# Yürüme - Oruç Aruoba Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Yürüme kimin eseri? Yürüme kitabının yazarı kimdir? Yürüme konusu ve anafikri nedir? Yürüme kitabı ne anlatıyor? Yürüme kitabının yazarı Oruç Aruoba kimdir? İşte Yürüme kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/yurume-oruc-aruoba-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-15T00:00:03+03:00
- Güncelleme: 2022-02-15T00:00:03+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/15/oruc-aruoba-kimdir-oruc-aruoba-kitaplari-ve-sozleri-152582.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Oruç Aruoba 
 Yayın Evi: Metis Yayınları 
 İSBN: 9789753420099 
 Sayfa Sayısı: 224 

Yürüme Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Biz / yer, yön, yol / kişi başlıkları üzerine felsefik sorgulamalar, aforizmalar, düşünsel iklimler sunan Oruç Aruoba klasiği. beyin akışı yöntemiyle tüm birikimleri, yaşananları, ilerileri, varsayıları derinlemesine yaşatan enderlerden. söz gelimi: '' kişi kendi yapısının 'mimar'ı - ve ustabaşısı, ve ustasıdır... - taşları taşıyan da, yine, kendisidir. kişi, 'kendi taşı'nı kendisi taşıyandır. kişi, taşını, taşır...''

Yürüme Alıntıları - Sözleri
Yeri yalnız kendi yeri,
yolu yalnız kendi yolu
olan kişi, ne yerinde ne yolunda,
başka kişilere rastlamayacaktır.
 — rastladıkları da, hep, onun
ne yerini ne yolunu anlayanlar
 olacaktır.
Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir.

Kendi yolunu yerleşiklikte
bulamayan kişi
onu yolculukta arar
Yol görelidir; mutlak olan, yoldur
—ya da, yürümek
Yerini yitiren,
yeniden yerleşemez.
Kişinin kendi varlığını elinde tutmasından gelen gücü, her şeyin üstesinden gelebilir — gelir de!

Yeter ki kişi, kendi — hiç ulaşamayacağından emin olduğu— amacını elinden bırakmasın…
Zaten, hep, kırık-dökük, paramparça ilişkiler
bırakıp ardında, böylesine
yıkıcı, yırtıcı bir yolda yürümüyor mu
yaşam?
En iyi bildiğimiz yanlarımız, hiç beklemediğimiz biçimlerde gerçekleşir.
Her yol
kişiye varıyor sonunda,
kişinin kendisine
Kişi, kendini hep yitiren, hep de yeniden bulmaya
yeniden kurmaya çalışan varlıktır.
"Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir."
Her günümüz
son günümüzdür.
“İnsanlar yanyana yürümesini bilmiyorlar ki —
hep biribirlerinin üstüne üstüne yürüyorlar.”
Hep tazelemek isteriz ilişkilerimizi
-ama, hiç düşünmeyiz kendimizin ne denli bayatlamış olduğunu-
Yalnızlık, en içimizdedir ...

Yürüme İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabı formülize edersem çelişki ve olasılıklar kitabı diyebilirim. Yazar bütün tuşlara basar bölümü geçmiş. Bütün olasılıkları anlatarak herkese dokunmuş. Bu kitapta herkes kendinden bir şeyler mutlaka bulacaktır.
Kitap aforizmalar tarzında. Aforizmalar kendinden öncekileri çürüterek gidiyor. Kitabın ismi gibi önceki aforizmalarını adım adım ezerek yürüyor aforizmalarının üzerinde.
Yatırım tavsiyesi olabilir. (YT) 
vakit yürüme vakti.. ama nereye?..: Yürüme zaten bir arpa boyu yol almaktan başka nedir ki?.. Yürüme.. Anlamı ne kadar genişletilebilir ?

Kendisine filozof demenin yetersiz kaldığını düşündüğüm bir yazardır yazar/oruc-aruoba .
Kendi tarzını oluşturabilmenin ötesinde yazar dilimizdeki noktalama işaretlerine çok farklı bir boyut kazandırmış.
Eseri okurken en çok dikkatimi çeken taraflardan biriydi bu.
Noktalama işaretleri çok farklı kullanılmış ve cümlelere farklı anlamlar katıyor.
Tahminimce benim naçizane anladığımın da ötesinde anlamlar içeren cümleler onlar .. Ve bunu sağlayan da noktalama işaretleri...

Şiir gibi değil mi ? Ama şiir değil. Düz yazı da değil.
Özgün. Yalnızca bunu diyebiliriz, yeterli gelir sanırım. Yazar çok fazla özgün.

