# Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse - Ümit Yaşar Oğuzcan Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse kimin eseri? Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse kitabının yazarı kimdir? Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse konusu ve anafikri nedir? Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse kitabı ne anlatıyor? Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse PDF indirme linki var mı?  Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse kitabının yazarı Ümit Yaşar Oğuzcan kimdir? İşte Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/yuz-yil-yanarim-yanmayi-ogrendimse-umit-yasar-oguzcan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-24T04:00:20+03:00
- Güncelleme: 2022-04-24T04:00:20+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/24/umit-yasar-oguzcan-kimdir-umit-yasar-oguzcan-kitaplari-ve-sozleri-206931.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Ümit Yaşar Oğuzcan 
 Yayın Evi: Özgür Yayıncılık 
 İSBN: 9754470227 
 Sayfa Sayısı: 264 
--reklam--
Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu kitabın yeni baskısı"Rübailer Dörtlükler"adıyla yayınlanmaktadır.

Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse, ozanın geçmiş yıllarda çıkan (Ötesi Yok, Seni Sevmek, Rübailer) adlı kitaplarıyla, ayrı bölümler halinde öteki kitaplarından yayınlanmış ve sonradan yazıp yayınlamadığı Rübai ve Dörtlüklerinden yaptığı seçmeleri içermektedir.
--reklam--
Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse Alıntıları - Sözleri
Hem canlılığım hem de cânımsın sen
Şehrim, köyüm, ülkem ve cihânımsın sen
Senden ne saray isterim artık, ne de ev
Ben nerde isem, orda mekânımsın sen.
Mal yoksa eğer tartmaya, kantar ne yapar
Yüzsüz yapayalnız kalan astar ne yapar
Âlemde tamamlar nice şey birbirini
Bir bak! Kilit olmazsa anahtar ne yapar?
Bir gün bile anmaz bizi andıklarımız
Ergeç unutur, sevgili sandıklarımız
En sonra kül olduk bu büyük yangında
Boşmuş, tutuşup kor gibi yandıklarımız.
Bitsin diyorum bunca karanlık bitsin
Boş midelerin duyduğu açlık bitsin
Mâdem ki eşit geldik eşit gitmeliyiz
Haksızlık imiş, zulm imiş, artık bitsin.
Gitmiş ne yazık! Bekleme ,dün gelmiyecek
Artık o sevincin, gülüşün gelmiyecek
Elbette yaşarsın daha bir çok günler
Yıllar geçecek, bir tek o gün gelmiyecek.
Bir kez kimi sevdiyse unutmaz bu yürek
Devran kiri, nisyan pası tutmaz bu yürek
Birgün o muhabbetten eser kalmazsa
Ancak o zaman bir daha atmaz bu yürek.
Beyhûde o göz süzmelerin, bakmaların
İşveyle güzel göğsüne gül takmaların
Şâirce sevip, övmeyi bilmezler ki
Hep böyle susarlar, dili yok aynaların.
Umman arayıp, damlayı bulmak ne acı
Günden güne bitmek, heder olmak ne acı
Sevdiklerimiz yok, o sevenler nerde
Uzlet ne kadar zor, unutulmak ne acı?
Bak! Onca kalır bildiğimiz kalmış mı
Toprak hani? Gök nerde? Deniz kalmış mı
Yıllarboyu gafilce gidip geldiğimiz
Bizden o sokaklarda bir iz kalmış mı?
Umman arayıp damla bulmak ne acı
Günden güne bitmek, heder olmak ne acı
Sevdiklerimiz yok, o sevenler nerede
Uzlet ne kadar zor, unutulmak ne acı
Kalbinde ışık varsa karanlık gelmez
Gün bitmeyi bilmez, gece artık gelmez
Bir tutsam ellerinden en sakin limandayım
Kalbinde ışık varsa karanlık gelmez
Gün bitmeyi bilmez, gece artık gelmez
İsterse her insan kötü olsun, senden
Hiç kimseye bir katre fenalık gelmez.
Öylesine bendesin ve öyle sendeyim ki
Unutmak istesen de artık unutamazsın.
Yazdım, yaşadım bak seni mısra mısra
--reklam--
Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Senden Öğrendim: Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki , adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

Sabahlar geceler günler anlamını yitirdi, tarihler de yok artık. Seni sevmenin, seni sevmekten başka bir şey olduğunu bilen de yok. Şubat bitiyor, kar da yağınca kapanır tüm yollar. Olsun mevsim kış olsa da benim içim sana hep ilkbahar.

Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki , adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

Ben en çok senden, sensizliğinden öğrendim ki her gece gölgeme sarılıp ağlamayı, yaşlanamayan bir özlem de koydun aramıza, bazıları keder diye unuturken kelimelerini, ben hatıra diye saklıyorum hecelerini.

Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki, adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

 Yok'luğun yaramı iyileştirmiyor mühür gibi taşıyorum içimde sensizliği. Elime kağıdı kalemi alıp sende yazıyorum kendimi; hüzünlü gözlerimi özleyen kalbimi . Sonra usulca sana okuyorum yazdığım sendeki sesimi, ben sevmedim ki kalbim sevdi seni.

Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki , adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

 Öyle yalnızım ki; yolunu kaybetmiş o yaşlı martı ve eskilerden kalma https://youtu.be/afBQ5L4xpus şu şarkı da olmasa inan unuturdum kim olduğumu da adımı da.

Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki, adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

Benim aşkım senin kalbinin, senin yüreğinin, senin dileğinin insiyatifinde .

Seni her düşündüğümde kalbimde temize çekiliyor aşk ve ;

Pencereden giren bir hayat gibi kurdum seni nefesime, seni bir alıp hiç vermiyorum ve senden öğrendiklerim ile sevmeye devam ediyorum.
Keyifli okumalar. (Ferah) 
Rubai Türün Modern Tipik Bir Örneği: Oğuzcan’dan Dörtlüklerin Var Oluşları: Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse

Dörtlükler, şiir dilinin anlam ve biçim itibariyle birbirini tamamlayıp bütünlük sağlamasıdır. Dört satırlık şiir birimidir. Varlığında var olan bir duygu, his ve iletişim aracıdır. Türk şiir dünyasında da en çok kullanılan dörtlükler olmuştur. Divan ü Lügat-it-Türk’teki şiir parçaları bu türün ilk örnekleri olmuştur. Kültürümüzün bin yıllık tercih edilip, sahip çıkılan ve baş tacı edilmiştir. Bazen bir annenin yavrusuna duyduğu şefkatin, merhametin tercümesi olup mani biçimindeki dörtlükler olmuştur. Bazen de bir aşığın dilinden sevdiğine duyduğu aşk halinin dörtlüklere dönüşüp akması, yazılması olmuştur.

Seven ile sevilen arasındaki hisler, sevgiler, aşklar Anadolu da hep dörtlükler halinde dile getirilir:

A benim bahtiyarım
Gönülde tahtı yârim
Yüzünde göz izi var
Sana kim baktı yârim

Bazen düşüncelerden gezinen, dünya sahrasına bakan, kendini ve varlığı yorumlayan toplumumuz hep dörtlükleri kullanmıştır:

Mal sahibi, mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan, mülkte yalan
Var biraz da sen oyalan

Fuzuli çağının rubai türündeki “Şairler Sultanı”ydı. Kıt’a ve dü-beyit diye adlanan dörtlükler Divan edebiyatının en rağbet görülen türüydü. Fuzuli’nin meşhur bir dörtlüğü:

İlm kesbiyle paye-i rif’at
Arzü-yu muhal imiş ancak
Işk imiş her ne var âlemde
İlm bir kıl u kal imiş ancak

Şairler düşünce felsefelerini, hayata bakışlarını, gezip gördüklerini dile getirmek istediklerinde en çok “Rubai” türünü kullanmışlardır. “Rubai” İran Edebiyatından İslam Edebiyatına armağan edilen tek türdür. Yirmi dört tane “Rübai” vezni vardır, bunlardan on iki tanesi iki gruba ayrılır “ahreb” ve “ahrem” diye ayrılır. Fars şiirinde rübaiye “terane” de demişler.

İran şairlerinden Hamandalı Tahir, Edu Said, Şeyh-el Ensari gibi rubaicilerden nesiller boyunca rubaileri doya doya okunmuş, ezberlenmiştir.

