ve yazarın ağzından anlatılmıştır. Bu defa kitabında evliliğin zor temasını işlemeye yönelir.

Hamsun, Göçebe adlı romanıyla 1920’de No­bel Edebiyat Ödülü'nü aldı. 1930’larda ülkesindeki faşist partiye katıldı. İkinci Dünya Sava­­şı’nda Norveç’in işgali sırasında Almanları destek­ledi. Ülkesi Norveç'in işgalinden önce başladığı Nazi taraftarlığını ülkesinin işgali sırasında da devam ettirmesiyle ünü ciddi şekilde lekelenmiştir. 1943 yılında aldığı Nobel ödülünü Goebbels'e göndermiştir. Sa­­­­­­vaştan sonra Nazi taraftarlığı nedeniyle tutuklandı, ancak ileri yaşı do­­layısıyla yalnızca para cezasına çarptırıldı.

Hamsun’un yalın ve çocuksu üslubu incelikle örülmüş bir düzyazı şiirini andırır. Ya­pıtlarında Rus yazarlarının, özel­lik­le de Dostoyevski’nin ruh­­sal yaklaşımı ile Amerikan ede­­biyatının etkilerini taşıyan kara mizahı birleştirmiştir. Ro­­­manlarındaki neşeli hava, in­­­­­sanın çevresini saran boşlu­ğu gizlemekten uzaktır. 20. yüz­­­­yıl ba­şında gelişen yeni-romantizmin edebiyattaki öncüsü olmuş ve romanı aşırı bir doğalcılığa kaymaktan kurtarmıştır. Ya­­­­­­­pıtları ancak ölümünden sonra ilgi görmüştür. Göçebe, Vik­­­­­tor­ya, Pan, Hüzünlü Ha­valar, İstanbul’da İki İskandinav Sey­­yah, Son Mutluluk başlıca yapıtlarıdır.

19 Şubat 1952 yılında doksan iki yaşında banyoda ölü bulundu. Cenazesi yakılmıştır.

Knut Hamsun Kitapları - Eserleri
Açlık
Dünya Nimeti
Pan
Rosa
Uçarı
Victoria

Göçebe
Hüzünlü Havalar
Son Mutluluk
Sonbahar Yıldızları Altında
İstanbul'da İki İskandinav Seyyah
Benoni
Gizemler

Son Bölüm
Nağıllar Diyarında
Oğlum Oğlum & Victoria
Dünya Nimeti 2. Cilt

Knut Hamsun Alıntıları - Sözleri
Böyledir bu: Yaşamak bile başlı başına bir nimettir; hayatın ayrı ayrı bütün mahrumiyetlerini karşılayan, peşin ve bol bir ödemedir yaşamak nimeti. (Göçebe)
Üff çekingen insanlar ne zor! Onların yanında her şeyi bizim yapmamız, bizim söylememiz gerek; hiç de yardım etmezler bize. (Açlık)
Hakikatı bilmek güç. Bunun nedeni belki de bize hakikatı anlatacak olan Avrupa basınının tek sesliliğidir. İnsan biraz şüpheleniyor doğrusu. Sesini duyurması lazım gelen taraf ta­mamiyle dilsiz. (İstanbul'da İki İskandinav Seyyah)
Tatlı sarhoşluğum hala devam ediyordu, dünyanın en kıymetli mektubunu almıştım, onu şuracıkta iç cebimde taşıyordum , o bana yazılmışa. Yazmayınız. Hayır, yazmam, pekala, ama kalkıp gelebilirim. Ve cümlenin sonunda üç nokta bulunuyordu. (Sonbahar Yıldızları Altında)
Hayat zevk almaktır! (İstanbul'da İki İskandinav Seyyah)
"Mesele ne harflerde, ne de kelimelerde!"
"Ya neyde?"
"Manasında!" (Benoni)

Hayatından hep memnun olabilmesi; üstelik yeni yeni mutluluklar besleyebilmesi için, insanın az çok basit olması gerekir. (Göçebe)
" Öyle, şu yeryüzünde avare kimseleriz. Yollar çöller aşar, kâh sürünür kâh yürür ve çiğner geçeriz birbirimizi. Daniel gibi, o da çiğnedi ve çiğnendi." (Son Bölüm)
İnsanlar hep aynı telden çalamazlar, bazı teller kopar. Ara sıra sonuncu teli tıngırdatmak gerek. (Son Bölüm)
Buğdaysa ekmek demekti; buğday veya buğdaysızlık, hayat veya ölüm demekti. (Dünya Nimeti)
Ölüm, hayatta bata çıka yürür çamurlu bir batakta gibi... (Son Bölüm)
Bu yeryüzünde tek başıma ve meçhul dolaşıyorum. Benim kaderim de böyleymiş. İçimde neler olduğundan kimsenin haberi yok; benim de bir şeyler mırıldandığımı kimse duymadı. (Victoria)
Dünyalığa gelince, her çeşit dünyalıktan nefret etmen gerekir. (Açlık)

"Aşk bir insanı yere yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi... Ve aşk; dünyanın kaynağı, dünyanın sultanı oldu ama aşkın yolları çiçek ve kanla doldu, çiçek ve kanla." (Victoria)
Gün bitti. Her şey iyiydi, canımı sıkacak hiçbir şey olmadı.Çevremdeki büyük sessizlikte. yetişkin, göçebe tek insanım ben. Bununla büyüyor, daha bir önem kazanıyor, gittikçe yaklaşıyorum Allah’a. İçimde tavlanan demirlerin de rahatı, sanırım iyidir; çünkü Tanrı, kendine yakın olanlara inayetini ihsan eder. (Son Mutluluk)
Tanrı insanın gönlüne göre verir. (Pan)
Gençlikten kalma bir sevginin böyle yer etmesi, arada bir kendini göstermesi tuhaf. (Gizemler)
Aşk akıllıyı aptal eder... (Dünya Nimeti)
Ölüm için hayat ucuz bir eşyadır. (Son Bölüm)
Sevda da cinayet kadar tehlikelidir. (Göçebe)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/victoria-knut-hamsun-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)