# Değişime Öncü Olmak Zordur!

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/degisime-oncu-olmak-zordur
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2010-08-18T15:55:05+03:00
- Güncelleme: 2010-08-18T15:55:00+03:00
- Yazar: NEZİR GÜNEŞ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Bugünkü yazıma normal şartlar altında içinde bulunduğumuz, hareketlilikten dolayı es geçtiğimiz veya gözümüzden kaçan ilimizdeki güzelliklere değinmek istiyorum. 

         Sizlere bugün ne siyasetin iç yüzünü, ne yerel yönetimlerin hantallığını ne de bürokratik yozlaşmalar gibi gündemimizi alıkoyan konuları paylaşmayacağım. Tabii güzellikler derken hali ile belediyemizin de güzel çalışmaları oluyor, siyasette bir değişim rüzgarı esiyor ve Mardin adına da güzel çalışmalara imzalar atılıyor. Ama ben bunların da ötesinde sizlerle bölgemizdeki değişimin öncülüğünü soyunan ve başarılı bir şekilde bunu harekete dönüştüren Dicle Kalkınma Ajansı ve başındaki Sayın Abdullah Erin Bey’i konuşmak istedim.

         Yazıya geçmeden önce bölgenin gerçeklerinden olan feodal yapı ile ilgili bir iki tespitte bulunmak istiyorum. Zamanında bölgedeki aşiret reisleri çok geniş imkânlara sahip olduklarından feodal yapılarını cumhuriyet dönemi ile birlikte de muhafaza etmek için ellerinden geldiği kadar mücadele etmiş siyaset yoluyla varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu mücadelede de feodal yapıyı bitirmek isteyen devlete karşı yine devlet görevlilerini kullanmışlardır. 

         Diğer illerde olduğu gibi Mardin’de de bu gerçek hep bu şekilde devam etmiştir. Günümüzde çözülmeye ve gevşemeye başlayan sistemde bu insanların eğitimsizlik ve yoksulluktan dolayı kötü niyetli kişilerin maşası olmasını önlemek için öncelikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da devlet eliyle yatırımlara ağırlık verilmesi, daha sonra özel sektörün devreye sokulması düşüncesi rahmetli Turgut Özal döneminde uygulanmaya çalışılmış ama uygulamalarda yapılan ciddi yanlış ve hatalarla birlikte denetim eksikliği yüzünden bölge bir yatırım çöplüğü haline gelmişti.

         Çuvallarla dağıtılan teşvik ve kredileri almak için her yerde fabrika inşaatları mantar gibi boy göstermiş ama ne yazık ki işin ehline verilmeyen bu kaynaklarla yapılan yatırımların hepsi açıldıkları gibi bir bir kapılarına kilit vurulmuştu. Rahmetli Özal, halkın refah düzeyini artırmak ve feodal yapının önüne geçmek için başlattığı bu projeler ise yanlış uygulamalar sonucunda rafa kaldırılmak zorunda kalmış ve bölge üzerindeki olumsuz intiba ise daha da artmıştı. Ne de olsa birilerine göre bölge insanı bir şey beceremiyordu. Bu süreçte fakir ve yoksul olan halka daha da fakirleşmiş. Batıya göç artmış ve bölge adeta kaderine terk edilmişti. Huzur ve güven ortamı ise tamamen ortadan kalkmıştı. 

         Konuya bu açıdan bakan siyasi irade bu sefer yöredeki sorunların toptan çözümü için işsizlik sorununu mutlak surette çözüp ekonomik yönden kendi ayakları üzerinde durabilen insan sayısını çoğaltmaları yönünde görüş birliğine varınca bu sefer buna çözüm getirecek sihirli bir değnek aranmaya başlandı. 

         İşte Mardin, Şırnak, Siirt ve Batman’da bu sihirli değneğin ismi DİKA oldu. Siyasi iradenin büyük umutlarla yerel dinamikleri de içine alarak hayata geçirdiği DİKA şimdilik bölgenin tek umut kapısı olmuş durumda. 

         Bölgedeki sorun ve sıkıntılara kökten çözüm bulmak için birbirinden farklı görüş ve düşünceye sahip dört ilin valilerini, belediye başkanlarını, ticaret ve sanayi odaları başkanlarını ve meclis başkanlarını tek potada birleştiren DİKA, kendisine öncelikli olarak bölgedeki değişimin öncülüğü görevini üstlenmiş durumda. 


