# Allah’a yakın olma vesilesi “kurban”

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/allaha-yakin-olma-vesilesi-kurban
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2015-09-18T13:20:49+03:00
- Güncelleme: 2015-09-18T13:20:49+03:00
- Yazar: DURSUN ALİ COŞKUN
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Tarih, hicretin ikinci senesi, Zilhicce ayının onunu
göstermekteydi. Peygamber (sav), Yesrib’in Medine-i Münevvere’ye dönüşmesinden
sonra ashabıyla birlikte ilk kez Kurban Bayramı kutlayacaktı. İlk defa Allah
adına kurbanlar kesilecek, Müslümanlar birlik ve dirlik içinde bayram
yapacaklardı. Ensar-muhacir kardeşliğinin ardından yardımlaşma ve dayanışmanın
güzel bir örneği daha sergilenecekti. İslâm’ın bayramlarından birini daha
kutlamanın heyecan ve coşkusu büyük küçük herkesi sarmıştı.
Kurban Bayramı sabahı Yüce Peygamber ashâbına kıldıracağı bayram
namazına hazırlanmaktaydı. Güneşin yükselişiyle birlikte bayram namazı için
önceden tespit ettiği açık alandaki musallâya (namazgâha) doğru ilerlemeye
başladı. Yol boyu giderken henüz vakti gelmediği hâlde aceleyle kesilmiş
kurbanlar dikkatinden kaçmadı. Allah Resûlü, bayram heyecanını yaşamaları, dua
ve hutbeden yararlanmaları arzusuyla genciyle yaşlısıyla bütün kadınların da
bayram sabahı namazgâha gelmelerini istemişti. (Buhari İdayn15)
Namazgâha varınca oradakilere selâm verdi. Kendisine verilen bir
yay veya bastona dayanarak Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra ashabına şöyle
seslendi: “Bugün ilk işimiz, (bayram) namazı kılmak, sonra dönüp kurban
kesmektir. Kim böyle yaparsa sünnetimize uymuş olur." Her zamanki huşü ile
kadın-erkek, genç yaşlı, çoluk çocuktan oluşan ashabına bayram namazını
kıldırdı. Sonra kurbanla ilgili önemli mesajlar verdiği hutbesini irad etti.
Bayram hutbesinde Kutlu Elçi, Yüce Allah’ın kurban günlerini
Müslümanlar için bayram ilân ettiğini ve kendisinin de bunu kabul etmekle
emrolunduğunu belirtti. Bayram günlerini, (oruç değil) yeme-içme ve Allah’ı zikretme
günleri olarak niteledi. Bayramda çeşitli kurbanların kesilmesi ve yoksulların
doyurularak sevindirilmesi yönünde ashabını şu ifadeleriyle teşvik etti: ‘‘Ademoğlu
kurban günü Allah katında kurban kesmekten daha sevimli olan bir amel işlemez.
Kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla (sevap olarak) gelir.
Kurban, henüz kan yere düşmeden, Allah tarafından kabul edilir. Bu sebeple
kurban kesme konusunda gönlünüz hoş olsun, (bu iş size zor gelmesin).”(TirmiziEdahi
1)
Sonra sözü, namazgaha gelirken gördüğü kesilmiş koyunlara getirdi:
“Kim kurbanını bayram namazından önce kestiyse onun yerine bir koyun kessin.
Kim de henüz kesmediyse kurbanını Allah’ın adıyla kessin!”
Acele edip kurbanını bayram namazından önce kesenlerden birisi de
sahabeden Berâ’ b. Âzib’in dayısı EbûBürde b. Niyâr idi. Misafirlerine ve
komşularına karşı ikram ve cömertliğiyle bilinen bu sahâbi, ayağa kalkarak
kendisinin niçin acele ettiğini dile getirdi: “Ey Allah’ın Resûlü! Vallahi ben
bu günün yeme-içme günü olduğunu, yoksul komşularımın ihtiyacı olduğunu
düşünerek kurbanımı namazdan önce kestim ve etinden hem kendim yedim, hem de
aileme ve komşularıma ikram ettim.” Resûlullah (sav), “Bu, kurban değil, et
için kesilen bir koyun olmuş.” buyurdu. Bunun üzerine EbûBürde tekrar kalktı ve
“Bende bir yaşını doldurmamış fakat iki koyundan daha iyi bir oğlak var, benim
için bu yeterli mi?” diye sordu. Resûl-i Ekrem de, “Evet, ama senden başka bir
kimse için bu yeterli olmaz.” buyurarak sadece ona ruhsat verdi.
Namaz ve hutbenin ardından artık sıra kurbanları kesmeye gelmişti.
Peygamber Efendimiz, müsait oluşunu dikkate alarak, namazı kıldırdığı yeri aynı
zamanda kurban kesim alanı olarak kullandı. Hatta daha sonraları da orayı kesim
yeri olarak kullanmaya devam etti.
