# Yüzünü Sıyır Karanlığından - Sevinç Çokum Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Yüzünü Sıyır Karanlığından kimin eseri? Yüzünü Sıyır Karanlığından kitabının yazarı kimdir? Yüzünü Sıyır Karanlığından konusu ve anafikri nedir? Yüzünü Sıyır Karanlığından kitabı ne anlatıyor? Yüzünü Sıyır Karanlığından PDF indirme linki var mı?  Yüzünü Sıyır Karanlığından kitabının yazarı Sevinç Çokum kimdir? İşte Yüzünü Sıyır Karanlığından kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/yuzunu-siyir-karanligindan-sevinc-cokum-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-04T22:00:16+03:00
- Güncelleme: 2022-04-04T22:00:16+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/04/sevinc-cokum-kimdir-sevinc-cokum-kitaplari-ve-sozleri-193506.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Sevinç Çokum 
 Yayın Evi: Kapı Yayınları 
 İSBN: 9786257706674 
 Sayfa Sayısı: 480 
--reklam--
Yüzünü Sıyır Karanlığından Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ülke geçmişinden bir zaman dilimi… Siyasi kavgalar, ideolojik kamplaşmalar bütün keskinliğiyle almış başını gidiyor... Sokaklar kan gölü. İnsan her yönden kayıp… Sosyal patlamalar, ekonomik krizler, gizli kalmış siyasi cinayetler.
İhanetler, tutkular, kırık aşklar… Ve baş döndürücü olaylar.
Siyasi masada görevli bir istihbaratçı bir tren yolculuğunda aniden ölür.
Hayatta kalan oğlu ilerleyen yıllarda, babasının tam karşı siyasi cephesinde kendini konumlar. Ancak onunla arasında hâlen çözüme kavuşmamış,
eksikliğini hissettiği bir şey vardır.
İhanetlerin tutkuyla yarıştığı geçmişte kırık, saklı aşklar da yaşanmıştır.
Üniversitede sosyoloji hocalığı yapan ve romanlar yazan kahramanımız, parçaları birleştirip içindeki eksikliği gidermek istemektedir.
Bu süreçte öğrendiği şaşırtıcı bilgilerle, yolculuğu bambaşka bir evreye dönüşür. Yasak aşklar, tuhaf yakınlıklar, düşmanlıklar, nefretler, insanların birbirlerini kullanması… Çözülmek istenen bulmacaya yeni yeni sorular ve
sorunlar eklenmektedir.
İnsan gerçeğinin derinlerdeki duyarlı tellerine vuran yüzleşmeler,
yıllarca saklanan sırların ifşa olduğu andan itibaren insanı geri
dönülemez yollara itmesi…
Yüzler aydınlandıkça ülke gerçekleri günışığına çıkıyor…
Sevinç Çokum’un yine bir farklılık örneği romanıyla tanışıyoruz.
Yüzünü Sıyır Karanlığından, karakterlerin canlılığı, içsel dünyalara
derinlemesine bakış ve ironik şiirsel anlatımıyla Çokum’un nitelikli
