# Yaşlı Rind'in Ölümü - Mehmed Uzun Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Yaşlı Rind'in Ölümü kimin eseri? Yaşlı Rind'in Ölümü kitabının yazarı kimdir? Yaşlı Rind'in Ölümü konusu ve anafikri nedir? Yaşlı Rind'in Ölümü kitabı ne anlatıyor? Yaşlı Rind'in Ölümü kitabının yazarı Mehmed Uzun kimdir? İşte Yaşlı Rind'in Ölümü kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/yasli-rindin-olumu-mehmed-uzun-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-17T06:00:15+03:00
- Güncelleme: 2022-02-17T06:00:15+03:00
- Yazar: NASRETTİN GÜNEŞ
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/17/mehmed-uzun-kimdir-mehmed-uzun-kitaplari-ve-sozleri-154678.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mehmed Uzun 
 Orijinal Adı: Mirina Kalekî Rind 
 Yayın Evi: İthaki Yayınları 
 İSBN: 9789752732452 
 Sayfa Sayısı: 128 

Yaşlı Rind'in Ölümü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yaşlı Rind'in Ölümü, Mehmed Uzun'un en kişisel romanı olarak değerlendirilebilir. Ülkesinden kaçan, sonrasında İsveç'e yerleşen ve yazmaya başlayan Serdar ile sınırdaki konaklama köyünde karşılaştığı, birçok dil öğrenip, birçok ülke gezen, sonunda hiç tanımadığı sınır köyüne yerleşen Yaşlı Rind'in hikayesi anlatılır. Usta bir kavalcı olan Yaşlı Rind'in hikayesinin etrafında göçmenlik, sürgünlük, kimlikler, aidiyetler ve ülke özlemi yeni ile eski kuşak arasında tartışılır. Müziğin ve şiirin eksik olmadığı romanda Serdar, Rind'in geçmişini aradıkça kendine de varır ve hayata dair güzergahını belirler.

Yaşlı Rind'in Ölümü Alıntıları - Sözleri
İnsan köklerinden uzaklaşmadıkça,
kök nedir bilir mi?
Değişik, rengarenk topraklara ayak basmadıkça insan, neden daima ata toprağına
gömülmek istediğini anlayabilir mi?
Bir sonbahar gecesiydi . . .
Gece, geleceğin kederine, korkularına, yabancılık ve bilinmezliklerine gebeydi .
"... kim olduğum nereden geldiğim hiç o kadar mühim değil. Aynı şekilde senin kim olduğun da, nereden geldiğin de hiç mühim değil... İnsanız, anlıyor musun, insanız biz!"
Ancak bir süre sonra okuma isteği dalga dalga yayıldı içime. Artık kitaplardan ayrılamıyordum.
 Kitaplar kendimi, insanları ve insanlığı tanımama yardımcı oldu. Önüme yeni kapılar açtılar.
"Vakit güzelliklerin yeşerme vakti yine. Vakit gebe yine. Vakit, ağacın altında oturma vakti yine..."
"Kendi kökünden ve izinden, toprağından ve dilinden kopma. Onlar bu kötü naçar hayatımızda mutluluğumuzun pınarlarıdır"
Zamanın akışı önünde hiçbir şey yapamıyoruz ve zaman bizi de alıp kendisiyle götürüyor, götürüyor, götürüyor…
Ben de destan ve stranlarımız¹ gibi eskiyim. Düne aidim,bugüne değil. Bugünle hiçbir ilişkim yok.

1: Kürt halk ezgisi.
İnsan gözlerini uzaklara - gündüzse güneşe, geceyse aya - çevirmeli ve mutlu haberler ummalı ki ruh biraz daha coşup sağalabilsin.
Her tişt, her tişt bûn hesabên qurişan.
Xwedê heye, xem tuneye.
Ew tu carî ji rewş û zîrûfê dinyayê memnûn nebûn. Ew hê jî ne memnûnin.
Çünkü dünya her geçen an biraz daha kötüleşiyor...
Gerçekten de kim olduğum,nereden geldiğim hiç o kadar mühim değil.Aynı şekilde senin kim olduğun da, nereden geldiğin de hiç mühim değil.İnsanız, anlıyor musun, insanız biz…

Yaşlı Rind'in Ölümü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Her ne kadar geç kalmış bir buluşma olsa da öncelikle Mehmed Uzun'la ve kitabıyla beni buluşturan gonderi/30997659 etkinliğinde Esrakrt hanım başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederim...

