# Birbirlerine Güvenmeyen Bireylerden 'Ümmet' Olur mu?

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/birbirlerine-guvenmeyen-bireylerden-ummet-olur-mu
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2015-12-14T22:57:57+02:00
- Güncelleme: 2015-12-14T22:57:57+02:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Hazreti
Ömer’in (r.a) hilafeti döneminde gerçekleşen ve konumuzu tüm detaylarıyla
açıklığa kavuşturacağına inandığım bir olayı aktarmak istiyorum.


 


“Bir gün
Hz. Ömer sahabeler ile bir meclisle oturuyorlarken, karşıdan üç kişinin
gelmekte olduğunu gördüler. Bu gelen kimseler bir delikanlıyı yakalayıp
ellerinden sıkıca tutmuş getiriyorlar. Sahabelerin dikkatli bakışları arasında
bu üç kişi, yakaladıkları gençle berber gelip Hz. Ömer'in huzurunda durdular. 


Hz. Ömer sordu: Söyleyin bakalım,
bu delikanlının ne suçu var da, böyle sıkıca tutup buraya getirdiniz?


Bu üç delikanlıdan biri söz alıp
meseleyi anlatmaya başladı: Ya Ömer! Bu genç bizim babamızı öldürdü. Biz de
hükmün tatbik edilmesi için huzurunuza geldik. Şimdi bunun için ne yapmak lazım
geliyorsa onun yapılmasını sizden istiyoruz.


Hazreti Ömer o gence: Bunların
dediklerini duydun. Söylenenler doğru mu? Eğer doğruysa senin söyleyeceklerin
nelerdir? dedi. O genç bu söylenenlere itiraz etmedi. Bunların doğru
söylediklerini ancak kendisinin de bazı söyleyecekleri olduğunu belirterek,
izin aldıktan sonra konuşmaya başladı:


Ya Emirel Müminin! Ben buraların
yabancısıyım. Medine civarına geldiğimde atım hurma dallarına uzandı; yemeye
çalışırken ağacın dallarını kırdı. Buna mani olmak için derhal atımın olduğu
tarafa koştum. İşte o anda karşıdan yaşlı bir adam bana karşı bağırarak geldi,
iyice yaklaştıktan sonra hiçbir şey demeden ve sormadan, bir şey söylememe
fırsat bulamadan, elindeki büyükçe taşı atıma hızla vurdu ve takdiri ilâhî at
düşüp öldü. Atımı çok severdim, ondan başka da binitim yoktu ve o yaşlı adam
atımı bir hiç uğruna öldürmüştü. Dayanamadım, ben de onun ata vurduğu taşı alıp
kendisine fırlattım. Fakat bir de baktım ki, takdiri ilâhî adamcağızın eceli
gelmiş olacak ki o da öldü. Tabii ki bu duruma çok üzüldüm. Azıcık bir öfke
sebebiyle bir adamın ölümüne sebep olmuştum, Hemen bu yaşlı adamın kim olduğunu
araştırdım, ailesini buldum çocuklarına durumu uygun bir dille anlattım. İşte
durum bundan ibaret!


Şayet ben o anda kaçmak
isteseydim, kolayca kaçardım; ama ben Allah'a ve ahiret gününe inanmış bir
kimseyim. Cezam ne ise onu dünyada çekmeye razıyım, ilâhi adalet ne ise tatbik
edilsin ve hak yerini bulsun.


Babaları ölen gençler kısas
yapılmasını istiyorlardı; karar verildi. Genç bu hüküm karşısında hiç itiraz
etmedi. Hükme rıza gösterdi yalnız bir ricası vardı. Buraya ziyaret maksadıyla
geldiği ve böyle bir şeyin de başına geleceğini bilemediği için mutlaka
halletmesi gereken bir işi vardı ve dedi ki:


'Benim bakımıyla ilgilendiğim bir
yetim var. Onun bana teslim edilmiş olan altınlarını bahçemde bir yere gömdüm.
Bu altınlar o yetimin geleceği... Onların yerini de benden başka kimse
bilmiyor. Eğer bana üç gün müsaade ederseniz, gider onların yerini o yetime
bildirir gelirim.'