roman örneklerinin en yenisi…
--reklam--
Yüzünü Sıyır Karanlığından Alıntıları - Sözleri
Hayat pişmanlıklar zinciridir. Ama yıllar sonraki doğruların, sana bazı şeyler anlatır.
'Baba insanın sırtında ceketi gibidir. ' diyordu. Benim ceketlerim vardı fakat sırtım ısınmamıştı o anlamda. Sadece sırtımı ısıtacak bir ceketin varlığını duymak isterdim babamın bana karşı davranışlarında. Yoktu. Sırtım hep üşüdü.
Sele kapılıp kaybolmuş bir adam, hikâyesini de beraber götürür.
“Zaman alıp götürüyor şartlanmış duyguları.
Dalgaların kıyılardan aldığınca kumları, kırıntı taşları.”
Hayal de sadece gerçeği aramak için kullanılır bizim cephemizde.
“Kitaplar toplatılmalı mıydı, yakılmalı mıydı,
genç adamlar asılmalı mıydı? Bunları dedik elbette haklı olarak. Hem de sapına kadar haklıydık.”
“…inan ki ben bu ülkede kitaptan çok, çengelli iğne ve nazar boncuğundan para kazandım.Kitap alan yoktu anacım.Bakıyor, seyrediyor, ondan sonra çekip gidiyorlardı.”
Arabesk bir çeşit yeraltı senfonisiydi. Karanlıklarla, acıyla karılıp yaşama hazzına dönüştü, sonra yeniden karardı, bahtına büküldü ;acı orada yüz buldu, aşkın belalısı orada yüz buldu, çok çocuk orada ışıdı, orada soldu.
Sevdiğim, yağmurla ayrıldık biz ve yine yağmurla kavuştuk.
“Neden insanlarımıza mutluluk hediye etmek için daha fazla gayretimiz olmaz?”
--reklam--
Yüzünü Sıyır Karanlığından İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yüzünü Sıyır Karanlığından: Sevinç Çokum'un toplam 11 kitabını okumuş oldum bu son kitapla beraber. Çokum, ailenin toplum için önemini iyi bilen ve bu şekilde eserlerinde işleyen bir yazardır. Eserlerinde genellikle kadınlar ön plandadır. Cesur, kendine güvenen, vefakâr kadınların yanı sıra küçük dünyalarında ruhsal sorunlar yaşayan kadınlara da yer vermiştir.Bu eserinde ise merkezde bir kadın değil, Yetkin isimli genç bir sosyolog yer alır. Yetkin'i anlatırken onun geçmişle olan bağlarını ustalıkla aktarır biz okuyucuya.
Bu kitapta ülkemizin birçok zülfiyaresine parmak basıyor. Bu son kitabında da konu,geniş bir perspektiften bakılarak oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Faili meçhul cinayetler, derin devlet,geleneğimiz, maziden kopuşumuz, yaşanan parçalanmalar, bir insanın yaşayabileceği çıkmazlar, olaylar ajite edilmeden, naif, samimi ve duygular geri plana atılmadan çok ustalıkla anlatılmış.
Bundan sonraki kısımlar epey spoiler taşır, benden söylemesi:)

