# Açlık Grevleri ve Türkiye’deki Tarihi.

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/aclik-grevleri-ve-turkiyedeki-tarihi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2012-11-18T08:53:27+02:00
- Güncelleme: 2012-11-18T08:53:27+02:00
- Yazar: HAZAN ZAL
- Kategori: KÖŞE YAZISI

          Literatürde, pasif eylemin bir çeşidi
olarak geçen; şiddet ön görmeyen bir "Hak talep etme" yöntemi olarak adlandırılmaktadır.
Eylem, bazen dönüşümlü, süreli, süresiz biçiminde yapılmakta olup; bu süreç,
ölüm oruçlarına da dönüşebilmektedir.


      Herhangi bir tutum, davranış, uygulama
veya olayı benimsemediğini göstermek ya da bazı isteklerini yetkili kişi veya
makamlara kabul ettirmek için su, tuz, şeker (bazen bal ve B1 Vitamini) dışında
vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerini almayarak aç kalma esasına dayanan
bir protesto yöntemidir.


      Hem Türkiye’de hem Dünyada açlık grevine
girenler: Girdikleri mücadele yollarını zaferle taçlandırmış, geniş halk
kitlelilerin desteğini kolayca almışlardır. Mazlumluğun ve çaresizlerin son
başvuru eylemi olarak görülmektedir. En karşı olanı ve en karşıt görüşlü
muhalifleri bile etkileyen bir direniş şeklidir. Buda açlık grevlerini, mesaj
iletmenin şiddet içermeyen bir yolu ve protestonun başarıya ulaşmasının bir
nedeni olarak görmemize sebep olmuştur.


      Tarih,
açlık ve ölüm oruçları grevine girenlerin başarısızlığına daha şahit
olmamıştır. En başarısız olduklar eylemlerinde bile; halk, millet ve yabancı
medya Kuruluşları nezdinde hep haklı bulunmuşlardır.


Türkiye’de
Açlık Grevlerin Geçmişi


       Türkiye’de
açlık grevine ilk girenler, Nazım Hikmet Ran ve 27 Mayıs mağdurlarından Celal
Bayar’dır. 


         Nazım Hikmet Ran, 29 Mart
1938'de askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvik suçuyla 15 yıl
ağır hapse mahkûm  edildi, aynı yılın Ağustos
ayında ise askeri isyana teşvikten 20 yıla mahkûm edilerek toplamda 35 yıl ağır
hapis cezası aldı. Çeşitli ceza evlerinde 12 yıl tutuklu kaldıktan sonra, 1946
yılında TBMM'ne bir dilekçeyle başvurarak tahliyesini talep etti. Fakat bu
isteği reddedildi. Bu nedenle Nazım Hikmet, Bursa Cezaevinde 8 Nisan 1950'de
bir açlık grevine başladı. Avukatı yaptığı çeşitli görüşmelere dayandırarak iki
gün sonra 10 Nisan 1950'de ara vermesini istedi.2 Mayıs 1950'de tekrar açlık
grevine başladı


      27
Mayıs Darbesin de tutuklanıp Yassı ada’ya gönderilen Celal Bayar, adli tıp
raporuna göre 22 Mart 1963'de Kayseri cezaevinden tahliye edildi. Fakat altı
gün sonra tekrar gözaltına alınarak aynı cezaevine gönderildi. Bu durumu
protesto etmek için 3 günlük bir açlık grevi yaptı.


      Deniz
Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan idam edilmelerinden hemen önce, Nisan 1972'de
Mamak Askeri Cezaevi'nde on iki günlük bir açlık grevi başlatmışlardı.


      1984
yılında Metris Cezaevinde başlayan ve üç kişinin ölümüyle sonuçlanan bir açlık
grevi daha yaşandı. 14 Ağustos 1983'de hapishane yönetimi tarafından
başlatılan, koğuşlardaki mahkûmlara ait eşyalara el konması ve mahkûmların
aranmasının onur kırıcı şekillerde yapıldığı iddia edildi. Devrimci Sol ve TİKB
tarafından 11 Nisan 1984'de açlık grevi başlatıldı. 400 mahkûmun katıldığı bu
grev 45. günden sonra ölüm orucuna dönüştü.


      Temmuz
1987'de Sağmacılar Cezaevinde 50 mahkûm açlık grevine başladı ve bu grev
Anadolu'daki cezaevlerine yayıldı. 13 Ağustos 1987'de TAYAD temsilcileri ile
yönetimin yaptığı görüşmeler sonucunda istekler kabul edildi ve açlık grevi
durduruldu. 1988'de Diyarbakır Cezaevi'nde Mehmet Emin Yavuz açlık grevi
yaparken öldü.


     Tansu
Çiller'in koalisyon hükümetiyle yönetimde bulundukları 1995 yılında Adalet
bakanı Mehmet Ağar'ın çıkarttığı cezaevleri ile ilgili
Mayıs Genelgesi olarak bilinen
genelgeyi protesto etmek için açlık grevi başlatıldı. Mayıs sonuna kadar
ülkedeki yaklaşık 43 cezaevine yayıldı. Toplam 2174 mahkûm açlık grevi ve 355
mahkûm da ölüm orucuna katıldı. İlk açlık grevi Diyarbakır E tipi cezaevinde
PKK davasından tutuklu kişilerce başlatıldı. Bu olay sonucu on kişi hayatını
kaybetti.


