# Yusuf İle Menofis - Nazım Hikmet Ran Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Yusuf İle Menofis kimin eseri? Yusuf İle Menofis kitabının yazarı kimdir? Yusuf İle Menofis konusu ve anafikri nedir? Yusuf İle Menofis kitabı ne anlatıyor? Yusuf İle Menofis kitabının yazarı Nazım Hikmet Ran kimdir? İşte Yusuf İle Menofis kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/yusuf-ile-menofis-nazim-hikmet-ran-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-23T04:00:30+03:00
- Güncelleme: 2022-02-23T04:00:30+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/23/nazim-hikmet-ran-kimdir-nazim-hikmet-ran-kitaplari-ve-sozleri-159500.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Nazım Hikmet Ran 
 Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları 
 İSBN: 9789750803970 
 Sayfa Sayısı: 310 

Yusuf İle Menofis Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Güçlü bir dramatik yapı, çok kişili doğal bir diyalog akışı, zehir zıkkım politik eleştiriden toplum sorunlarının kökenine inen bir dram anlayışı..Nâzım Hikmet, şairliğine eş bir oyun yazarı olduğunu da gözler önüne seriyor.

Yusuf İle Menofis Alıntıları - Sözleri
zamanları kaçırdın ağından
"Nuri: Hangi asırdayız ulan? Bu kadar da âşık olunur mu?
Hasan: Olunuyormuş demek..."
" Petrof ölecek... Yüzünde ıstırap... Ölüm kötü şey... Üstüne eğileceğim... İyi ama bitti... İşkence bir anlık! Ben buna Petrof'a kötülük yapmak mı derim!... Diriltmek lazım... Diriltip tekrar öldürmek... Tekrar diriltmek, tekrar öldürmek... Dirilmiyor... Ne yapsam faydasız... Dirilmiyor... Ah ne yazık, insanı ancak bir kere öldürebiliyoruz..."
"Aliye: Şeker gibi, arslan gibi adam, bilmem ne adam! Yalnız arslanlıkla, şekerlikle ev kurulmaz!
Osman: Doğru. Şekere meraklıysan kavanozda seyredersin, arslana meraklıysan sirke gidersin..."
Yüreğim çok şeyleri unuttu ve yüreğim unuttu sandığım çok şeyleri hatırladı.
Erkek korkudan, yahut mevkiini kaybetmemek için, şu yüzden, bu yüzden beni istemesin, yine o kadar ağırıma gitmez. Fakat hoşlanmadığı için benimle yatmazsa zindana attırmak değil etini timsahlara yedirsem öfkemi alamam.
Çünkü sevgi ölüm gibi kuvvetlidir...
"BİRİNCİ SES: ..... Niye unutamıyorum bir türlü?
İKİNCİ SES: Unutmak istediğin için."
"YUSUF: .... Ve vaki oldu ki olan şey olmamış oldu ve unuttum çok şeyi unuttum ve unutulması gereken her şeyi unuttum. (Durur, başını kaldırır.) Fakat seni unutmadım, Zeliha......"
Dövüşe dövüşe esir düşen teslim olmuş sayılmaz.
Zamanları kaçırdın ağından.
"İVAN İVANOVİÇ: Petrof, Lüsya'ya tutkun, kızı seviyor deli gibi...
KASKETLİ: Sevdikten sonra elbette deli gibi sevecek, akıllı gibi sevmek de sevda mı sayılır?"
- Yatmadı benimle.
- Belki de bunun için unutamıyorsun.
Sevdikten sonra elbette deli gibi sevecek, akıllı gibi sevmek de sevda mı sayılır?
Sevdikten sonra elbette deli gibi sevecek, akıllı gibi sevmek de sevda mı sayılır?

Yusuf İle Menofis İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?: İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?

Ulaş Başar Gezgin

Nazım Hikmet’in 1955’te yazdığı ‘İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?’ oyunu, 3 perde ve 12 tablodan oluşuyor.[ Oyunun başında 10 tablo deniyor, oysa metinde 12 tablo var. Ayrıca, Nazım’ın ‘iç savaş’ yerine, Rusça/Azerice çevirisiyle ‘vatandaş harbi’ demesi dikkat çekici (s.296). ] Oyun, Adam Yayınevi’nden çıkma Nazım Hikmet’in Bütün Yapıtları dizisindeki 3. oyun kitabında.