Eser üç kitaptan oluşuyor :

Birinci kitap: " Biz " başlığı altında beynimizi yakmayı kendine neredeyse görev saymış bir bölüm. Bakınız:
" Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.
Gündüz yarasalarıyız biz. "
Bu dizeleri bana verin üzerine kitap yazabilirim. (Dikkat yorum mübalağa içerir.)

İkinci kitap : " yer, yön, yol " başlığı altında kendi düşünceme göre eserin en baba kısmını oluşturuyor.
Yol ve yürüme ve bir yer edinme kavramları daha önce hiç bu kadar anlam kazanmamıştı zihnimde.
Yürümenin ne olduğu öğretilebilir miydi ? Yürümek ne kadar gerekliydi ? Yaratılmış olmamın yürümek ile ilişkisi var mıydı ? İç dünyamda mı yürüyordum yoksa asfaltta mı veya hangisinde yürümem ne kadar lazımdı ?
Evet sayın okuyucu benim de beynimden duman kokusu geliyor.

Üçüncü kitap : " kişi " başlığı altında insanoğlunun içindeki şahsiyetin aslında doğa tarafından dışlanmış olan kişi kuramını anlatmaya çabalıyor diye düşünüyorum.
Bu kısım fikrimce çok fazla tekrara düşen bir bölümdü. Ayrıca da çelişkili noktalar dahi farkedilebilirdi.
Bu noktada karşımdaki saygıdeğer bir felsefe yazarı iken ben kendi yanılgım olduğunu düşünüyorum. Ben anlamamışımdır herhalde :).
Haddimi her zaman bilmeyi severim :).

Her bölüm öncesinde açıklama yapılır gibi ünlü filozoflardan sözlere de yer verilmişti. Bu tarz da benim hoşuma giden kısımlardan biriydi.

Bütüne bakılınca değerli bir eser tabiki. Sürekli yabancı filozofları okumak yerine yerli yazarlarımızın da okunmasını canı gönülden isterim.

Hem yürümek.. içimize miydi dışımıza mı? Ne kadar yürüyebildik, ileri miydi yolumuz geri mi ?

Yürümek felsefedir. Okuyun derim. (Z.) 
"Senin için yazıp çizdiklerimin anlamı,
şunu öğrenmen olsun: insanın huzur bilmez
bir gezginden başka bir şey olmadığı.
Erek karanlıktadır; onu tanımlamıştır.
Olsun varsın, önemli olan:
Yolu bilir!"
Rilke

Azla çoğu anlatan güzel yazar, şair belki de filozof Oruç Aruoba..Felsefe dalında yer alsa da şiir ve düzyazı havası veren bir kitap. Bu yüzden insanı doyuruyor.
Kitapta güzel ve merak uyandırıcı alıntılar mevcut.Schopenhauer, Rusell, Nietzsche, Kant, Bilge Karasu gibi birçok yazar ve şairden..
Kitap 3 bölümden oluşuyor.
İlk bölümde "uygarlık" üzerine alt başlıkta, uygarlığın ne olduğundan ve olmadığımdan bahsediyor.
"Uygar kişi, kendisi ile bütün insanlar (insanlık) arasında bağ
kurabilen insandır."

İkinci bölüm ise benim en hoşuma giden bölüm oldu.
"Çıkış, Gidiş, Varış" alt başlığında..
"Yol, kendine bir yer bulamayan
kişinin özlemidir."

Son bölümde de "Kişi" den bahsediyor.
"Kişi, kendi birliğini ancak çatışmalar içinde b ulabilen
varlık tır.
Çatışmaya -kendi kendisiyle çatışmaya-düşmeyen
insan, kişi olamaz.
Kişi, kendi kendisiyle çatışandır.
Kişi çatışmadan doğar"

Hepsinin ortak özelliği de yazarın insana kim olduğunu,ne olmadığını ve olduğun kişiyle olmak istediğin kişinin arasındaki dağları sorgulaması.
Okumaktan oldukça zevk aldığım ve tekrar okuyacağım bir kitap.
İyi okumalar. (eda) 

Kitabın Yazarı Oruç Aruoba Kimdir?
Ortaöğrenimini Ankara TED Kolejinde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesine devam eden Aruoba, psikoloji bölümünden lisans ve yüksek lisansını aldı. Yine aynı üniversitede felsefe bilim uzmanı oldu. 1972 ve 1983 yılları arasında öğretim üyesi olarak görev yapan yazar, felsefe bölümünde doktorasını da tamamladı.

