# Zeki Müren - Radi Dikici Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Zeki Müren kimin eseri? Zeki Müren kitabının yazarı kimdir? Zeki Müren konusu ve anafikri nedir? Zeki Müren kitabı ne anlatıyor? Zeki Müren PDF indirme linki var mı?  Zeki Müren kitabının yazarı Radi Dikici kimdir? İşte Zeki Müren kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/zeki-muren-radi-dikici-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-26T20:00:07+03:00
- Güncelleme: 2022-06-26T20:00:07+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/26/radi-dikici-kimdir-radi-dikici-kitaplari-ve-sozleri-255456.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Radi Dikici 
 Yayın Evi: Remzi Kitabevi 
 İSBN: 9789751418715 
 Sayfa Sayısı: 328 
--reklam--
Zeki Müren Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu kitapta yazılanların neredeyse tümü ilk kez gün ışığına çıkıyor, metinle çok sıkı bağ kuran fotoğrafların ve belgelerin neredeyse tümü ilk kez yayınlanıyor...

Bu kitapta, inatçılığı, kıskançlığı, kindarlığı, hasisliği gibi zaaflarının yanısıra, ulaştığı yerde tek olma arzusuyla yanan ve bazen de anlaşılmaz bir gönül zenginliği sergileyip, âşık olduğu zaman onu sonuna kadar yaşayan bir insan var...

Bu kitapta, büyük sanatkâr, sizin hayalleriniz ötesinde, tahminlerinizin ötesinde büyük bir Zeki Müren var...
--reklam--
Zeki Müren Alıntıları - Sözleri
"... Hiç ayrılamam derken, kavuşmak hayal oldu
Sevda bahçelerinin çiçekleri hep soldu
Hiç ayrılamam derken, kavuşmak hayal oldu."
"Zeki Müren'in olduğu yerde mutlaka neşe vardı," diye anlattı."
"Unutmayalım ki, büyüklük her zaman sanattan değil, bazen insanlıktan da geçer."
"Mesajın çok belli, "Gönül kapım açıktır, gir içeri", diyorsun. Ama girdim ve baktım içerisi çok kalabalık, anladım ki bana yer yok, geri döndüm." Dedim."
"... Zeki Müren, yaşadığı döneme damgasını vurmuş çok özel bir sanatçıydı. Olağanüstü güzel sesi, sahne hakimiyeti, çok özel Türkçesiyle; farklı olduğunu hissettirir, birçok modaya öncülük ederdi."
Sevmek yaşamak demek.
İnsanın dünyaya geldiğine ısınmak demek.
En güzeli candan sevebilmek.
Gönülden sevebilmek ve de gerçek sevebilmek.
Bugün hiçbir şekilde bilemeyeceğimiz değerler, Zeki Müren gibi şanslı olmadıkları için kaybolup gitmişlerdir.
"Dört tarafı hüzünle çevrili yara parçasına aşk denir.
Yüreğimin coğrafyasına düşünce anladım."
~CAN YÜCEL~
"Ve benim naçizane bestem: Beklenen Şarkı, yıllar sonra: Gözlerinin içine başka hayal girmesin/ Bana ait çizgiler dikkat et silinmesin/ İstersen yum gözlerini tıpkı düşünür gibi/ Benden evvel başkası bakıp seni görmesin..."
Ben Müzeyyen Senar hanımefendinin plaklarıyla yetişmiş bir sanatçıyım. Anneme minnetim sonsuzdur. Çünkü evdeki yüz plaktan doksan sekizi Müzeyyen hanımefendiye aitti. Onlar olmasaydı, belki bugün Türk sahnelerinde bir Zeki Müren olmazdı.
--reklam--
Zeki Müren İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Şarkılarına hayranlıkla dinlediğim sanat güneşimizin hayatını okumak benim için çok önemliydi. Bize tanıtılandan çok farklı, daha doğrusu bilinmeyen zeki müren'i anlatan radi dikiciye müteşekkiriz. İlgiyle okunabilecek sürükleyici ve akıcı bir kitap. (Fatih Yüksel) 
zeki müren'i yakından tanımanızı sağlayacak bir kitap...: zeki müren, çocukluğumdan beri dinlediğim, sesine hayran olduğum, hüzünlü gecelerime yoldaş olan, hatta hayatta en sevdiğim kişiler listesinde yer verdiğim, çok büyük bir isim... di... neden geçmiş zaman kipi kullandım? anlatacağım...

