# Bezginlik Psikolojisi

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/bezginlik-psikolojisi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2012-10-20T22:17:38+03:00
- Güncelleme: 2012-10-20T22:17:38+03:00
- Yazar: ŞEREFXAN CİZİRİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Hani toplumlarda öyle dönemler vardır ki insan bir şey yapmak
istemez. Sadece olayları seyir eder... Ona göre her şey anlamsızlaşmıştır, her
değerin içi boşalmıştır, gemisini kurtaran kaptan da bu arada zengin
oluvermiştir! Böylesi insanlar toplumsal olaylarda değil sadece kendilerini
ilgilendiren konularda aktif olmaya çalışıyorlar. Kendi çıkarları dışındaki
toplumsal konularla pek fazla ilgilenmezler. Böyle yapanlar da, kesinlikle
toplumsal olaylara hep bireysel çıkar mantığıyla yaklaşırlar. 


Onlara göre her şey bireysel çıkardır, gerisi boştur…


Hep bireysel çıkarlardan söz ederler bunlar ama toplumsal
çıkarlar diye bir şeyden habersizdirler. Ya da biliyorlar ama bilmezlikte ısrar
ediyorlar. Çünkü bu onların bireysel hesaplarına gelmiyor.


Şunun altını bir kere çizelim; herkes bireysel çıkarını
savunur. Bu normaldir. Ama bu bireysel çıkarlar hak ve hukuka dayanmıyorsa,
ahlakî değerleri hiçe sayıyorsa, emek hırsızlığı yapıyorsa, başkasının alın
teri üzerinde yükseliyorsa, nepotizm yapıyorsa, bireysel çıkarları yolsuzluk ve
rantla eş değer olarak görülüyorsa, o zaman toplum çürümüşlüğe doğru hızlı
adımlarla ilerliyor demektir… 


Böylesi toplumsal durumlarda insan toplumsal bir varlık olarak
geri çekilmeyi bir alternatif olarak önüne koyabilir. Hatta aktivite meydanını
başıboşlara, yeteneksizlere, beceriksizlere bırakmayı da tercih edebilir. O
zaman cahil olan bilgili geçinir, bir baltaya sap olamamışlar her şeyi ben
yaparım der, yeteneksiz olan kendisini bulunmaz Hint kumaşı olarak piyasaya
sürer, senin değerlerini, mücadeleni, emeğini sana satmaya çalışırlar…

Böyle insanların gözü kendisinden başka hiç kimseyi
görmez.  Toplumda varsa yoksa kendi bireysel çıkarları vardır.


Kendisi toplumsal-genel çıkarlar için pek fazla bir şey yapmaz
ama bir şeyler yapanları da beğenmez. Kimsenin duymadığı, kuytu mekânlarda
kahramanlık naraları atar. Zamanı gelince kaçmasını çok iyi becerir ama
başkalarını şurada burada kaçkın olarak adlandırır! Korkaklara, cesaretin ne
anlaman geldiğini ballandıra ballandıra anlatmaya çalışır. Kendisinde hiç
olmayan temel değerleri hep başkasından ister. Toplumla ilgili hiçbir ciddi
fikri, düşüncesi yoktur, herkesi de böyle zanneder. 


Ne söylerseniz, hangi tarafta duruyorsanız, kiminle arkadaş
oluyorsanız pek önemli değildir. Yeter ki işinizi yürütün, rant değirmenine su
gelsin, siz de her ortama uyum sağlayın, bireysel çıkarlarınızı koruyun ve koku
aldığınızda türlü fırıldaklar çevirerek herkesle dost olmaya çalışın. 


Dönemin adamı olun…


Yeter ki sizler kişisel çıkarlarınızı ne pahasına olursa olsun
koruyun. Bu her şeyden önce sizin asli görevinizdir, varlık sebebinizdir. Her
şeyden önemli olan odur çünkü sizler için… Dün egemenlerden yanaydınız bugün
kolaylıkla kendinizi başka biçimlerde piyasaya sürüyorsunuz. Dün düzen
partilerinin kırıntılarıyla şeref duyuyordunuz, bugün ise mangalda kül
bırakmıyorsunuz. Bir yanınız kurulu düzenle yürüyor diğer yanınız muhalif
olarak geçiniyor. 


Ama şunu kesinlikle bilmemiz gerekiyor; Nusaybin’de artık
herkes herkesi biliyor, kimlerin hangi haltları işlediğini bilmeyen, duymayan
da kalmamıştır. Sağır Sultan bile Nusaybin’de dönen olaylardan haberi var.


