# Yolun Gölgesi - Behçet Çelik Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Yolun Gölgesi kimin eseri? Yolun Gölgesi kitabının yazarı kimdir? Yolun Gölgesi konusu ve anafikri nedir? Yolun Gölgesi kitabı ne anlatıyor? Yolun Gölgesi PDF indirme linki var mı?  Yolun Gölgesi kitabının yazarı Behçet Çelik kimdir? İşte Yolun Gölgesi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/yolun-golgesi-behcet-celik-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-15T09:00:17+03:00
- Güncelleme: 2022-05-15T09:00:17+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/15/behcet-celik-kimdir-behcet-celik-kitaplari-ve-sozleri-222751.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Behçet Çelik 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750734885 
 Sayfa Sayısı: 136 
--reklam--
Yolun Gölgesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hele bir varalım, dengimizi, bohçamızı çözelim, pılımızı pırtımızı saçalım, ayaklarımızı pabuçlarımızdan çıkartıp uzatalım; bir süre daha gövdeden kopmuş kertenkele kuyruğu gibi titreyeceğimizi bilsek de, sonrasında bütün sarsıntılar diner nasılsa… Öykücülüğümüzün usta kalemlerinden Behçet Çelik, yeni kitabı Yolun Gölgesi’nde çağımızın en önemli sorunlarından birini edebi bir dille “didik didik” ediyor. Yerinden yurdundan olmak, bile isteye yaşadığı yerleri terk etmek, sürgüne gönderilmek, dönememek, döndüğünde bulamamak ya da yerle bir olmuş bulmak neler yaşatır insana? Yol nedir? Sadece gidenlerin değil, hepimizin üstüne, yolun gölgesi düşer. Bizden önceleri başkalarının geçtiği, izler, sesler, anılar bıraktığı yolun gölgesi, sırtımızda, zihnimizde bir ağrıdır. Çelik’in titizlikle ördüğü düzyazısında Yolun Gölgesi yeni bir menzil.
--reklam--
Yolun Gölgesi Alıntıları - Sözleri
Issız kumsal yoksa da deniz vardı.
...bunu da kimseye anlatmasına gerek yoktu. Gülüp dalga geçmelerinden çekinmiyordu, birilerine bir şeyler anlatmanın tadı kalmamıştı, eninde sonunda tek başınaydı, keşfettiği de kendisi içindi, sevdiği, nefret ettiği de.
Birilerine bi şey anlatmanın tadı kalmamıştı, eninde sonunda tek başınaydı, keşfettiği de kendisi içindi, sevdiği, nefret ettiği de.
Dışarıdan gelen seslere kulak kabarttı, bir-iki saat önce binadan içeri girerken kulağını tırmalayan, çatal bıçak şakırtılarına karışmış insan sesleri kesilmiş, yerini uzaklardan gelen dalga sesine bırakmıştı.
Suyu,toprağı, güneşi yaratana şükrettim. Her şeyi anlıyorum da şu insanı bir türlü aklım almıyor. Tilkilerin tavuğa, horoza dadanmasını anlıyorum, alıcı kuşların çiyanı paramparça edişini gördüğüm oldu kaç kez, ama bir gün duymadım, görmedim tilkinin başka bir tilkiyi, alıcı kuşun kardeşini yediğini, parçaladığını. İnsanı, insanları anlayamıyorum.
Çok eski bir şiirde vardı, akşamüstleri gelirdi böylesi, şair sabahın köründe geleninden, gelmeyip de insanın içine düştüğü türünden söz etmemişti.
Neresi olduğunu kestiremediğim bir yerler açıyor içimde. Bedenin mi bana ait olmaktan çıkıyor, acı mı yer değiştiriyor? Kalbim diyorum, karnım diyorum, göğsüm, hepsinin arasında bunca yıldır farkında olmadığım bir boşluk, neresi bilemiyorum.
Yolda olmak sarsıntılıdır, yanımızda yöremizdeki - hatta içimizdeki - her şey bir daha asla yerine oturmayacakmış hissi vererek sallanır, sarsılır.
İnsan bir gün ulaşma, kavuşma umudu olduğu şeyleri özlemeli, ötesi kendi kendine işkence.
Laf olsun diye söylediklerimizin derininde farkında olmadığımız neler saklıydı böyle.
Onunla daha evlenmeden önce kim bilir kaç kez konuştular bunu - asla sabahları değil tabii ki. "Mutsuzluktan değil," derdi Nilgün her seferinde, yemin billah ederdi, "canım da sıkılmıyor, ama böyleyim."
Belli ki insanin içi bir kez bu denli sıkışıp kalınca, yeniden başa gelmesi an meselesiydi.
