# Yolun Sonundaki Ev - Oya Baydar Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Yolun Sonundaki Ev kimin eseri? Yolun Sonundaki Ev kitabının yazarı kimdir? Yolun Sonundaki Ev konusu ve anafikri nedir? Yolun Sonundaki Ev kitabı ne anlatıyor? Yolun Sonundaki Ev kitabının yazarı Oya Baydar kimdir? İşte Yolun Sonundaki Ev kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/yolun-sonundaki-ev-oya-baydar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-21T02:00:05+03:00
- Güncelleme: 2022-02-21T02:00:05+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/21/oya-baydar-kimdir-oya-baydar-kitaplari-ve-sozleri-157796.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Oya Baydar 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750736957 
 Sayfa Sayısı: 272 

Yolun Sonundaki Ev Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Morsalkım bütün cepheyi sarmış, üç katı aşıp çatıya kadar tırmanmış, salkım salkım çiçekli dallar damdan aşağı sarkıyor. Ardındaki boydan boya balkonları, o balkonlara açılan geniş pencereleri düşünüyor. Kimler var içerde? Gidenler, kalanlar… Çocuklar büyümüştür, gençler çoluk çocuğa karışmıştır, kim bilir nerelerdeler. Umut? Hatırlanması yasak bölge. Her hatırladığında yasak bölgenin dikenli tellerinin içini kanattığı, acıyı bastırabilmek için hemen uzaklaştığı suç ve günah coğrafyası.”

Bir ülke, bir şehir, bir semt ve bir ev: Yolun sonundaki mor salkımlı ev. Ülkenin yüz yıllık tarihinin kader zincirini kırmak mümkün mü? Yıllarca tüm sakinlerinin birer birer deneyip de başaramadığını uzaklardan gelen çocuk başarabilecek mi? Yoksa bu aile apartmanından çıkan diğer tüm kurbanlar gibi o da zincire eklenecek bir halka mı olacak?

Oya Baydar, 1913’te bir suikastla başlayıp 1960’lı yıllarda aynı apartmanda kesişen çizgilerle ülkenin son yüz yılının haritasını çiziyor. Yolun Sonundaki Ev, okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir Türkiye panoraması.

Yolun Sonundaki Ev Alıntıları - Sözleri
Belki de ölüm yaşamdan daha yakınlaştırıcıydı. Acıyı ortaklaştırmanın, sevinçten daha birleştirici olduğu gibi.
Bu ülke zorunlu ya da gönüllü sürgünler ülkesi. Dört bir yandan gelmişiz, dört bir yana dağılıyoruz. Rastlantılarla buluştuğumuz, acısıyla tatlısıyla bir süre birlikte vakit geçirdiğimiz bu evi de terk ediyoruz birer birer. Burası da bir istasyon, treni gelen binip gidiyor...
Bu ülke zorunlu ya da gönüllü sürgünler ülkesi. Dört bir yandan gelmişiz, dört bir yana dağılıyoruz. Rastlantılarla buluştuğumuz, acısıyla tatlısıyla bir süre birlikte vakit geçirdiğimiz bu evi de terk ediyoruz birer birer. Burası da bir istasyon, treni gelen binip gidiyor...
Hep denedin, hep yenildin, olsun, gene dene, gene yenil, daha iyi yenil...
Tesadüf dediğin kader galiba. Kaderimizi yazan kimse; abartmaya, şaşırtmaya meraklı kötü bir senarist olmalı.
Bıraktığın noktadan yeniden başlayamazsın, kimseyi de bıraktığın noktada bulamazsın zaten...
Tesadüf dediğin kader galiba. Kaderlerimizi yazan kimse; abartmaya, şaşırtmaya meraklı kötü bir senarist olmalı...
Sayılar ,sözcüklerden daha iyidir, insanı aldatmazlar.Dil yalan söyler,kandırır;sayılar kesindir,gerçeği bildirir.
“Aklandım” mı demişti Şair? Şaka yapıyor olmalı, şiir suçundan aklanmak sözcüklerle kara mizah değilse nedir!
Bıraktığın noktadan yeniden başlayamazsın, kimseyi bıraktığın noktada bulamazsın zaten. Nehrin aynı noktasına geri döndüğünde, aynasında yüzünü seyrettiğin sular yüzünün aksini de birlikte sürükleyerek çoktan akıp gitmiştir. Suya yansıyan yüzün de değişmiştir zaten
Savaştan, zulümden, açlıktan kaçıp Batı'ya ulaşmak icin ölümü göze alan, küçücük teknelerle, şişme botlarla denizlere açılan, sonra çoluk çocuk azgın dalgalara kapılıp boğulan insanlar. Bebek ölüleri, çocuk ölüleri, çocukların korku dolu bakışları. Çaputlara sarılı bebeklerini bağırlarına basmış analar, minicik çocuklarının ellerini sıkı sıkıya tutmuş, kendilerini yollara vurmuş insanlar, yolun sonuna varamayacakları hallerinden belli yaşlılar. Sınır kapılarında asker zoruyla, silahla durdurulan, yerlerde sürüklenen, hakaret gören, aşağılanan, hayvanlara bile reva görülmeyen zulme muhatap olan, tel örgülerden atlamaya çalışırken vurulan insanlar. Çelimsiz, ölesiye yorgun, tümü çaresiz perişan mülteciler. Çocuklar asıl: yerle bir olmuş kentlerde bombaların altında hâlâ oyun oynayan çocuklar, yolda yorgun düşüp ölüme yatmış annesinin saçlarını, yanaklarını okşayan o küçücük kız çocuğu. Aç çocukların büyümüş gözbebeklerine oturmuş tarifsiz acı... Gerçek olamayacak kadar korkunç bir dünya...
Yolun başında ne vardı diye sormuştu çocuk, daha güzel günler beklentisi, gelecek umudu demişti. Zamanın umudun törpüsü değil gıdası, kaynağı beşiği olduğu çocukluk yılları, sevinci kederi hep yendiği,Zamanın sonsuz sanıldığı kıvılcımı gençlik yılları vardı yolun başında.
Devrim ebabil kuşlarının kanadında gelecek