İnsanlık sevgisi adına, hümanisttik heyecanın dili tercümesi yine rubailer olmuş ve tarihin eskimeyen capcanlı kalan en önemli ve en ünlü dörtlükleri Mevlana Celaleddin Rumi’nin “Baz a baz a harencihasti baz a” mısraıyla başlayan rubaisidir:

Gel, yine gel, her neysen, kimsen yine gel,
Kâfirsen, ateş ve put seversen yine gel:
Girmez ki umutsuzluk bizim dergâha.
Yüz tövbeni bozsan bile gel, sen yine gel.

Rubailer ki Mevlanalara giden yollar olurlar. Tam yedi yüzyıl süren tek nefes var.Bizimle yaşar, bizimle nefes alıp verir. Her yerde karşımıza çıkar ve yerinde hiç durmaz yaramaz bir çocuk gibidir. O çocuğa kızamazsın da çünkü ruhumuza ferahlık veren bir çocuktur.

Dünyaya üç ölmez kişi gelmiş, biri o
Çağdan çağa şirin uzayan zinciri o
Bilmem yedi yüz yıl mı geçen, bir gün mü?
Her an o kadar sağ, o kadar dipdiri o.

Ömer Hayyam, rubai türün en uzun soluklu olanı ve en büyük temsilcisidir. Etkisi Doğu ve Batın dünyasının edebiyat, kültür ve felsefe alanında geniş ve etkili olmuştur. Ömer Hayyam’a duyulan hayranlık hiç bitmemiş, halende büyük bir rağbet görmüş ve görmektedir. Türk edebiyatında Ömer Hayyam, en çok sevilen, okunan, tanınan İranlı şairlerden biridir. Ömer Hayyam’ı en çok bize tanıtma ve eserlerini çevirme zahmetinde bulunan, çok emek harcayan Yahya Kemal olmuştur. Yahya Kemal “Hayyam” adlı rübaisinde Ömer Hayyam’ıçok güzel özetlemiştir:

Hayyam ki her bahsi açar sagarden
Bahsetmedi cennette akan Kevser’den
Gül sevdi şarap içti gülüp eğlendi.
Zevk aldı tıraşide rubailerden

Rubai sanatı, Cumhuriyet devrinde Türk şiirinde doruğuna çıkartan Yahya Kemal olmuştur. Rubailerinde gerçekleri, hayatı çok duru bir gerçekle ve etkileyici bir dille rahat bir solukla karşımıza çıkartır. “Ömür” başlıklı rubaisinde mükemmellik zirvesindeki sanatkârlığın ünlü örneklerinden biridir:

Bir merhaleden güneşle derya görünür
Bir merhaleden her iki dünya görünür
Son merhale bir fasl-ı hazandır ki sürer
Geçmiş gelecek cümlesi rüya görünür.

Yahya Kemal’in diri tuttuğu rubai geleneğini Cemal Yeşil ve Arif Nihat Asya günümüze kadar sürdürdüler. Orhan Veli de bir kaç tane çok güzel rubai yazdı ve çevirdi. Nazım Hikmet, aruz veznini bir kenara iterek “Modern Rubailer” yazdı. Ümit Yaşar Oğuzcan, çağımızın en dikkat çekici ve etkileyici dörtlükleriyle rubaileriyle gönüllerdeki derin düşünceleri ve sürükleyici bir duygu prizmasından geçerek var olma halini alarak karşımıza bu türün çağdaş üstatlarından biri olarak çıkar. Oğuzcan, rubaileriyle gönüllere sığmayan bir sevgi, düşüncelerden var olan bir felsefe, gerektiği yerde konuşan toplumun bir sesi olarak toplumsal eleştirisiyle rubai ve dörtlükler tarzında karşımıza çıkar. Ölümle hayatın anlatışını kuru bir yaprak ile bir ağaçtan rubai yaratarak bakın bize nasıl anlatır:

Her gün yeni bir can yaratır hak bende
Ergeç yeşerir kupkuru yaprak bende
Son meyvesiyim ben bir ölümsüz ağacın
Binbir tohumun sürdüğü toprak bende

Seven ile sevilenin karanlıklar ülkesinde ki doğan güneşi olur sevenin sevilenin karşısındaki hali... Birlik olup sırt sırta verilen yüreklerin iyi gününün kötü gününde, kötü gününün iyi gününde, yağan yağmurda beraber ıslanmanın adıdır, aşk Rüzgârın esişindeki ferahlatıcı serinliktir Mecnun’un Leyla’nın gözlerinde gördüğü, hissettiği; güven dolu, sevgi dolu, bakışlar... Hal dili ile ruh dili ile sevmenin; sevenin sevilen kişiye duyduğu Mecnunluk halidir, sevgi ile muhabbetin gölgesinde...

