# AK Parti ve PKK nin, Kürtlere Sorun Politikaları

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/ak-parti-ve-pkk-nin-kurtlere-sorun-politikalari
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2012-09-23T22:30:14+03:00
- Güncelleme: 2012-09-23T22:30:14+03:00
- Yazar: M.NAZIM GÜLER
- Kategori: KÖŞE YAZISI

AK PARTİ ve PKK’NİN, KÜRTLERE SORUN POLİTİKALARI


Bölgede, gerçekte sadece iki parti vardır, diyebiliriz artık; Ak Parti ve PKK (Zaten
BDP aynı taban zemini üzerinde ve onun gölgesinde faaliyet gösteriyor). PKK,
devlet olarak, TC’yi hedefinden silmiş olmalı ki, sadece AK Parti’yi asıl
hedefi haline koymuş görünüyor. Zaten, ayrı devlet kurmak veya benzer versiyon
taleplerinden vazgeçtiklerini sıkça dillendiriyorlar. İleri sürülen talepler,
gerçek bir demokrasi ve somut durumu doğru ifade edebilecek adil bir anayasa
ile karşılanabilir veya demokratik, barışçıl bir alternatif yolda sürdürülebilir
taleplerdir...


AK Parti, mevcut sistemin bir partisi olduğu için; onu, kendisine rakip gören
her hangi bir parti, kendisinin de aynı sistem içinde politika yapmak istediğini
dışa vurmuş olur, diyebiliriz. Durum öyle olacaksa, o zaman sırf bunun için
silahlı mücadeleye de gerek olmamalıdır. Politik bir partiye karşı, ancak
politik argümanlar ile rakip olunur veya mücadele edilebilir, edilmelidir de.



Son dönemlerde anlaşıldığı kadarıyla Sayın Erdoğan, hiçbir
şekilde Kürtleri temsil edemez; çünkü kendisi, Kürt sorununu PKK’ya endeksliyor
ve dolayısıyla otomatikman bu temsiliyeti, karşıya yüklüyor ve ne yazık ki
soruna çözüm işini orada kilitliyor veya bilerek çözüm kapısına kilit vuruyor. Oysa
Kürt halkının sorunlarını, PKK’ye rağmen çoktan çözmüş olmalıydı. PKK,
bahaneleri olmamalıydı.


Hani milletvekillerinden 75’inin Kürt olduğunu övünerek söylenip, duruyorlardı
ya;
  dolayısıyla Kürtleri en fazla temsil
etme hakkının kendilerinde olduğunu da iddia ediyorlardı, ne oldu?! Politika,
kitleleri kandırma sanatı olmuş da, biz mi bilmiyoruz? Bunca emeğe ve kat
edilen yola yazık değil midir? Temsiliyetini kendilerinde gördüğü bir halkın
sorunlarını çözmek, başat görevi olması gerekmez mi?


Sayın Erdoğan’ nın, Suriye politikasında da anti-Kürt
duygularla hareket edildiği görülüyor. Sanki sömürgeci-emperyal bir figürmüş
gibi,( güya batı adına) tampon bölge oluşturmak istiyor ve bunu da Kürt
coğrafyasında gerçekleştirmek istiyormuş. Çeşitli nedenlerle Batı, şimdilik buna
hazır olmayınca; Beşar Esed’ in (taktik) politikasını bahane ederek, PYD
şahsında, “PKK’ inin sınırımızda bir devlet kuruyor” fikrini öne çıkarıp,
gerekirse müdahale edebileceklerini vurguladılar. Burada sorun PKK midir; yoksa
Kürtlerin orada bir statü kazanma endişesi midir? Türkiye kamuoyu ve aydınlar, bunu
iyice irdelemeli ve yapılanları bir akıl süzgecinden geçirmelidir. Elbette Ak
Partililer de ve özellikle Kürt olanları…


Sayın Erdoğan, kendi kafasından “Tek Dil, Tek Millet…”
takıntısını atmadıkça Cumhurbaşkanı da olsa, o, sadece bir “Tek Millet” i
temsil edebilecek ve mevcut politik sürece göre asla Kürtleri de temsil etmiş
olmayacaktır. Onun için milliyetçi duyguları kabartmaya ve bunun için de,
ortamı germeye gerek yoktur. Yoksa alternatif Kürt milliyetçilerinin de
duyguları kabaracaktır. Sorun, içinden çıkılmaz bir hale dönerse, onun ceremesini,
en çok iktidar olan kendisi çekecektir. Çıkılan bu yol, doğru yol değildir.


AK Parti ve PKK, ölü sevicilikte de adeta yarış
halindedirler; sanki kim, karşıdakinden daha fazla kişi öldürmüşse, üstünlüğü
ele geçirmiş ve zafer kazanmış gibi davranıyorlar. Sanki öldürülenler bu
toprağın insanları değilmiş gibi!.. 