Aruoaba, 1976 yılında başlamak üzere bir yıl süreyle Almanyadaki Tübingen Üniversitesinde felsefe semineri üyeliği yaptı. Ayrıca 1981de Yeni Zelandaya giden yazar, Victoria Üniversitesinde konuk öğrenim üyeliğinde bulundu. 1983 yılında akademisyen olarak çalışmayı bırakıp üniversiteyle ilişiğini kesti. Bu dönemde İstanbul'a yerleşti ve çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Ağırlıklı olarak yazı ve çeviri işleriyle uğraşan Aruoba'nın çalışmaları saygın edebiyat dergilerinde yer aldı.

Akademisyen olarak başladığı kariyerine yazar ve çevirmen olarak devam etmiş, edebiyata ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuştur. Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli düşünürlerden biridir. Hume, Rilke, Wittgenstein, Nietzsche, Von Hentig, Başo ve Celanın eserlerini Türkçeye çevirerek literatüre kazandırmıştır. Özgün ve yalın bir stille yazdığı haiku tarzındaki şiirleri yediden yetmişe bir çok okuyucuya ulaşmış ve sevilmiştir. Aruoba, aforizmalara dayalı felsefi metinleri oldukça başarılı bir biçimde kaleme almış ve Türkiye'nin Nietzschesi olarak anılmıştır.

Epistemoloji, etik, Hume, Kant, Kierkegaard, Nietzsche, Marx, Heidegger ve Wittgenstein konuları üzerine çalışmalar gerçekleştiren Aruoba, bu çalışmalarına günümüzde devam etmekteydi. Özellikle şiir sanatına yönelmiş ve Heidegger’in şiire yaklaşımını; “Ona göre insanın temel sözü şiirdir. Çünkü insan yaşayan, dünyanın içinde olan, diğer insanlarla ilişkisini dil aracılığıyla kuran varlıktır. İnsanın bütün etkinliklerinde yer alan, içinde yaşadığı dil ile (tarihsel olarak da) içinde yaşadığı varoluş arasında kurduğu temel anlam ilişkisi, şiirde ortaya çıkar. İnsanın bilinen bütün tarihi boyunca çeşitli biçimlerde görülen “şiir” adı verilen dilsel kuruluşlar, bu temel ilişkiyi ortaya koymaya (dile getirmeye) çalışan insan yöneliminin ürünleridir. Heidegger de buna ulaşmaya, (anlamlandırmaya, yorumlamaya) insanın dünya ile ve diğer insarlarla olan ilişkisini ilk biçimiyle yeniden kavramaya çalışır.” sözleriyle açıklamıştır.

Aruoba, Hume, Nietzsche, Kant, Wittgenstein, Rainer Maria Rilke, Von Hentig, Paul Celan ve Matsuo Bashō gibi düşünür, yazar ve şairlerin eserlerini de Türkçeye kazandırmıştır. Bir dönem Açık Radyoda Filozof Dedikoduları isimli programı da hazırlayıp sunan Aruoba, Wittengstein'ın eserlerini Türkçeye ilk çeviren kişi olarak da bilinmektedir. Aynı zamanda Aruoba, Japon edebiyatı kökenli bir şiir türü olan haiku’nun, Türk edebiyatındaki temsilcilerinden de biridir. Yazar, Nietzsche’nin “Antichrist” eserini de Almanca’dan Türkçe’ye kazandırmıştır

Felsefe Sanat Bilim Derneği’nin her yıl düzenlediği “Assos’ta Felsefe” etkinliklerine konuşmacı olarak katılan yazar, “Felsefenin Hayvanına Ne Oldu?”, “Bilim ve Din” gibi birçok başlıkta sunumlar gerçekleştirmektedir. Ayrıca, Füsun Akatlı Kültür ve Sanat Ödülü etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen sempozyuma da konuşmacı olarak katılmıştır.

Oruç Aruoba, 2006 ve 2011 yıllarında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü yarışmasında Füsun Akatlı, Ahmet Cemâl, Doğan Hızlan, Nüket Esen, Orhan Koçak, Nilüfer Kuyaş ve Emin Özdemir ile birlikte seçici kurulda yer almıştır.

Aruoba’nın şiirlerinde kullandığı üslup ve noktalama işaretlerinin edebiyat kurallarının dışında olmasına rağmen bu durum akademik çevrelerce sanatçının üslubu olarak değerlendirmiştir.