En baştan vurgulamak isterim ki; konu olarak çok farklı, dil ve anlatım yönünden çok zengin, zihnimde bıraktıkları açısından çok değerli bir kitap okudum arkadaşlar... Bunca karmaşa ve ayrıştırmanın içinde; insanlar sürekli birbirinden uzaklaştırılmaya ve birbirine düşürülmeye çalışılırken, her şeye inat, bir Kürt yazarı tanımanın, Mehmed Uzun özelinde Kürt edebiyatına bir nebze olsun yaklaşmanın keyfini yaşadım...

Bu etkinlik bir yazar etkinliği olduğu için Mehmed Uzun'a birkaç satır değinmeden geçmek olmaz diye düşünüyorum. Hayatını ana dilini savunarak, dilinin, edebiyatının mazisini araştırarak, bir dilin neden yasak olduğunu sorgulayarak ve kendi dilinde edebiyatın tüm zenginliğini, tüm güzelliğini içinde taşıyan eserler vererek geçirmiş bir yazar Mehmed Uzun... Yıllarca sürgünde yaşamak zorunda kaldığı İsveç'te dahi bu sevda ve gayretinden asla ödün vermemiş; hem yurt içinde hem de yurt dışında çok geniş bir çevrenin saygısını kazanmayı başarmış bir aydın... Her ne kadar kendisi yaşarken yaptıklarının, yazdıklarının tam karşılığını alamamış olsa da, ben inanıyorum ki bugün var olan ve bundan sonra gelecek olan nesiller bu değerli aydına gecikmeli de olsa hak ettiği değeri verecek ve onun daha fazla kitap dostu tarafından tanınmasına katkıda bulunacaktır...

Uzun'la tanışma kitabım kitap/yasli-rindin-olumu--194 ise yazarın 1987'de yayınladığı bir kitap... Bana yazıldığı tarihten 30 yıl sonra okumak kısmet oldu nedense!

Kitabın iki baş karakterinden biri olan Serdar, kitabın yazarı Uzun'un yaşadığına benzer bir sürgün hayatı sürüyor. O da kendi topraklarını terk edip İsveç'e gidiyor ve o da Uzun gibi orada kendi dili ile ilgili araştırmalar yapıyor. Yaşlı Rind ise sürgün yolculuğu esnasında köyün birinde tesadüfen tanıştığı kör bir bilge... Aralarında öyle sıcak bir ilişki kuruluyor ki, siz de üçüncü kişi olarak onların yanında bulunmak, sohbetlerinin bir parçasından tutup o anlara tanıklık etmek istiyorsunuz kitabı okurken...

Kitap gerçekten de çok güçlü bir dil ve anlatıma sahip... Sizi edebi anlamda fazlasıyla doyuruyor. Kitabı bitirdiğinizde 'dolu dolu' geçen edebi bir yolculuğun tatlı yorgunluğunu hissediyorsunuz...

Daha fazla detaya inmeden bunan sonrasını size bırakıyorum. Kitaba adını veren Yaşlı Rind'i özellikle tek cümleyle geçtim. Çünkü Yaşlı Rind'i, tıpkı kitapta işlendiği gibi kısık ateşte yavaş yavaş tanıma keyfini sizden almak istemedim...

----------------------------------

Madem bize çok yakın ama fazla uzak olan 'Kürt edebiyatı'na bir giriş yaptık, o zaman bu kitap vesilesiyle birkaç genel düşüncemi de sizinle paylaşmak isterim...

Kendi kişisel tarihimde, Türkler ve Kürtler arasında süregelen sorunlara 'Arkadaşlar benim Kürtlerle hiçbir sorunum yok, hatta benim pek çok Kürt arkadaşım var' sığlığında yaklaşmaktan vazgeçeli uzun yıllar oldu...

Her konuda olduğu gibi bu konuda da siyaseti kılavuz edinmek yerine, kendim görüp keşfetmenin, tanıyıp da karar vermenin yollarını aradım her fırsat bulduğumda... Çünkü bana göre siyaset sorun çözen değil, sorunla beslenen bir kurum... Tabağına bir lokma da ben ekleyip kendi ellerimle beslemek istemedim açıkçası...