Yol küt diye bitmiyordu, varılmıyordu öyle hemen, varmış olmak varıldığı anlamına gelmiyordu. Gün, güneşin doğmasıyla ya da uyanmakla başlamıyordu.
Suyu,toprağı,güneşi yaratana şükrettim.Her şeyi anlıyorum da şu insanı aklım almıyor bir türlü.Tilkilerin tavuğa horoza dadanmasını anlıyorum,alıcı kuşların yılanı çıyanı paramparça edişini gördüğüm oldu kaç kez,ama bir gün duymadım,görmedim tilkinin bir başka tilkiyi,alıcı kuşun kardeşini yediğini,parçaladığını.İnsanı,insanları anlamıyorum.
Hassas bir dengeyi kurabilmek,koruyabilmek lazım,boşuna saptamadık şunu vakti zamanında: zanaatkarca bir hünerdir yaşamak,ince işçilik ister,hem nerede nasıl davranacağını ölçüp biçeceksin hem de bunu uygulayacaksın.Ah,yeterince zor değilmiş gibi her şey.
--reklam--
Yolun Gölgesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Behçet Çelik’in okuduğum ilk kitabı.Nasıl olgunda şimdiye kadar okumadım diye hayıflandım açıkçası.Sade, akıcı bir üslubu var yazarın.Ne ara elime aldım ve ne ara son sayfayı bitirip kapağı kapattım anlamadım.Önce dedim ki geçmiş zaman anlatıyor, sonra bu tam da bizim zamanımız aslında.Velhasıl insanın yol halinin izdüşümü tam da isminden anlaşılacağı gibi “Yolun gölgesi”.Yazarın da dediği gibi “ Kesin çözümler değil yaklaşımlar çağında değil miyiz zaten? Gidiş yolundan puan alabilirsek alıyoruz, sonuç, erek, son tahlil rüyadan dahi sayılmıyor.” Gidiş yolundan puan almaya bakmalı.İnsanın Yolu nasıl yürüdüğü önemli. (Ayşegül Mısır) 
Behçet ÇelikYolun Gölgesi

Behçet Çelik’le tanışma kitabım oldu Yolun Gölgesi.Elimde bir çok öykü kitabı olmasına rağmen bu kitabından başlama sebebim kapak resmi oldu.Asfaltın üzerindeki sahipsiz bir çift postal yüreğimi burktu.İçimde bir yerlere dokundu.
On dört öykü var kitabın içinde,çoğunluğu yola çıkmaya ister gönüllü,ister zoraki olan yolculukları anlatıyor.Sonlara doğru bu yolculuklar şekil değiştirip İçe doğru burkuluyor.Öyküler okundukça yakın zamanda geçen olaylar dedim önce,sonra daha gerilere gittim,durdum belki de gelecekte olacak olaylar derken bu öyküler zamansız dedim.Karakter ise belki ben,belki sen,belki o.Bizler ve herkes,yola çıkan,yolda kalan,gidip gelemeyen,geldiğinde eskisini bulamayan herkes.Zihnin üzerine gölgeler düşüren öyküler,tıpkı yakalamaya çalıştıkça aramızın açıldığı mesafeler gibi.
İlk defa kalemiyle tanıştım yazarın dili sade,sesi yavaş ve çok naif,derdi var ya da derdi olanları dert etmiş kendine. Vicdanlara dokunuyor,sızlatıyor vicdanları,ama vicdanlara dokunurken,parmak sallamadan,ders vermeden,sessizce usulca adeta fısıldayarak.Bundan sebeple çok sevdim.
Dil Azabı,Hebu Tune Bu(Bir varmış,bir yokmuş),Babamın Adı,Başka Zaman adlı öyküleri çok beğendiklerimden.

 Hassas bir denge kurabilmek lazım, koruyabilmek lazım,boşuna saptamadık şunu vakti zamanında: zanaatkarca bir hünerdir yaşamak,ince işçilik ister, hem nerede nasıl davranacağını ölçüp biçeceksin hem de bunu uygulayacaksın.Ah yeterince zor değilmiş gibi her şey...