Birinci bölümde,ana kahramanımız Yetkin'in anlatımıyla onu ve ailesini tanıyoruz. Polis olan babası Eşref Bey ile hemşire olan annesinin evlilikleri, ev yaşantıları, baba-oğul ilişkileri, ilk gençlik aşkı Kumsal'ı, rüyalarıyla tedirgin eden komşu Çınçın Meserret'i, sıcak, samimi, pürüzsüz, sade bir Türkçe'yle okuyoruz. Sevinç Çokum, ana kahramanımız Yetkin'e , babası Eşref Bey ve annesini anlattırırken, okuyucuyu sıkmadan, anlatımı boğmadan, sözü uzatmadan kararında bir anlatım tarzını kullanıyor.
"Babam gitti sırlarıyla... Hayatını, enine boyuna anlatmadı, babam duvarların arkasından konuşan bir adamdı, dilsiz orkestra idarecisi adeta." s 19

"Hayal de sadece gerçeği aramak için kullanılır bizim cephemizde. ' s. 46
İkinci bölüm harika bir epigrafla başlıyor:
" Kayıpsa bir şeyler, alaca sabahsa, göremiyorsan gerçek nerede ya da düşlerin, o zaman bırak, aç perdeleri, yeni bir günü bekle... "S. 72

Macit' in Yetkin'e söylediği söz ve Yetkin'in babası ile ilgili düşüncesi 2.bölümün özeti.
'Baba insanın sırtında ceketi gibidir. ' diyordu. Benim ceketleri vardı fakat sırtım ısınmamıştı o anlamda. Sadece sırtımı ısıtacak bir ceketin varlığını duymak isterdim babamın bana karşı davranışlarında. Yoktu. Sırtım hep üşüdü. S. 187
2.bölüm Yetkin'in babasıyla ilgili hisleri, babasıyla arasındaki mesafeyi anlatıyor ve babasının Fulya ile ilişkisi biz okuyucularla buluşuyor. Yetkin, babasının Fulya ile buluşmasında babasının diğer yüzüyle tanışıyor. Babasının duygusal bir yapıda olduğunu, yazı yazdığını öğreniyor. Fulya'ya kızamıyor mesela.
Bu bölümde faili meçhul cinayetlere de epey gönderme yapılıyor. 90 lı yıllar ve faili belli olmayan ama derin devlet ilişkilerine de atıf yapılmış.
3.bölümde Yetkin hala babasının bilinmezliklerinin peşinde, onu kuşkulu ölümü aklını kurcalamaya devam ediyor. Bu bölümde yakın arkadaşı Atalay'ın da faili meçhul ölümü onu iyice mutsuz hale getirir.
Her şey bir sis perdesi arkadasında sanki Yetkin'e göre. Babasının sevgilisi Fulya ile görüşmeye devam eder, bir yanı annesine ihanet ettiğini söylese de onda Kumsal'ı hatırlıyor olsa gerek ki onu ziyaretten vazgeçmez. Yetkin'in annesi, Eşref Bey'in ihanetine, yaşadıklarına bir perde çerekerek yaşadıkları evden taşınır.

4.bölüm Yetkin mazide yaşadığı kişilerle denk geliyor, Meserret'i görüyor sohbet ediyor, Kumsal'ı açtığı resim sergisinde ziyaret ediyor. Doktor sevgilisi Pervin 'e rağmen aklı hep Kumsal'da. Mazi hep yara olarak kalıyor yüreğinde.
5.bölüm" Hayat pişmanlıklar zinciridir. Ama yıllar sonraki doğruların, sana bazı şeyler anlatır. " epigrafı ile başlar.
" Arabesk bir çeşit yeraltı senfonisiydi. Karanlıklarla, acıyla karılıp yaşama hazzına dönüştü, sonra yeniden karardı, bahtına büküldü ;acı orada yüz buldu, aşkın belalısı orada yüz buldu, çok çocuk orada ışıdı, orada soldu. "358
" Roman çok güçlü bir ifade aracıdır. Siyasetçilerin anlattığı hayal klişelerini dümdüz eder. Roman yanlışı, yalanı görür ve gösterir. Bütün bir evreni hisseder ve hissettirir. "s. 386