radi dikici'nin yazdığı aşkın kavurduğu güneş zeki müren kitabını okudum. zeki müren'in, sanatçı kişiliğinin yanında insani özelliklerinin de anlatıldığı bir kitap. maalesef kitabın en az yarısını hayretler içinde okudum. üzüldüm, şaşırdım, "hayır olamaz!" tepkileri verdim. sevdiklerinizin kusurlarını yakalarsınız ve birdenbire soğursunuz ya, öyle oldu. hatta kitabı bitirdikten sonra "keşke okumasaydım" dedim; "keşke okumasaydım da belleğimde halen muhteşem bir insan olarak kalabilseydi paşam..."

bursa'da doğan ve çocukluğu burada geçen zeki müren, maalesef aile sevgisi görmeden büyüyor. bunun nedenleri kitapta uzun uzun anlatılmıyor ama zeki müren'in daha 10 yaşında ortaya çıkan cinsel kimlik tavırları, kadınsı hareketleri, babasını epey bir soğutmuş. zeki müren bu sevgisizliğin karşılığı olarak şöhret olduktan sonra anne babasını hayatından tamamen çıkarmış. hayatının sonuna kadar neredeyse hiç görüşmemişler, zeki müren için anne babası, anne babası için zeki müren yok hükmündeymiş.

onun hayattaki ilk büyük şansı hayri terzioğlu ile tanışmasıdır. daha 15 yaşındayken söylediği şarkılarla mahallede adını duyuran zeki müren'in yolu demokrat parti bursa il başkanı hayri terzioğlu ile keşişir. hayri terzioğlu zeki müren'in sesini epey beğenir ve ona kol kanat gerer. çok geçmeden de zeki müren'i bursa'da heba olmaması için ailesinden izin alarak istanbul'a getirir. burada liseye ve güzel sanatlar akademisi'ne yazdırır. ona ev tutar, kirasını öder. her anlamda arkasında müthiş bir güç olur. 

artık büyümüştür. üniversite çağına gelen zeki müren, okulda sık sık kadınsılığı ile ilgili alay konusu olur. bir gün kantinde yine birileri onunla dalga geçmektedir. zeki müren artık dayanamaz, "bana bakın ulan o... çocukları" der ve önce pantolonunu, sonra külodunu indirir. cinsel organını eline alır ve "içinizde bunu yapabilecek bir erkek var mı?" diye gösteri yapar.

sonrasında yolu trt istanbul radyosu'na düşer. ilk programından itibaren ülke çapında şöhret olur. artık durdurulamaz bir güçtür. gazetelerde, dergilerde hep kendisinden bahsedilir. insanlar zeki müren'in sesini dinlemek için onun radyo programının yapıldığı saatte işlerini güçlerini bırakır, radyonun başına kurulurlar. çok kısa bir süre içinde ilk filmi olan beklenen şarkı'yı çeker. yaşı henüz 22'dir.

zeki müren için artık gazino dönemi de başlamıştır. bir yandan radyo programları ve film çekimleri de devam eder. çok kısa süre içinde şöhreti yakalamıştır. gazino patronlarını peşinden koşturmaktadır. daha önce hiçbir sanatçıya sunulmayan imkanlar kendisine sunulmuştur. en yüksek ücreti o almaktadır, bir dediği iki edilmemektedir. en sert patron olarak bilinen fahrettin aslan dahi onun karşısında dut yemiş bülbüle dönmektedir. 

