# Barış, Huzur ve Bayram…

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/baris-huzur-ve-bayram-47334
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-08-07T03:09:06+03:00
- Güncelleme: 2013-08-07T03:09:06+03:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Anneler
naylondan gülleri değil de çocuklarını kokladığında bayramlar bayram olur…


Bayram;
çocuklarınla, ailenle olma(N)ktır…


Çocuklar,
anne- babalarını, büyüklerini ziyaret ettiğinde bayramlar bayram olur…


Ramazandaki
kazanımlardan dolayı kalpler yumuşamamışsa ve sevinçler paylaşılmıyorsa,
dargınlık ve kırgınlıklar son bulmuyorsa; akraba, dost ve komşular ziyaret
edilmiyorsa; öksüzler ve kimsesizler sevindirilmiyorsa ve en önemlisi feryat
eden mü’minin yardımına koşulmuyorsa bayramın anlamı kalır mı?


Bu
bayram, İslami karaktere sahip olan bir bayramdır… İslam; selamet, huzur,
esenlik ve barış demektir…


"Bin
dost az, bir düşman fazladır" sözünün sahibi ve peygamberimizin
(s.a.s.),“Ben, ilmin şehriyim Ali de kapısıdır” iltifatına mazhar olan Hz. Ali:
"Feza boşluğu düşmanlar ile dar, iğne deliği de dost ile meydandır"
demiştir… 


İşte
tüm mesele burada düğümlenmektedir: Düşman edinerek dar ettiğimiz bu feza!
Düşmanlıktan ötürü daralan kalp sahiplerine bu feza ve kâinat artık yetmemektedir.


Ve
islam; “Sen af yolunu tut, iyiliği
emret, cahillerden yüz çevir. 7/199” sloganıyla fezanın daraltılmasını
değil, iğne deliğini dahi genişletebilecek olan yolu bizlere gösteriyor…


“Sen
af et!”


Bırakın
düşmanlığı veya kendimize reva gördüğümüz hakları mü’min kardeşimize reva
görmeyerek bu sebepten kardeşimize kıymak veya onu öldürmek, kin dahi tutmamak…



Habil
ve Kabil hikâyesinde; Habil’in mirasçısı olmak, Kabil’in değil… Senin görevin
ve yapman gereken; “Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.”
Hitabı mucibince davranmak… Ya oluşturduğunuz kin, nefret, haset… 


Hani
nerede o “Bir mü’minin bir mü’min ile üç günden fazla küs kalması haramdır”
anlayışı… Bir tarafın hakkını vermek için başkasını mağdur eden adil değildir.
Ve hüküm verirken adil davranmayan da zalimdir… Zalimlere ‘bayram’ ne
gerek!  “Zalimler için ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. 42/8”…
Mü’min zalim olamaz…


Nerde
bayram! Nedir bayram?


“ Meryem
oğlu İsa da şöyle dedi” bu konuda doğru bir gerekçelerinin olduğunu veyahut
bundan vazgeçmeyeceklerini görünce onları delil ile susturmak için: “ Allah’ım,
üzerimize gökten bir sofra indir de bizim için bize bir bayram olsun ”
yani indiği gün hürmet edeceğimiz bir bayram olsun. Burada geçen îd (devr eden)
neşe demektir. Bunun içindir ki bayrama îd denilmiştir.


Arapçada:
Îd denilen ve aslı Farsça bezrem/bezrâm olan bayram; "sevinç ve eğlence
günü" demektir.


Peki,
dünyada ve islam coğrafyasında bu kadar Müslüman kanı akıtılırken sevinçli
miyiz, mutlu muyuz? Mutlu olabiliyor muyuz? Bu akan kanın çoğunun ‘Müslüman’
eliyle akıtılıyor olması da ayrıca esef, üzüntü ve acı vericidir… İllaki bizim
canımız mı yanmalı, üzgün olmamız için…


Hep
beraber hatırlayalım, ne demişti Nebi (s.a.s.)…


Numan
b. Beşir’den (r.a) rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini
korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer
uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”


Uzuvlarımız
bir bir kopartılıyorken neler hissediyoruz? Yoksa imanımız felç mi geçirmiş!


Bize
dokununca mı ‘ümmeti ve kardeşliği’ hatırlamalıyız… Hangi ümmet ve hangi
kardeşlik?


Hz.
Hüseyin’i  (r.a.) ve yanındakileri çocuk, kadın ayırımı yapmadan susuz
bırakan, Fırat nehri ile aralarına giren ve su içmelerine dahi izin
vermeyenleri hatırlayın! Onların da kendilerince onları haklı çıkaran sebepleri
vardı… Ve onlar da ‘Müslüman’ idiler… Ve muhtemelen onlar da bayram
yapıyorlardı…


Tarih,
aynen tekerrür etme yolunda hızla akıyorken; bayram, bayram olur mu? Evet,
yapılan kötü eylemleri kınıyoruz belki, fakat unutulmamalıdır ki; yaptığı
kötülüğün aynısını yaptığından ötürü başkalarını ayıplayan veya kınayan kişi,
ayıplanmaya ve kınanmaya daha layıktır.


“…Müslüman
müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. (Yardım istediğinde) onu kendi hâline
bırakmaz…” demişti Nebi (s.a.s.)… Kendi zulmünü görmeyip ötekinin zulmüne
küfretmek de zülümdür. Ve mü’min zalim değildir, zülüm edemez, etmemelidir…


Zülüm
işlenen coğrafyada bayram olmak, bayramı beklemek! Hakkı, adaleti, eşitliğin
sağlanmasını, emniyet ve güveni tesis etmenin müslümanlardan değil de
başkalarından beklendiği bir dönemde bayramı karşılamak! Yardımın artık
müslümanlardan değil de başkalarından ümit edildiği bir zamanda yaşıyor olmak!
Müslümanın müslümana yardım edemediği bir dönemde bayramı yaşamak!