Eserin son bölümü tüm gizemin çözüldüğü bölüm oluyor. Babasının ölümü açığa çıkıyor, lakin Yetkin öğrendikleriyle de bir yıkım yaşıyor.... (Arzu Polatkan) 
Sevinç Çokum'dan okuduğum onuncu eser oldu. Yeni bir dünyaya giriş, dingin bir anlatım ve etkileyici bir bitişle sona eriyor eserleri.
 Yüzünü Sıyır Karanlığından romanında istihbarat dairesi başkanı Şeref Köklüce'nin oğlu Yetkin Köklüce'nin roman yazma süreci ve bu süreçteki duygusal sürecini anlatıyor.
 Babası Eşref Köklüce'nin ölümü, babasının yasak aşkı Fulya ile ilgili durumu, sevgilisi Kumsal ile ilgili git gel duyguları ele alınmış. Bireysel duygu akışının yanında toplumsal konulara ve memleket problemlerine değinmiyorum yazarımız. Faili meçhul cinayetler, yurt dışına kaçmak zorunda kalanlar, intihar edenler değinilirken birilerinin çarkına çomak sokanların sonu kötü olur mesajı verilmiş.
 Bazı bölümler hakim bakış açısıyla bazı bölümlerin Yetkin Köklüce'nin bakış açısıyla anlatılmış. Bazı bölümlerde ilahi bakış açısı ile kahraman bakış açısının birlikte kullanıldığını görüyoruz.
 Ana kahramanın bilincini kaybettiği, kendini anlatacak durumda omadığı son bölümlerde İhsan, Rengin, Kumsal, Seheri'in ağzından ve Numan'ın kaleminden öğreniyoruz olanları.
 Yazarımız iki yerde kendi kelimesini türemiş. Bunun yanında edebî dil yer yer kendini şiir diline doğru kaymış.
 Polisiye roman özelliklerinin de görüldüğü bu eseri herkese tavsiye ederim. (Mutlu Özçelik) 
Kitabı beğendim ve şiirsele yakın anlatımı, hisleri yansıtışı, olay örgüsü keyifle okumamı sağladı diyebilirim.
Yetkin köklüce polis bir babanın oğlu. Yalnız babasıyla farklı dünyaları yaşayan, babasına kendini ispatlayamayan ve beğendiremeyen bir evlat.
Yetkin in aşkı kumsal , hemşire annesi ve sürekli rüyaları doğru çıkan komşuları meserret..
Kitap konusu 1990 öncesinden başlayıp, 2000 lerin başına kadar ki zaman aralığında geciyor. O zaman ki siyasi ve ekonomik olaylar, hatta kimi bu günlerin bir benzeri olması da ayrıca dikkatimi çekti.
Baba oğul çatışması, kavusulmayan aşklar ve beklenmedik son...
Yazarı tanımak isteyenler bu kitapla başlayabilir.. (Abdullah tiryaki) 
--reklam--
Yüzünü Sıyır Karanlığından PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Sevinç Çokum - Yüzünü Sıyır Karanlığından kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yüzünü Sıyır Karanlığından PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Sevinç Çokum Kimdir?
Sevinç Çokum  25 Ağustos 1943’te  İstanbul  Beşiktaş’ta dünyaya geldi. Üç kız evlada sahip olan ailenin en küçük çocuğudur. Beşiktaş Büyük Esma Sultan İlkokulunu, Beşiktaş Ortaokulu ve Lisesini bitirdi. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu; ayrıca Umumi Sosyoloji dalında öğrenim gördü.  Acıbadem Özel Anadolu Lisesinde ve Etfal Hastanesine bağlı hemşire okulunda Türkçe ve Edebiyat dersleri verdi.