burada zeki müren'in sahne hayatıyla ilgili bilgi vermek gerekirse; onun gerçekten işini hakkıyla yapan, olağanüstü bir sanatçı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. eşsiz yeteneğinin yanı sıra müthiş titizdir. çok çalışkandır. sahne performanslarını kayıt altına alıp, eve gider gitmez bunları izler ve eksiklerini, hatalarını tespit eder. dakiktir. sözüne sadıktır. örneğin hayatını sürekli hastalık içinde geçirmesine rağmen bir kez bile sahneye çıkmamazlık yapmamıştır. seyirciyle olan iletişimi harikuladedir. onlara "aşklarım, canlarım, bitaneciklerim" diye hitap eder. insanlar kendisine adeta tapar. örneğin, ünlü 31 mayıs 1969 zeki müren aspendos konseri'nde izdiham olur. konseri kapasitenin çok çok üstünde bir rakam olan 27 bin kişi izler. insanlar için zeki müren bir yana, diğerleri bir yanadır. paşa, sahnede genelde hep aynı şarkıları okur, repertuarını pek değiştirmez. kendi eserleri de oldukça fazladır. beni şaşırtan bir bilgi olarak, zeki müren'in orhan gencebay ve ferdi tayfur şarkılarını da okuması olmuştur. fakat bu kayıtları maalesef internette bulamadım.

sahnelere yepyeni bir soluk getirmiştir. kıyafetleri olay olmuştur. denilebilir ki, türk müzik tarihinde sahnelein en büyük devrimlerini zeki müren yapmıştır. onun yaptığının yarısını dahi yapmaya kimseler cesaret edememiştir. rengarenk kıyafetler, topuklu ayakkabılar, mini etekler... aklınıza gelebilecek en ilginç kostümleri giyer. dikkat ediniz, bundan 40 sene öncesinden bahsediyoruz.

çektiği filmlerde büyük bir star olmanın gerektirdiği gibi kendi kurallarını koyar. bu kurallar türkan şoray kanunları'ndan hallicedir. burada onun pek tevazu sahibi olmadığını görüyoruz. örneğin film afişlerinde kendi ismi en başta ve en büyük olarak yazılacaktır. çektiği 18 film içerisinde ismi tek bir kişi ile eşit büyüklükte yazılmıştır: türkan şoray!

zeki müren'in aslında hiç yazmak istemediğim taraflarına gelecek olursak... maalesef vefasız ve kadir kıymet bilmez bir yönü varmış sanat güneşimizin... örneğin, kendisini ilk keşfeden, elinden tutup istanbul'a götüren, onun maddi manevi her türlü ihtiyacını karşılayan, liseye ve üniversiteye girmesini sağlayan, sanat camiasının içine sokan hayri terzioğlu'nu bir gecede defterden silmiştir. 27 mayıs 1960 darbesi'nde demokrat parti bursa il başkanı olarak tutuklanan hayri terzioğlu hapse gönderilir ve mal varlıklarına el konur. hapishanedeyken paraya ihtiyacı olur ve zeki müren'den yardım istemek için ona ulaşır. fakat zeki müren önce telefona çıkmaz, sonra da haber gönderir. "nereden çıktı bu iş? ben o kadar zengin miyim ki ona para göndereceğim?" der ve para göndermez. sonraki yıllarda da hayri terzioğlu ismini ağzına almaz. hatta onun öldüğü haberini aldığında "öldüyse öldü, n'apalım?" der ve cenazesine gitmez.

kaprislidir, kıskançtır, küçük hesapların adamıdır, bencildir zeki müren. kendisinden başka kimseden bahsedilmesini istemez. dünya kendi etrafında dönüyor sanar, eşinden dostundan da bunu ona hissettirmelerini ister. örneğin neredeyse 40 yıl boyunca yanında çalışan, kendisinin ev işlerinden tut kuliste içeceği suyla dahi ilgilenen berrin hanım'ın aktardığına göre zeki müren, kendi adından başkasına tahammül edemezmiş. birisi hakkında şatafatlı bir haber gördüğü an şartelleri atarmış. kendisinin huyunu suyunu bilen yardımcıları da gazetelerle ilgili rapor verirken sadece zeki müren'le ilgili haberlerden bahsederlermiş. sadece olumlu haberlerden. 

