# ‘Çözüm’ Yazılarıma Eleştiriler

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/cozum-yazilarima-elestiriler
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-12-09T17:59:53+02:00
- Güncelleme: 2014-12-09T17:59:53+02:00
- Yazar: ALTAN TAN
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Peşpeşe yayınlanan ‘Kürtler, Dindarlar,
Sekülerler’, ‘Çözümsüz Çözüm Projeleri’ ve ‘Nasıl Bir Çözüm’ başlıklı
yazılarımla ilgili birçok yorum ve eleştiri aldım.
Türkiye’de maalesef çokça rastlanılan
amigovari övgülerle terbiye dışı sövgüleri bir tarafa bırakacak olursak nezaket
kuralları içinde yapılan her değerlendirme kıymetlidir ve mutlaka dikkate
alınmalıdır görüşündeyim.
Yazılarımda Türkiye Kürtlerinin ezici
çoğunluğunun demokratik bir cumhuriyette Türklerle birlikte yaşamaktan yana
olduğunu ve;
1.Ana dilde eğitim (Radyo, TV, gazete, dergi,
kitap, müzik, kaset, camide vaaz, köy-kasaba, şehir adlarının iadesi…)
2.Kürtçenin kamusal alanda kullanılması
(2.resmi dil)
3.Bölgesel yönetim (etnik, dini, mezhebi
değil coğrafi olarak)
taleplerinin olduğunu yazmıştım.
Kemalist cumhuriyetin ilk yıllarından
itibaren laikçi ulus devlet paradigmasının baskı, inkar ve asimilasyona dayanan
‘Tekçi’ anlayışının iflas ettiğini;
Gülen Cemaati’nin PKK’siz Çözüm Projesinin
de; AKP’nin Kürtlerin kamusal haklarını öteleyen; PKK’yi dağdan indirmeye
yönelik güvenlik öncelikli; süreci uzatan, içini boşaltan ve çürüten
siyasetinin de sonuca ulaşmayacağının altını çizmiştim. 
AKP Hükümeti’nin asıl amacının silahların
susturulması olmasından dolayı tek muhatap olarak PKK’yi (İmralı-Kandil)
almasının; Kürt sorununun çözümündeesas olarak Kürtlerin bireysel ve kamusal
haklarının tanınmasını savunan PKK dışındaki laik, sol, sosyalist, milliyetçi,
İslamcı… Kürtler  ile İslamcı Türklerin,
tek muhatabın PKK olması halinde Kürt siyasetinin tekleşeceği ve
otoriterleşeceğini iddia edenyoğun eleştirilerine maruz kaldığını belirtmiştim.