Orta öğrenimi sırasında bir süre İstanbul Radyosu çocuk korosunun haftalık programlarına katıldı.   Klasik Batı müziği dalında özel keman dersleri alarak Türk ve değişik ülkelerin temsilcilerinden  oluşan A. Kavafyan yönetimindeki  İstanbul Amatör Senfoni Orkestrasında ikinci kemanlarda çaldı, konserlere katıldı. Üniversitedeyken politikayla ilgilenmeğe başladı. Bir siyasi partinin ilçe gençlik kolu başkanı oldu, daha sonra İl Gençlik Teşkilâtına geçti, bir süre sonra politikada aktif rol almaktan  vazgeçti.  Öğrenimi sırasında evlenen  Sevinç Çokum, 1968 çalkantılı döneminde öğrenci hareketlerine fikirleriyle katıldı.

Edebiyata sevgisi  ortaokul sıralarında Türkçe Öğretmeni Necmi Seren’in, lisede ise Suzan Karamanlıoğlu’nun   yönlendirmeleriyle  yol aldı. Necmi Seren öğretmenliğin dışında Macarca’dan çeviriler yapmış, ünlü “Pal Sokağı Çocukları” romanını Türkçeye kazandırmıştı. Sevinç Çokum daha o tarihlerde günlük tuttu, şiirler yazdı. Lisede öğrenciyken büyüklerin katıldığı Kudret Gazetesindeki bir yarışmaya girerek ikinci oldu. Üniversitede hikâyeler yazmağa başlayan yazarın  Bir Eski Sokak Sesi adlı öyküsü Hisar Dergisinde (Şubat 1972) yer aldı. O sıralarda Yelken ve Eflatun Dergilerinde de birkaç hikâyesi görüldü, Ahmet Nadir Caner’in yönettiği Başkent Gazetesinde  şiirlerinden bazıları  neşredildi. İlk hikâyelerini  Eğik Ağaçlar adlı kitabında toplayan yazar,  Behçet Necatigil’in  tavsiyesiyle öyküde yoğunlaştı. Bu kitabın ardından Hisar Dergisinin yanısıra  Türk Edebiyatı Dergisinde de yazmağa başladı. 1975-76 yıllarında Kültür Bakanlığı bünyesinde düzenlenen komisyonlardan Halk ve Çocuk Yayınları Kurulundaki çalışmalara katıldı. 1977-79 yıllarında Türk Edebiyatı Dergisinin yazı işleri müdürlüğünde bulundu. Daha sonra,  (1981-85)  eşi Rıfat İzzet Çokum’la kurdukları Cönk Yayınlarını yönetti. Sevinç Çokum’un öykü, söyleşi ve diğer yazıları, Hisar, Türk Edebiyatı, Gösteri,  Varlık Dergilerinde ve Dünya- Kitap’ta yer aldı.

Öyküleri:
Eğik Ağaçlar (1972), Bölüşmek (1974), Makina (1976), Derin Yara (1984),Onlardan Kalan (1987 ) Bu kitaplar birleştirilerek, Bir Eski Sokak Sesi, Evlerinin Önü, Onlardan Kalan adlarıyla yeniden yayımlandı. Rozalya Ana  (1993- Türkiye Yazarlar Birliği Armağanı), Beyaz Bir Kıyı (Fas’ta geçen hikâyeleri 1998), Gece Kuşu Uzun Öter (2001 ), Al Çiçeğin Moru (2010).

Romanları:
Zor (1977), Bizim Diyar (1978), Hilal Görününce (1984- Milli Kültür Vakfı ve TYB Armağanları), Ağustos Başağı (1989), Çırpıntılar  (1991), Karanlığa Direnen Yıldız (1996), Deli Zamanlar (2000),  Gülyüzlüm (Tefrika roman olarak yazılışı 1988, kitaplaşması 2003 ), Gece Rüzgârları (2004), Tren Burdan Geçmiyor (2007),  Arada Kalmış Tebessüm (2010), Lacivert Taşı (2011- Eskader Roman Armağanı)

Gazete Yazıları: Güzele Bakan Karınca (1997), Vaktini Bekleyen Tohum (2000 )

Anlatı:  Hevenk- Kayıp İstanbul (1993-TYB Armağanı)

Radyo programları ve TV senaryoları da bulunan Çokum, Yeniden Doğmak adlı dizi senaryosuyla  Ankara Gazeteciler Cemiyeti, 1988 Basın Şeref Belgesine lâyık görülmüştür.

Çevrilmiş Eserleri:
Çarmıh,Bir Geminin Getirdikleri, Der Neu Mensch İn Der Türkei – Almanya(Seçkiye Katılan Öyküler)
BizimDiyar, Prof.Dr.  Azize Cefarzade’nin çevirisiyle- Azerbaycan-Baku.(Roman)
Tarifsiz Bir Sesin Hikâyesi, Moderne Turkse Verhalen- Hollanda (Seçkiye Katılan Öykü)
Denizin Dalgası Saçların, Racconti dell Anatolia-İtalya (Seçkiye Katılan Öykü)
Deli Zamanlar  Arapçaya çevrilerek Mısır’da yayımlandı (Roman)
Tarlabaşı’nda Sabah Oluyor, Istanbul In Women’s Short Storıes – England ( Seçkiye Katılmış Öykü)
Deli Zamanlar Arnavutluk, Bulgaristan ve Hindistan’da yayımlanmak üzere çevrilmektedir.