kendisine rakip olacak herkesi ortadan kaldırmaya çalışmıştır paşa... sahnelerde biraz sivrilip de onun gazabına uğrayan o kadar çok kişi vardır ki... yeni yeni adından söz ettiren bülent ersoy'u çalıştığı gazinodan kovdurmaya çalışmış ama başaramıştır. muzaffer akgün'ü kovdurmuştur. gönül yazar'ı canından bezdirmiş, istifa ettirmiştir. (ancak gazeteler "gönül yazar zeki müren'i terk etti" yazmasın diye ertesi gün onun gönlünü almış, tekrar sahneye çıkmasını sağlamış, sonra da onu odasına çağırıp "seninle işimiz bitti gönül, pılını pırtını topla. kimse beni terk edemez, ancak ben kovarım." demiştir) işi öyle bir boyuta getirmiştir ki, adnan şenses'in önünü kesmek için ona tecavüz ettirmeye bile kalkışmıştır. 

cimri ve paragözdür. küçük bir örnek vereceğim. her gece kendisi için gazinoya gönderilen çiçekler, çalışanlar tarafından sokağa atılıp heba edilir. bunu gören şoförü ile yardımcısı berrin hanım, bu çiçeklerin çöpe atılmasına dayanamaz ve her gece onları toplayıp 100 lira karşılığında çiçekçiye satarlar. bir gece zeki müren bu duruma şahit olur. şoförü, "yanlış bir şey yapmadık ya zeki bey?" der. "yok yok gayet güzel bir şey yapıyorsunuz. bundan böyle fiyatı 200 liraya çıkarın ve parayı üçe bölüp benim payımı verin." der. 

zeki müren ve aşkları... zeki müren'in cinsel hayatı malumdur. o bir eşcinseldir. kadınlardan çok erkeklere ilgi duyar. unutamadığı büyük aşkı ise kürşat bey'dir. kendisine hayran olan ve tanışmak isteyen kürşat bey, bir subaydır. zeki müren kendisini görür görmez vurulur. aşkı karşılıksız değildir. beraber yaşamaya başlarlar. kürşat bey askerliği nedeniyle evden uzak kaldığı dönemlerde zeki müren neredeyse hayata küser. kendisiyle tekrar buluştuğunda ise yüzünde güller açar. ilişkilerinin duyulması nedeniyle kürşat bey'in ordudaki durumu sıkıntıya girer, askerlikten istifa eder ve yeni işi nedeniyle yurtdışına taşınmak zorunda kalır. büyük aşk da biter gider. zeki müren, bu konuyla ilgili 1987 yılında mete akyol'a verdiği röportajda o günleri şöyle anlatır: "ben sekiz sene, 1962'den 1970'e kadar, büyük bir sarhoşluk içinde aşk yaşadım. allah bana bir daha öyle aşk nasip etmesin. çünkü bu kalbim dayanmaz aşkın öylesine. o günlere dönüyorum, düşünüyorum da... o nasıl bir çileymiş. acılı bir yemek gibi. yemeğin acısını bilmiyorum ama, aşkın acısını tattım, aşkın acısını çok iyi biliyorum." 

hayatına yine başka başka kişiler girse de, hep erkek olur bunlar. bunu nereden mi biliyoruz? şuradan: 1985 yılında hürriyet gazetesi'nde nimet hanım diye birinin röportajı yayımlanır. nimet hanım zeki müren'den hamile olduğunu iddia eder. zeki müren bunu duyunca, "bir kadını hamile bırakmışım ama haberim yok. ayol üstüme iyilik sağlık, ben hiçbir kadınla yatmadım ki!" der.

son yıllarında bodrum'da inzivaya çekilen zeki müren, burada bir skandala imza atar. yıllarca yanında çalışan, bir dediğini iki etmeyen, onun tüm işlerini yapan, ona herkesten daha yakın olan berrin hanım'ın ve onun yardımcısının kendisini soyduğunu ve altınlarını çaldığını iddia eder. bu iddiaya karşılık dava açan berrin hanım, davayı kazanır ve zeki müren daha sonra kendisinden özür diler. bunu neden yaptığı bugün bile tam olarak bilinmiyor.