Bir bakıp gözlerime her şeyi anlarsın ya
Benimle kederlenir, benimle ağlarsın ya
Şu sonsuz karanlıklar hiç umurumda değil
Batmayan güneş gibi içimde sen varsın ya

Bir basamağın narin zarif esişinde sevgilinin hacmi bir ömre sığmaz taşar, kelimelerdeki ünlü ile ünsüz harfler dualara dönüşür soluksuzca koşan bir atın sırtında Allah’a gider. Ölüm ki dış manada yaşamıştır, ölümsüzlük ki iç manada şekillenip sevgi olmuştur. Bir dağın en ucunda gören bir göz, görülen ile görülmeyeni gören bir göz, sevdiğini seçer bütünlükten arındırır en yüksek makamda ki yücelik makamına taşır.

Bir ömre değer sevdiğimin bir gecesi
Ağzımda duadır adının her hecesi
Fani yaşayıp böyle ölümsüz sevmek
Âlemde bütün sevgilerin en yücesi

“Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a ham dolsun.” (6/45) Ayetin haberiyle mazlum ve mazlumun yanında olanlara bir müjde olarak indi. Kökü kesilen zalim ile zulmü görmemezlikten gelenlere ise hak ettikleri ve gidilmesi gereken yerlerin neresi olduğunu çok acık ve kesin olarak söylenen bir hakikatin varlık haberi oldu bu ayet. Oğuzcan tarihin sayfalarından bize yaşanan hakikatleri zulüm eden ile zulme uğrayanların rubai türünden dörtlüklere sığdırarak anlatıyor. Oğuzcan’ın sesini duyarız, duyduğumuz ses bize şunu söyler:

Hep zulmederek halkı soyup gitmişler
Eller keserek, gözler oyup gitmişler
Yıllar yılı çaldıkları dünya malını
Bir gün yine dünyada koyup gitmişler.

Oğuzcan’ın dörtlükleriyle “Bekleyişler” ölümden öteye gidilen bekleyişler olur mutluluklarla, sevinçlerle... Ne keder duyulur, ne de çile tadılır bir annedeki bekleyiş, bir sevenin sevdiğine duyduğu özlemler bir mevsimin sonunda bir turnanın sabırla, azimle, gittiği yer gibidir Oğuzcan’ın bu rubaisinde ki “Bekleyişler.”

Ne kederdir, ne çile seni beklemek
Yaşamaktır seninle seni beklemek
En tükenmez mutluluk, en yüce hazdır
Ölümden sonra bile seni beklemek.

Sevgiliye yazılmış, bir “Teslimiyet Manifestosunun” ahenkli bir sesin nağmeleri gibidir. Tam bir teslimiyet şuurundaki duyulan seslerin içindeki ahenklerin nağmelerini işitiriz Oğuzcan’ın “Ne haz var senden ayrı, ne bir tat senden öte” diye başlayan dörtlüğünde... Senden ayrı olmayacak hiç bir şeyim, senden öte de olmayacak bir fazlalığım.

Ne haz var senden ayrı, ne bir tat senden öte
Bir an yüzünü görmek değer binbir zahmete
Vereceğin her acı gönülden kabulümdür
Sendeki cehennemi değişmem bir cennete.

Oğuzcan’ın geçmişte ki, gelecekte ki; anılardan ve beklentilerden arzular, istekler dökülür sayfalara... Oğuzcan’ın mürekkebinden sayfalara dökülen bu rubailer his katmanlarındaki iniş çıkışlarıyla dörtlük türüyle bütünleşip kendi içinden bir ahenk, düşünceleriyle bir felsefi boyut kazandırmıştır. Rubai türüne böyle lezzetli bir tat bırakan Oğuzcan, okundukça kaleminden dökülen rubailerin hiç bitmemesini isterdik.