Her iki taraf da, ölüm ve kan üzerinde politika geliştiriyorlarmış gibi,
”şehit” edebiyatına sarılıyorlar. Kandan beslenecek ideolojilerle asla barışa
gidilemez, barış da gelmez. Öyle görülüyor ki, her iki tarafta sanki sözleşmiş
gibi, birbirlerini besleyen bir çatışmalı ortam yaratma çabası içinde
görünüyorlar. Yani sanki danışıklı dövüşüyorlar!..
  Bu kuşkulu durum, herkesin kafasını
kurcalayıp duruyor; neler oluyor, bu nasıl bir iştir böyle, diye. Yazıktır,
barışa giden trende, başka lokomotiflere heves etmeyin lütfen; barış treni
rayından çıkmasın. Halk çocuklarının geleceğini karartmayın, barış umutlarını
söndürmeyin. Rotanızı barışa odaklayın; başka bir rota, herkesin felaketi
olabilir. Neden felaket kaderimiz olsun ki?!


Herkes Oslo görüşmelerinin yeniden başlayacağını umut ederken (ki bazıları
kesintisiz devam ettiğini bile iddia ediyor); barış veya çözüm an meselesi
iken, ne oldu da her şey tersyüz oldu birden?. Aniden yapılan operasyonlar ve
aniden ortaya çıkan çatışmaların mantıklı bir sebebi veya gözle görülür bir bahanesi
ortada yokken niçin patlak verdi bu yoğun çatışmalı olaylar? 


Her iki taraf da, karşıdan ne kadar çok adam öldürdüğünün propagandasını
yaparak güya kendi taraftarlarını sevindireceklerini sanıyorlarsa, yanılıyorlar...
Oysa halklarımızın beklentisi, bu kanın durmasıdır. Ne yazık ki, her iki taraf
da kayıpları hakkında doğru söylemiyorlar; insafsızca ve hoyratça gençlerimize
kıyabiliyorlar. Herkes, kendi kayıplarını az gösterip, karşı tarafın
kayıplarını abartarak daha çok gösterme gayreti içine düşmüş... Bu bir kıyımdır
adeta ve yeni nesle böyle kıyılırken, vicdanları, ne derece rahat olabilir acaba,
doğrusu onları anlayamıyorum. İnsanın nutku tutuluyor bu dehşet manzaralar
karşısında. Yürütülen bu karşılıklı “psikolojik savaş propagandası”, herkesin
psikolojisini bozmaya başlamış bile.



Oysa her iki taraftan ölenler, bu topraklar üzerinde yaşayan
halkların fakir çocuklarıdırlar. Her birinin ayrı hayalleri, umutları ve sevdaları
vardı. Daha fazla öldürebilmek sayısıyla, kim, neyin hesabını yapabilir ki?.
Barış ve çözüm üzerinde kafalarını bu kadar yorsalardı, bu sorun, çoktan
çözülmüştü bile. Belli ki, iki tarafın da ajandasında şimdilik çözüm niyeti yoktur.


AK Parti, gittikçe daha bir ırkçı oluyor ve “tek” çi Sayın Erdoğan,
“tek şef”  konumuna sokularak, adeta biricik
idol haline getirilmek isteniyor. Kendi partisinin içindeki yöre milletvekillerine
bile soruna çözüm adına hiçbir rol verilmiyor. Bu milletvekilleri, kendi bölgelerinin
sorunlarını, gönüllerince dile getiremiyorlar, çözüme katkı sunmaktan resmen alıkonuluyorlar.
Dolayısıyla, hal bu olunca, barış ve çözüme dair umudumuz da söndürülmektedir.


KCK davaları, çok KıCıK bir hal almış, sürüp gidiyor; BDP
ile iç içe geçmiş bu sivil yapılanmalar, hedeflenerek yürütülen baskılarla
adeta “dağdan dönüş yolu” da imkânsız hale getirilmek isteniyor gibi. Askerî
operasyonlarla, sorunu, askerîleştirerek, “gerilla“ ya karşı imha amaçlı ve sivil
odakları da dinamitleyen bir yaklaşım tercihi yapılmıştır sanki. Bu yaklaşım,
Kürt halkını ve gençlerini geriyor ve sanki zorla onlara dağın yolu gösteriliyor.
Bu yanlış yaklaşım, bir “Kürt Baharı”nı dayatan bir yaklaşımdır. Bilerek mi
yapılıyor; durumun farkında mı değiller; doğrusu,  tüm bu olanları ve yapılanları anlayamıyorum
artık. Yoksa böyle bir plan ve proje dış odaklı bir dayatma mıdır? Süreç ona
göre mi işliyor, nedir?


