# Açılımın İslami Açılımı

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/acilimin-islami-acilimi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2012-01-04T20:29:58+02:00
- Güncelleme: 2012-01-04T20:29:58+02:00
- Yazar: MELAYê TORî
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Farklı
 ırk farklı meziyet seciyyet ve farklı kültürel normlara sahip 
toplumumuzu birbirlerine kenetleyen ve karma bir sürüyü andıran 
milletimizi aynı çatının altında toplayıp adeta farklı ruhları tek bir 
cesedin kavuğunda bütünleştiren manevi rabıtalar ve güven sağlayan 
unsurların her geçen gün bariz bir şekilde berhava olmasıyla beraber, 
aynı çatı altındaki farklı toplulukların kendi kişisel tercihleri ve 
özgün iradeleriyle seçemediği bireysel farklılıklarını bir üstünlük 
aracısı sayarak kendi dışındakilerle yaşadıkları farklılıklarını bir 
farkındalık olarak telaki etmeleri her geçen gün farklı topluluklar 
arasındaki uçurumun biraz daha derinleşmesine sebep olmaktadır. Gitgide 
parçalanılmışlığa doğru  seyreden bu çatlaklığı onarmanın yolu; 
Toplumsal (daha doğrusu ümmetsel) yapımızı güçlendiren birbirimize 
güvenimizi arttıran sosyal dokumuzu sağlamlaştıran ve bizi birbirimize 
katlanabilir bir duruma getiren değerlerimizi yeniden ihya etmekten 
geçer. 
 ‘’Hem
 beşeri dinler, hem semavi dinler ve hem de bugünkü modern sistemler; 
din, dil, ırk, vatan vb. farklı etkenlerden ötürü değişik kimlikler 
taşıyan insan topluluklarını bir arada tutmak için birçok formül ileri 
sürmüşlerdir. Ancak bunlardan hiç biri islam’ın getirmiş olduğu formül 
kadar sağlam, kapsayıcı, toparlayıcı, fert ve toplum fıtratıyla uyumlu 
ve dengeyi koruyucu nitelikte değildir. İslamın farklı kimlikler taşıyan
 insanları bir arada, barış ve huzur çatısı altında tutmak için getirmiş
 olduğu formül çok geniş bir insani normlar yelpazesine sahiptir. Bu 
formül, değişik unsurlardan ve farklı prensiplerden meydana gelmektedir.
 Psikolojik, ekonomik, dini, ictimai, ahlaki, hukuki, siyasi ve idari 
bir çok öneri, önlem ve faktörün bir araya gelmesiyle islamın farklı ırk
 ve kültürlerin bir arada yaşama formülü projesi olarak ortaya 
çıkacaktır.’’ (M.Halil Çiçek/Farklı Kültürlerin Birlikte Yaşama 
Formulü)  
İslam
 nizamı bu farklıları bütün farklılıklarına rağmen bir arada yaşama 
formülü olarak merkeze temasuh yani hoşgörü yani tolerans kavramını 
teorik olarak değil pratik olarak merkez çatının ana direği haline 
getirmektedir. Bu anlayıştan yola çıkarak var olan bütün farklılıkları 
fıtri birer ilahi azametin tezahürü olarak benimseyip bunu 
müntesiplerine bu şekilde ferman buyurmaktadır.

İkinci
 formül olarak bireyleri kendi özgün iradeleri ve kişisel tercih ve el 
becerileriyle elde edemedikleri, tamamen fıtri ve yaratıcısı tarafından 
kendisine bahşedilen bu (dil, ırk, vatan) farklılıkları, bir üstünlük 
aracı olmaktan ziyade bir tanışma, dayanışma vesilesi kılan bu tür 
farklılıkları birer ilahi yaratılmışlığın zenginliği olarak kabul 
etmektedir. Aksini ise ilahi adalete karşı başkaldırı ve şeytanın 
mezhebi ve kendini üstün tutma taktiği olan asabiyet yani ırkçılık 
olarak görmektedir.