Bilmek, empati kurmak, anlamak veya sevmek... Niyetiniz ne olursa olsun bana göre başlangıç noktası tek bir kapıya çıkıyor;

TANIMAK...

Tanımak bence insanı fikirsel özgürlüğe davet eden önemli bir istasyon... İnsanların başkalarından devşirme, kaynağı belirsiz hazır fikirlerle ortamlarda asıp kesmesi yerine tanıyıp kendi fikirlerini üretmenin, bu fikirleri savunmanın peşine düşmesi gerekiyor artık...

İşte bu yüzden siyaset yerine sanatı, edebiyatı, kültürel çeşitliliği, varsa imkan gezip görmeyi kılavuz edinmek zorundayız... Siyaset bizi ayrıştırmak, bölmek, parçalamak için sorun üstüne sorun bina ederken, sanatın, edebiyatın, kültürün de o ölçüde bizi yerden kaldırıp, toplayıp, birleştirmesi gerekiyor. Ancak unutulmamalı ki, siyaset bulduğu her delikten girip yakaladığı yerde karşımıza çıkarken, sanatın, edebiyatın maalesef böyle bir lüksü yok. O yüzden gerekli çabayı gösterip ve önyargılarımızı bir kenara atıp bizim onlara gitmemiz, rotamızı o yöne çevirmemiz, keşfetmemiz gerekiyor!

------------------------------------

Özellikle mesleğe yeni adım attığım ilk muhabirlik yıllarımda zaman zaman Doğu ve Güneydoğu'ya iş vesilesiyle çeşitli ziyaretler yaptım. Bu ziyaretlerimde konuya bakış açımı değiştirecek, her şeyin bize anlatıldığı (ya da dayatıldığı) gibi olmadığını gösteren çok önemli kazanımlar elde ettim. Mesela ziyaretlerimden birinde tatsız bir olaya tanık oldum. Bir ilkokulun bahçesindeki trafoya(!) topu kaçan bir çocuk topunu almak isterken elektrik akımına kapılıp can verdi. Olayı haber yapmak için hemen okula koştum önce... Gittiğim yerin okul olduğuna ikna olmam baya uzun sürdü. Ancak içeri girip de sıraları, yazı tahtasını görünce anladım doğru yerde olduğumu...

Aynı günün gecesi bana rehberlik eden yerel gazeteci abimden beni çocuğun evine götürmesini rica ettim. Eve gittiğimde gördüğüm manzara çok daha ürperticiydi. Hayatımda gördüğüm en varoş, en bakımsız mahallenin dibinde ev adını verdikleri bir yerde yaşıyordu aile... O gece burada paylaşamayacağım başka şeylere de tanık oldum... Ve nihayetinde bu olay bana 'Kürt sorunu' denen şeyin salt bir dil veya kimlik sorunu olmaktan öte, temelinde bir 'insanlık' sorunu olduğunu öğretti... O evde yaşayan bir çocuğun okuduğu okulun bahçesine trafo koyma hakkını kim kendine reva görmüştü acaba?

İşte o yıllarda böyle başladı 'tanıma' hikayem... Bir başka gün, tanıdığım herkesi devreye sokup o çok istediğim Dengbej dinletisinde buldum kendimi... Dinletinin olacağı gün alana ilk gidenlerden biri bendim... Etkinlik saatine yakın adım atacak yer kalmadı alanda... Dengbejlerin Kürt kültüründeki önemini biliyordum ama bunu tecrübe etmek çok daha önemliydi benim için... Etkinlik bittiğinde ben de Meltem Cumbul gibi (Gönül Yarası filmindeki meşhur sahne:) tek bir kelime anlamadığım bu dinletiden inanılmaz etkilenmiştim. Etkinlik sonunda röportaj yapmak için Dengbejlerden birinin yanına giderken o atmosferin etkisiyle müthiş bir heyecan dalgası yaşadım. O an bana 'Tarkan'la mı yoksa o dengbejle mi röportaj yapmak istersin' diye sorsalardı tartışmasız dengbeji seçerdim. Çünkü o an İstinye Park'ta değil, oradaydım. O kültürün, o atmosferin bir parçasıydım. Kürt değildim, ama yabancı da değildim... Sadece 'tanımanın' büyülü koridorları arasında yürüyen sıradan bir insandım...