Gülen Cemaati mensupları ise KCK
operasyonlarında kendilerine sempati duyan emniyet ve yargı mensuplarının
(polis-savcı-hakim) görev almış olabileceğini ancak ‘Hizmet’in’ organik olarak
KCK operasyonları ile bir ilişkisinin olmadığını ve ne yapılmışsa bizzat Tayyip
Erdoğan’ın bilgisi ve onayı dahilinde yapıldığını iddia ediyorlar.
AKP’liler de ‘güvenlik’ sağlandıktan
(silahlar sustuktan) sonra demokratikleşmeden asla vazgeçmeyeceklerini, yüz
yıllık sorunların bir anda halledilemeyeceğini (12 yıldır iktidardalar, bir
yılda değilse kaç yılda?), bunun bir zaman ve zemin işi olduğunu söylüyorlar.
Cemaat ve AKP’nin birlikte dillendirdikleri
bir diğer eleştiri konusu da PKK ile ilgili.
Bu çevreler,Kürtlerin büyük bir çoğunluğunun
demokratik/demokratikleştirmiş bir Türkiye’de birlikte yaşamaktan yana oldukları
tespitinin doğru olduğunu, ancak PKK’nin geçmişteki ayrılıkçı ‘Sosyalist Bağımsız
Kürdistan’paradigmasını sürekli olarak yedeğinde tuttuğunu, bugün ise yol
kesmeler, şehirlerde adam öldürmeler, barikat kurmalar, iş adamlarını dağa
çağırarak vergi adı altında haraç almalar gibi uygulamalarla kendinden
başkasına hayat hakkı tanımayan bir yönetim anlayışınıbenimsediğini öne
sürüyorlar.
PKK’nin ‘Demokratik Özerklik’ ile de aslında dağdaki
gerillalarının ‘öz savunma gücü’ adı altında silahlarıyla şehirlere indiği bir
sistemi kastettiğini, böyle bir durumun ise tekçi ve otoriter PKK siyasetinin
elinde felaket olacağını belirtiyor, bu yönüyle PKK siyasetinin de yazımda
belirttiğim ‘Çözümsüz Çözüm Projeleri’ne dahil edilmesi gerektiğini
söylüyorlar.
Yazımın başında da belirttiğim gibi seviyeli
eleştirilerin tamamı önemlidir ve mutlaka dikkate alınarak yanıtlanmalıdır. 
Ancak yukarıdaki eleştirilerin ne kadarı
haklı, ne kadarı haksız, ne kadarı eksik ne kadarı yanlış tek tek cevap vermek
yerine kendi görüşlerimi ortaya koymamın daha doğru bir yöntem olacağı
kanaatindeyim. 
Bu çerçevede Kürt sorununda gelmiş olduğumuz
nokta itibariyle; 
1.   
Laikçi ulusalcıların ‘Baskı-İnkar ve
Asimilasyon’ siyasetlerinde ‘inkar’ dönemi bitmiştir. 
Ancak
1930 ve 1980’li yıllarla kıyas edildiğinde çok önemli oranda azalmış olmakla
birlikte ‘baskı’ halen de sürmekte, asimilasyon ise daha modern ve ince bir
şekilde bütün hızıyla devam etmektedir.
2.   
Ortadoğu’nun ve Kürt siyasetinin en önemli
siyasi aktörlerinden biri olan PKK’yi yok ederek veya yok sayarak PKK’siz bir
çözüm mümkün değildir. 
Böyle
bir siyaset vahim olayların yaşanmasına neden olacak ve sorunun daha da içinden
çıkılmaz bir hale gelmesinden başka bir işe yaramayacaktır. 
3.   
‘PKK’yi İmralı ve Kandil üzerinden ‘ikna’
edeyim, silahları susturayım, süreci uzatayım, HDP’yi de Kandil-İmralı-Hükümet arasında
postacı seviyesine indirerek Kürtleri uyutayım, seçimleri atlatayım, canımı
kurtarayım sonra da ne yapılabilir bir bakayım siyaseti günü kurtarmaktan başka
bir işe yaramaz, yanlıştır, yürütülemez/sürdürülemez. 
4.   
PKK, Hizbullah, Gülen Cemaati, AKP, Devlet…
farketmeden hangi örgüt, parti veya kuruluş olursa olsun tekçi, otoriter ve
baskıcı yöntemler asla tasvip edilemez, meşru görülemez, bu gibi yönetimler insanlara
mutluluk da vermez.
Silahla
kurulan otorite ve baskı silah ortadan kalktığı an yerle bir olur.
Bunun
en büyük örneği CHP’nin 1923’ten 1946’ya kadar kurduğu tek parti iktidarıdır. 
1946’dan
bu yana CHP tek başına iktidara gelebilecek bir oy alamamıştır.
Bundan sonra da en
azından yakın bir gelecekte böyle bir ihtimal gözükmemektedir.
Ortadoğu yüzyıl sonra yeniden
şekillenmektedir. 
Kürt siyasetinin de tüm din, mezhep, etnisite
ve ideolojilere saygılı, halka güven verici, adil ve gerçekten çoğulcu,
demokratik bir anlayışı benimseme mecburiyeti vardır.
Tekçi ve otoriter siyasetler yüz yıldır
çekilen acıların devam etmesinden başka birşeye yaramayacaktır. 
Kürt siyaseti ve siyasetçileri dar alanda
tekçi iktidar denemeleri yerine ortaya koyacakları samimi, demokratik pratikle
Ortadoğu’nun bu perişan haline bir ümit ışığı olabilmelidir!

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/cozum-yazilarima-elestiriler)