Bildik,tanıdık bir ses fena bir sığınak değildir keskin köşelerden dönerken.Karşılaşacağını -hiç farkında olmadan- umarken ansızın yokluklarıyla baş başa kalıverdiğin,sessizliğin sipsivri,bilenmiş bir halde canınla birlikte etini de dürttüğü anlarda,köşeleri törpüleyeceğini,kıymıkları alacağını,o andan,o yerden ses hızıyla uzaklaşacağını sanırsın. (Ferya Fertelli) 
Yolun Gölgesi, çogunluğunu göç, yolda olma, gidenler ve kalanların ruh durumlarının şekillendirdiği on dört öyküden oluşuyor.Derinin Altı öyküsü, Levent Cantek, Tanıl Bora'nın hazırladığı Vur Ulan Vur Linç Öyküleri kitabında yer almıştı.Behçet Çelik, son yıllarda yaşadığımız, hepimizi derinden etkileyen zorunlu göç gibi toplumsal olayları, hikâye kahramanlarının ruhunda yaratttığı kırılmalar üzerinden, dolaylı olarak yansıtıyor.Kullandığı dil ise çok çok özenli Behçet Çelik'in.
Behçet Çelik'ten okuduğum ikinci öykü kitabı Yolun Gölgesi, son olmayacağına da eminim.️
“Gelirken göğe hiç bakmadığımı fark ettim, gökten ne geleceği belli değil, silme yıldız doluymuş meğer. İçlerinden biri pır pır edip kaydı. İşaret fişeği değildi, emindim bundan, bütün bir şehir bellemiştik neyin ne olduğunu. Dilek tuttum çocuklar gibi. Dileğim gerçekleşsin diye esaslısından bir de adak adadım. Hele bir olsun, günlerce girmeyeceğim eve, girmeyeceğiz.”
syf 76 (Özlem Akbaş) 
--reklam--
Yolun Gölgesi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Behçet Çelik - Yolun Gölgesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yolun Gölgesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Behçet Çelik Kimdir?
Behçet Çelik 1968'de Adana'da doğdu. Adana Anadolu Lisesinden 1986'da, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1990'da mezun oldu. İlk yazısı 1986'da Yeni Adana gazetesinde, ilk öyküsü 1987'de Varlık'ta yayınlandı. Çeşitli dergilerde öykü, yazı ve çevirileri yayınlanan Çelik, Yazılı Günler ve Virgül dergilerini yayınlayanlar arasında yer aldı. 1989'da Akademi Kitabevi Öykü Başarı Ödülünü kazandı; Gün Ortasında Arzu isimli öykü kitabı 2008'de Sait Faik Hikâye Armağanına, Diken Ucu adlı öykü kitabı da 2011'de Haldun Taner Öykü Ödülüne değer bulundu. İki Deli Derviş(1992), Yazyalnızı (1996), Herkes Kadar (2002), Düğün Birahanesi (2004), Gün Ortasında Arzu (2007), Diken Ucu(2010) adlı öykü kitaplarının yanı sıra Dünyanın Uğultusu (2009) ve Soluk Bir An (2012) adlı romanları ile Sınıfın Yenisi adlı ilkgençlik romanı (2011) yayınlandı. Çelik'in doğup büyüdüğü Adana üzerine yazılmış yazılardan oluşanAdana'ya Kar Yağmış (2006) adlı bir de derlemesi ve Ateşe Atılmış Bir Çiçek/ Yazarlar, Kitaplar, Okuma Notları(2012) adlı bir deneme kitabı bulunmaktadır. Behçet Çelik'in "Çok Tanıdık, Çok Bildik" isimli öyküsü ABD'de yayımlanan Istanbul Noir adlı kitapta, "Soğuk Bir Ateş" adlı öyküsü de Hollanda'da yayımlanan Stad en Mens adlı kitapta yer almıştır.
--reklam--
Behçet Çelik Kitapları - Eserleri
Gün Ortasında Arzu
Belleğin Girdapları
Diken Ucu
Dünyanın Uğultusu
Soluk Bir An
Sınıfın Yenisi
Düğün Birahanesi
Herkes Kadar
Kaldığımız Yer
Yolun Gölgesi
Patikaların İyi Yanı
Yazyalnızı - İki Deli Derviş
Çantasızlar Kampı
Ateşe Atılmış Bir Çiçek
Adana'ya Kar Yağmış
Düğün Birahanesi
Dünyaya Baktığımız Yol
--reklam--
Behçet Çelik Alıntıları - Sözleri
her düşüme sindi şu uyanıklık. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
“Seyrelmek istemiyor, yok olmak gibi bir şey bu onun için, dağılmak, ortalığa saçılmak, bir daha toparlanamamak.” (Patikaların İyi Yanı)
“Benim güçsüzlüğüm kendini güçlü hissetmene neden oluyor, biliyorum,” dedi.
“Çok yanlış,” dedim. “Bu çok yanlış.”