Sizin için dün dündü, bugün bugündür… Ama onurlu insanlar için,
dürüst insanlar için, ilkeli insanlar için bu böyle basit olamaz…


Hiç kimse işlediği suçlardan, çevirdiği pis çarklardan, girdiği
karanlık ilişkilerden kurtulacağını zannetmesin. Çünkü toplum vicdani keskin
bir kılıç gibidir, zamanı geldiğinde görevlerini mükemmel bir biçimde uygular.
Bu konuda da kimsenin şüphesi olmasın…

Ben bu gibi tavırlar üzerinde fikir sorgulaması yaparken,
aklıma hemen Yazar Aziz Nesin’in Zübük adlı edebi eseri geldi. Bu eserdeki
tipleme sadece edebiyat dünyasında yoktur zaten, tersine bu tipleme canlı
olarak her toplumlarda vardı. 


Hele hele bizim gibi toplumlarda bu tipler bolca vardı…


Nusaybin de bu insanların adı Ali, Veli olabilirdi ama
tavırları itibariyle bunlar Zübükzadeliğe iyi bir örnek oluşturuyorlar. Yani
aslına bakarsanız son dönemlerde Nusaybin de zübükzadeler her alana köklerini
salmışlar. Gün onların günüdür. Sol gösterip sağ vuruyorlar. Bu artık açık
olarak tüm netliğiyle ortaya çıkmıştır. Hepimiz şunu biliyoruz ki, nasıl da
olsa, hangi motiflerle de yapılsa, bu zübükzadelerin etrafında bazı insanlar da
olacaktır! Bu da normaldir.


Çünkü bütün bireysel çıkar ilişkileri böyle yürüyorlar. 


Bilindiği gibi zübükzade tavır, bir yandan bireysel çıkarları,
diğer yandan cehaletin, manipülasyonun, vizyonsuzluğun propagandasını öne
çıkarıyor… Bu uğurda tüm maddi ve manevi değerleri istismar ediyor… Topluma
bezginlik psikolojisi yaymaya çalışıyor ki, kendi rant çarkını ve pisliklerini
kolaylıkla insanlara kabul ettirsin…


Padişahım sen yaşa!..


Peki, bizler bu zübükzade anlayışıyla nasıl demokratik,
eşitlikçi, kültürlü ve katılımcı bir toplum kurabiliriz ki? Bu bir kere mümkün
müdür?!


Ben eski bir Nusaybinli olarak bu durumu gördüğümde, gerçekten
üzülüyorum. Eskiden Nusaybin insani böyle değildi, kendi toplumsal değerlerine
cesaretle sahip çıkardı. Haklıya haklı, haksıza da haksız diyebilme cesareti
vardı. 


Ama şimdi?


Nusaybin’i bu duruma getiren koşulları, siyasi, toplumsal,
demografik, hatta yerel nedenleri kavramaya çalışırken, kendimizi yeterince
sorgulamadığımızı görüyorum. Bizler eleştiriyi sevmiyoruz, eleştiriyi hemen
düşmanlık olarak niteliyoruz, kim ne söylerse ona inanıyoruz. Rüzgâr nereden
eserse, yüzümüzü oraya çeviriyoruz. Hatalarımızdan artık ders çıkarmıyoruz,
gördüklerimizi artık görmek istemiyoruz, gözlerimizi artık kapatıyoruz. Kendi
içimizdeki yozlaşmaya, çeteleşmeye, haksızlıklara karşı da direnmiyoruz…


Neden bu bezginlik psikolojisi? 


Peki, insanlarımız kendi pratiklerini doğru dürüst sorgulamadan
nasıl gerçekleri bulacaklar ki? Kendi pratiklerini sorgulamayanlar doğruları,
güzellikleri nasıl bulabilirler ki?

Durum böyle olunca, ortada bir bezginlik, bir sorumsuzluk,
bir bıkkınlık, bir korku, bir vizyonsuzluk, bir nemelazımcılık kültürü
gelişiyor. Bu kesinlikle hayra alamet değildir.

Her onurlu insan bu gidişe karşı samimi olarak net bir
tavır koymalıdır ve bu bağlamda eleştiri kültürünü de içimize sindirebilmeliyiz.
Çünkü eleştiri düşmanlık değildir.

Aksi durumda bizleri aydınlık bir gelecek beklemiyor… 


 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/bezginlik-psikolojisi)