bitireyim. kitabı okuduktan sonra zeki müren'le ilgili olarak fikirlerimin oldukça değiştiğini söyleyebilirim. üç ayrı zeki müren'den bahsedebiliriz sanırım. sanatçı zeki müren; olağanüstü başarılı, kitleleri peşinden sürükleyen, sahnelerde devrimler yaratan, türk müziğinin mihenk taşlarından biri. insan olarak zeki müren; başarıya giden yolda her şeyi mübah gören, tevazudan uzak, kibirli, paragöz, bildiğin haset. son olarak da cinsel açıdan zeki müren; ezelden beri hor görülmüş, alay edilmiş, şöhrete ulaşınca belki bunu kalkan edinip kendini korumuş ama duygularını hep kendi içinde biriktirmiş, saklamış, acı çekmiş, yalnız kalmış biri.

madalyonun iki yüzü vardır. yine bağış erten'den ilhamla; öyle ya da böyle; peki kimdir zeki müren? hatalarıyla sevaplarıyla, müthiş bir sanatçı mı? yoksa ibrahim tatlıses için söylendiği gibi "sesi iyi ama kendisini sevmem" tarzı cümleler sıralayabilir miyiz onun için? sizi bilmem ama, bir zeki müren hayranı olarak, benim kalbim ortalarda bir yerlerde çarpıyor... (Gökhan) 
Ben Bodrum'da büyüdüm..Bodrum'u Bodrum yapan iki kişi vardır.Biri Halikarnas Balıkçısı diğeri de Zeki Müren..Çocukluğumda bisikletimi alıp çok kez evinin önündeki sahilde zaman geçirdim..Yıllar sonra gittiğimde ne halikarnas vardı yerinde ne de Zeki Müren..Ona olan hayranlığım o kadar büyüktür ki bulabildiğim her fırsatta onun hk yapılan belgeselleri,yazıları incelerim.Şarkılarını dinleriz arabada eşimle uzun yolcuklarımızda..Bu kitap benim için çok farklı oldu.Onun hakkında yazılan bütün yazılarda veya tv belgesellerinde sadece onun sanatçı kişiliği yer alıyordu fakat bu kitap Zeki Mürenin ''insan'' olan hallerini bütün çıplaklığı ile ele almış.Bir proje gibi başlayan ve ilerleyen kariyeri, insanlara karşı acımasızlığa varan tavırları, satır aralarında hissedilen yalnızlığıyla başka bir Zeki Müren tanıdım daha doğrusu... Müren'i sadece dinlediğimi hakkında hiçbir şey bilmediğimi anladım.Çok şaşırdım kitabı okurken yer yer kızdım ve verdiği yanlş kararların arka planlarını çok merak ettim.Örneğin Zeki Müren bursada 15-16 yaşlarında feninen bir genç olduğu için kötü yola düşme tehlikesindeyken onu alıp okullara gönderen bütün maddi kaynaklarını ve siyasi itibarını onun için kullanan yani kısacası Zeki Müreni Zeki Müren yapan adama en zor zamanında sırt çevirmiş ve ömründe bir kere b ile onun adını asla anmamış olması..Aklım almadı..Veyahut 25 yıldır onun yanında çalışan ve resmen ömrünü ona adayan insanlara nasıl bir günde beş kuruşsuz kapının önüne koymuş..İnatçılığı, kıskançlığı, kindarlığı, hasisliği, zaafları, ulaştığı yerde tek olma arzusu... Bazen de anlaşılmaz bir gönül zenginliği sergileyip, aşık olduğu zaman onu sonuna kadar yaşayan biri...İnsan tarafı çok sorgulanabilir belki ama sanat hayatı anlamında o bir yıldızdı..Bence bir devrimciydi..Bulunduğu yılların siyasi ve toplumsal görüşünü ele aldığımzda kullandığı kostümler,sahne şovları,saçı makyajı,kullandığı kusursuz Türkçe ile..Bir şekilde kendini Türk toplumuna sevdirmiş ve bu sevgiyi kaybetmekten ölesiye ve hastalık derecesinde korkmuş hep..
Mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum (2my) 
--reklam--
Zeki Müren PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Radi Dikici - Zeki Müren kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Zeki Müren PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Radi Dikici Kimdir?
1937 yılında Samsun'da doğdu. İlk ve orta öğrenimine Samsun ve ardından Ankara'da devam etti. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni 1959 yılında bitirdikten sonra, on iki yıl maliye müfettişliği görevinde bulundu.