Birinci Perde

Oyun, eğlenceli bir dille, yaşananların nerede, ne zaman ve kimin başından geçmiş olabileceğine ilişkin olasılıklar anılarak açılır. İlk tabloda, kasketliyle hasırşapkalı[ Oyunda ‘Hasırşapkalı’, hep birleşik yazılmış. ] arasındaki karşıtlıklar güldürü öğesi olarak kullanılıyor. Bu ikili, Kavuklu ile Pişekar’ı andırıyor.

İkinci tabloda, sosyalist bir ülkedeki çok iyi niyetli, elindeki gücü kullanmayan, hiyerarşik davranmayan bir müdür tiplemesiyle karşılaşırız: Petrof. Her işi kendi görür. Kayırmacılığa karşıdır: “Bir komünistin başka bir komünist için bir üçüncü komünistten iltimasta bulunmasına taraftar değilim” (s.247) der.

Üçüncü tabloda, İvan İvanoviç kendini tanıtır. Bu, kötülük tiplemesidir. Kasketli’yle Hasırşapkalı’ya sorusunu sorar: “Bir insanın başına gelebilecek en büyük felaket nedir?” (s.249) İkili, çeşitli yanıtlar verirler; sonunda İvanoviç’in ‘gönül acısı’na aklı yatar. Önce iyi müdürün sevgilisini elinden alacak, onu yataklara düşürecektir. Daha sonra, başka bir yanıtın peşinden gider: ‘Şeref acısı’. İvanoviç bir ihbarda bulunacaktır, “görevini kötüye kullanıp devlet parasını senetsiz sepetsiz, şuna buna peşkeş çeken bir yurttaşın bu gibi işlere devam edebilmesini önleyeceğiz” der. (s.252) Fakat daha sonra bundan da vazgeçer. Yeni planı, Petrof’u zehirlemektir. Ama bu, acı çekmeden hemen ölüm anlamına geleceğinden bunu da uygun görmez. Sonunda karar verir: Petrof’un zayıf damarını bulacaktır.

Dördüncü tabloda, kasabaya bir teyze gelir. Resmi dairenin açılmasından 20 dakika önce gelmiştir; alınmayacağını düşünerek bekler. Petrof, durur mu, hemen içeri alır onu. Teyze, kasabayı öve öve bitiremez. Teyze başka dairelerde gördüğü kötü uygulamaları kanıksamıştır; onları olağan karşılamaktadır. Bu nedenle, Petrof’un yardımseverliği onu şaşırtır. Bir başka dairede, devlet görevlisi, kendine erişilebilmesi için önüne 3 katip koymuştur. Bu da, 3 düzeyli hiyerarşi anlamına gelmektedir. Oysa Petrof, çatkapı erişilebilir bir müdürdür. Onda “bugün git yarın gel” yoktur.

İkinci Perde

Beşinci tablo, kasketlinin Petrof’u İvanoviç konusunda uyarmasıyla açılır. Hasırşapkalı’nın konferans konusu (“Bir sanat eserinde müspet kahraman mutlaka lazım mı?”), oyunun devamıyla ilgili bir tahmin yürütmemizi sağlar. Bu tabloda İvan İvanoviç, Petrof’a yönelik kötülüklerine başlar. Önce, devlet dairesinin tüm duvarlarını Petrof’un portreleriyle donatır. Ondan sonra Petrof’a gelen telefonu katibine yönlendirir. Ünlü bir heykeltraşı Petrof’un büstünü yapması için devlet dairesine çağırır. Bu sahnede dönemin heykeltraşları da yerden yere vurulur. Onlar, bu sahneye göre, asıl işi asistanlarına yaptırıp kendileri yapmışmış gibi davranmaktadırlar. Üstelik vakitlerini boşa harcamamak için canlı modelden değil fotoğraftan çalışırlar. Marifetleri arasında başkalarına yazdırdıkları yazılara kendi imzalarını atmak da vardır. ‘Sanatçı’, oyunda, ‘atölyem’ yerine yanlışlıkla(!) ‘fabrikam’ demektedir. Bu, aslında bize çeşitli üniversitelerdeki durumu anımsatır. Daha sonra, İvanoviç, Petrof’un portrelerine bol bol madalya ekler; oysa Petrof, hiç madalya almamıştır. Arkası gelecektir: Katip, daktilo ve hademe için zil sistemi, yeni bir kapı (‘otorite sahibi bir kapı’) vb… İşin gülünç yanı, astları, özellikle de katip, Petrof’un otoriterleşmesine sevinir! Teyze örneğinde de görüldüğü gibi, insanlar eşitliğe değil hiyerarşiye alışkındırlar.