Hz. Ömer bunun üzerine dedi ki: Şu
anda sana nasıl müsaade edebiliriz ki? Zira sen bir suçlusun, cezan infaz
edilecek. Seni serbest bırakmamıza imkân yok. Ancak yerine bir kefil
bulabilirsen serbest kalabilirsin.


Genç o civarın yabancısıydı. Bu
civarda kimseyi tanımıyordu ki kefil bıraksın. Genç son çare olarak oradaki
sahabeyi kiramı süzdü, göz gezdirdi. Acaba kendisine kefil olan çıkar mıydı?
Tekrar gözden geçirdi, kalbinin sesine kulak verdi ve orada hazır bulunanlardan
birisini göstererek:


Bu zat bana kefil olur; dedi. O
zat Ebu Zerri'l Gıfarî'den başkası değildi. Bu sefer Hz. Ömer: Ya Eba Zerr! Ne
diyorsun kefilliği kabul ediyor musun? diye sordu. Ebu Zerr cevap verdi: Bu
delikanlıya kefil oluyorum! Böylece genci serbest bıraktılar. 


Aradan iki gün geçti ve üçüncü gün
oldu, ama ortalarda ne gelen vardı ne de giden... Bu sefer ölen adamın
çocukları Ebu Zerri Gıfarî'ye ‘Ya Eba Zerr! Kefil olduğun adam hala ortalarda
görünmüyor. Kim olduğunu bilmediğin bir kimseye kefil oldun? Adam bir kere
ölümden kurtuldu, bir daha geri gelir mi? Şayet o gelmezse hüküm sana tatbik
edilecek’ diyerek sitem ediyorlardı. Ebu Zerr ise; daha üç gün dolmadı. Eğer üç
gün dolar, genç de geri gelmezse hüküm ne ise bana tatbik ediniz. Ben kefil
oldum ve sözümdeyim diyordu.


Hz. Ömer: Ya Eba Zerr! Kefil olan
o genç eğer vermiş olduğumuz sürede gelmezse, zamanı gelince emri ilahiyi
tatbik eder ve kısas hükmünü geciktirmeden uygularım! diyordu. Eshab-ı kiramı
bir üzüntü kaplamıştı; zira o genç gerçekten de gelmeyecek olursa, kefil olduğu
için kısas Ebu Zerr'e yapılacaktı. 


Vakit de bir hayli ilerlemiş gün
batmaya az kalmıştı. Bu arada ashabı kiram babası öldürülen gençlere diyet
teklifinde bulundular. Çünkü o koskoca Ebu Zerr'in idam edilmesini asla
istemiyorlardı. Fakat onlar kısasta diretiyorlardı. Bu olayı duymayan
kalmamıştı. Medine çalkalanıyordu. Herkes üzüntü içindeydi. 


Vakit ilerliyor neredeyse gün
batacaktı. Heyecan had safhaya varmış herkes neticenin ne olacağını merak
etmeye başlamıştı. İşte bu esnada Medine'nin girişinden bir adam olanca
kuvvetiyle koşarak gelmeye çalışıyordu. Her tarafı perişan, kan ter içinde
gelen bu adam, o gençten başkası değildi. Birçokları adeta sevinç çığlığı attılar.
Ölmeye koşan bir adam için belki de ilk defa böylesine seviniliyordu. O genç
hemen Hz. Ömer'in huzuruna çıktı ve teslim oldu.


‘Hamd olsun ki verdiğim sözde
durdum. Ya Emirel Müminin! Artık hükmü İnfaz edebilirsin! Ben hazırım’ dedi
genç.


Orada bulunanlar hayretler
içerisinde böyle bir olaya şahit olmuşlardı. Bu gencin kendisinden tamamen ümit
kesildiği bir sırada koşarcasına ölüme gelmesi onları tarifi imkânsız bir
taaccüp ve hayranlık içerisinde bırakmıştı. Herkes takdirle şöyle diyordu:


Mümin dediğin böyle olmalı, ucunda
ölüm bile olsa sözünde durmalı.