Rahmet
Elçisi, hayvanların kesimi esnasında onlara eziyet verilmemesi için, gerekli
uyarılarda bulunmayı da ihmal etmedi. Allah’ın her konuda ‘ihsan’ ile yani
güzellikle davranmayı farz kıldığını, hayvanların kesiminin de en güzel bir
biçimde yapılması gerektiğini hatırlattı. Bu nedenle, bıçağın iyice
keskinleştirilmesi, hayvana gösterilmemesi, kesim işinin hızlı yapılması ve
böylece hayvanın fazla acı çekmeden can vermesinin sağlanması talimatını verdi.
Bizzat kendisi de iyi kesmesi için bıçağını bilettirdi. Sonra kendisine
kurbanlık iki koç getirildi. Onları kıbleye doğru yatırdı. Keserken besmele
çekti, tekbir getirdi ve şöyle buyurdu: “Ben hanîf (hakka yönelmiş) olarak,
yüzümü gökleri ye yeri yaratan (Allah) a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.
Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah
içindir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben Müslümanların
ilkiyim. Allah’ım (bu kurban) sendendir ve Muhammed ile ümmeti tarafından senin
(rızan) için sunulmuştur”
Allah Resülü’nünâyetler ihtiva eden bu duası, İslâm’daki kurbanlar
ile câhiliye dönemindeki kurbanlar arasındaki en önemli farkı göstermekteydi.
Asırlardır kurbanlar putlara adanmış, şirk içerisinde kesilmişti mdi ise,
sadece yaratan Allah’ın adıyla, O’nun adına kurban ediliyorlardı. Ardından
Peygamber Efendimiz, "Allah’ım (bu kurban) şendendir ve Muhammed ile
ümmeti tarafından senin (rızan) için sunulmuştur.’’dedi.
                Kurban ile ilgili farklı
yaklaşımlar, sahabe sonrasında da devam etmiştir. Hz. Peygamber’in uygulamasına
dayanan EbûHanîfe ve talebeleri, dinen aranan şartları taşıyan kimselerin
kurban kesmesini vacip görürken; diğer fakihler ise bunu sünnet olarak
değerlendirmişlerdir. Netice itibariyle kurban kesme, İslam dünyasın genelinde
canlı bir şekilde uygulanmaktadır.
İslâm geleneğinde kurbanın yerine nakit olarak bedelinin verilmesi
kabul görmemiştir. Putları adına kurbanlar kesenlerin şirkine karşılık,
İslâm’da ‘sadece Allah adına ve O’nun adıyla O’na gönderilen’ bir tevhid
sembolüdür kurban.
Kurbanın ibadet boyutu kadar, toplumsal fonksiyonu da önem arz
eder. Allah için kesilen kurban ibadetinde, tüketimi itibariyle muhtaç
insanların doyurulması gibi pratik bir amaç gözetilir. Buradaki hikmet, Allah
rızası ile birlikte yoksulun et ve gıda ihtiyacını karşılamaktır. Böylece
kurban, Müslüman toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı
tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Zengine malını Allah
rızası için harcama ve başkalarıyla paylaşma haz ve alışkanlığını verir; onu
cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır. Neticede fakirleri
de bayram günlerindeki sevince ortak ederek, birlik ve kardeşlik içinde huzurlu
bir bayram geçirmelerini sağlar.
Kurban ibadetinin bir hikmeti de zengini muhtaç kardeşlerine
yaklaştıran önemli bir vesile olmasıdır. Komşuları, akrabaları, dostları, yakın
olsun uzak olsun kardeşleri birbirine bağlayan ve ruhları kaynaştıran bir
ibadettir. Vekâlet yoluyla Afrika’da, Asya’da adını dahi duymadığı birçok
yoksul ülkede yaşayan hiç görmediği, tanımadığı, aç ve muhtaç kardeşlerine
uzattığı bir eldir. Binlerce kilometre uzaktaki kardeşleriyle yakınlaşmanın,
bütünleşmenin, ümmet olmanın adıdır kurban. Yoklukların, afetlerin yaşandığı
coğrafyalara ulaşmak, fizikî mesafeleri gönül coğrafyasında aşmak, onların
dertlerini paylaşmak, onlara umut ışığı olmaya çalışmaktır. Hatta sadece din
kardeşlerine değil, inancı ne olursa olsun muhtaç olan herkese ulaşmaktır!
Kurban, Yüce Yaratıcı’ya yakınlaşmaktır; kurbanlarımız, kurb
anlarımızdır, yani O’na en yakın olma zamanlarımızdır. Kurban, mukarrebûndan
olma çabasıdır, yani takvaya erişme arzusu içinde Yüce Yaratıcı ya yaklaşanlar
arasına girebilme gayretidir. Kurban, takvaya; takva da Allah’a ulaştırır.
Nitekim Yüce Rabbimiz hac kurbanlarından söz ederken kurbanların, aslında
Allah’ı yüceltme ve O’na şükretme vesilesi olduğunu belirttikten sonra şöyle
buyurur:
“(O kurbanların) ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşacaktır.
Fakat O’na sizin takvanız ulaşacaktır.” (Hac 36-37)
Dursun Ali Coşkun Mardin İl Müftüsü 
Kaynak: hadislerle islam







































 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/allaha-yakin-olma-vesilesi-kurban)