Altıncı tabloda, bambaşka bir Petrof vardır karşımızda. Hızla İvanoviç’leşir. Yedinci tabloda artık iyice İvanoviç olmuştur: “Benim anlamadığım şey yoktur ... Ben her şeyi bilirim, her şeyden anlarım ...” (s.286) demeye başlar. Herşeyi bildiğini kanıtlamak üzere, olmadık konuşmalar yapıp baleyle astronomiyi bağdaştırdığını sanır. Yüzmek ister; bunun için havuz, halk havuzu ve başkanın havuzu olarak ikiye bölünür. Tablonun sonunda, oyunun mutlu sonla bitmesi olasılığına karşı İvan İvanoviç, Nazım Hikmet’e seslenir; ondan bu oyunu yazmayı bırakmasını ister. Nazım, yanıt verir; Petrof’tan yana olduğunu açıkça belli eder.

Üçüncü Perde

Önceki perdede Petrof’u merkeze çağırmışlardı. Kendisini büyük biri sanarak tören alayıyla karşılanacağını sanır. Ancak tren istasyonunda kimsecikler yoktur… Gelenler eski sevgilisi olan yüzme şampiyonunu karşılamak için gelmişlerdir.

Dokuzuncu tabloda, Petrof’un, merkezde, kayıt sırası beklerken, “siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?!” naralarıyla sırada öne geçmeye çalışması ve buna izin verilmemesi, bize hemen Türkiye’deki durumu anımsatıyor. Bu tabloda, başlarda yardımcı olduğu teyzeyle yeniden karşılaşırlar; ancak Petrof, bambaşka bir insandır artık. Büyüklük yanılsaması içinde, merkeze gelişinin gazetelerde yer aldığını düşünür. Elbette böyle birşey söz konusu değildir.

Aslında, oyunda iyi bir kişilik vardır: Kasketli. O, Petrof’u İvanoviç’in kötülüklerinden korumaya çalışır, ancak başarısız olur. Onuncu sahnede Petrof, kendisini merkezden çağıran makama gider; ama orada kendisiyle tıpatıp aynı bir başkası vardır. Bu kendisinin tıpkısıyla bir noktadan sonra resmi basmakalıp sözlerle konuşmaya başlarlar: “Gelişiyor, genişliyor, sağlamlaşıyor” vb. Onbirinci tablo, güldürülü ikilinin eğlenceli konuşmasına ayrılmış. Bu tablo, son tablo için bağlam hazırlayıcı niteliğinde. Son tablo, oyunun adındaki soruyu sordurur, düşündürür ve açık uçlu biter. Petrof’un eskiye döneceğini umarız, ama buna emin de olamayız.

Türkiye’nin Petrof’u Komünist Başkan mı?

Oyunun ilk bölümündeki Petrof betimlemesi, akla ilk olarak komünist başkan Fatih Mehmet Maçoğlu’nu getirebilir. Öyle ya, başkan, birçok belediye hizmetini ücretsiz yaptı; yapamadıklarına cüzi ücret koydu. Makam odası, yol geçen hanı oldu. Bütçeyi şeffaf olarak yayınlıyor. Öğrencilere burs sağlamak için halkla birlikte tarlada çalışıyor. Makam aracı traktör. Daha ne olsun… “Türkiye’nin Petrof’u Maçoğlu’dur” denebilir. Üstelik “siyasal gelişmeler karşısında patlattığı esprilerle Petrof’tan bir adım önde” diyebiliriz. Örneğin, “Bence hiç iktidar olmasın. Halk kendi kendini yönetsin. Ovacık'ta denedik %100 çalışıyor. (Kesin Bilgi, Yayalım)”, “Ovacık'a gelirseniz kapım size her zaman açık. Hatta kapı mapı yok. Kapıyı kaldırdım. Dileyen dilediği gibi girip çıkabilir. Beklerim.” vb.