Çünkü son dönemki seçimde, bölgede Kürt sorununa angaje olan
(Ensarioğlu hariç, o da sustu) nerdeyse hiçbir kadroya yer verilmedi. Öyle
olunca da, Sayın Erdoğan’ın, kendi partisi odaklı Kürt sorununa bir çözüm niyeti
kalmamıştır, diye anlaşılmaktadır. Ne yazık ki, durumun vahameti de bu yönde
seyrediyor.


Kürt sorununun çözümünü gündeminden çıkaracak bir Ak Parti,
çözülmeye giden yolda, ilk adımını da atmış demektir. Galiba bu gidişle tüm
umutlar suya düşecektir. Bilinmelidir ki, Kürt sorununa çözüm içermeyen bir
süreç, demokratik bir süreç olamaz. Böyle giderek, süreci dışlayan bir parti, süreç
tarafından da zorunlu olarak dışlanacaktır. Ne ekersen, onu biçersin.


Türkiye, tezkere olayını yok sayarcasına geçmişi unutarak,
Suriye’de, sanki ABD, Fransa, İngiltere ne de olsa kendilerine destek
verecektir, umuduyla, olaya erken müdahil olmaya başladı. Oysa onlar, tezkere
olayını unutmadıklarından, TC’yi yalnız bırakıp, tuzağa düşmesini izlemeyi
düşünüyor olabilirler. 


 Kendi içindeki sorunu boşlayıp, kendi
kamuoyunun dikkatini dışarıya çekmek adına (ve oradaki Kürtler, bir statü elde
edemesin telaşıyla) Suriye’de başını belaya koymak niyetinde olanlar,
kendilerini kandırmasınlar. Oradaki sorunlar ile buradaki sorunlar benzerdir;
birinin diğerinden biraz daha “demokratik” görünüyor olması meselenin özünü
değiştirmez. Bir ülkede halklar özgür değilse, orada demokrasiden de
bahsedilemiyor ne yazık ki...


Her ikisi de kendilerine karşı olan radikal muhalif güçlere “terörist” diyor. Ama
başkaları da onların devlet uygulamalarına “devlet terörü” 
 veya “terör destekçisi” diyor. Komşu devletler
de, birbirlerine bunu yakıştırmıyorlar mı zaten; yani kavramlar göreceli
olabiliyor işte…


Mevcut duruma ve acil çözüm bekleyen soruna “terörist” yakıştırması yapmak o
kadar basitse; iddia sahiplerine çok basit bir soru da sorulabilir: Neden
“terörist” dediklerinize karşı polis gücünüzle değil de, ordu gücünüzle
savaşıyorsunuz? Neden bu “terörist” dediğiniz gücün kitlesinden milyonlarca
seçmeniyle politika yapan bir partiyi sürekli töhmet altında bırakıyorsunuz da
birlikte çözüm çabasını dışlıyorsunuz? 



Yok, konu aslında bir “töhmet” değil de, sizce bir gerçeklikten
ibaretse, nasıl oluyor da milyonlarca insan desteği ne sahip olan bir güce,
ısrarla “terörist” deyip, onlara operasyonlar düzenleyip, ölümlere sebep olup,
halkları geriyorsunuz? Gereksizce insan ve zaman kaybı yapılmıyor mu böyle acaba?
Barış yolu açık ve ulaşılması çok kolay iken, kardeşkanı dökülerek, neden kin
ve nefret yolu tercih edilsin ki? Yazık değil mi gencecik insanlarımıza, bu
kadar değerlerimiz, yani geleceğimiz, neden ve kimin inadına heba ediliyor? Kan
akıtmak size çok mu kolay geliyor; vebal korkunuz yok mudur?



Artık kan ve gözyaşına son verin; lütfen barıştan başka yol tercih edilmesin. Demokratik
yol ve yöntemler önünüzü, önümüzü açacaktır. Halkları birbirine sevdiriniz;
onları, eşit, özgür ve gönüllü beraberlik, kardeşlik şiarıyla bilinçlendiriniz
ve onları böyle hazırlayınız ki, geleceğe dair umutları artsın. Artık bu cennet
diyarımıza, bir an önce barış ve huzur gelebilsin. 



Anaların gözpınarları kurudu, ciğerleri nasır tuttu; tüm umutları sönmeden
lütfen kendinize gelin. Onlar, sizlerden akan kanın durmasını istiyorlar; sizden
kahramanlık naraları atarak daha fazla can almanızı istemiyorlar. Sizler de
artık bu gerçeğe inanır ve niyetinizde ciddi olursanız, sanırım çözüm o kadar
zor olmasa gerek…  Sizler karar verin,
halklar dünden hazırdır; korkulan hiçbir şey başınıza gelmeyecektir, endişeniz
olmasın. Gayret sizden, saygı bizden olsun.



Selam ve sevgiyle kalın.



M.Nazım Güler - 23.09.2012

info@mnazim.com

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/ak-parti-ve-pkk-nin-kurtlere-sorun-politikalari)