Size buna benzer çok daha fazla deneyim anlatabilirim ama bu yazının bir kitap incelemesi olduğunun da farkındayım:) Bazen böyle oluyor işte, kitabı değil de kitabın bana anlatmak istediğini ya da benim ondan anladığımı gelip yazıyorum buraya... Sanki Mehmed Uzun'un bana sunduğu edebi lezzetin karşılığını bu şekilde vermem, hayatta olsaydı eğer, onu çok daha mutlu ederdi diye hissediyorum...

---------------------------

Tüm bunlar bir yana, Mehmed Uzun'u 35 yaşımdan sonra tanıdığımı, Kürt sanatçı Dodan'ı, ancak 40 yaşında katılabildiği, ülkenin popüler kültür deyince akla gelen ilk TV şovunda keşfettiğimi, pek çok Kürt yönetmenin tek bir filmini dahi seyretmediğimi hesaba kattığımda, daha yolun çok başında olduğumu, önümde tanımak ve anlamak için çok uzun bir yol olduğunu tüm samimiyetimle belirtmeden de geçmek istemem açıkçası... Halklar siyasetin kendilerine çizmiş olduğu dar alandan çıkıp yola kendi başlarına devam etmeye çaba gösterdikçe, bu kültürel zenginliğin daha fazla içine gireceğimizden hiç kuşkum yok. Birbirimize her ortamda küfür ve hakaret ettiğimiz günleri geride bırakıp birbirimize daha fazla kitap, film, şarkı tavsiyeleri verdiğimiz, sahnedeki sanatçının ırkına bakmadan aynı konserlere gidip eğlenebileceğimiz, bulduğumuz her 3 günlük tatilde soluğu Mikanos'ta almak yerine ortak kültür ve tarihle varettiğimiz kendi kentlerimizi, kendi lezzetlerimizi keşfedeceğimiz günler de gelecektir elbet...

Eğer siz de o günlerin hasretini çekiyor ve bunun için bir 'ilk adım' arıyorsanız, ilk fırsatta Mehmed Uzun'un bir kitabını okuyarak atabilirsiniz bu adımı...

Silahların sustuğu, sadece kelimelerin ve ezgilerin konuştuğu daha güzel bir dünyada buluşmak dileğiyle...

Herkese keyifli okumalar dilerim... (Necip G.) 
"'Hayat, tesadüflerin güzel renkleriyle boyanmış bir tablodur' sözü ne kadar da doğru... Eğer hayatımda yeni bir sayfa açan ve hâlâ daha nasıl olduğunu anlayamadığım o gecenin şafağını görmemiş olsaydım, kuşkusuz tablomda onun fırça izleri olmayacaktı. Kimbilir, belki de o canlı, güzel renklerin yerinde toprak rengi bir renk olacaktı. Ölü ve hayattan, güzelliklerden uzak bir renk..."

Ülkesini terk etmek zorunda bırakılan Serdar Azad, hiç bilmediği Avrupa kıtasına geçmek için zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkar. İlkönce sınırı geçmesi gerekir. Bunun için çok yakın bir dostu ona eşlik eder. Uzun bir yürüyüşten sonra sınırın öte yanındaki, birkaç derme çatma evden ibaret, viran olmuş, üzerinde ölüm sessizliği çökmüş bir köye gelirler. Köydeki çobanın evinde misafir olurlar. Sabah çok dokunaklı bir kaval sesiyle uyanırlar. O ses ki, memleketinden taze sürgün edilmiş Serdar'ın ciğerini dağlar. Kavalı çalan köyün Yaşlı'sıdır. "Çok yaşlı, çok kısa, çok ufak tefek ve çok gariban", kör biridir Yaşlı. Konuştukça, kavalına nefesini üfledikçe, şiirlerden, mesellerden, stranlardan, destanlardan, edebiyattan vd. bahsettikçe Yaşlı devleşir Serdar'ın belleğinde. Bir başka kör ve yaşlı adamı, Arjantinli yazar Jorge Luis Borges'i hatırlatır çoğu zaman.