Rubai, mani, tuyuğ, kıt’a, dü-beyt, terane; daha geniş bir ifade ile: dörtlük... Şiirin bu temel birimine kalemiyle nefes veren, verdiği nefesle hayat iksirinden kana kana rubai türüne bu iksiri içiren ve doruğa yükselenlerin arasına başı dik bir şekilde girmiş bir şair portresi görüyoruz Ümit Yaşar Oğuzcan’la...

Ümit Yaşar OĞUZCAN
Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse (RUBAİLER)
Dördüncü baskı: İstanbul, Kasım 1992
263 sayfa. Özgür Yayın Dağıtım

Yunus Özdemir. (Yunus Özdemir) 
Hayyam’dan Oğuzcan’a~: Başlıkta da belirttiğim üzere, rubai denince akla şüphesiz ki Hayyam geliyor. Fakat işin içinde Hayyam’dan ziyade çeviriciler var, biri var ki adı Yahya Kemal. Ardından tabii Ahmet Nihat Asya yazdı, Orhan Veli’nin yazdığı, bazen çevirdiği, Nazım Hikmet Ran’ın modern rubaileri mevcut. Ustaları bu vesile ile saygıyla anmış olayım. Konumuza dönelim;

Rubai dedik, elbette sarhoşluk, aşk ve Allah/Tanrı(Oğuzcan her ikisini kullanmış) geçmeli. Kitapta zaman zaman sevgiliye yakarış, Tanrı/Allah övgüsü ve sarhoşluk unsurları var fakat kimi zaman bir hüzünle sesleniş, kimi zaman çaresizliği, manevi yükselişi, sancısını ve kuşkusunu, karamsarlığını, güvensizliğini, acısını her bölüme öyle bir işlemiş ki, dörtlüklerden sızan duygular okuyunca içinize kadar işleyebiliyor.

1998 basım kitabını bulduğum için memnunum. Dilerim kitap/sozum-meclisten-disari-yergiler--78465 kitabını da bulurum ve okurum.

Yarın yazar/nazim-hikmet-ran ile gecenizi ziyaretteyiz, bunu saymaz, yine geliriz! (Sermest) 
--reklam--
Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ümit Yaşar Oğuzcan - Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ümit Yaşar Oğuzcan Kimdir?
Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946). Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara ve İstanbul’da çalıştı. Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, hizmette otuz yılını doldurunca kendi isteğiyle emekliye ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ümit_Yaşar_Oğuzcan
--reklam--
Ümit Yaşar Oğuzcan Kitapları - Eserleri
Şiir Denizi 1
Şiir Denizi 2
Aşka Dair Nesirler
Anılar Düşünceler
Taşlamalar Hicivler 1
Taşlamalar Hicivler 2
Rubailer Dörtlükler
Beni Unutma
Acılar Denizi
Garip Şiirler Antolojisi
Bir Gün Anlarsın
Sevenler Ölmez
Çigan Gözler
İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar
Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse
Göbek Davası
Karanlığın Gözleri
Sözüm Meclisten Dışarı Yergiler
Şiirimizde İstanbul
Şairlerin Seçtikleri
Yeni Dünya Rekoru
Akıllı Maymunlar
Deniz Musikisi
Aşkmıydı O
Seninle Ölmek İstiyorum
Üstüme Varma İstanbul
Halktan Yana
Toprak Olana Kadar
Sahibini Arayan Mektuplar
Avrupa Görmüş Adam
En Eski Yalnızlığımdır Aşk Benim
Şiirimizde Ayrılık
Biraz Kül Biraz Duman
Aşık Veysel
Mihriban'a Şiirler, Mektuplar
Yalan Bitti 
Taşlar ve Başlar Yeni Aşk Şiirleri İle
Hüzün Şarkıları
Sen Aşk Nedir Bilmezdin
Aşkımızın Son Çarşambası
Sadrazamın Sol Kulağı
Önce Sen Sonra Sen
Ben Seni Sevdim Mi
Şiirle 40 Yıl
Şiirimizde Aşk ve Kadın
Ötesi Yok - Rubailer
--reklam--
Ümit Yaşar Oğuzcan Alıntıları - Sözleri
Umman arayıp, damlayı bulmak ne acı (Rubailer Dörtlükler)
SU GAZELİ
Köylüsü, taşralısı, eski İstanbullusu
İnim inim inliyor bütün İstanbullu su
Muslukların ağzını bıçak açmıyor şimdi
Bir damla suya hasret çeşmelerin borusu
Aylar var ki evlerde hayal oldu yıkanmak
Herkesin yüreğinde murdar ölmek korkusu
Su pompası bozulmuş, yedeği de yokmuş, ya
Duyan diyor: - Allahım bu ne gaflet uykusu
Sular İdaresi mi? Yoksa Belediye mi?
Söyleyin de bilelim kim bunun sorumlusu
Pislikten geçilmiyor bu güzel kentte gayrı
Hastalığın her biri kurmuş bir yere pusu
Çanları tehlikenin çalıyor ya, duyan yok
Her evde saldırmaya hazır mikrop ordusu
Yağmurlar yeterince yağmazsa; bu gidişle
Olacağız cümlemiz bir ahret yolcusu
Köylüsü, taşralısı, eski İstanbullusu
İnim inim inliyor bütün İstanbullu su