Değişim, tedavi sürecidir 

         Konularında uzman kişilerden destek alarak ve birebir saha çalışması sonucunda hazırladıkları fizibilite çalışmaları ile adeta bölgenin röntgenini çekerek işe başlayan DİKA, hayata geçirdiği toplumsal değişim için şimdilerde bu röntgeni okuyarak tahlil ve tedavi yöntemleri üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. 

         Değişim, bir toplumun hastalıklı haldeyken kendisine verilen tedavi sonucunda sağlığına yeniden kavuşması sonucudur. Kesinlikle bir yıkım demek değildir bu. Toplumlar, sabit olan ile değişen arasındaki dengeyi kurabildiği ölçüde kendi dinamik kimliğini muhafaza etme şansına sahip olurlar.  Bölgemizin de bireysel düşünme ile feodal kültürden kurtulup yeniden küresel bir medeniyet kimliğine kavuşması, refah düzeyi yüksek bir yaşam standardını yakalaması, değişimin nesnesi değil, öznesi olmamıza bağlı. Bizler istediğimiz şekilde değişemezsek unutmayalım ki başkalarının istedikleri doğrultusunda değişmek zorunda kalacağız. Değişim ile geleneklerimiz arasında da sert bir duvar örmemize de gerek yok. Geleneklerimizin köklü birlikteliğine sahip çıkarak değişelim. Her çağa göre değişmeyelim, çağı kendimize göre değiştirelim. Yıllarca bize değişim güzel bir şeydir dedikleri için ne değişimin mantığını doğru anlayabildik, ne de değişime kendi hür irademizle bir istikamet kazandırabildik. Değişimi ya bilmeden kabulleniyor ya da reddediyorduk. Her iki durumda da tavrımızı kendi değer yargılarımızdan çok, değişimin kendisi belirliyordu. Ama bu süreçte DİKA’nın önümüze koyduğu değişim reçetesini doğru okuyup, doğru bir şekilde hayata geçirebilmemiz halinde DİKA’nın bize sunduğu değişim ağacındaki nimetlerinden faydalanmış olacağız. 

         Cumhuriyet tarihinden beri bölgemizde uygulamaya konan değişim modellerinin hepsi, tepeden inmeci ve bölgenin kırmızıçizgileri ile değerlerini göz önünde bulundurmadığından bölgemiz ne gelişebildi, ne de sorunlara çözüm bulunabildi. 

         Bu değişim senaryoları sayesinde devlet ile millet arasında büyük uçurumların meydana gelmesine yol açtı. Bu köksüz değişim krizinin sancılarını ise bölge halkı olarak halen çekiyoruz.  

         Tam bu noktada DİKA’nın istediği bu süreci tersyüz edecek bir değişim programı ile ekonomik kalkınmayı ve sosyal başarıyı sağlamak.

         Ağırlığından dolayı hiç kimsenin güç ve cesaret edemediği kayaların altına elini altına koyma ve oynatma azmini gösteren Sayın Erin, sizin de bildiğiniz gibi gelişmek de değişmek de zordur. Değişmeden gelişmek mümkün değil, yıllarca yapıldığı gibi makyaj yaparak da değişim olmuyor. Değişim yeni doğan bir bebeğe benzer. Bebeğin doğumu ile değişim olmuş sayılmaz. Önemli olan sizin bu bebeği en iyi şekilde büyütmeniz. Değişimdeki ısrarlı tavrınız sayesinde insanımız yavaş yavaş bir bilinçlenme sürecine girdi. Bu bilinçlenmenin beraberinde hayal bile edilemeyecek değişimleri getireceğine inanıyorum.

         Kendilerine “Neden değişmek zorundayız?” sorusunu sormaya cesaret edemeyenleri bile değiştirmeye başlamış olmanız 10 -20 yıl sonraki geleceğimiz için bile bir değişim feneri yakmış olduğunuzun göstergesidir bence. 

         Bu anlamda Abdullah Erin ve ekibine Ramazan ayında olmamız hasebi ile bir hadisle gönderme de bulunmak istiyorum.

         Selemeoğulları Ensar'dan bir gruptur. Yurtları Medine'nin bir kenarında idi. Mescid-i Nebevî'ye de uzak olduğu için gelip gitmede zorluk çekiyorlardı. Bunun için eski yurtlarını bırakarak yakın bir yere yerleşmeyi düşündüler. Bunun üzerine durumlarını Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimiz'e arz ettiklerinde buyurdu ki: 

         “Ayak izleriniz sevap olarak yazılıyor.”

         Selemeoğulları yerlerinde kalmaya karar verdiler. (Tirmizî)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/degisime-oncu-olmak-zordur)