Eserleri üniversitelerde araştırma konusu olan Sevinç Çokum’un yurt dışında da bazı eserleri üzerinde çalışmalar gerçekleşti. Ayn Şems Üniversitesinden Ayşe Abdülvahid Çırpıntılar romanıyla ilgili, Batıda Türk Göçmenlerinin  Sorunları  adıyla  yüksek lisans yaptı.(2008-2010) Ayrıca yine Mısır’da Kahire Üniversitesinden Muhammed Eyd, yazarın  Beyaz Bir Kıyı  adlı eserini dil bakımından inceleyen bir çalışma ortaya koydu.(2010-2011)

İlk kitabıyla insan sevgisi ve hümanizma çizgisinde görünen Sevinç Çokum, zaman içerisinde öykü ve romanlarında değişimler yaşadı. Toplum ve birey arasındaki ilişkileri kurcalayan yazar, ilk romanlarında ulusun değerlerini kişilerine aktararak onları tarih perspektifi içinde ele aldı. Giderek insanın iç yapısındaki  derinliklere yönelen yazar,  sanatın sınırları olmayacağını savunarak evrenselliğe ulaştı. Deli Zamanlar romanıyla birlikte hikâyelerindeki ince gözlemleri, dil özenini ve ironik bakışı romanlarına taşıdı. Tren Burdan Geçmiyor ve Arada Kalmış Tebessüm, Lacivert Taşı  gibi  son romanlarında sosyal-psikolojinin verileriyle insanı anlamaya çalıştı. Abukiz adını verdiği bir felsefe ortaya atarak, çok renkli ve prizmatik bir yapı içinden dünyaya baktı. İçtenliği önemseyerek öğretilerin dışındaki doğruları aradı.

 
--reklam--
Sevinç Çokum Kitapları - Eserleri
Hilal Görününce
Ağustos Başağı
Lacivert Taşı
Bizim Diyar
Rozalya Ana
Gece Kuşu Uzun Öter
Tren Burdan Geçmiyor
Bir Eski Sokak Sesi
Al Çiçeğin Moru
Arada Kalmış Tebessüm
Deli Zamanlar
Gece Rüzgarları
Onlardan Kalan
Çırpıntılar
Evlerinin Önü
Yüzünü Sıyır Karanlığından
Kırmalı Etekler
Hevenk - Kayıp İstanbul
Güzele Bakan Karınca
Karanlığa Direnen Yıldız
Gülyüzlüm
Zor
Vaktini Bekleyen Tohum
Çok Yapraklı İlişkiler
Beyaz Bir Kıyı
Gözyaşı Çeşmesi
Bölüşmek
Tek Kalan Fincan
Makina
Eğik Ağaçlar
İskele Gazinosu
Beyaz Bir Kıyı
--reklam--
Sevinç Çokum Alıntıları - Sözleri
Varsın adları "göçmen " olsun. Çok sürmez , Avustralyalı olurdu onlar da. Ne kadar olunabiliyorsa tabii. (Çırpıntılar)
İnsanın, kimi zaman canını veresiye önemsediği birinin ya da bir nesnenin gün gelip kendisi için anlamını yitirdiğini anlaması doğal yaşanmışlıklardan değil miydi? (Tren Burdan Geçmiyor)
Hani bazen bir kuşa sevgiyle coşkuyla bağlanirsin, sonra kuşa bir hal olur. Hani yemez de yermiş gibi yapar, durmadan uyur; kanatları düşer. Hani solmakta olan bir çiçeğe dönüşür... gayrı parlatamaz tüylerini, matlaşır o tüyler, belki çoktan ölür derisi, yenilemez kendini geri dönülmezliklerde. Sonra bir bakarsın... (Gülyüzlüm)
Sevgi belki de milyonlarca anlardan birindeki birkaç saniyedir; fakat o birkaç saniye aslında ömürleri içine alabilir. (Arada Kalmış Tebessüm)
"Gül alır, gül satarlar..
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tatarlar
Çarşı pazar güldür gül.." (Ağustos Başağı)
Hayat pişmanlıklar zinciridir. Ama yıllar sonraki doğruların, sana bazı şeyler anlatır. (Yüzünü Sıyır Karanlığından)
Gece ışığı umuttu çünkü, umuydu. Umularla ürerdi hayat; hele umumun bir parçası isen... (Al Çiçeğin Moru)
Zamanın güzel bir noktasındaydık;zaman bizi karalamamıştı henüz ;ülkemiz karalamıştı. Ülkemiz bizi gözden çıkarmamıştı henüz. (Gece Rüzgarları)
“Siz bilimsel çalışmalarınızı sürdürürken bunlar olmaktaydı ve sonra sis diye bir hastalık icat ettiler; sözüm ona başka ülkelerde de bu hastalığın var olduğuna dair düzmece haberler çıkmaya başladı. Hayır, hayır, bin kere hayır!