Çocukların yüreğinde,ellerinde işçilerin namlunun ucunda,barut değil,karanfil kokusuyla gelecek devrim.

Ve sevdanın kızıl korlarında

Senin aşkınla tutuşup büyüyecek.
Biriktirdiğin anılardan başka nedir ki hayat dediğin.

Yolun Sonundaki Ev İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Başucumdaki pek çok kitap arasında beklettigim için pişman olduğum tek kitap oldu.
Coğrafya kaderdir.Bu kitapta yaşadığımız bu toprakların her türlü acısını kader birliğini hala var olmamızı sağlayan ortak yaşamlarımizi bir kere daha fark ettim. (Ozge) 
Bu kitabı elime aldığımdan beri sonuna dek hissettiğim tek duygu hüzün oldu.Çünkü yazar/nazan-bekiroglu 'nun dediği gibi "Doğal olanın acısı her zaman için doğal olmayandan daha katlanılırdır." Çünkü bu ülke hatta dünya hiç değişmemiş yüzyıllardır, ne yazık ki bugün bile...Olaylar hep aynı hatta figüranlar bile sadece başroldekiler değişip duruyor.Biri birinin ırkını, biri diğerinin dinini beğenmemiş, beğenmiyor.Günahkarlar, günahkarları günahları farklı diye yargılıyor.Filler tepişip duruyorda arada hep çimenler eziliyor.Ama keşke çocukların ezilmesi bir çimeninki kadar basit olsa... Lütfen!!! "Denemediği hiç bir şey kalmayan insan artık insan olmayı da denesin.". (A.Ali Ural)

Eğer benim gibi bu tür olayların farkında olup ve hiçbir şey yapamamanın çaresizliğini yaşayacaksanız okumayın, bu anlamda tavsiye etmiyorum kitabı. (Fenci) 
yolunsonundakiev kitabı bitti. Aslında daha uzun video çekip anlatmak isterdim ama burada zor.
 Yine #oyabaydar kalemini ve ülkemize olan sevgisini, bilincini, iyileşmesini istediği konulardan seçerek yazmış.
 Suikasta başlayıp1960'lar da aynı apartmanda kesişen çizgilerle ülkenin son yüz yılını anlatıyor.
 Sizde kendinizden veya çevreniz d bu olaylarla hayatı örülmüş olan tanıdıklarınız varsa ilişkilendiriceksniz.
 İçim burkularak okudum.... Hâlâ beynim de dolanıyor konusu. (Gülşah) 

Kitabın Yazarı Oya Baydar Kimdir?
Oya Bardar (1940, İstanbul), Türk yazar, sosyolog. Uzun zaman sosyalist siyasetin içerisinde yer almıştır. T24 internet gazetesinde yazarlık yapmaktadır.

Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde okudu. Lise öğrencisi iken Fransız yazar Françoise Sagan’dan etkilenerek ilk romanını yayımladı. Lise son sınıfta iken yazdığı Allah Çocukları Unuttu adlı gençlik romanını hem Hürriyet gazetesinde tefrika oldu hem de kitap olarak yayımlandı. Bu roman yüzünden neredeyse okuldan atılıyordu. Lise yıllarında yazdığı ilk romanlarından sonra yazmaya ara verdi, uzun zaman siyasetle uğraştı, olgunluk çağında yeniden edebiyata döndü.

1964'te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi ve bu bölüme asistan olarak girdi. "Türkiye’de İşçi Sınıfı’nın Doğuşu ve Yapısı" konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu. Baydar, daha sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi'nde asistanlık yaptı.

1971'deki 12 Mart Darbesi sırasında, Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) üyesi olarak, sosyalist kimliği nedeniyle tutuklandı ve üniversiteden ayrıldı. 1972-1974 arasında Yeni Ortam, 1976-1979 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu. Sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı.

12 Eylül Darbesi sırasında yurtdışına çıktı ve 12 yıl boyunca Almanya'da sürgünde kaldı. Burada, sosyalist sistemin çöküş sürecini yakından yaşadı. Bu süreci 1991’de yayımladığı Elveda Alyoşa adlı öykü kitabında anlattı.

1992’de Türkiye’ye döndü. Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı'nın ortak yayınları olan İstanbul Ansiklopedis'nde redaktör ve Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra ardı ardına yayınladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı ve sevilen bir yazar oldu.

Ödülleri

 Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikaye Armağanı
 Kedi Mektupları ile 1992 Yunus Nadi Roman Ödülü
 Sıcak Külleri Kaldı ile 2001 Orhan Kemal Roman Ödülü
 Erguvan Kapısı ile 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
 Hiçbir Yere Dönüş ile 2011 Akdeniz Kültür Ödülü

Oya Baydar Kitapları - Eserleri
Sıcak Külleri Kaldı
O Muhteşem Hayatınız
Erguvan Kapısı
Köpekli Çocuklar Gecesi
Çöplüğün Generali
Kedi Mektupları

Kayıp Söz
Elveda Alyoşa
Yolun Sonundaki Ev
Hiçbiryer'e Dönüş
Yetim Kalacak Küçük Şeyler
Surönü Diyalogları
Bir Dönem İki Kadın

80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri
Savaş Çağı Umut Çağı
Allah Çocukları Unuttu
Erguvan Kapısı
Madrit'te Ölmek

Oya Baydar Alıntıları - Sözleri
“İnsanın içindeki ses susunca mı yitiyor söz, yoksa anlamsızlık duygusu yazarı sözün bittiği yere götürdüğünde mi?” (Kayıp Söz)
“Anneni hep sevmiştim, seni doğurduğu için bir kat daha sevdim.” (Kayıp Söz)
"Zamanı öldürmeye sabah 8 ' de başlıyoruz.Önce saniye saniye sonra dakika dakika sonra saat saat işkenceyle ölüyor zaman ..." (Elveda Alyoşa)
"... Yaşama ölümle varılmıyor, ölümden yaşam doğmuyor." (Erguvan Kapısı)
Özgürlüğü kullanabilmenin de kazanabilmek kadar güç olduğunu düşünüyorum. Özgürlüğü ne yapacağını bilemediğinde ona ihtiyacın da olmuyor. Bir de tutsağın özgürlük korkusu var. (80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri)
Bir gün "Biz ayrı gayrı bilmezdik. Nereden çıktı bu düşmanlıklar, nasıl bu hale geldik," diye konuşurken, bir Ermeni arkadaşımız, içime çok oturan, vicdanımı sızlatan bir söz söyledi: "Evet siz bilmezdiniz ama biz bilirdik," dedi. (Bir Dönem İki Kadın)

