# Çok Gezmek mi Anlamak mı?

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/cok-gezmek-mi-anlamak-mi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2011-03-21T14:30:25+02:00
- Güncelleme: 2011-03-21T14:30:25+02:00
- Yazar: MURAT BAĞIŞ
- Kategori: KÖŞE YAZISI
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2025/03/10/cok-gezmek-mi-anlamak-mi-murat-bagis.jpg

Çok Gezmek mi Anlamak mı?


“Kutsal
topraklarda izlenimler”(1)


Çok gezip
gören mi bilir, çok okuyan mı demiş atalarımız. Şüphesiz çok gezen ya da çok
gören olarak verilir cevaplar hep. Görmek öğrenmenin en önemli koşuluydu çünkü.



Gezip görenin
yaşadıklarını okuyandan daha anlamlı hale getirdiği bir gerçektir. Peki, görmek
her şeyi bilmeye yetiyor muydu? Belki de kuru, siyah beyaz öylesine renksiz bir
görmek gözün gördüğünü kalplere, benliklere nakış nakış işliyor muydu?


Hep
gözlerimize, bedenlerimize, zevklerimize hitap etti gezmelerimiz. Bu gezileri
hep dolu bir fotoğraf albümü eşliğinde keşkelerle başlayan cümlelerle andık.
Birkaç gün ayak bileklerimizde bıraktığı ağrı ve bedenimizde meydana getirdiği
yorgunluklarla hafızamızda yer edinen geziler zamanla unutulup gitti. 


Gezip görmek
deyince önce doğal güzellikleriyle, deniziyle, tarihi zenginlikleriyle ön plana
çıkmış mekânlar gelmekteydi yakın zamana kadar akıllara. Zamanla değişen her
şey gibi bakışlar da değişti. Birçok kişinin kafasında oluşturduğu gezilip
görülecek yerlerin listesinde sıralama değişiverdi. 


Her yeri gezip
gördüğümüz gibi kutsal topraklara gidip Mekke ve Medine’yi görelim, başka
yerleri gezeceğimize oraları gezelim” niyetleriyle başlıyor artık umre
programları. Bu niyeti taşıyanların önemli bir çoğunluğunun gençlerden oluşması
aynı zamanda bir sevinç kaynağı. 


Televizyonlardan
duygulanarak hatta kimi zaman gözyaşı dökerek izlediğimiz Allah’ın evi Kabe’yi,
kitaplardan okuduğumuz İslamiyetin doğduğu geliştiği, Peygamberimizin ve
ashabının yaşamlarını sürdürdüğü o toprakları görmek arzusuydu aslında bu
ilginin sebebi.


Umre seyahati
kontenjanlarının adeta aylar öncesinden dolması da insanların kutsal topraklara
gösterdikleri bu ilginin kanıtı aslında. Şüphesiz bu ilgi, oraları görme isteği
çok mutluluk verici muhakkak. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de bu düşünceler
ve iyi niyetlerle kısmet olursa ilk yurt dışı gezimi farklı bir yere değil de
kutsal topraklara yani Mekke ve Medine’ye yapmaya karar vermiştim. Tam da bu
sıralarda gazeteci dostum Nezir Güneş gazeteciler olarak bir umre planlarının olduğunu
söyleyip benim de onlara katılmamı istediğinde hiç düşünmeden tamam dedim.
Gezecek, görecek bizim için hayati önemi olan bir dünyayla yüz yüze gelecektik.
İzlediklerimiz, okuduklarımız, bildiklerimiz gözlerimizde ve yüreğimizde
yeniden hayat bulacaktı.


Oysa bir
şeyler eksikti yüreğimde. Bir boşluk, bir noksanlık vardı sanki bende.  


Fiziki olarak
hayallerimdeki mekânları görecek olmanın heyecanını ve hazzını yaşarken, manevi
olarak aynı oranda heyecanlanamıyordum sanki. Bir arkadaş ortamında konu
açılınca duygularımı anlatıp, içimdeki tarif edemediğim bu eksiklik ve
boşluktan bahsettim. “Önce gezmek değil, anlamak lazım” dedi arkadaşım. “Anladıkça
hislenir, heyecanlanır insan. Neyi niçin yaptığını bilen ve kendini bütün
bedeni ve benliğiyle yaptığı işe özümseten insan lezzet alır yaptığından” şeklinde
devam etti sözlerine. Ardından bana iki kitap önerisinde bulundu. Bu kitaplar
Ali Şeraiti ve Mustafa İslamoğlu’nun hac ile ilgili kitaplarıydı. Arkadaşım iddialı
bir şekilde bu kitaplar okunmadan kutsal topraklara yapılacak olan
yolculukların bir yanının mutlaka eksik ve anlamsız kalacağını da sözlerine
ekledi.


Hemen iki
kitabı da temin ettim. Henüz o topraklara doğru yola çıkmadan Ali Şeriati’nin
Hac isimli kitabından başladım kutsal yolculuğa. Daha ilk sayfalarda başladı
kutsal topraklara dair beynimdeki ve yüreğimdeki değişim ve dönüşüm.


Sanki kitabı
okumuyor, adeta sayfaları çevirdikçe adım adım kutsal toraklara yürüyordum.
Elimi nereye uzatsam yanıyordum. Gözlerimi nereye çevirsem Hazreti Adem’in,
Hazreti İbrahim’in, Hacer’n, İsmail’in Hazreti Peygamberimizin gözyaşlarına
tanık oluyordum. 


Mustafa
İslamoğlu’nun kitabını da yolda bir solukta okudum. Oralara girmeden daha mana
yüklü ikinci yolculuğu yaptırmıştı bana Mustafa İslamoğlu. İhramdan tavafa, Safadan
Merveye yapılan Hacerce koşturmacadan İsmailce sabıra ve saflığa, kadar her
şeyi yaşamadan yaşıyordum.


Bu duygularla
önceki gün ayak bastık kutsal ve derin anlam taşıyan bu topraklara. Bu
topraklara ayak bastığım andan itibaren yapılan her hareketin söylenen her
sözün anlamını taşıdığı derin manayı anlayınca her hareketle farklı bir
heyecana kapılmaya başladım.


Bütün bunların
üstüne anladım ki ne çok okumakta ne de çok gezip görmekteymiş marifet.
Anlamakmış işin sırrı ve hikmeti.


Ve yine
anladım ki dünyaya ait her şeyi sevdiğimiz ve değer verdiğimiz ne varsa
ardımızda bırakıp iki parça ihramla Allah’ın huzuruna çıkılmadan, bir pervane
gibi yana yana tavaf yapılmadan, dağları tepeleri Hacerce koşup aşmadan, Safa
ve Merve arasında koştururken çaresiz Hacer’i ve susuzluktan dudakları çatlamış
İsmail’i anlamadan, Hacerülesvede her dokunulduğunda ve öpüldüğünde Resulullah’ın
o taşa değen o mübarek elleri ve yüzünün sıcaklığı hissedilmeden, Mekke’ye ayak
basıldığı anda tarihi yeniden yaşamadan kutsal topraklara yapılan yolculukların
hep bir tarafı eksik kalacaktır. 


Bu kutsal
topraklarda bulunacağımız iki hafta süre boyunca hissettiklerimi sizlerle
paylaşmaya devam edeceğim. 


Yeniden
görüşmek dileğiyle


 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/cok-gezmek-mi-anlamak-mi)