“Doğru olan ne peki? Çırpınıyorum karşında, susuyorsun. Daha da zorlarsam, kelimelerin yetmediğini söyleyeceksin hep yaptığın gibi. Takılmışsın buna. Beni üzmekten zevk alıyorsun. Yaşadığını böyle hissediyorsun. Kim bilir, kimin öcünü alıyorsun beni böyle sefil hallere sokunca.” (Gün Ortasında Arzu)
Baykuşun tünediği daldayım. Baykuş değil yarasa - baş aşağı asılıyım. (Gün Ortasında Arzu)
Oysa gitmeyi bilen ne de güzel gidiyordu. (Gün Ortasında Arzu)
çevremizi saran incir ağaçlarının kokusu, yalnızca sarhoş olduğum zamanlar duyduğum bir acıyı depreştirdi. yitip gidenin peşinden bakmaya benziyordu. artık göremeyeceğini bildiğin bir dostu, gece rüyanda görüp, sabah ağlayacak
gibi uyanmaya. haymada oturan adamın ufkuna bir iki incir ağacı yerleştirdim. insan neler düşünür böyle bir haymada, bir yola, bir ufka bakarken? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
incecik bir yara, hiç iyileşmiyor. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
Her şeyin sonsuza dek değiştiğini ikimiz de anlamıştık, ama tam bize göreydi benim böyle debelenmem ve onun hiçbir şey dememesi. (Diken Ucu)
kardeşim, demezler mi, dostum, canım, bir tanem, nedir bu seni hülyalı hülyalı ortalığa bakmaya zorlayan şey? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
Neresi olduğunu kestiremediğim bir yerler açıyor içimde. Bedenin mi bana ait olmaktan çıkıyor, acı mı yer değiştiriyor? Kalbim diyorum, karnım diyorum, göğsüm, hepsinin arasında bunca yıldır farkında olmadığım bir boşluk, neresi bilemiyorum. (Yolun Gölgesi)
yaşaya yaşaya, acısını duya duya, uykusuzluğu, açlığı, her şeyi bir umutsuzluğa ulayan karamsarlığıyla bitireceğim bu kederi. bir sabah, belirli ölçekte keder duyup belirli litre gözyaşı akıtınca, aylar yıllar sonra ilk kez, kedere değil de sabah sevincine uyanacağım. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
tek doğru; her şeyin bir kederle birlikte örüldüğü. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
(...)Dönüp dolaşıp aynı cümleleri yeniden ısrarla peş peşe yineleyen, sanki bütün dünya onlara bir şeyler-para, mülk, unvan, itibar- borçluymuşçasına mağdur ve bundan her daim haklılık, aksilik ve şirretlik almaşığı bir ömür devşiren adamlarla kadınların evreninde sıkışıp kalmış hissetmekten bıkkın, her yanını balçık bataklık kaplamışçasına hareket edememiş olmaktan yorgun, gecenin korkusundan, kaygısından henüz sıyrılamamış halde ağır aksak yürürken tökezleyiverdi, düşer gibiyken doğruldu. (Patikaların İyi Yanı)
"Bir yemeği güzelleştiren yapan değil yiyenlerdir." (Düğün Birahanesi)
Görüşmelerimiz de bu yüzden seyrelmişti. Bana ev içleri, o ikisine dışarısı batıyordu. Kimselerle görüşmediklerini söylemişlerdi bir keresinde. Şikayetçiye benzemiyorlardı bundan. Yalnızca Aytül, insanların her şeyde bir karşılık beklemelerinden bunaldığını söylemişti.

"Bizim ev her zaman, herkese açık, ama her gelen bizim de onlara 'iade-i ziyaret' e gitmemizi bekliyor," demişti. Kendi sözleriyle dolduruşa gelip sesini yükseltmişti ardından. "Ne bu ya? Arkadaş mıyız, diplomatik misyon şefi miyiz, anlamadım!"

Sezai Aytül'e o akşam, "Şefim, büyükelçim" diye takılmıştı sürekli. (Düğün Birahanesi)
Gözyaşlarım kırık şimdi. (Patikaların İyi Yanı)
Kelimeleri boş verelim, can dostlarımdan birinin dediği gibi, bazı anlamlara gelmiyor onlar. (Kaldığımız Yer)
'Herkesin kendini övdüğü bir çağda yaşıyordu.Kimse utanmıyor bundan.' Behçet Çelik - Soluk Bir An (Soluk Bir An)
Başkasının değil senin ne düşündüğün önemli.... (Patikaların İyi Yanı)
Bunca kapkaranlık bir dünyada, bu rezaletler bileşkesi karşısında, içimizi yakan kendilik kuruntularımızdan kurtulmanın yegâne yolunun sencileyin başkalarına, kendimiz gibi olmayanlara, onların acılarına, sızılarına açılmak olduğunu sezmezden geldik de ne oldu, ne elde ettik kızım? (Kaldığımız Yer)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/yolun-golgesi-behcet-celik-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)