İnsan aşkın nesnesini kendisi mi yaratır? Aslolan, âşık olunan kişi ya da nesne değil de duygunun kendisi midir? Sevdiğimizi değil de içimizde büyütüp beslediğimiz duyguyu yitirmekten mi korkarız? (O Muhteşem Hayatınız)
"Ben seni; duvarın öte yanından, kurtarılacak dünyadan gelen umutsun diye; inançlarımın, kimliğimin, doğrularımın, dev aynalarında tasdikisin diye sevdim." (Elveda Alyoşa)
Kendi sözleri kendine anlamsız geliyor. Anbean tükenirken bunca söze ne gerek var! Kendi içine dönmeli, susmalı insan. Yenilgiyi sindirmeli, bir kez daha yenilmeye hazırlanmalı. (Köpekli Çocuklar Gecesi)
Kusursuzu, güzeli, doğruyu aramak bütün hayatlarını doldurmuş; hayatlarının anlamı, yaşamlarının nedeni olmuş. Sonra tam bulduklarını sandıkları anda bir de bakmışlar ki, doğru sandıkları yanlış, kusursuz sandıkları eksik, güzel sandıkları çirkinmiş. (Kedi Mektupları)
Ömür boyu yaşanan, biriktirilen yüzbinlerce, milyonlarca ânın toplamıdır insan. (Yetim Kalacak Küçük Şeyler)
Neden çevremdeki her şey bu kadar hüzünlü ve bu kadar kısa? (Allah Çocukları Unuttu)
"Bırakırsam/ diye sürdürdü kadın, "kendimden de bir parça bırakıyorum geride. Ve bıraka bıraka o kadar azaldım ki artık, bir daha ne bağlanmaya, ne de bırakmaya gücüm yok." (Kedi Mektupları)

Yaşıyorum, ne fevkalade ve ne korkunç birşey bu! Hayatı bütün kuvvetiyle içimde hissediyorum. Korkuyorum. Tam aksini iddia etmeme rağmen hayata fazla bağlıyım. (Allah Çocukları Unuttu)
Başka bir kader, başka bir zafer için kuşatılmış şu yenik askerlere benziyor hayat! (Kedi Mektupları)
Ve adlar, adlar, adlar... Kimlerin adları? Ölenlerin, öldürülenlerin; nerede, neden? Unutulmaz mı, bitmez mi? İnsanlara destanlar gerektiği için mi çağlar boyunca diri tutulur acılar? Ya da destanlar, acılar küllenip de intikam ateşi hiç sönmesin, diye mi aktarılır kuşaktan kuşağa? Hatırlamak mı, unutmak mı rahatlatır insanı? (O Muhteşem Hayatınız)
Yürüyüşün kendisi bile umut vericiydi. Sonra yürüyüş hedefin yerine geçti.Yolda olmanın sağladığı tatmin,varış noktasını bulanıklaştırdı.Yolumuzu şaşırdık, yanlış adımlar attık. Hedeften uzaklaştık bazen hedefe yürüyüşün sağladığı tatminin aldatıcı bir umut olduğunu düşünüyorum. (Surönü Diyalogları)
Birinin bana ihtiyacı olduğunu, benim için yaşadığını bilmeğe dayanamıyordum. Böyle olduğu müddetçe hür değildim. (Allah Çocukları Unuttu)
Bir söz arıyordum, bir ses duydum
Bir çığlığın peşine takılıp uzaklara gittim
Duyduğum sesin şiddetten doğan acının sesi olduğunu bilmiyordum, öğrendim
O sesi izledim, sözü buldum
Söylecek bir sözüm var artık... (Kayıp Söz)
“Bölünme korkusu kitlelere öğretilmiş bir korku. O korkuyu taşıyan saf, masum, sıradan insanlar buraları tanımazlar bile. Çatışmalar, ölümler, şehitler olmasa, muktedirler bıkmadan usanmadan şeytanlaştırmasalar, televizyonlardan duymasalar Cizre nerede, Şırnak nerede, Sur neresidir, oralarda nasıl insanlar yaşar, bilmezler. Bölüneceğinden,ayrılacağından korktukları toprakların rengini, kokusunu, dağlarındaki çiçekleri, karın lekesiz beyazını,ormanlarındaki ağaçları tanımazlar. Yolları geçmişse buralardan, askerlik yaparken geçmiştir. O zaman da buraları arkadaşlarının şehit düştüğü düşman toprakları, tekinsiz yerler olarak bellemişlerdir zaten. Haritada yerlerini gösteremeyecekleri bu tuhaf adlı toprakların ellerinden gitmesinden ödleri kopar; ama kendi yaşadıkları toprakların ne kadar kendilerinin olduğunu sorgulamak akıllarına gelmez.” (Surönü Diyalogları)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/yolun-sonundaki-ev-oya-baydar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)