# 11200

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/11200
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-05-01T16:34:31+03:00
- Güncelleme: 2014-05-01T16:34:31+03:00
- Yazar: VEYSİ ELMASOĞLU
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Son on yılda resmi
rakamlara göre Türkiye’de vefat eden işçi sayısı 11200’den fazla. Yıllık ortalama
yaklaşık 1100, günlük ise 4.  
Günde ortalama olarak
4 işçi ölümü demek,  4 ailenin hayatının
kararması demek. Yakın çevremde o tür ailelerden tanıdıklarım var. Muhakkak
sizin de var. O aileler için maalesef hiçbir şey eskisi gibi olamıyor.  İşin daha dikkat çekici tarafı bunlar arasında
çocuklar da var. 2013 yılında tespit edilmiş çocuk ölümü sayısı 59’dur. 
Başta inşaat olmak
üzere maden, yol yapımı, tarım, makine, kimya gibi iş kollarında çeşitli
kazalarda ekmek parası için koşturan insanlarımız ölebiliyor, engelli olarak
hayatına devam edebiliyor.  Bunlar arasında
Karadon kömür madeninde yıllardır çıkarılamayan iki işçi de var, “Arkadaşlarımız
güzel öldü” gibi bir bakan iltifatına(!) mazhar olmuş arkadaşları da var.
İstanbul’daki selde panelvanda boğulan ve patronları beraat alan yedi kadın da
var. Bir ara seri cinayet gibi karşılanan tersane ölümleri de var. Depolarda
metan gazı zehirlenmesi zaten bir Türkiye klasiği…
Bu işçilerin geride
bıraktıkları insanlar bağlanan maaşla, tazminatla geçinmeye çalışır. Eğer
sigorta kaydı varsa. Yok, eğer yoksa? -Özellikle Güneydoğu’da- vefat eden kayıt
dışı işçilerin ailesine belli bir süre işveren bakar, sonra yük akraba ve yakın
çevrenin omuzlarında olur. “Emr-é xwedé” diye geçiştiriliyor ama vebali nasıl
geçiştirilecek bilemiyorum. Hem bu kayıt dışılıktan dolayı işçiler ömürlerinin
sonuna kadar çalışmak zorunda oluyorlar çalışmayınca da çocuklarının eline
bakıyorlar. Çünkü onlar için emeklilik yok. 
Sadece bu ölümler ve
kayıt dışılıktan dolayı doğan mağduriyetler değildir, sorunlar. 
Kıdem tazminatı verilmemek
için yıllardır çalıştıkları işyerinden kapı dışarı edilenler. Ayda milyonlarca
lira kazanan patronun yanında asgari ücrete talim edenler.  Ciddi hastalığı olup da ilacı
karşılanmayanlar. Gurbette çalışıp da ırkçı muamelelere maruz kalanlar. Başında,
işi bilmediği halde bilmem kaç vicdansız duranlar. Kamuda mobbingle illallah
ettirilenler. Her dönem gelen milletvekilin insafına endekslenen taşeron
işçiler. İş-Kur tarafından dönemsel çalıştırılıp ve iş çıkışı malum partinin
ilçe başkanlığına gitmeye zorlananlar. Bayram tatili bile doğru dürüst
olmayanlar…
Liste uzar gider.
Bu kronik sorunlar
ancak halis bir vicdanla çözülebilir. İşveren işçisini kendi çocuğu, kardeşi,
abisi yerine koyacak ki aynı mukabeleyi işçiden görebilsin. İşçinin gerçekten
insan olduğunun farkına devlet de işveren de hatta hizmet alan da varmalıdır.
Bir insanın sağlıklı ve onurlu yaşama hakkı için gerekli olan ne varsa ekonomi
teorileri göz ardı edilmeden sağlanmalıdır. 
Yoksa en az yirmi
yıldır şahit oluyoruz ki “ille de Taksim”, “uyanış”, “yumruk havaya” kaldırım
taşları, plastik mermiler, coplar, gazlar, kırılan camlar bir çözüm üretmedi ve
üretecek gibi de hiç durmuyor. “Ben de işçilikten geldim” naraları da
milyonlarca avronun arasında hiç inandırıcı olmuyor.
Empati ve vicdan.
Bunlar iş’lemedikçe iş’çinin iş’i zor. 





















Hepinizin kandili
mübarek olsun.

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/11200)