Sürgün hayatını sürdüğü Stockholm'e geldiğinde, dil bilmez, iz süremez haldeyken bile Yaşlı hep aklındadır. O bilgeliğinin altında bir sır olduğuna inanır Serdar. Nereden geldiği, neden geldiği bilinmez; yerleştiği köyde sevilen, sayılan, köylülerle dost olan, ama kendisi hakkında hiçbir şey bilinmeyen Yaşlı'da, kendine ait birtakım izler bulur. Gurbetin kasvetli havası altında adeta ışık olur Yaşlı. Sık sık gidiş gelişlerle birlikte sır kapısı aralanırken, Yaşlı'nın "tablosunun görünmeyen renkleri yavaş yavaş ortaya çıkar".

Mehmet Uzun'un, sürgün hayatlara dair etkileyici bir romanı Yaşlı Rind'in Ölümü. Hasretliğin toprak kokusuna karıştığı; ortaya kurulmuş bir mangalda ateşin kora dönüşürken saçtığı sessizlikte acıların katmerleştiği; memleketinden koparılmış bir gülün sürgün evinde duvara asıldığı; günler geçip de, kuruyan güle baktıkça "hüzün ve umut"ların kanatlanıp uçtuğu; şiirle, edebiyatla bezeli hüzünlü bir roman.

"Üstad Cegerxwin'in anısına" ithaf edilmiş, özgün adı Mirina Kalekî Rind olan bu harika kitap, Kürtçeden Selim Temo çevirisiyle biz okurla buluşuyor. Beni derin bir yolculuğa çıkaran, yazıya döktüğü duygularla içimde kocaman bir yara açan, ama en kıymetlisi de, romanlarını "ana dilinde" yazan Mehmet Uzun'a selam olsun. Işıklar içinde uyusun❤ (Semra Ok) 
Kitap ile ilgili yorumuma geçmeden önce yazarın birkaç cümlede hayatından bahsedip daha sonra da kitabın ana konusunu belirtmek istiyorum.

Mehmed Uzun, gençliğinde politik faaliyetlerin içinde yer alan bir isimken bir süre hapiste kalmış ve 1977’de mecburi olarak İsveç’e göç etmiştir. 1987 yılında yayınlanan Yaşlı Rind’in Ölümü de (Mirina Kalekî Rind) siyasi nedenlerle tutuklanması riskine karşılık yasadışı yollardan Suriye’ye geçip buradan İsveç’e giden bir Kürt genci olan Serdar’ın Suriye’de tanıdığı bir aydın olan Yaşlı Rind ile ilişkisi üzerinden Kürt diline ve folkloruna yönelişini işleyen bir eserdir. Yaşlı Rind’in bilgisi ve kültürel birikiminden derlemeler yapmaya çalışan Serdar yılda bir kez İsveç’ten Suriye’ye gelerek Rind’in yanında birkaç hafta geçirir ve ondan Kürtçe folklorik ve edebi verimleri derler.

Kitapta bu iki karakterin dostluğunu, konuşmalarını hatta çoğu zaman sessizliğini okuyoruz. Evet, sessizliğini… Kitabı okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Kitap, oldukça sade bir anlatıma sahip. Eğer vakit ayırabilirseniz bir günde bitirebilirsiniz. Kesinlikle okurken sizi sıkmıyor. Bu kitaba bir dinlenme kitabı bile diyebiliriz. Her ne kadar konunun biraz daha geliştirebileceğini düşünsem de ben Mehmed Uzun’un tarzını çok beğendim. O yüzden diğer kitaplarını da okumak istiyorum. (Merve DAĞ) 

Kitabın Yazarı Mehmed Uzun Kimdir?
1953 yılında, Viranşehir kökenli bir aşiret ailesinin çocuğu olarak Siverek'te doğdu. Anne tarafı Zaza, baba tarafı Kürt kökenlidir. Babası koyun tüccarı olan Mehmed'in, beş kardeşi daha vardı. Küçük yaşlarında ailesinden duyduğu sözlü anlatım örnekleri, edebi sanatının temelini oluşturmuştur. İlerde yazacağı romanların kökü, bu çocukluk anılarından beslenmiştir.

Kürt dilinin yasak olduğu bir dönemde, birçok Kürt yazarın aksine egemen dilde değil anadilinde yazmayı tercih etmiştir. Özellikle, zayıf olan Kürtçe yazı dilini geliştirmek, ortak bir edebi dil oluşturmak ve Kürt hikâye anlatım geleneğini canlandırmaya yönelik yaptığı çalışmalarla modern Kürt edebiyatında kurucu bir role sahiptir.