BURASI İSTANBUL ŞEHRİ
Burası İstanbul şehri
Koca Fatih'in yüzyıllar önce fetheyleyip
Türklüğe armağan ettiği şehir
O yüzden bir çağı değiştiren
Avrupa'yla Asya'yı birleştiren
İlk görenin başını döndüren
Kanını tutuşturan
Ve bağrından nice şairler yetiştiren
Bi mislü baha İstanbul'u Nedim'in
Fikret'in bin kocadan arta kalan bakiresi
Yahya Kemal'in hayal şehri, Aziz İstanbul'u
Sait Faik' in ömür boyu yazdığı
O güzelim insanlar beldesi
Orhan Veli'nin gözleri kapalı dinlediği şehir
Şimdi bir yığın çaresiz ve fakir
İnsanın doldurduğu
Dinmeyen gürültülerin
Başlara sürekli bir çekiç gibi vurduğu
Tüm insanları sinir hastası
Yaşanmaz şehir, unutulmuş şehir
Her semtinde gecekonduların mantar gibi bittiği
İnsanlarının birbirine savaş ilan ettiği
Hor görülmüş şehir, yorulmuş şehir
Hoyrat ellerce
Ta canevinden vurulmuş şehir

BU ŞEHRİ STAMBUL Kİ...
Yüzyıllar önce
"Bu şehr-i Stambul ki bi mislü bahadır
Demiş
Şair Nedim Efendi
Üstelik
"Bir sengine yekpare Acem mülkünü feda eylemiş
Şimdi gel gör bakalım
Neresi bi mislü bahadır
Artık bu şehirde yaşamak
Dayanılmaz bir ezadır
Delik deşik caddeleriyle
Çamur deryası sokaklarıyla
Bu şehirde yürümek bile
İnsanoğluna bir cezadır
Kuyruklar ki uzayıp gider
Dükkanların önünde
Seyri dahi akıllara sezadır
Arama o eski İstanbul efendisini
Bulamazsın
O, yüzyıllar öncesi görülmüş bir rüyadır
Şimdi, şöyle bir çıkıp dolaşırsan
En çok duyacağın sözcük
Ya "çüştür, ya "ohadır
Yanmaz elektrikler günde on saat
Musluk akmaz
Sorarsın: "Bu ne biçim su
Bu nasıl ziyadır?
Sis' i Tevfik Fikret' e göre
"Bir zulmeti beyzadır
Ama, sen bir de İstanbullulara sor
O nasıl bir beladır (Şiirimizde İstanbul)
dinmeyen gürültülerin
başlara sürekli bir çekiç gibi vurduğu
tüm insanları sinir hastası
yaşanmaz şehir (Sözüm Meclisten Dışarı Yergiler)
Birkaç ünüversite bitiren aç geziyor. (Taşlamalar Hicivler 1)
Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardın
Hani sen git demeyecektin bana
Ve ben her şeye rağmen gelecektim.. (Aşka Dair Nesirler)
Şair, her yerde her zaman şiiri yaşayan kişidir. Bir bakıma yaşamıyla şiiri birbirine karıştırmıştır, ayrılamaz. Öyle ki yürürken, çalışırken, dinlenirken, düşünürken, soluk alırken öncelikle şiirdir yaşadığı şairin. (Anılar Düşünceler)
Durup durup sebepsiz yere ağladığın oluyor mu
Gözyaşların bir sel misali boşanıyor mu gözlerinden (Toprak Olana Kadar)
Bir kez kimi sevdiyse unutmaz bu yürek
Devran kiri, nisyan pası tutmaz bu yürek
Birgün o muhabbetten eser kalmazsa
Ancak o zaman bir daha atmaz bu yürek. (Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse)
Deli eden insanı zaman değil,
Zamanı unutmamak kahrıdır! (Beni Unutma)
her türlü rezalet yoktur
işsizlik, sefalet yoktur
bu yurtta cehalet yoktur
diyenler yalan söylüyor (Sözüm Meclisten Dışarı Yergiler)
İŞSİZ GEMİ