Kendileri gibi düşünmeyenlerin parlak zekâlarını söndürmeye çalışıyorlardı düpedüz. Çünkü karşı çıkan çoğu insanda itiraz eden aykırı bir gene rastlanıyordu. İtiraz geni, evet! Sözgelimi diğer hücreler maviyse aykırı gen her renge dönebiliyor. Maviden mora, mordan kırmızıya, yeşile ve sarıya... İşte o dayatılmış sistemlere uymayan gen...” (Çok Yapraklı İlişkiler)
Savaş bizim irademizden doğsa da kaderimiz gibidir. (Gözyaşı Çeşmesi)
Seni gezemediğim, keşfedemediğim, bozulmamış çok yakın bir kent gibi hatırlamalıyım. (Arada Kalmış Tebessüm)
Belki de ölmüşsündür, nerden bileyim, bilmeyi de istemiyorum. Ben benim işte aylardır bunu söylemeye çalışıyorum. Kimse bana hangi renkleri seveceğimi, hangi tatlardan hoşlanacağımı anlatmasındı. Beni bir makine addedip her parçamı değiştirebileceğini sanmasındı. Duvarın arkasında annen var demek! Aramızda hep bir duvar vardı zaten ve bizi hangi sersem esinti yanlışlıkla bir araya getirdi, bilemiyorum. Neyse, geldi geçti. (Kırmalı Etekler)
Eskiden daha bakımlıydı bahçemiz. Bahçıvan da yaşlandı. Bakamıyor. Ah o kamelyaları, ortancaları, zambakları görseydiniz. Ben o zamanlar daha meraklıydım böyle şeylere şimdi çiçekleri seyretmek bile yoruyor beni. (Zor)
Kırılsın varsın hayalleri. Pek çabuk kırılan hayal de zaten barınmamalı insanda. (Bizim Diyar)
İnsanların uçsuz bucaksız gaddarlığını anlayamadan öleceğim. Tutkuların sonsuzluğunu da... (Kırmalı Etekler)
.. '' O çiçekleri neden yaşatmaya çalışıyorum sanki? Çiçekler de ölür elbette. Yaşayan sadece tohumlarıdır. Yaşayan ve devam eden... " (Çırpıntılar)
Sevdiğim, yağmurla ayrıldık biz ve yine yağmurla kavuştuk. (Yüzünü Sıyır Karanlığından)
Kırılsın varsın hayalleri. Pek çabuk kırılan hayal de zaten barınmamalı insanda. (Bizim Diyar)
Ah ne olur bir gün şu trenlerden değişmiş olarak insem. Evimin kapısından, bir başka ben olup girsem... (Onlardan Kalan)
Gurur... Aşkın hem dostu hem düşmanı. Dostu, çünkü onunla yaşar ve ayakta durur o bağ. Düşmanı, çünkü yaprak uçurtmaz ortalıkta, yaprak kıpırdatmaz ki öteki ruh anlasın, sezsin, sevildiğini bilsin. (Tren Burdan Geçmiyor)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/yuzunu-siyir-karanligindan-sevinc-cokum-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)