    Çiller
Hükümetinin değişmesi ile yerine yeni gelen Necmettin ERBAKAN
Hükümetinin Adalet Bakanı Şevket Kazan, bu genelgeyi derhal iptal etti. İHD,
ÎHV, ÇHD, Tabipler Birliği, TMMOB gibi sivil toplum kuruluşları Adalet
Bakanıyla çeşitli temaslarda bulundu. Bu açlık grevlerinden Abdullah Öcalan
davası için Mayıs 1999'da Ankara DGM tarafından hazırlanan iddianamede PKK
faaliyetlerinin bir parçası olarak cezaevi faaliyetleri olarak söz edilmiştir.
Bu açlık grevlerini örgütün organize ettiği ve HADEP, TADER ve TAYAD - DER gibi
kuruluşların bu grevlere destek verdiği ifade edilmiştir


      20
Ekim 2000 tarihinde birçok cezaevinde kitlesel olarak ve aynı anda başlayan
açlık grevi; bir ay sonra ölüm orucuna döndü. F tipi cezaevlerinin kapatılması,
Terörle Mücadele Yasası'nın kaldırılması ile ilgili taleplerle 816 mahkûmun
başlattığı bu grev: Hayata Dönüş Operasyonu adı altında cezaevlerine operasyonlar
düzenlendi. Bu operasyonlar sırasında otuz mahkûm ve iki jandarma hayatını
kaybetti. Açlık grevine son verilmesi için Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Orhan
Pamuk, Oral Çalışlar ve Can Dündar gibi isimler Bayrampaşa Cezaevi’nde
görüşmeler yaptı. Dönemin Adalet Bakanı sol örgütlerin hedefi durumuna geldi.


     
Ankara'da TEKEL işçileri tarafından gerçekleştirilen kitlesel açlık
grevi eylemi, ulusal ve uluslararası basında yer almış, siyasi platformda
tartışma yaratmıştır.


      12
Eylül 2012'de PKK
ve PJAK'lı
683 tutuklu ve hükümlü Türkiye genelinde 58 cezaevinde Abdullah
Öcalan'ın cezaevi koşullarının iyileştirilmesi ve Kürtçenin anadil
olarak kamuda kullanılması talepleriyle açlık grevine başladılar. BDP'nin ve Türkiye deki
bazı Türk ve Kürd aydınların destek verdiği eyleme, ağırlığı Güneydoğuda olmak
üzere birçok ilde destek yürüyüşleri yapılmaktadır. TBMM ‘sinde
Milletvekillerin bile açlık grevlerini desteklemek cezaev-inde ile Meclisin içinde ve
dışında açlık grevlerine girmişler ve bu grevlerine şuan devam etmektedirler.


Uluslara
Arası Antlaşmalar Çerçevesinde Açlık Grevlerin Tanımlanması


       1991 tarihli Malta Bildirgesin de
açlık grevi, "zihinsel olarak ehliyetli ve kendi iradesiyle açlık grevine
karar vermiş kimsenin belirli bir zaman için yiyecek ve/veya sıvı almayı
reddetmesi" şeklinde tanımlanmıştır. Açlık grevi eyleminden farklı olarak,
ölüm orucu eyleminde hiçbir gıda alınmaz. Genellikle açlık grevi eylemiyle
sonuç alınamadığında, daha etkili bir eylem biçimi olduğu düşünülen ölüm orucu
eylemine geçilir. Açlık grevleri süreli veya süresiz şekilde olabilir.


        Dünya Tıp Birliği'nin 1975 yılında çıkarttığı Tokyo Bildirgesi'nin 6. maddesinde doktorların belli
sınırlar dâhilinde müdahale etmesi ve ikinci bir hekime danışarak hareket
etmesi belirtilmiştir:


        "Bir hükümlü beslenmeyi
reddettiğinde, eğer hekim, beslenmeyi gönüllü olarak reddetmenin yol açacağı
sonuçlar üzerinde kişinin tam ve doğru bir yargıya varacak yetenekte olduğu
kanısında ise, bu kişiyi damardan beslemeyecektir. Hükümlünün böyle bir yargıya
varma yeteneği ile ilgili karar, en azından bir başka bağımsız hekimce
onaylanmalıdır. Beslenmeyi reddetmenin yol açacağı sonuçların hekim tarafından
hükümlüye anlatılması gerekir."




       Dünya
Tıp Birliği son zamanlarda yeniden bir gözden geçirme ve güncelleme yaparak
açlık grevleri konusunda Malta Bildirgesi'ni yayınladı. Birçok değişiklikle beraber, 21. maddesinde zorla beslemenin
insanlık dışı ve aşağılayıcı bir hareket olduğu belirtilmiştir.


      
Destekler durumda olanlar ile karşı duruş pozisyonunda bulunanların,
Muktedir olduklar gelgitlerinin rüzgârlarına kapılmadan; onurlu bir vaziyet,
İslami, insani ve ahlaki reflekslerin sergilendiği çözüm yollarına geç kalmadan
başvurmalıyız.    
       "Mağlup
oldum.", "Zafer elde ettim.", "Taviz verdim.", "Yanlış
yaptım." ,"Söylediklerimden vazgeçmem." psikolojilerinin
dayattığı derin travmalara bulaşmadan yeni şeyler söylemek lazımdır. 




         Vesselam Herkese…

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/aclik-grevleri-ve-turkiyedeki-tarihi)