- Yahya Kemal'in Sessiz Gemisine benzetme -
Artık demir almak günü gelmişse iktidardan
Onlar ki ne serden geçerler ne de yardan
Sallanır bu kalkışta tekmeler ve tokatlar
Hiçbiri bilmez her seçim millete neye patlar
Yoklamada kaybeden bu sonuçtan elemli
Günlerce genel Merkeze gider gözleri nemli
Biçare adaylar üzülmeyin ne son seçimdir bu
Nice üyelikler var, ne de son geçimdir bu
Zavallı seçmenler yolunuzu nafile bekler
Bilmez ki dört seneden önce gelmeyecekler
Seçilenler memnun ki maaşıyla işinden
Birçok seneler geçse ayrılamaz peşinden (Taşlar ve Başlar Yeni Aşk Şiirleri İle)
Gözlerimiz kapalı doğduğumuzdan başka
Ömür boyu işimiz körebelik değil mi?
Şimdi fazla üzmüyor beni kekemeliğim
Yaşamak da bir çeşit kekemelik değil mi? (Taşlar ve Başlar Yeni Aşk Şiirleri İle)
Gözlerine baktığım zaman susmanın bir sebebi olmalı. Bana kendini anlat. (İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar)
Gözlerine baktığım zaman susmanın bir sebebi olmalı. Bana kendini anlat. 
Korkularını, dileklerini söyle bana. Aşktan ne bekliyorsun? Dostluk mu? Al, istediğin kadar..Yüreğimi apaçık önüne seriyorum işte! Orada sevdiğin, istediğin ne varsa al, senin olsun. Sana arzularımın ötesinden sesleniyorum.  (Sahibini Arayan Mektuplar)
Korkma! Yalnız geldin, yalnız gideceksin...
Hüzün şarkıları yalnızlığında başladı, yalnızlığında bitecek. (Hüzün Şarkıları)
".. Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var !
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin....!"(^^).. (Şiir Denizi 2)
Pederin bir gafleti
Ebenin marifeti
Verdiler emaneti
Çıka geldik dünyaya.

Nerde şekermiş, balmış
Acılar bize kalmış
Var'ları eller almış
Yoka geldik dünyaya.

Bugün yarın kaygısı
Yarın ölmek korkusu
Galiba en doğrusu
Şaka geldik dünyaya. (Taşlar ve Başlar Yeni Aşk Şiirleri İle)
"Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
Anlamıyor musun
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım.." (Aşka Dair Nesirler)
Görünüşe aldanma, meziyetler sahtedir
Bugün iyi sandığın vaziyetler sahtedir
Gösterişten ibaret bizde hayırseverlik
Gördüğün şaşaalı hamiyetler sahtedir
Güvenme bu dünyada kendinden başkasına
Tedbirler kafi değil, emniyetler sahtedir
Kapladı memleketi her türlü sahtekarlık
Sadece fertler değil, cemiyetler sahtedir
Her kalpte gizli niyet, her yüzde bir maske var
Samimiyetler yalan, resmiyetler sahtedir
Arama, hiç kalmadı sahte olmayan bir şey
Kemiyetler sahtedir, keyfiyetler sahtedir
Sen paradan haber ver, her belgeyi alırsın
Diplomalar, pasolar, ehliyetler sahtedir (Taşlamalar Hicivler 1)
"Anlamıyor musun?!..
Gökyüzü güneş olsa, sensiz karanlıktayım." (Karanlığın Gözleri)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/yuz-yil-yanarim-yanmayi-ogrendimse-umit-yasar-oguzcan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)