Üçüncü
 formül olarak İslamiyet bir ırka farklı bir topluluğa ya da azınlık 
diye tabir edilenlere fıtri olarak ilahi adaletin hak olarak kendilerine
 verdiklerini hiçbir kısıtlamaya gitmeden kendilerine hak olarak teslim 
eder. Modern ideolojilerin öngördüğü şekliyle kendi kırmızı çizgilerini 
baz alıp kendi hak bildiklerini hak diye reva görmez. Günümüzün felsefi 
doktrinleri fıtri özellikleriyle farklı olanlara farklı 
kültürlülüklerini kabul edip farklı düşünmelerini siyasal varlıklarını 
talep etmelerini birer potansiyel suç sayarken İslam nizami bu fıtri ve 
hak olan hakkı hiçbir kısıtlamaya gitmeden devreder ve bireye verilmiş 
hakkı çiğnemeyi veya kısıtlamayı affedilmez suçlar kapsamına almaktadır.

Dördüncü
 formül olarak İslamiyet, insanlara ister bireysel ister kitlesel olarak
 yaratıcısı tarafından kendisine verilmiş haklara mülkiyet nazarıyla 
değil de emanet bakış açısıyla yaklaştığından, hak sahiplerine hak 
ettiklerini vermeyi bir lütuf olarak değil bir hak iadesi olarak telakki
 etmektedir. Ve bu bağlamda hak edilmiş hakları hak sahiplerine iade 
edilmeyip gasp etmeyi emanete ihanet olarak kabul etmektedir.

Beşinci
 formül olarak, modern sistemler ulusal menfaatları merkeze alıp kendi 
kırmızı çizgilerini bu temel tez üzere inşa ederken, ulusal yararlarına 
ters düşen her şeyi bir suç kabul edip bu ideasını idame etmek için ya 
bendensin ya düşmansın zihniyetini de kendi müntesiplerinin idrakina bir
 deli gömleği gibi giydirip onları inançlarına rağmen sağlıklı ve dini 
bir bakış açısıyla düşünmelerini perdelemektedirler. Oysa İslam dini, 
merkeze insanın kendisini alıp, hatta insanın kalbini kabeden kutsal 
sayarak onu ezmenin, hak ve hukukunu çiğnemenin vebalini Allahın evini 
yıkmaktan beter sayar. Ve bunu yaparken hiçbir ırki, dini farklılığı 
gözetmeden yapar. 

Altıncı
 formül olarak, farklı kültürlerin birlikte barış içerisinde 
yaşayamamalarının en büyük nedeni kimlik sorunu krizinden 
kaynaklanmaktadır.Zira batılı sistemler kimliği salt dışa dönük 
fizyonomik bir kavram olarak ela alıp, kullanıla kullanıla içi 
boşaltılmış, anlamı ve kapsamı daraltılmış gerçek manasından 
uzaklaştırılmış bir kavram haline getirirken, İslam dini  kimliği salt 
fizyonomik özelliklerinden ziyade onun özünü merkeze alarak kimliği 
bütün parametreleri, argümanları ile insanın fıtratını baz alarak onu 
yaratılış özelliklerinden kopmadan araçlarla amaçları birbirine 
karıştırmadan ve bu fiziki ve ruhu ikilemi bir alaca karanlığa 
dönüştürmeden insanın varoluşunu, kimliğini, kutsal, yüce değerlerle 
birlikte düşünmektedir. Ve bu bağlamda her kimlik sahibine fıtratı icabı
 sahip olduğu özgün kimliğini hiçbir kısıtlamaya gitmeden özgün kimlik 
sahibi olma hakkını verir.

Bu
 altı formül birbirlerine mezc edildiğinde kimyaları ve fıtratları 
gereği, birbirlerine bu manevi rabıtalar sayesinde iç içe giren ve tarih
 boyunca adeta tek bir ruh çatısı altında bütünleşen bedenler misali, 
ümmetin farklılıklarından kaynaklanan hastalıkları batı menşeli dış 
kaynaklı tedavi yöntemleriyle tedavi etme teşebbüslerin bir hayal 
mahsulünden başka bir şey olmadığı ortaya çıkacaktır.

Farklı milletleri ümmet yapan ruh şad edilmediği sürece farklı kültürlerin birlikte yaşama şansı yok denecek kadar azdır.

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/acilimin-islami-acilimi)