Aslında içten içe, Petrof’un ilk halinin de ideal bir müdür tipi olmadığını anlarız. Komünist başkana birçok açıdan benzemediğini görürüz. Bir kere, astlarının usulsüzlüklerine (örneğin şoförün yaptıkları) kayıtsız kalmaktadır. Ayrıca, kendi kasabasında eşitlikçi olsa da, doğru bildiği yönetim modelinin gelişimini başka kasabalarda desteklemek gibi bir çabası da yoktur. Dolayısıyla, Petrof’un iyiliği, planlı programlı siyasi bir iyilik olmaktan çok, işlenmemiş, kendiliğinden gelen bir iyilik havası verir – ki zaten siyasi bir iyilik yerine asıl böyle bir iyilik suistimale ve kötüleşmeye daha açıktır.

Stalinizm Değil Hiyerarşik/Otoriter Lider Tipi Eleştirisi

Oyuncular sık sık bunun bir oyun olduğuna gönderme yapacak ifadeler (‘perde’, ‘tablo’, ‘oyun’ vb.) kullanırlar. Diğer bir deyişle, seyircilere sürekli olarak bunun bir oyun olduğu anımsatılır; oyuna dalıp soyutlanmalarına izin verilmez. Biz seyircilerin sürekli geri yollandığı gerçeklikte, Sovyetler Birliği, bürokrasi vb. sorunları bir türlü çözemediğinden ve İvanoviç tarzı yöneticilerin Petrof’ları bozarak bütün iktidarı ele geçirmesiyle tarih sahnesinden silinecektir. Böylece, halkın doğrudan yönetimini hedefleyen özgün Sovyet mantığı da, kendi karşıtına dönüşerek son bulacaktır. Oyundaki eleştirinin Stalinizm’e yönelik olduğunu düşünenler ise bizce yanılıyor. Bu, Stalinizm’in ötesinde, hiyerarşik/otoriter liderliğe yönelik bir eleştiri. Şişen kurbağalar eleştiriliyor ve biz bu kurbağaları yalnızca dağılan Sovyetlerde görmüyoruz. Petrof’un nasıl İvanoviç’leştiğine bakarsak, bu liderlik tipinin günümüzün işyerlerinde de geçerli olduğunun farkına varabiliriz. Dolayısıyla, Nazım usta, yine bizi bizden daha iyi biliyor ve bizi erişilmez makamlarından yönetenleri eleştiriyor.

İletin alındı Nazım usta; alındı alınmasına ama keşke alması gerekenler de almış olsaydı…

Kaynak

Nazım Hikmet (1955/1990). Yusuf ile Menofis – Oyunlar 3 (s.239-313).

İlgilisine Kaynak

Gorky, M. (1902). Tales from Gorky (çev. R.N. Bain). Londra: Jarrold & Sons (4. baskı).

Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

Sabahattin Ali Yazını
8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

Gülmece ve Hiciv Anlatıları
15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
17. ‘Bay Düdük’ (1958).
18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

Masallar ve Efsaneler
22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
24. ‘Masalın Aslı’.
25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
26. Tibet Masalları.

Vietnam ve Tayland Yazını
27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
35. İstanbul Öyküleri.
36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

Taylan Kara Yazını
41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

Ütopya Anlatıları
45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

İranlı Öykücüler
47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

Avrupa Yazını
49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

Diğer Yazılar
52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

Gezgin Yazını
60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi). (Ulaş Başar Gezgin) 

Kitabın Yazarı Nazım Hikmet Ran Kimdir?
Nâzım Hikmet Ran ya da Türkiye'den ayrıldıktan sonraki soyadı ile Nâzım Hikmet Borzecki (15 Ocak 1902; Selanik, Osmanlı İmparatorluğu - 3 Haziran 1963; Moskova, SSCB), Türk şair ve yazardır.

Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en gözde şairleri arasında gösterilmektedir.

Komünist siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiş; Türkiye'de 11 ayrı davadan yargılanarak İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre hapis yatmıştır. 1951 yılında Türkiye'den ayrılması sonrasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılmış; bu karar ölümünden 46 yıl sonra, 5 Ocak 2009 tarihinde iptal edilmiştir.

1963 yılında Moskova'da kalp krizinden hayatını kaybetmiştir. Mezarı Moskova'dadır.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Nâzım_Hikmet

Nazım Hikmet Ran Kitapları - Eserleri
Büyük İnsanlık
Nazım İle Piraye
835 Satır
Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
Yatar Bursa Kalesinde
Kuvâyi Milliye

Memleketimden İnsan Manzaraları
Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar
Piraye'ye Mektuplar
Bütün Şiirleri
Yazılar 1
Yazılar 3
Kan Konuşmaz

Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni
Yeşil Elmalar
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
Henüz Vakit Varken Gülüm
İlk Şiirler
Son Şiirleri
Demokles'in Kılıcı

Bir Ölü Evi & Ocak Başında
Enayi
Sanat Ve Edebiyat Üstüne
Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar
Şehrime Ulaşamadan Bitirirken Yolumu...
Bu Şehir Güzelse Senin Yüzünden
Yazılar 2

Sevdalı Bulut Masalı
Ferhad ile Şirin
Kuvayi Milliye (Çizgi Roman)
Nazım Hikmet Şiirleri 2: Mapusluk Zor Zanaat
Yaşamak Seni Sevmek Gibi
Nazım Hikmet Şiirleri 4: Gurbet Ölümden Beter
Nazım Hikmet Şiirleri 3: Sevda Ateşten Gömlek

Nazım Hikmet Şiirleri 6 : Herkes Kendi Payına Ölür
Nazım Hikmet Şiirleri 5: Bir Hazin Hürriyet
Sana Tütün ve Tespih Yolluyorum
Yazılar 4
Yazılar 5
Hikayeler
Kadınların İsyanı

Yusuf İle Menofis
Masallar
La Fontaine'den Masallar
Çeviri Hikayeler
Yazılar 6
Yeni Şiirler (1951 - 1959)
Tavı Gelmişti Demirin

Fatma, Ali ve Diğerleri
Üç Şiir
İt Ürür Kervan Yürür
Seçme Şiirler
Sarayda
Şeyh Bedrettin Destanı
Sabahat

Das schönste Meer ist das noch nicht befahrene Liebesgedichte
Kuvayi Milliye: Abidin Dino'nun Desenleriyle
Taranta Babu'ya Mektuplar
Öteki Defterler
Beyazıt Meydanındaki Ölü
Unutulan Adam
Sonuna Kadar Kavga

Nazım Hikmet ve Tosca'sı Semiha Berksoy
Tüm Eserleri 1 - Şiirler 1
Tüm Eserleri 2 - Şiirler 2
Tüm Eserleri 3 - Şiirler 3
Tüm Eserleri 4 - Şiirler 4
Tüm Eserleri 5 - Şiirler 5
Tüm Eserleri 6 - Şiirler 6

Kuvayi Milliye Destanı
Keloğlan
Tüm Eserleri 7 - Şiirler 7
Hasretle - Nazım Hikmet Mektupları
Memleketimden İnsan Manzaraları 1
Memleketimden İnsan Manzaraları 2
Memleketimden İnsan Manzaraları 3

Memleketimden İnsan Manzaraları 4
Kurtuluş Savaşı Destanı
Memleketimden İnsan Manzaraları 5
Dört Hapishaneden
Rubailer
Sürekli Bir Bahar
Güzel Günler Göreceğiz

Kafatası
Yel Üfürdü Su Götürdü
Bursa Cezaevinden Va-Nu'lara Mektuplar
Yaylamıza Kiraz Vakti
Kuvayi Milliye
İnek
Kerem Gibi

Nazım Hikmet’in Açlık Grevi (Tıpkı Basım İçerikler)
El Yazmalarında ve Basılı Kitaplarda Saman Sarısı
Sovyet Demokrasisi
Jokond ile Si - Ya - U
Alman Faşizmi ve Irkçılığı
Gece Gelen Telgraf
1 + 1= Bir