Hz. Ömer gence ‘kurtulmuştun seni
getiren ne oldu’ diye sorar.


Genç, ‘Mümin olan sözünde durur,
ahdine vefa gösterir. Geldiğime hayret ediyorsunuz. Elbette gelecektim! Ben,
Dünyada ahde vefa kalmadı, peygamberin ümmeti sözünde durmuyor’ sözünü söyletir
miyim? dedi.


Bu arada Ebu Zerr'ın tanımadığı
bir adama canı pahasına kefil olması da son derece hayret verici bir olaydı.
Ona da bu genci tanıyıp tanımadığım ve nasıl böyle bir kefilliği kabul ettiğini
sordu Hz. Ömer. Ebu Zerr, hayır bu genci tanımıyordum. Lakin bu olay duyulur da
çaresiz kalmış bir kimsenin işini görmemek, üstelik bana güvendiği halde onu
yüzüstü bırakmak doğru muydu? Hem, ben bu teklifi kabul etmeyip ‘Bu dünyada
fazilet diye bir şey kalmamış, peygamberin ümmeti birbirine güvenmiyor bir hale
gelmiş’ dedirtir miyim? dedi.


Gerçekten de son derece duygusal
bir ortam oluşmuştu. Bu olaylar ve sözler gözlerinin önünde cereyan eden
öldürülen adamın çocukları da yumuşamış, duygulanmış ve merhamete gelmişlerdi.
Bunun üzerine onlar da davalarından vazgeçerek kısas istemediklerini
söylediler. Onlara neden bundan vazgeçtiniz diye soruldu. 


Onlar biz de; ‘Dünyada insanlık
kalmadı, Peygamberin ümmetinin üzerine öyle bir zaman gelmiş birbirilerini
affetmiyorlar’ dedirtmeyiz dediler.


Bu muhteşem tablo, orada bulunan
herkesi son derece duygulandırmıştı. Herkes üzüntüden kurtulmuş hüzün, yerini
tarifi imkânsız bir sevince bırakmıştı. Helalleştiler, kucaklaştılar. Böylece
arkalarında insanlığa bir ibret levhası bıraktılar. Emin olan bir peygamberin ümmeti olarak bizler de bir birimizi
güvenmeliyiz.”


Ne muhteşem bir ümmet, anlayış ve insanlık tablosu! “Öyle bir
zaman gelmiş ki; ‘Peygamberin ümmetinden olanlar birbirine güvenmiyor’
dedirtmem” “Öyle bir zaman gelmiş ki; ‘Peygamberin ümmetinden olanlar
birbirlerini affetmiyor’ dedirtmem” Şimdi asrımıza dönüp kendimizi gözden
geçirip sorgulayalım. “Emin olan bir Peygamberin ümmeti olarak nerden nereye?”


 


Evet, günümüze dönersek, bugün kim kime güvenebilir(!) Emin
olan bir Peygamberin ümmetinden olan bizler, birbirimize ne kadar güvenebiliyor
ve kefil olabiliyoruz.


Bir mü'minin
sözü başka bir teminat veya kefil gerektiriyorsa,
o mü'minin
iman algısında bir yanlış, islamı yaşama noktasında bir problem vardır(!)


 


Böylesi bir anlayışa sahip olan bireylerden oluşan toplumda
da birbirinden büyük problemlerin ard ard çıkması olağanlaşır. Günümüzde de
olduğu gibi. 


Maalesef öyle bir zaman gelmiş ki Peygamberin ümmetinden
olanlar birbirine güvenmiyor(!) Birbirlerine güvenmeyenlerden 'Ümmet' olur mu,
olmaz mı ‘bilmiyorum’ ama bu ateş çemberinden kurtulmamız için birbirine
güvenen ve birbirlerini affedebilen bireylere muhtaç olduğumuzu biliyorum… Birbirine
güvenen ve birbirlerini affedebilen bireylerden oluşan bir ümmeti oluşturabilenlere
veya bu oluşuma önayak olanlara ne mutlu!

{ OHAK-DER YKB M. Burhan Hedbi }

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/birbirlerine-guvenmeyen-bireylerden-ummet-olur-mu)