Halen çeşitli sanayi kuruluşlarında üst düzey yöneticilik yapan Radi Dikici aynı zamanda dergi ve gazetelere makaleler yazıyor.
--reklam--
Radi Dikici Kitapları - Eserleri
Zeki Müren
Dört İstanbul
Bizans İmparatorluğu Tarihi
Theodora
Cumhuriyet'in Divası Müzeyyen Senar
Müzeyyen Senar Efsanesi
İmparator Heraklius
Büyük Konstantin - Helena ve Fausta
Şu Bizim Bizans
Bizans'ı Anlamak
Bu Şehr-i Stambul ki
Bizans İmparatoru Büyük Theodosius
Ben Bir Celaliyim - Karayazıcılar
--reklam--
Radi Dikici Alıntıları - Sözleri
"Bu topraklarda o muhteşem medeniyeti yaratan tüm Bizans imparator ve imparatoriçelerine..." (Bizans İmparatorluğu Tarihi)
...Biz sultanımla ruz-i mahşerde (kıyamet günü) cennette buluşacağız. (Cumhuriyet'in Divası Müzeyyen Senar)
Bugün hiçbir şekilde bilemeyeceğimiz değerler, Zeki Müren gibi şanslı olmadıkları için kaybolup gitmişlerdir. (Zeki Müren)
..başkalarının mutsuzluğu üzerine mutluluk inşa edilemiyormuş.. (İmparator Heraklius)
Ben Müzeyyen Senar hanımefendinin plaklarıyla yetişmiş bir sanatçıyım. Anneme minnetim sonsuzdur. Çünkü evdeki yüz plaktan doksan sekizi Müzeyyen hanımefendiye aitti. Onlar olmasaydı, belki bugün Türk sahnelerinde bir Zeki Müren olmazdı. (Zeki Müren)
Anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek
Hasta gönlüm yine hicranını yalnız çekecek
Bil ki ruhum seni çılgınca severken ölecek
Yine sensin ben bir lahza şifayab edecek (Müzeyyen Senar Efsanesi)
"Mesajın çok belli, "Gönül kapım açıktır, gir içeri", diyorsun. Ama girdim ve baktım içerisi çok kalabalık, anladım ki bana yer yok, geri döndüm." Dedim." (Zeki Müren)
17. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak II.Mahmut dönemine kadar iktidar, padişahlardan artık sadrazamlara geçmiş ve bu sefer sadrazamlık hanedana dönüşmüştür. Sadrazamlar o derece güçlenmişlerdir ki padişahların kaderini çizmeye başlamışlar, onları gerektiğinde tattan indirebilmişlerdir. (Dört İstanbul)
"Unutmayalım ki, büyüklük her zaman sanattan değil, bazen insanlıktan da geçer." (Zeki Müren)
Esasında bir ordu savaşa girerken kaybederim endişesi içindeyse savaşı yarı yarıya kaybetmiş demekti. (Büyük Konstantin - Helena ve Fausta)
Konstantinopol ziyareti Muaviye'ye önce Şam valiliği, ardından da Emevi Devletini kurma yolunu açacaktı. Konstantinopol'de gördüğü eserler ona ilham vermişti. Şam'da büyük Emevi Camisi'ni yaptıracak, bunun için de zamanın Bizans imparatorundan kendisine mimar ve mühendis göndermesini isteyecekti. (İmparator Heraklius)
Tarihte hiçbir zaman Bizans İmparatorluğu diye bir devlet olmamıştır. 1453’te İstanbul’un fethine kadar onlar kendilerini hep Romalı olarak bilmişlerdir. Ancak 16. yüzyılda bir Alman tarihçi Hieronymus Wolf Corpus Historiae Byzantinae adlı eserinde Roma İmparatorluğu yerine Bizans İmparatorluğu tabirini kullanınca, bu isim süreklilik kazanmıştır.Yani Roma İmparatorluğu’nun 330-1453 yılları arasındaki 1123 yıllık dönemini tarihçiler Bizans İmparatorluğu olarak ifade etmekte ve bu ismi kullanmaktadırlar. (Bizans'ı Anlamak)