“Kendileri
son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları (muhacir/kardeşlerini)kendilerine
tercih ederler. 59/9”


Bu
ayet ışığında, sahabenin nasıl bir aşkla birbirine bağlı ve kardeş olduklarının
ispatı ve dahi bizler için de ders çıkarmamız gereken bir tabloyu paylaşmak
isterim.


Şöyle
ki; bir sahabe, savaşta kahramanca çarpışan amcaoğlunun yaralanıp yere
düştüğünü gördü. Yanında bir miktar su bulunuyordu. Yere düşerek inlemeye
başlayan amcaoğlunun yanına yaklaştı. Suyu ona vereceği sırada, başka bir
yaralının "Su, su!" diye bağırdığı duyuldu. Şahadet şerbetini içmek
üzere olan amcaoğlu, eliyle işaret ederek suyu diğer yaralıya götürmesini istedi.


O
sahabe de suyu hemen ona götürdü. O anda başka bir yaralı yine ölüm anında idi
ve "Su, su!" diye inliyordu. Suyu içmek üzere olan ikinci yaralı da;
eliyle işaret ederek suyu öbür kardeşine götürmesini istedi. Suyu üçüncü
yaralının yanına yetiştirdiğinde, dünyadan irtihal etmiş olduğunu gördü. Hemen
kendisine en yakın olan ikinci yaralıya suyu götürmek için koştu bu sefer… Onun
da şahadete kavuşmuş olduğunu gördü. Bu sefer bari amcaoğlu içsin diyerek,
amcaoğlunun yanına geldiğinde;  onun da ahirete göçmüş olduğunu gördü. Hiç
kimseye nasip olmayan su, böylece Huzeyfe'nin elinde kaldı.


İşte
Huzeyfe, ellerinde kalan su ve Yermük Savaşı! Ya bizler, bizler nerdeyiz?


Nerde
feragat duygusu! Hani kardeşlik… Kardeşler kardeş olmayınca neylesin bayram,
boynu bükük ve mahzun… " Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği
şeyi (Müslüman) kardeşi için de arzu etmedikçe mü'min olmuş olmaz." diyen
bir peygamberin (s.a.s) ümmeti olan bizler, kendimize ne zaman bir çeki düzen
vermeyi düşünmekteyiz acaba!


Sair
zamanlarda helal olan yeme-içmeyi dahi yasaklayan bir ayı geride bırakırken,
her demde yasaklanan zulme devam ediyorsak hala, kendimizi, samimiyetimizi ve
teslimiyetimizi gözden geçirmeliyiz… Zira bana göre oruç: nefsin esir aldığı
takvayı, nefsin şehevi zincirlerinden kurtarıp azad edebilmektir... Gelin
hep beraber; emmare olan nefsimizin elinde esir olan takvamızı azad ederek
gerçek bir bayramı yaşayalım…


Müslümanların
bir aylık oruçlarını yüzlerinin akıyla tamamlayarak Allah’ın, “Oruç benim
içindir; onun karşılığını ben vereceğim” müjdesine mazhar oldukları için
eğlenip birbirlerini ziyaret ettikleri, hediyeleştikleri; çocukların,
fakirlerin ve kimsesizlerin sadaka verilerek sevindirildiği gündür bu gün. Bu
günü yapacağımız haksızlıklarla kirletmeyelim…


Barışın
huzura, huzurun da bayrama dönüşebilmesi için, islamî esaslara dayalı bir
kardeşliğin tesis edilerek toplumun her kesiminden müslümanları kardeş kılan ve
Allah’ın arzu ettiği biçimde bu kardeşliği yaşayarak ve yaşatarak bayramı
bayram kılalım… Hep birlikte Allah'a karşı olan sorumluluklarımızın bilinciyle
hareket etmeliyiz…


Evet,
ramazan bayramı müslümanların iki bayramından birisidir. Ramazan ayında tutulan
bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü müslümanların bayram
günleridir. Fıtır sadakasından ötürü ramazan bayramına,  "Fıtır
bayramı"  da denilmektedir.


Bu
bayram gününe bizleri kavuşturduğu için, yüce rabbimize hamd ediyor, sevgili
peygamberimize salât ve selam ediyor ve bayramımızı gerçek manada bayram etmesi
için Allah’a niyazda bulunuyoruz…


Unutulmamalıdır
ki İslam; her zaman diliminde yaşanması gereken bir dindir. Bu bağlamda ramazan
ayında kazanılan iyi ahlaklarımızı devam etmeli ve dinlerini bir güne
sığdıranlar gibi bizler de; bir ayin dini olmayan dinimizi, bir hafta veya bir
aya indirgememeliyiz…


Bizi
Allah’a hakkıyla kulluktan alıkoyan ve hakkıyla kardeş olmamıza engel olan
nefsimizin kötü arzu ve isteklerini ramazanda kontrol altına aldığımız gibi bu
yaşam tarzını hayatımızın her deminde ikame etmeye çalışmalıyız…


Bu
duygu ve temennilerle ramazan bayramınızı gönülden tebrik ediyor Rahman olan
Rabbimden; tuttuğumuz oruç, verdiğimiz fıtır sadakası, okuduğumuz Kur’anı
kerim, kıldığımız namaz ve teravihleri dergâhı izzetinde makbul ve mebrur
eylemesini niyaz ediyorum…


@/MBHedbi

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/baris-huzur-ve-bayram-47334)