26 Ağustos 1977'de, sahte Tunus pasaportuyla Suriye üzerinden gittiği İsveç'e yerleşti. Kurmanci, Türkçe ve İsveççe yazdığı kitapları yirmiye yakın dilde yayınlandı. Hakkında, Türkiye'de çok sayıda dava açıldı. 1981'de Türk vatandaşlığından atıldı ve 1992 yılına kadar Türkiye'ye gelemedi.

Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca İsveç Pen Kulübü ve Uluslararası Pen Kulüp'te aktif çalıştı. İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği'nin de üyesi olan Uzun'un bugüne kadar çok sayıda Kürtçe roman yazdı.

Mehmed Uzun, "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık" romanı ve "Nar Çiçekleri" adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001 baharında yargılandı.

Yakalandığı mide kanseri nedeniyle uzun süre tedavi gören ünlü edebiyatçı, 11 Ekim 2007 günü Diyarbakır'da yaşamını yitirdi.

13 Ekim günü Diyarbakır Ulucami'de kılınan cenaze namazı ardından, cami önündeki kalabalığa sırasıyla Yaşar Kemal, Şerafettin Elçi, Ahmet Türk ve Osman Baydemir'in yaptığı konuşmaların ardından Mardinkapı Mezarlığı'na defnedildi.

Mehmed Uzun Kitapları - Eserleri
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (Cep Boy)
Yitik Bir Aşkın Gölgesinde
Sen
Yaşlı Rind'in Ölümü
Nar Çiçekleri
Kader Kuyusu

Dicle'nin Yakarışı
Abdalın Bir Günü
Dicle'nin Sürgünleri
Dengbejlerim
Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler
Kürt Edebiyatına Giriş
Ruhun Gökkuşağı

Bir Dil Yaratmak
Ölüm Meleğiyle Randevu
Kürt Edebiyatı Antolojisi
Dicle'nin Sesi
Bir Romanın Hatıra Defteri
Küllerinden Doğan Dil ve Roman
Mirina Egidekî

Hez û Bedewiya Pânûsi

Mehmed Uzun Alıntıları - Sözleri
“İnsan neden böyle? Neden çabuk alışıyor bir şeylere? (Sen)
Dengbêjlik, bir gelenek olarak, şimdiye kadar, Kürt edebiyatı, sanatı ve müziğinin atar damarı olmuştur. Tüm baskı ve şiddete, asimilasyon ve yok etme kampanyalarına rağmen Kürt dili edebiyatı ve müziği hâlâ canlılığını koruyabiliyorsa bunda dengbêjlik geleneğinin payı büyüktür. Yüzyıllardan beri süren bu vefakar geleneğe çok şey borçluyuz. (Bir Dil Yaratmak)
"Xwîn bi xwînê nayê şuştin." (Kan kanla yıkanmaz.)
Kan, ancak adalet duygusu, insani ve vicdani yaklaşımla yıkanabilir, temizlenebilir. Adalet anlayışının, insani ve vicdani duyguların kaynağı da edebiyattır. (Nar Çiçekleri)
...
Usul usul, hayatımın ve
Ruhumun en derin yerlerinde kök saldı.
... (Kader Kuyusu)
"Hevalno, ji bîr mekin
Em pênç hezar dil
Pênç hezar efsaneyên li ser lêvan
Pênç hezar destanên li ser kaxizan in
Pênç hezar sterkên ronî yên Kurdan in..." (Mirina Egidekî)
Türkiye'de öğretmen okulunda okudum.
Öğretmen okulunda şoven ve asimilasyonun temelde olduğu bir eğitim sistemiyle öğrenim gördük...
Kürtleri kötülüyorlardı...
(Mahmut Baksi) (Kürt Edebiyatı Antolojisi)

Ben de destan ve stranlarımız¹ gibi eskiyim. Düne aidim,bugüne değil. Bugünle hiçbir ilişkim yok.