"Zeki Müren'in olduğu yerde mutlaka neşe vardı," diye anlattı." (Zeki Müren)
"... Zeki Müren, yaşadığı döneme damgasını vurmuş çok özel bir sanatçıydı. Olağanüstü güzel sesi, sahne hakimiyeti, çok özel Türkçesiyle; farklı olduğunu hissettirir, birçok modaya öncülük ederdi." (Zeki Müren)
Yeniçeriler aynı zamanda başşehrin polisi, yangın gözcüsü ve gümrük memurları idiler. Her gün İstanbul’a gelenleri kontrol ederler ve akşamları şehri terk edip terk etmeklerine bakarlardı. Çünkü, bu şehrin nüfusunun dengede tutulması ve gerekli göçün önlenmesi padişah buyruğudur. (Dört İstanbul)
Kuvvet, olgunlukla birleştiği zaman faydalı ve şerefli oluyor. Birinin ezip, yok etmeye çalıştığını, diğeri, kucaklayıp yükseltiyor... Müzeyyen Senar'la Zeki arasındaki büyük fark da bence insanlık anlayışıdır... (Müzeyyen Senar Efsanesi)
Avrupa’nın belli başlı merkezleri Paris ve Londra dahil hiçbir başşehirde 17. yüzyıl sonları ve 18. yüzyıl ortalarına kadar, İstanbul’da olduğu kadar elçi yoktur. Çünkü imparatorluk o dönemde Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Karadeniz, Akdeniz ve Hint Okyanusu’na uzanan toprakları ile bir dünya devletidir…..
 17. yüzyılın sonlarına kadar, İstanbul’da elçilik aynı zamanda riskli makamlardır. Çünkü Osmanlı imparatorluğu savaşa girdiği her ülkenin elçisini derhal Yedikule’ye hapseder. Örneğin; Fransız elçileri altı, Venedik elçileri iki, Rus elçileri iki defa Yedikule’ye hapsedilmişlerdir. Ancak, her elçi savaş bitince sağ salim hapisten çıkar. İstisnası 1524 ve 1729 yıllarında idam edilen İran elçileridir. Elçilerin muhatapları esas itibari ile sadrazamlar olur. (Dört İstanbul)
Beni ateşlere salan o kapkara siyah gözler
Beni çılgın gibi yakan o tatlı sözler, güler yüzler
Hayatımda sana kanmak nasib olmaz ise eğer
Kapansın, perde çekilsin cihan sensiz hiçe değer (Müzeyyen Senar Efsanesi)
Gittin bu gidiş bence ölümden de beterdi
Gönlüm geri dönmez o giden sevgili derdi
Hicrinle solan gam dolu ufkumda her akşam
Rüzgarlar elem şarkısı da geçerdi (Müzeyyen Senar Efsanesi)
Büyük Konstantin tarafından 11 Mayıs 330 Pazartesi günü Nuova Rome, yani Yeni Roma adıyla Konstantinopol’ü başkent yaparak başlayan Roma İmparatorluğu’nun, daha çok bilinen adıyla Bizans İmparatorluğu’nun macerası tam 1123 yıl 18 gün sonra, 29 Mayıs 1453 Salı günü sabahın erken saatlerinden itibaren biter ve o da tarihin sayfaları arasında yerini alır… (Dört İstanbul)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/zeki-muren-radi-dikici-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)