Nazım Hikmet Şiirleri: 1
Şu 1941 Yılında
Yaşamaya Dair
Saat 21-22 Şiirleri
Orman Cücelerinin Sergüzeşti
Büyük Taarruz
Aydınlıkçı şair, aydınlıkçı yazar Nazım Hikmet

Faşizm Sınıflar ve Emperyalizm
Seçilmiş Əsərləri
Güneşi İçenlerin Türküsü

Nazım Hikmet Ran Alıntıları - Sözleri
Bizim İstiklal Marşın'da aksayan bir taraf var,
Bilmem ki, nasıl anlatsam,
Akif inanmış adam,
Fakat onun, ben,
İnandıklarının hepsine inanmıyorum.
Mesela, bakın:
"Gelecektir sana vadettiği günler Hakk'ın"
Hayır,
Gelecek günler için
Gökten ayet inmedi bize.
Bir şarkı istiyorum
Zaferden sonrasına dair.
Kim bilir belki yarın (Kuvayi Milliye Destanı)
Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne, allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar.. (Güzel Günler Göreceğiz)
"Kim bilir ;
Masalınızın kahramanı, başka bir hikayenin figüranı olmaya gitmiştir belki de. (Yaşamak Seni Sevmek Gibi)
Yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim... (Kuvayi Milliye: Abidin Dino'nun Desenleriyle)
Büyümez ölü çocuklar... (Henüz Vakit Varken Gülüm)
"Sen daha çok hikâyeler dinlersin ama, artık sana hikâye anlatacak bulursan!.." (Ferhad ile Şirin)

" Bırak ay gitsin sen kal bu gece... " (Bu Şehir Güzelse Senin Yüzünden)
Yolunda pusuya yattıklarını
arkadan çelme attıklarını
 bilerek
 yürümek…
Yürümek
yürekten
gülerek
 yürümek… (Yazılar 6)
...yolsuzluğun da türlü türlüsü vardır. (Yazılar 3)
İnsanların başlarında kalpak,
yüreklerinde keder,
yüreklerinde müthiş bir ümit vardı. (Kuvayi Milliye Destanı)
Bir insan bir vazife alırsa, bu vazife küçük ve ehemmiyetsiz de olsa, onunla öteki vazifeler arasındaki bağı unutmamalı ve ben işimi yapıyorum ya, işimden gayrisi beni alakadar etmez, banane dememelidir. Çünkü her iş, başka işle bağlıdır. (Hikayeler)
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa,
balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla. (Büyük İnsanlık)
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin
(demeğe de dilim varmıyor ama)
kabahatın çoğu senin canım kardeşim. (Nazım Hikmet Şiirleri: 1)

Fotoğrafınızı pek yakında beklerim. Sıhhatiniz nasıldır ? Ateşiniz devam ediyor mu ? Oraları çok mu soğuk ? Herhalde odanızda soba vardır.
Burada havalar birkaç gündür lodos. Denizde beyaz köpükler... ağaçlarda beyaz çiçekler... (S. Berksoy) (Nazım Hikmet ve Tosca'sı Semiha Berksoy)
Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz ölümün önünde sigaramızı. (Nazım Hikmet Şiirleri 5: Bir Hazin Hürriyet)
Hem anlatsana bana:
 nasıl oluyor da çıldırmıyoruz
 öleceğimizi bildiğimiz halde?
Yoksa ben ölmem gibi mi geliyor insana. (Yatar Bursa Kalesinde)
-Mayakovski’nin kitaplarından en çok hoşunuza gidenler hangileridir?

+ Sevgilinin gözlerini mi, yoksa burnunu mu seviyorsun sorusunu nasıl yanıtlamalı? Mayakovski’yi tepeden tırnağa severim ben.￼ (Yazılar 6)
“Onlar paranın sahibi değil, para onların sahibi. “ (Memleketimden İnsan Manzaraları)
"Yaşamak güzel şey be kardeşim." (Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim)
Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde. (Tüm Eserleri 2 - Şiirler 2)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/yusuf-ile-menofis-nazim-hikmet-ran-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)