1: Kürt halk ezgisi. (Yaşlı Rind'in Ölümü)
Kendimi o kadar çok geliştirmek zorundayım ki, öğrenmek zorunda olduğum öyle çok şey var ki. (Bir Dil Yaratmak)
Eğer dizelerin kamaştırıcı incilerini istiyorsan,
Mela'nın şiirine bak, Şirazi'ye ne gerek? (Kürt Edebiyatına Giriş)
“İnançları farklı, dilleri farklı, kimlikleri farklı diye insanlar birbirine düşman olmamalı. İnsan bir kimliğe, bir dine, bir dile sahip olarak dünyaya geliyor ve bunlarla büyüyüp yaşıyor. Bunda insanın günahı, suçu ne?” (Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (Cep Boy))
Ben sözün gücüne çok inanıyorum. Kürtçeyi yasaklayanlar, yasaklamalarla bu dilin yok olacağını, gücünü yitireceğini sanıyorlardı. Bunun ne kadar yanlış olduğu ve insanlıkdışı bir anlayış olduğu Diyarbakır' da 2000 yılının Ocak ayında bir kez daha anlaşıldı. Yasaklanmış bir söze saygınlık, bir güzellik ve bir güç vermek, işte ömrümün en kısa özeti... (Bir Dil Yaratmak)
Annesini günlerce görmemiş bir çocuk sevgisiyle küçülmüştün göğsümde

1000Kitap (Kürt Edebiyatına Giriş)
Aşk sözcüğü mesela neyi ifade ediyor, hiçbir şeyi. Ama Kürtçe evin çok şey ifade ediyor ve kutsal bir sözcük. O da aşk. (Bir Dil Yaratmak)

Barış, insanlığın yarattığı en önemli, en erdemli eserdir. (Ölüm Meleğiyle Randevu)
"Dayan, diren, sabırlı ol; günü birlik düşünme; zaman, sadece bir andan oluşmuyor, zamanı hiç bitmeyecek bir ayin gibi düşün ve yaşa; kine, nefrete, haset ve kıskançlıklara kulak verecek, onları kendine yaklaştıracak kadar küçülme; çile çekmeden insan ve insanlığı mutlu edebilecek hiçbir şeyin yaratılamayacağını unutma; acı ve hüzünden insanı mutlu edebilecek bir eser yaratmanın hünerini öğren, bu güneşin ustası ol; derin yalnızlığımı, yaratacağım eserle, herkesin ortak olabileceği bir mutluluk haline getir." (Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler)
İmdat, insan ve insanlık için imdat! (Bir Romanın Hatıra Defteri)
Kurdistan. Di çapkirina ve pirtûka heja û tarîxî de
alîkarîya bavê tejî pir bû. Di pirtûke de, şehîden me yen
neteweyî li pey hev, di nav rûpelan de, rezbûyî ne. Şêx Seîd, Seyid Ebdulqadir, Xalide Cibirî, Yada Axa, Dr.
Fuad Beg, Bave Tûjo, Seyid Riza, Qadî Mihemed û
gelekên din têde ne... Ma tu dizanî, bavê te di bin sûretê
Bave Tûjo de çi nivisiye?.. "Çehremane mezin" ... Wî
weha nivîsîye... Çehremane mezin...
Serdile, kezizere,
Bave te hevale qehremanen mezin bû... (Hez û Bedewiya Pânûsi)
Ez bawer im di vî warî de ê sedem esasî ne.
bi kurtî

1- Gele kurd ne xwedî dewlet û müessese netewî ne ku devlet û müessen netewî bikaribin li seran serê
Kurdistane xwendinê bi re xînin. Bi xebatên pêwîst bikaribin problemên zimanê kurdî hal bikin, çap kirin û vveşandina kovar, rojname û pirtûkan bikin. (Hez û Bedewiya Pânûsi)
Ve zamanla ,yitirdiklerimize ilişkin ,şu duygu egemen hale gelir ;kendileri artık yitip gitmiştir ,bir tek ,yüreğimiz ve ruhumuzda onların kıpırdayan gölgeleri ,silikleşen sesleri ve belirsiz renkleri kalmıştır . (Nar Çiçekleri)
Stêra'min, yıldızlara bak...
Onlar anlamaz mı ahvalimizden, niçin gelmiyorlar yardımımıza, niçin yaralarımıza merhem sürmüyorlar? Niçin bu zulme, bu cehalete, bu kin ve nefrete bir cevap bulmuyorlar? (Dicle'nin Sesi)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/yasli-rindin-olumu-mehmed-uzun-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)