ESERLERİ

Tümceler, Bir Yerlerden Bir Zamanlar, 1990, Metis Yayınları
De ki İşte, 1990, Metis Yayınları
Yürüme, 1992, Metis Yayınları
Hani, 1993, Metis Yayınları
Ol/An, 1994, şiir, Metis Yayınları
Kesik Esin/tiler, 1994, şiir, Metis Yayınları
Geç Gelen Ağıtlar, 1994, şiir, Metis Yayınları
Sayıklamalar, 1994, şiir, Metis Yayınları
Uzak, 1995, Metis Yayınları
Yakın, 1997,Metis Yayınları
Ne Ki Hiç, 1997, haikular, Varlık Yayınları
İle, 1998, Metis Yayınları
Çengelköy Defteri, 2001, Metis Yayınları
Zilif, 2002, Sel Yayınları
Doğançay’ın Çınarları, 2004, şiir, Metis Yayınları
Benlik, 2005, Metis Yayınları
Meşe Fısıltıları 2007, Metis Yayınları
David Hume’un Bilgi Görüşünde Kesinlik, 1974
Nesnenin Bağlantısallığı (Hume – Kant- Wittgenstein), 1979
A Short Note on the Selby-Bigge Hume, Tebliğ, Edinburgh, 1976
The Hume Kant Read, Tebliğ, Marburg, 1988

Oruç Aruoba Kitapları - Eserleri
Yürüme
De ki İşte
Yakın
İle
Uzak
Sayıklamalar

Ol / An
Hani
Benlik
Meşe Fısıltıları
Kesik Esin/tiler
Geç Gelen Ağıtlar
Tümceler

Çengelköy Defteri
Zilif
Olmayalı
Doğançay'ın Çınarları
Ne ki Hiç
Ne
101 Soruda Nutuk

Oruç Aruoba Alıntıları - Sözleri
- Tersi : ateşini ne kadar kolaylıkla yakmışsan, o kadar geçici olur o da; seni
de o kadar az ısıtır ...
Şunu bil: ancak zorlukla yakılan ateş, temelden, gerçekten, yanar- ve ısıtır ...
Ateşinin kolayına kaçamazsın.. (Yakın)
Yorgunuz artık
Göremeseniz de
Yapraklarımız ağır
Dallarımız bezgin (Doğançay'ın Çınarları)
"Aşk

Ney
in
göl
ge
si?" (Geç Gelen Ağıtlar)
Yabancı bir ülkenin güdümüne girmeyi istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü, uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir. (101 Soruda Nutuk)
O, şimdi uyumuyor mu : uyumuyorsa, beni düşünüyor olsa (Uzak)
"Bitirmek istemiyorum; ama, belki, sürdürdüğüm, bitmiş birşeydir" diye düşünmüştüm. (İle)

Ben, çünkü, yaşamamam gereken bir yaşam yaşamışım, demek ki.
Aykırı yaşamışım. (Benlik)
İlişki,bağlılık olmalıdır;bağımlılık değil... (İle)
Toprağı sorun bize
Karanlığı, acıyı, hiçi
İsterseniz ölümü de
Hepsini çekinmeyiz

Ya da kendinizi sorun.
Kimiz biz, neyiz diye
Nereden geldik buraya
Niye buradayız, diye

Yanıt veririz size
Niçin, neden, niye
Tam bize uygundur
Uzun soruya uzun yanıt

Yeter ki sorun
Ama sormuyorsunuz
Susuyoruz biz de
Susarız sorulmayınca (Doğançay'ın Çınarları)
Yaşamı düğümlemeden çözemezsin. (De ki İşte)
Ama içinde iğrenç bir boşluk vardı, artık hiçbir kaygı duymuyordu, hiçbir arzu; varoluşu zorunlu bir yüktü ona. Öylesine yaşayıp gitti. (Uzak)
Benim umutsuz yolum
bittiği yerde başlar (Sayıklamalar)
"Hey koca şehir- uzaktan ne güzelsin; yakındansa,..." (Çengelköy Defteri)

Son satır: O yok –
onun gelmeyişinde de
ne karlar var. (Ne ki Hiç)
Her günümüz
son günümüzdür. (Yürüme)
Sözlerimiz seni aradı
ama duvarda bir yazı vardı.
Güneşten düştü bir ışın karardı.
Bir kapı çarpıldı karanlıkta, kapandı (Geç Gelen Ağıtlar)
Yitsinler artık –
kafanda boşluklar
içinde hiçlikler. (Ne ki Hiç)
Sevişerek
batırdık Güneş'i –
Ay karşıladı bizi. (Ne ki Hiç)
YOK
UŞTAN
İN
ERKEN

Yavaş inersin yokuştan
Kar taneleri irileşirken
Kimler bakmış uzaktan
Yolunda hızla gelişirken

Hep ileri yürürken
Gözü kapalı güvenirken
Boyuna düştüğün tuzaktan
Sürünüp çıkmağa çalışırken

Adımların kısalmış
Işığını gece almış
Zamanın geçişirken
Artık anısı kalmış. (Geç Gelen Ağıtlar)
İnsan
yeryüzünün
döküntüsüdür. (Sayıklamalar)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/yurume-oruc-aruoba-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)